Kamu Yönetimi Borçlar Hukuku Ders Notları

BORÇLAR HUKUKU DERS NOTLARI
Birinci Kısım
GENEL HÜKÜMLER
Giris
TEMEL BĐLGĐLER
1. BORÇLAR HUKUKUNUN KONUSU VE KAYNAKLARI
I- KONUSU
II- KAYNAKLARI
2. BORÇ, BORÇ ĐLĐSKĐSĐ VE SORUMULULUK KAVRAMLARI
I- BORÇ
Borç sözcüğü çesitli anlamlarla kullanılmaktadır.
_ Dar anlamda borç, bir bakıma sadece para borcunu ifade eder. Diğer taraftan
dar anlamda borç deyimi ile iki kisiden birinin diğerine karsı yerine getirmekle
yükümlü bulunduğu bir davranısı ifade eder.
_ Genis anlamda borç, alacaklı ve borçlu diye isimlendirilen iki taraf arasında
doğmus veya kurulmus olan hukuki bir bağı ifade eder ki, buna “borç iliskisi”
denilmektedir.
II- BORÇ ĐLĐSKĐSĐ
A) Tanımı
Borç iliskisi, iki taraf arasında kurunla ve taraflardan birini ( borçluyu ) diğerine ( alacaklıya )
karsı belli bir davranıs biçiminde ( edimde ) bulunmakla yükümlü kılan hukuki bir bağdır.
B) Unsurları
1) Alacaklı
Alacaklı, aralarındaki borç iliskisine dayanarak borçludan kendisine bir edimde bulunmasını
istemek yetkisine sahip bulunan taraftır.
2) Borçlu
Borçlu, aralarında ki borç iliskisinden dolayı karsısındaki alacalıya bir edimde bulunma
yükümlülüğü altına girmis olan taraftır.
3) Edim
Edim, aralarındaki borç iliskisi dolayısıyla alacaklının borçludan isteyebileceği, borçlunun da
yerine getirmekle yükümlü olduğu bir davranıs biçimidir.
a) Edim Konusu
Edimin konusu, bir sey vermek, bir sey yapmak veya bir sey yapmamaktır. Edimin
konusunun ahlaka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kisilik hakların aykırı
olmaması aynı zamanda objektif anlamda imkansız olmaması sarttır.
Edimin konusunun belli olması hiç değilse belli edilebilir olması gerekir.
b) Edimin Türleri
i) Olumlu ( Müspet ) Edim
Bir sey vermeye, örneğin bir miktar paranın ödenmesine, satılan malın mülkiyet ve
zilyetliğinin alıcıya geçirilmesine, bir seyin geri verilmesine iliskin edimler ile bir sey
yapmaya, örneğin isçinin isveren bir hizmet görmesine iliskin edimlere olumlu edim denir.
ii) Olumsuz ( Menfi ) Edim
Bir sey yapmamaya, örneğin rekabet yasağı anlasmasından doğan rekabette bulunmaya veya
alacaklı tarafından yapılan bir davranısa katlanmaya iliskin edimlere ise olumsuz edim denir.
iii) Ani ( bir defalık ) Edim
Bir fiil veya birden çok fiillerle bir anda yerine getirilen edimlerdir. Örneğin boyacının
ayakkabıyı boyaması.
iv) Sürekli Edim
Kesintisiz bir fiil veya davranısla ifa edilen, yani belli bir süre borçluyu devamlı bir uyma
( riayet ) yükümü altında bırakan edimdir. Örneğin kira sözlesmesinde kiracının kiralanan
seyi sözlesmede anlasılacak biçimde kullanması.
v) Bölünebilen Edim
Edimin konusu olan seyin niteliğinde veya değerinde esaslı bir değisiklik olmaksızın birbirine
esit birden çok parçalara ayrılabilen edimlerdir. Örnek: Taksitli satıs sözlesmeleri
vi) Bölünemez Edim
Edimin konusu olan seyin niteliğinde veya değerinde esaslı bir değisiklik olmaksızın birbirine
esit birden çok parçalara ayrılması mümkün olmayan edimdir.
C) Kaynakları
“Borç iliskisinin kaynakları” deyimi, iki taraf arsında bir borç iliskisinin doğmasına sebep
olan olguları ifade eder.
1) Hukuki Đslemler ve Sözlesmeler
Hukuki Đslem: Bir kimsenin hukuki bir sonuç elde etmek maksadıyla iradesini açıklaması
demektir.
