Dinde Rüyalar

Rüya Tabirleri bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    Mısırlılar da, Mezopotamyalılar da, Hititler de, eski İbraniler de ve Keltler de benzer rüyaya yatma biçimlerine sahiptiler. Mısırlılar düş tapınaklarına o kadar önem verirlerdi ki, Konstantin (230-337) düş kehanetini yasakladığında bile bunu sürdürdüler. Mezopotamya’da düş yorumlanması da dahil olmak üzere her türlü kehanet konusunda uzman olan baru vardı.

    Hititler dualarında tanrılarına özellikle kendilerini düşlerinde göstermeleri için yakarırlardı. Bu toplumda apuli adı verilen profesyonel düş görücüler bulunurdu. Apuli, dilimize “yanıtlayıcı” olarak çevrilebilir. Düş tanrıları Zigigu’ydu, Hitit tarihinde bu tanrının adı verilmiş bir rüya yorumu kitabı da yer alır.

    İbraniler düşleri kutsal isteğin bir göstergesi olarak kabul ediyordu. Eski Ahit’in bir çok yerinde Tanrının insanlarla, özellikle Yakup ve Süleyman’la düşler aracılığıyla konuştuğu geçmektedir. Talmud dönemi boyunca hahamlar inananlara dini ve sosyal dersleri öğretmek için düş yorumlarını kullanmıştır. İbranice’de düş sözcüğünün kökeni “görmek” tir. Bu durum peygamberlere neden “görücü” de dendiğini açıklayabilir.

    İsa peygamberin çölde kırk gün kırk gece gezerken rüyalarından güç aldığı söylenir. Ve derler ki; "Şeytan bile bu ruhani transı kesmeye cesaret edememiştir." O yüzden rüyalar, Hıristiyan geleneğinde de önemli bir yer tutarlar.

    Çin’de, Yuan Hanedanı’nın Taocu kültüründe, Lu Tung-pin, sekiz ölümsüzün sonuncusu, düşlerinde çağrılar almış ve değişime uğramıştır. Sekiz ölümsüz aslında insandır, ama Tao’cu yolu yalnızlık içinde ve bencillikten uzak bir biçimde o kadar sıkı izlemişlerdir ki, kendilerine ölümsüzlük bahşedilmiştir. Lu Tung-pin yaşamının korkunç bir biçimde değişeceğini gördüğü bir düşten uyandıktan sonra dünyadan tekrar vazgeçmeye karar vermiştir.

    Aziz Augustine düşleri kendini ve Tanrı’yla ilişkilerini anlamakta bir araç olarak görmüştür. Orta Çağ’ın sonlarına doğru Martin Luther rüyalarını kendini tanımaya, özellikle günahı anlamaya yardım ettiğini belirtmiştir.

    Tanrı’nın düşleri bir araç olarak kullanabileceğine ve kullandığına inanan bir çok insan vardır. Amerika Yerlileri, tıpkı Avustralyalı Aborigineler ve Tibet rahipleri gibi, kendilerine kılavuzluk etsin diye düşleri, hayalleri ve trans durumuna girmeyi kullanmaktadır. Dünyanın ne kadar hızlı ilerlediği düşünülünce, belki de bu, Yüce Ruh için en uygun haberleşme yolu olarak görülebilir. Dikkatimizi Tanrı’ya verebilecek kadar yavaşladığımız tek an uyuduğumuz zamandır.

    Dünyasal yaşam inişli çıkışlı, engebeli ve sarp bir yol izlerken, ruhsal dünya bunun tam tersine düz ve yalın bir yol izlemektedir.

    Gerçek olan bilgelerin felsefesi, bu düz yolu olan ruhsal dünyadır. Bunun tersine faal yaşam sürenler, bu ruhsal ve düz yolu kabul etme cesaretini gösteremedikleri gibi, zihinlerini zevkler,arzular, iş, para ve daha birçok dünyevi şeylerle doldurmuşlardır. Bunların hayal kırıklıkları da çoktur ve diğerlerine oranla daha az rüya görme gibi bir eksikliğin içinde yuvarlanır giderler. Bu da yaşamlarında belki de birçok iyi ya da kötü olayı değiştirme olanağından onları yoksun bırakır.