İstanbul Şiirleri - İstanbul ile ilgili Şiirler

Şiirler bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    İstanbul Şiirleri - İstanbul ilgili Şiirler

    İstanbul’u Dinliyorum

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor derken
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı.
    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
    Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul’u dinliyorum.

    Orhan Veli KANIK

    İstanbul'u Fetheden Yeniçeriye Gazel
    Pençe-i Âlî`deki şemşîr aşkına
    Gülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına
    Ey leşker-i müfettihü`l-ebvâb vur bugün
    Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına
    Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün
    Gelmiş bu şehsüvâr-i cihângîr aşkına
    Düşsün çelengi Rûm`un, eğilsün ser-i Firenk
    Vur Türk`ü gönderen yed-i takdîr aşkına
    Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
    Fecr-i hücûm içindeki tekbîr aşkına

    Yahya Kemal Beyatlı

    Canım İstanbul
    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...
    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihingözleri var, surlarda delik delik; Boğaz Köprüsü
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul`da bul!.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler....
    Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Boğaz Köprüsü

    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul…

    Necip Fazıl KISAKÜREK

    İstanbul Türküsü
    İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
    Bir garip Orhan Veli’yim;
    Veli’nin oğluyum,
    Tarifsiz kederler içinde. Gün Batımı ve İstanbul
    Urumelihisarı’na oturmuşum,
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

    “İstanbul’un mermer taşları;
    Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
    Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
    Edalı’m,
    Senin yüzünden bu halim.”
    “İstanbul’un orta yeri sinema;
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
    El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
    Sevdalı’m,
    Boynuna vebalim!”

    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
    Bir fakir Orhan Veli;
    Veli’nin oğlu,
    Tarifsiz kederler içindeyim.

    Orhan Veli KANIK

    İstanbul
    Benden öncede sana aşık olanlar vardı
    Benden sonrada oldular.
    Ne aşklar yaşandı sende,
    Ne aşklar son buldu yine sende.
    Hiçbir güzel senin kadar sevdiremedi kendini,
    Hiçbir sevgili unutturamadı seni.
    Rüzgarın birbaşka eser akşamlarında
    Sonbahar bir başka sarıdır yapraklarında
    Yedi tepen gelinlik giyer kışlarında Boğaz Gece Görünüm
    Çiçekler erken açar erik ağaçlarında
    Yazı yaşayamaz olsamda kıyılarında
    Sen benim ilk ve son aşkımsın İSTANBUL.

    Ender ŞAHİN

    Kızkulesi
    Denizin ortasında
    Uykusu kaçmış bir gemi
    Bütün ışıklarını açıyor
    Uzaktan çapkın çapkın
    Göz kırpıyor deniz feneri
    Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya
    Kaçın kurası Üsküdar vapuru Deniz ve Vapur
    Saat başı görücü gönderiyor
    Güvertesinden bir kuşu
    Onunsa derdi başka bambaşka
    Her şairle ayrı
    Adı çıktığından beri

    Ali Asker BARUT