Sözlesme: Đki tarafın karsılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları sonucunda meydana
gelen ( kurulan ) iki taraflı bir hukuki islemdir.Örnek: Kira sözlesmesi
2) Haksız Fiiller
Haksız Fiil: Haksız fiiller, hukuka aykırı olan, hukuk düzenini hos görmediği ve
yapılmalarına izin vermediği zarar doğurucu fiillerdir. Bu tür fiillerle baskalarına zarar veren
kisiler zararlarını tanzim etmek zorundadırlar. Örnek: Bir kimseyi dövmek, yaralamak
öldürmek, harmanını yakmak.
3) Sebepsiz Zenginlesme
Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin malvarlığının
zararına olarak çoğalması veya azalmaması demektir.
III- SORUMLULUK
A) Tanımı
Bir borç iliskisinde borçlu, alacaklıya karsı belli, bir davranıs biçiminde bulunma, yani
üstlendiği ( taahhüt ettiği ) edimi yerine getirme yükümlülüğü altına girmistir. Borçlu,
üstlendiği, edimini kendi isteğiyle yerine getirmeyecek olursa, hukuk düzeni alacaklıyı
borçlunun malvarlığına el koyabilme imkanının tanımaktadır ki buna sorumluluk diyoruz,
Baska bir deyisli sorumluluk “alacaklının alacağını alabilmek için borçluya ait mal varlığına
cebri icra yoluyla el koyabilmesi yetkisi ve borçlunun bunlara katlanmak zorunda olması”
demektir.
B) Türleri
1) Kisi ile Sorumluluk
Alacaklının alacağını elde edebilmek için doğrudan doğruya borçlunun bizzat kendisine
( sahsına ) el atabilmesi demektir.Örnek: Eski devirlerde alacaklı kisinin borcuna karsı kisinin
vücuduna zarar veriyordu. Gözünü oymak, kulağını kesmek vb.
Bu uygulama zaman yumusatılmıs önce hapis cezasına çevrilmis daha sonra ise hapis cezası
da kaldırılmıstır.
2) Mal ile Sorumluluk
Modern hukuk sistemlerinde borçlu borcunu ifa etmesinden dolayı sahsı ile değil, fakat
malvarlığı ile sorumlu tutulmaktadır.
a) Sınırsız sorumluluk
Borçlunun borcundan dolayı bütün malları ile ( tüm mal varlığı ile ) sorumlu olması demektir.
Bu sistemde haczi caiz olmayan mallar hariç ( borçlunun kendisi ve mesleği için lüzumlu
elbise ve esyasını, ailesine lüzumlu olan yatak takımlarını vb malları haciz edemez )
b) Sınırlı sorumluluk
aa) Belli mallarla sınırlı sorumluluk
bb) Belli miktarla sınırlı sorumluluk
Birinci Bölüm
BORÇ ĐLSKĐSĐNĐN KAYNAKLARI
Birinci Ayrım
Hukuki Sözlesmelerden, Özellikle Sözlesmelerden Doğan Borç Đliskileri
1. HUKUKĐ ĐSLEMLER
I. Tanımı ve Türleri
Hukuki Đslem ( Muamele ): Hukuki bir sonucu elde etmek üzere irade açıklamasında
bulunmaktır.
a. Tek Taraflı Hukuki Đslemler
Bir kimsenin sadece kendi iradesini açıklamasıyla meydana gelen hukuki islemdir.
Örnek: Vasiyet
b. Çok Taraflı Hukuki Đslemeler
2. SÖZLESMELER
I- Tanımı
Sözlesme ( akit, mukavele ), iki tarafın bir hukuki sonucu elde etmek üzere iradelerini
karsılıklı ve birbirine uygun surette açıklamalarıyla olusan bir hukuki islemdir.
II- Türleri
Sözlesmeler borç yüklenen tarafın sayısına göre;
a) Tek tarafa borç yükleyen sözlesmeler
Bu tür sözlesmeler de taraflardan sadece birisi borç altına girmekte, diğer taraf ise borç
yüklenmemekte, bir alacağa sahip olmaktadır. Örneğin bağıslama bu tür sözlesmelerden
biridir.
b) Đki tarafa borç yükleyen sözlesmeler
Bu tür sözlesmeler de ise taraflardan her ikisi de borç altına girmektedirler. Örneğin, satıs,
trampa, kira, eser ve hizmet sözlesmeleri bu tür sözlesmelerdendir.
