İstanbul'un Fethi ile ilgili Şiirler

Belirli Gün ve Haftalar bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    İstanbulun Fethi Şiirleri - İstanbul'un Fethi ile ilgili Şiir

    İstanbul'un Fethi

    Aştık geçilmez dağlar üstünden
    Öyle vakur, öyle heybetli
    Vardık ot bitmeyen vadilere
    Ayağımız değdi yeşerdi!

    Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
    Yıktı köhneliğini orta zamanın
    Zamanın karanlığı ortasında
    Şimşek örneği parlayan kılıcımız
    Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
    Eskilik, karanlık düşüverince yere,
    Dağlar, denizler misali,
    Yol verdi gemilere!

    Sustu kulakları tırmalayan çan;
    Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!

    İbrahim MİNNETOĞLU

    Fetih Marşı
    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...

    Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...
    Senin de destanını okuyalım ezberden...
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

    Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
    Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
    Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
    Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

    Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
    Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...

    Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Arif Nihat ASYA

    BİZANS GÖRÜNDÜ KARŞIDAN
    Geldik surların önüne,
    İçimizde garip bir sevinç
    Tamamlamışız vuslatın tadını
    Böyle hiç.

    Yeditepe kardeş kardeş gülümser,
    Boğaz’ın mavi rüzgârları,
    Bir esinti sarhoşluğu içinde
    İstanbul sizin der.

    Elbet bizim olacak İstanbul,
    İnanmışız,
    Denizlerden, dağlardan, ovalardan gelen
    Bu nurlu bahar içinde yıkanmışız.

    Temiz ellerimizde açacak,
    İstanbul çiçek çiçek.
    Şimdi surlar önünde dalgalanan bayrak,
    Yarın Bizans göklerine yükselecek.

    Arif Hikmet PAR

    Fetih Zamanı
    Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
    Bir türkü, Ortaasya’dan beri duymuşuz.
    Anamızın sütünden bayraklara kadar
    Yüce fetihle büyümüşüz.

    Yakmış gecemizi yıldızlar
    Burçlardan yana uyanmışız.
    Bir yazı gibi tepeler alnında
    Yazılmışız, silinmişiz.

    Nur ile kuvvet ile aşk ile
    Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
    Görmüşüz suretini güzelliğin
    Koca feleklere görünmüşüz.

    Cihanın yarısı gök;
    Önünde şehit şehit durmuşuz,
    Cihanın yarısı İstanbul
    Almışız.

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

    Canım İstanbul
    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...

    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle Istanbul'da bul!

    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.

    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.

    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,

    İstanbul,
    İstanbul...

    Necip Fazıl KISAKÜREK

    İstanbul Destanı
    ...var ki İSTANBUL /...yok ki İSTANBUL

    Sana bilmem hangi yönden bakayım
    Gece başka gündüz başka güzelsin
    Kâinatta eşsiz tek ve özelsin
    Çağlar değiştirdi sevdan İSTANBUL

    Efendimiz malum ezelden tanır
    Binlercesi şehrin can kıskanır
    Sinende yaşayan cennettir sanır
    Cihanda emsalin yok ki İSTANBUL

    Kalbini son defa fethedenlere
    Elveda deyip de gitmeyenlere
    İmkân bulamayıp gelmeyenlere
    Engin hoşgörünle kızma İSTANBUL

    Kâbe-i ziyaretgâhların vardır
    Şühedadan namazgâhların yardır
    Âlem-i insanlar çok arzu-dardır
    Sevenin koynunda sar ki İSTANBUL

    Köklü medeniyetlerin evisin
    Tarihler boyunca ananevisin
    Mukaddesatını yâd el de bilsin
    Sırr-ı nikabını aç ki İSTANBUL

    Her dinin mensubu ibadet eder
    Havra Kilise ve Cami’ye gider
    O insanlar gönül diliyle ne der
    Sessiz niyetleri duy ki İSTANBUL

    Tüm insanlar âlâ şeyler yazmışlar
    Anlatacak bir söz bırakmamışlar
    Nesillere misal hep taşımışlar
    Ölçülmez değerin var ki İSTANBUL

    Arz ile deniz ve mehtap bakıyor
    Gerçek yıldızlardan taçlar takıyor
    Her gönülde sevdan ataş yakıyor
    Türlü dillerdesin bil ki İSTANBUL

    Elbet ben de bir gün gelir geçerim
    İlahi yasaya ben de naçarım
    Yardan ya da senden vaz mı geçerim?
    Bir eser de benden al ki İSTANBUL

    Çınlar Cami’lerden ezan(ı)salası
    Yıkar nefisleri def-i belası
    Zeki'midir sanki tek müptelası
    Eyyüb Sultan başta say ki İSTANBUL

    Zeki İ.KIZILIŞIK