3. SÖZLESMENĐN KURULMASI
Bir sözlesmenin kurulabilmesi için, karsılıklı ve birbirine uygun surette yapılmıs olan iki
irade açıklamasına ihtiyaç vardır. Bu irade açıklamalarından birine öneri ( icap ), buna cevap
olusturan diğerine ise kabul denir.
I. ÖNERĐ
A) Tanımı
Bir sözlesmenin kurulabilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından zaman itibariyle ilk
öne yapılanına öneri ( icap ), bu açıklamayı yapan tarafa da öneren ( icapçı ) denir.
Öneri, sözlesmenin kurulmasını sağlamak üzere girisimde bulunmak demektir. Bu girisim
yani öneri, taraflardan herhangi birinden gelebilir; örneğin bir hizmet sözlesmesinde öneriyi
isveren de, isçi de yapabilir.
B) Mahiyeti ve Unsurları
_ Öneri, tek yanlı ve karsı tarafa varması gerekli bir irade açıklamasıdır.
_ Önerinin mutlaka da belli bir kisiye yapılması sart değildir; kamuya karsı da
öneride bulunulabilir.Örnek: Mağaza vitrinleri
Yapılan önerinin istenilen hukuki sonucu doğurabilmesi için bir takım unsurları içermesi
gerekir.
_ Öneri sözlesmenin esaslı unsurlarını içermis olmalıdır. Örneğin bir satıs
sözlesmesi yapılmak üzere satıcı tarafından yöneltilen önerinin satısın konusu
olan malı ve satıs bedelini içermesi gerekmektedir. Baska bir deyisle öneri o
kadar tam ve mükemmel olmalıdır ki, karsı tafra hiçbir duraksamaya düsmeden
kabul iradesini açıklayabilsin.
_ Önerinin önerenin bir sözlesme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette”
yansıtması gerekir. Eğer öneride böyle bir nitelik bulunmuyorsa, bu irade
açıklaması öneri değil, bir öneriye davettir. Uygulamada öneriye davet çesitli
seklerde ortaya çıkabilir; örneğin gazetelerde, radyo ve televizyonlarda fiyat
gösterilmeksizin reklamlar, ilanlar yapılması;vitrinlerde fiyatı gösteren etiket
konulmaksızın mal sergilenmesi hep birer “öneriye davet” tir.
Acaba öneren, yapmıs olduğu önerisiyle ne zaman kadar bağlı kalacaktır ?
Borçlar Kanunumuz bu konuyu önerinin “süreli” veya “süresiz” olmasına göre farklı sekilde
düzenlemistir.
C) Öneriden Dönme
Öneren Borçlar Kanunumuzda öngörülen sartlara uymak kaydıyla önerisinden dönebilir.
Önerinin geri alındığı haberi karsı tarafa önerinin varmasından önce veya öneri ile aynı anda
ulasırsa , yahutta öneriden öneri den sonra ulasmıs olmakla beraber karsı taraf önerinin geri
alındığını öneriden önce haber alırsa, öneriden dönülmüs ( rücu edilmis ) yani öneri hiç
yapılmamıs olur.
II. KABUL
A) Tanımı
Kabul, önerenin yapmıs olduğu öneriyi karsı tarafın, ( kabulcünün ) verdiği olumlu cevaptır.
Diğer bir deyisle kabul, karsı tarafın kendisine yapılmıs olan öneri ile tamamen mutabık
olduğuna ( öneriyi bütünüyle benimsediğine ) iliskin tek yanlı ve varması gerekli irade
açıklamasıdır.
B) Mahiyeti ve Unsurları
Kabul, açık ( sarih ) olabileceği gibi örtülü ( zımni ) de olabilir.
Açık ( Sarih ) Kabul
Eğer kabul iradesi açık ve seçik olarak açıklanmıs, yani kullanılan ifade ve sözcüklerden
önerinin kabul edildiği duraksamaya yer vermeyecek sekilde anlasılmakta ise buna açık
( sarih ) kabul denir.
Örtülü ( Zımni ) Kabul
Diğer tarafın öneriyi kabul ettiği açıkça anlasılmamakla beraber, takındığı tavı ve
davranıslarından onun bunu kabul ettiği sonucu çıkarılabiliyorsa, buna da örtülü ( zımni )
kabul denir.Örnek: Karsı taraf önerenin gönderdiği malları tüketir veya onları kullanmaya
baslarsa öneriyi örtülü olarak kabul etmis sayılır.
C) Kabulden Dönme
Öneriden dönmede geçerli olan kurallar kabulden dönme için de geçerlidir.
III. SÖZLESMENĐN KURULDUĞU AN
4. ĐLAN YOLUYLA ÖDÜL SÖZÜ VERME
5. SÖZLESMELERDE SEKĐL
I. KAVRAM
Sekil, iradenin muayyen bir tarzda ( belli biçimde ) veya muayyen vasıtalar ( belli araçlar ) ile
beyan edilmesi ( açıklanması )
II. TÜRLERĐ
Sekil, çesitli ölçütlere göre ayırıma tabi olabilir. Gerçekten doktrinde genellikle kaynaklarına
göre kanuni sekil – iradi sekil; amaçlarına göre ise, geçerlilik sekli – ispat sekli gibi ayrımlara
rastlanmaktadır.
A) Kanuni Sekil – Đradi Sekil
Kanuni ( yasal ) sekil, bizzat kanunun öngördüğü sekildir. Baska bir deyisle, bir sözlesmenin
geçerli surette kurulabilmesi ( meydana gelebilmesi ) için tarafların iradelerini hangi biçimde
açıklamaları gerektiğinin bizzat kanun tarafından belirlenmis olmasıdır.
Đradi sekil ise, kanunun herhangi bir sekle tabi tutmadığı bir sözlesmeyi tarafların kendi istek
ve iradeleriyle bir sekle tabii kılmalarıdır.
B) Geçerlilik Sekli – Đspat Sekli
Geçerlilik sekli bir sözlesmenin geçerli surette kurulabilmesi için uyulması gereken sekildir.
Diğer bir deyisle, eğer bir sözlesme öngörülmüs olan sekle uyularak yapılmadıkça geçerli
olarak doğmayacaksa, bu sekil bir “geçerlilik sekli” dir.
Đspat sekli ise, bir hukuki islemin bir sözlesmenin varlığının kanıtlanması için öngörülen
sekildir. Baska bir deyisle, eğer hukuki bir islemin veya bir sözlesmenin mevcudiyeti ancak
belli bir sekilde ispat edilebilecek ise, bu sekil bir “ispat sekli”dir.
C) Kanuni Geçerlilik Seklinin Türleri
Medeni Kanunumuz ile Borçlar Kanunumuzun geçerlilik sekli olarak öngördüğü sekiller,
“sözlü”, “yazılı”, “resmi” sekiller gibi çesitlidir.
Sözlü sekil yani irade açıklamasının mutlaka sözle yapılması istenen sekil, Borçlar
kanunumuzda olmayıp Medeni Kanunumuzda ve sadece iki hukuki islem hakkında söz
konusudur ki, bunlar;
1. Evlenme sözlesmesi
2. Sözlü Vasiyet
1) Yazılı Sekil
“Yazılı sekil”den maksat, tarafların el yazısıyla, daktilo, bilgisayar, veya baska bir aletle bir
senet ( belge ) düzenleyerek altını imzalamalarıdır.


Yazılı seklin, biri “metin”, diğeri “imza” olmak üzere baslıca iki unsuru vardır.
a) Metin
Metin, tarafların irade açıklamalarını içeren belgedir. Taraflar bu belgede üzerinde karsılıklı
olarak anlasmaya vardıkları hususları belirtirler. Metnin bizzat borçlu veya alacaklı tarafından
kalem alınması sart değildir.
b) Đmza
Yazılı seklin ikinci ve önemli unsuru olan “imza”, bir kimsenin kimliğini belli eden ve
genellikle o kisinin öz adı ile soyadının yazılmasından olusan bir isarettir.Yazılı seklin tam
olabilmesi için metnin borç altına giren kisi tarafından imzalanmalıdır. Ülkemizde imza
atamayanlar imza yerine parmak basma ve mühür kullanmaktadırlar.
2) Resmi Sekil
“Resmi sekil”den maksat, hukuki islemin yetkili resmi bir makam önünde yapılmasıdır.
Bizim hukukumuzda bu makamlar “hakim”, “noter” ve “tapu memuru”dur
III. SEKLE UYMAMANIN SONUÇLARI
Hukuki islem, emredilen sekle uygun surette yapılmadığı takdirde hiçbir hüküm ifade etmez,
yani batıldır. Hakim bu gibi durumlarda tarafların birinin ileri sürmesine gerek olmaksızın
görevi gereği kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
6. SÖZLESMELERĐN YORUMU
7. ĐRADE ĐLE ĐRADE AÇIKLAMASI ARASINDAKĐ UYUMSUZLUK
I. LATĐFE BEYANI
II. ZĐHĐ KAYIT
III. MUVAZAA
A) Kavram
Muvazaa ya da danısıklık bir sözlesmede her iki tarafın iradeleri ile irade açıklamaları arsında
bilerek ve istenerek, yani kasten yaratılmıs uyumsuzluktur.Baska bir deyisle, “bir beyanın
karsı tarafın da muvafakiyetiyle yalnız görünürde ( zahiren ) yapılmasına, yani beyan edilen
seyin istenilen sey olmadığı hususunda tarafların uyusmus bulunmalarına muvazaa, bu sekilde
yapılmıs muameleye de muvazaalı muamele adı verilir.
B) Türleri
Muvazaanın baslıca iki türü vardır: Mutlak muvazaa ( adi muvazaa ) ve nispi muvazaa
( mevsuf muvazaa ).
Mutlak Muvazaa
Taraflar gerçekte hiçbir islem yapmadıkları halde, baskalarına karsı sanki bir hukuki islem
yapmıs gibi görünmek anlasılır.
Örnek: Bir tacirin, mali durumu kötülesen bir tacir arkadasının ticari itibarını yükseltmek
amacıyla sanki borçlu imis gibi ona borç senedi ( bono ) vermesi gidi islemler de mutlak
( adi ) muvazaa söz konusudur.
Nisbi Muvazaa
Taraflar aralarında yaptıkları gerçek hukuki islemi görünürdeki islemin arkasına gizlemek,
yani sanki görünürdeki hukuki islemi yapmıs gibi görünmek konusunda anlasırlar.
Örnek:Bir satıcının çok sevdiği çalısma arkadasına altın bir kolye bağıslamak istediği halde
sırf karısı ile arasının bozulmaması için arkadasıyla anlasarak aralarında bir satım sözlesmesi
yaparsa bu bir nisbi muvazaadır.
C) Hükümleri
Görünürdeki Đslem:Tarafların baskalarını aldatmak, gerçek iradelerini onlardan saklamak
maksadıyla yaptıkları islemdir ki, buna görünürdeki islem denir.
Gizli Đslem: Nisbi muvazaada ise bu isleme ek olarak tarafların görünürdeki islemin arkasına
sakladıkları gerçek islem vardır.
Görünürdeki islem hükümsüz olup bu hükümsüzlük kural olarak bütün üçüncü kisilere karsı
ileri sürülebilir ancak kanunumuz bu konuya da bazı istisnalar getirmistir.
Gizli islem ise geçerlidir. Ancak bunun içinde, gizli islemin kanunun emrettiği sekle uygun
surette yapılmalıdır.
IV. ĐRADE BOZUKLUĞU
Đrade bozukluğu hallerinde, irade ile irade açıklaması arasındaki uyumsuzluk bilmeyerek ve
istemeyerek, yani gayri kasti olarak meydana gelir. Diğer bir deyisle, irade ile irade
açıklaması arasındaki uyumsuzluk ancak kanunda sınırlı olarak belirlenmis olan sebepler
yüzünden meydana gelmis olabilir ki, istenmeyerek ortaya çıkmıs olan bu uyumsuzluk haline
irade bozukluğu ya da irade fesadı denir.
A) Sebepleri
1) Yanılma
Yanılmada ( hatada ) irade ile irade açıklaması arasındaki uyumsuzluk, iradesini açıklayan
tarafın dikkatsizliğinden ileri gelir. Đradesini açıklayan kisi, yeteri kadar dikkat ve özen
göstermediğinden hiç de arzu etmediği ve düsünmediği bir açıklamada bulunmus olur.
Örnek: Bir tacirin 10 ton buğday satın almak istediği halde, yanlıslıkla iradesini 10 ton arpa
alacağı seklinde açıklaması.
2) Aldatma
Aldatmada ( hilede ) bir kimse bir takım yalan dolanlar ve yanıltmalarla bir irade açıklamasın
da bulunmaya yöneltilir. Diğer bir deyisle, bir kimse bir takım yalanlarla kasten yanılgıya
düsürülerek bir sözlesme yapma durumuna getirilir.


Örnek: Altın suyuna batırılmıs bakır bir bilezik gerçek altın bilezikmis ve değerinden çok
ucuza satılıyormus gibi gösterilerek bir kimsenin bunu satın alması sağlanırsa, bu bir
“aldatma” dır.
3) Korkutma
Korkutmada ( ikrah da ) bir kimsenin kendisine veya yakınlarından birine bir zara verileceği
korkusu altında iradesini açıklama zorunda bırakılır. Bu nedenledir ki, açıkladığı irade ile
gerçek iradesi ile uyumsuzluk doğmus olur.
Örnek:Bir kimsenin alnına dayanan tabancıyla öldürülme korkusu altında evini kiraya
vermeye veya tarlasını satmaya zorlamsı hallerinde “kokutma” vardır.
Korkutmanın mevcut sayılabilmesi için;
_ Ciddi olması
_ Derhal gerçeklesebilecek ağır bir tehlike olusturması
_ Korkutulanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kisiliğine malına
yönelik olması
_ Hukuka aykırı olması
_ Korkutulanın o hukuki islemi yapmaya yöneltmis olması sarttır.
B) Hükümleri
Yukarıda gördüğümüz irade bozukluğu hallerinden birinin yani yanılma, aldatma, veya
korkutmanın söz konusu olduğu bir sözlesme, iradesi bozulmus bulunan tarafı bağlamaz,
fakat karsı taraf sözlesmeyle bağlıdır. Diğer bir deyisle irade bozukluğu hallerinin yaptırımı,
tek taraflı bağlamazlıktır.
Đradesi yanılma, aldatma, veya korkutma dolayısıyla bozulmus olan taraf, bu sözlesmeyi iptal
edebilir. Bunun içinde bu yoldaki iptal iradesini, yani sözlesme ile bağlı olmadığını
açıklaması gerekli ve yeterlidir. Ancak kanunumuz bu açıklamayı bir yıllık bir hak düsüm
süresine bağlamıstır.
8. SÖZLESMENĐN KONUSU
9. ASIRI YARARLANMA ( GABĐN )
I. Kavram
Đki tarafa borç yükleyen sözlesmelerde taraflardan birinin darda kalmasından,
düsüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak edimler arasında yaratılan açık
oransızlıktır.
II. Sartları
A) Edimler Arsında Açık Bir Oransızlığın Bulunması
( Objektif Sart )
Örnek: Bir dis hekimini bir dis çekimi için 500 milyon talep etmesi.
B) Açık Oransızlığın Karsı Tarafın Özel Durumundan Yararlanılarak Yaratılması
( Sübjektif Sart )
Edimler arasındaki oransızlığın asırı yararlanma dolayısıyla sözlesmenin iptali imkanının
doğurabilmesi için, belli sebeplerden ileri doğması sarttır. Bu sartlar;
Darda kalma, genellikle bir kimsenin zor durumda bulunması, büyük bir sıkıntı içinde
kalması demektir.
Örnek: Açlıktan ölmek üzere olan bir kisinin çok düsük bir ücretle çalısmaya razı olması.
Düsüncesizlik, bir kimsenin giristiği hukuki islemlerin sonunun düsünmemesi, kendi
menfaatlerini iyi hesaplayamaması, aldatılmaya ve sömürülmeye müsait ( elverisli ) olması
demektir.
Deneyimsizlik, is hayatının gidisini bilmemek veya belli bir isin özelliklerinin gerektirdiği
bilgi düzeyine erisememis olmak demektir.
Örnek: Kendisine hediye edilmis antika bir tablonun değerini anlayamayan bir kimse onu
fiyatının çok altında satarsa karsı taraf onun deneyimsizliğinden yararlanmıs olur.
III. Hükümleri
Borçlar kanunumuz zarara uğramıs ( gabine maruz kalmıs ) olana tek yanlı bir irade
açıklamasıyla sözlesmeyi iptal etme yetkisini tanımaktadır. Asırı yararlanma yüzünden zarara
uğramıs olan taraf, söz konusu sözlesmenin kurulmasından itibaren bir yıl içinde tek yanlı bir
irade açıklamasında bulunarak sözlesmeyle bağlı olmadığını karsı tarafa bildirerek verdiği
seyi geri isteyebilir.
10. TEMSĐL
1. Kavram
Bir hukuki islem genellikle o islemle ilgili olan kimse tarafından bizzat yapılır. Ancak bazı
durumlarda bir hukuki islemi bizzat yapmamızı engelleyen maddi veya hukuki bir takım
engellerin bulunduğu durumlarda, bu islemin bizim tarafımızdan yapılmasını sağlayan
kuruma ihtiyaç vardır. Đste bu “temsil kurumu”dur. Diğer bir deyisle temsil, bir hukuki
islemin bir kimsenin adına ve hesabına bir baskası ( temsilci ) tarafından yapılmasıdır.
Temsil iliskisinde daima üç kisi vardır.
Temsil Olunan
Temsilci Üçüncü Kisi
Temsilci ( Mümessil ): Bir hukuki islemi baskasının adına ve hesabına yapan kimsedir.
Temsil Olunan: Kendi adına ve hesabına bir hukuki islem yapılan bir kimsedir ki, ona temsil
olunan deriz.
Üçüncü Kisi: Temsilci ile o hukuki islemi yapan kimsedir.

2. Türleri
A) Vasıtalı Temsil
Kendisine yetki verilmis olan temsilci, hukuki islemi yaparken üçüncü kisiye onu baskasının
“adına” yapmakta olduğunu söylemez ise burada vasıtalı temsil söz konusu olur.
Örnek: Samsun’daki memur, Ankara’daki arkadasına kendisine uygun bir ev kiralaması için
temsil yetkisi vermistir. Ankara’daki arkadası bu yetkisine dayanarak bir ev kiralar ve bu evi
arkadası adına kiraladığını ev sahibine söylemez ise bu sözlesmeden doğan haklar ve borçlar
temsilciye ait olur. Bu kisi daha sonra söz konusu bu hak ve borcu temsil olunana devreder
kira sözlesmesinin hükümleri ancak bu devirden sonra temsil olunana geçmis olur.
B) Vasıtasız Temsil
Bu temsil türünde ise, kendisine yetki verilmis olan temsilcinin yapmıs olduğu hukuki islemin
hüküm ve sonuçları, yani bütün hak ve borçlar islemin yapıldığı andan itibaren, doğrudan
doğruya “temsil olunana” ait olur. Temsilci bu islemden hiçbir hak kazanmadığı gibi, hiçbir
borç altına da girmez. Đslemin hükümlerinin bastan itibaren temsil olunana ait olması
dolayısıyladır ki, bu tür temsil doğrudan doğruya temsil de denilmektedir.
Vasıtasız temsilin söz konusu olabilmesi için, baslıca iki sartın gerçeklesmesi gereklidir;
1. Temsil Yetkisinin Bulunması
Vasıtasız temsilin birinci sartı, temsilcinin temsil yetkisine sahip bulunmasıdır. Temsilcinin
temsil yetkisi ya kanundan ya da temsil olunanın iradesinden doğmus olabilir. Gerçekten,
velayet altındaki küçükler ile kısıtlanmıs olanları temsil eden kimselerin, yani “veli” ve
“vasi”lerin temsil yetkileri doğrudan doğruya “kanundan” doğmaktadır.
2. Temsil Olunanın Adına Hareket Etme
Vasıtasız temsil yetkisine sahip olabilmesi için, temsilcinin temsil yetkisine sahip bulunması
yeterli değildir; onun ayrıca “temsil olunanın adına hareket etmesi” de gereklidir. O halde
temsilci, hukuki islemi yaparken bunu kendi adına değil, baskasının adına yaptığını, yani
kendisinin temsilci sıfatıyla hareket etmekte olduğunu karsısındaki üçüncü kisiye
bildirecektir. Ancak bu kuralında bazı istisnaları vardır;
Bu istisnalardan birincisi, üçüncü kisinin kendisiyle hukuki islemi yapılmakta olan
kimsenin temsilci olduğunu hal ve durum dan çıkarabilmesidir.
Örnek: Tacir ile bir firmanın arasına “seyyar tüccar memuru” arasında yapılan sözlesme.
Bu istisnalardan ikincisi ise, hukuki islemin temsilci veya temsil olunandan biri ile
yapılmasının üçüncü kisi için önemli olmaması halidir.
Örnek: Bir hizmetlinin bedelini ödeyerek amiri için bir sise mürekkep alması.
Temsilci, baskasının adına ve hesabına hukuki islemler yaparken temsil olunanın iradesini
değil, bizzat kendi iradesini açıklar, ki bu onu haberciden ayırır; zira haberci ( ulak), bir
hukuki islem yapılarken bir tarafın irade açıklamasını diğer tarafa ileten kimsedir.
C) Yetkili Temsil
Temsilciye baskasının adına ve hesabına hukuki islemler yapabilme yetkisi verilmisse yetkili
temsil, verilmemisse yetkisiz temsilden söz edilir.
1) Temsil Yetkisi
a) Kavram
Temsil yetkisi, baskasının adına ve hesabına hukuki bir islem yapabilmek hususunda
temsilciye verilmis olan izindir. Temsil yetkisi ya “kanun” dan ya da temsil olunanın
“irade”sinden doğabilir. Yetki kanundan doğmakta ise, buna kanuni temsil; iradeden
doğmakta ise, ona iradi temsil deriz.
Kanundan doğan temsil yetkisine örnek olarak “veli” ve “vasi”lerin temsil yetkilerini
gösterebiliriz.
Đradi temsil “tek taraflı bir hukuki islemdir”. Temsilcinin, bu yetkiyi kabul ettiğini
bildirmesin, hatta kendisine y6etki verildiğinden haberdar olmasına dahi ihtiyaç yoktur, ki bu,
“temsili” vekaletten ayıran en önemli özelliktir.
b) Sekil
Borçlar Kanunumuzda bu açıklamanın belli bir sekilde yapılacağı konusunda herhangi bir
hüküm yoktur. Bu itibarladır ki, temsil yetkisi sekilsizce verilebilir. Bununla beraber
uygulamada, örneğin bankalarda temsilciden yetkisini gösteren bir belge aranmaktadır. Keza
tapuda yapılacak islemlerde de temsil yetkisini yazılı, hatta noterlikçe resen düzenlenmis
resmi bir belgeyle kanıtlanması gerekmektedir. Temsilcini temsil yetkinsi kanıtlayan bu
belgeye “salâhiyet name” veya “yetki belgesi” denir.
c) Kapsamı
Temsil yetkisinin kapsamı çesitli bakımlardan sınırlandırılmıs olabilir. Temsil yetkisi her
seyden önce süre bakımından sınırlandırılabilir, yani “belli bir süre” için verilebilir.
Diğer taraftan, temsil yetkisinin kisi bakımından sınırlandırılması da mümkündür. Baska bir
deyisle, temsil yetki ancak “belli kisiler ile” hukuki islemler yapmak üzere verilebilir.
Nihayet temsil yetkisi konu bakımından da sınırlandırılmıs bulunabilir. Örneğin temsil yetkisi
“belli bir veya birkaç hukuki islem” yapmak üzere verilmis olabilir ki buna özel ( hususi )
temsil yetkisi denir. Eğer temsil yetkisi, temsil olunana ait her türlü islerin görülmesi için
verilmisse, buna da genel ( umumi ) temsil yetkisi adı verilir
2) Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
a) Sona Erme Sebepleri
Temsil yetkisi çesitli sebeplerle sona erebilir. Gerçekten yetki, belli bir hukuki islemin
yapılması için verilmisse, bu islemin yapılması ile son bulur. Aynı sekilde, belli bir süre için
verilmis olan temsil yetkisi, bu sürenin geçmesi ile son bulur. Temsil yetkisini sona erdiren
bir baska hâl, temsilcinin veya temsil olunanın ölümüdür.Nihayet temsil yetkisine son veren
bir diğer sebep de, temsil olunanın evvelce vermis olduğu yetkiyi geri alması, yani temsilcini
görevine son vermesidir.
b) Sona Ermenin Sonuçları
Temsil yetkisinin sona ermesinin doğuracağı sonuçları, sona ermenin temsilci veya üçüncü
kisilerce bilinip bilinmemesine ve yetkinin daha önce üçüncü kisilere bildirilmis olup
olmamasına göre ayrı ayrı incelenir.
Temsilci, yetkisinin sona ermis olduğunu bilmiyorsa, bunu öğrendiği ana kadar yapmıs
olduğu hukuki islemler temsil olunanı veya onun haleflerini bağlar. Fakat, üçüncü kisiler
yetkinin sona ermis olduğunu biliyorlarsa, yani iyi niyetli değillerse, yapılan hukuki islem
temsil olunanı veya haleflerini bağlamaz.
Temsil yetkisi daha önce ilan ve sair suretlerle üçüncü kisilere bildirilmis bulunuyorsa, geri
alınmıs olduğunun da aynı sekilde onlara bildirilmesi gerekir. Bildirilmediği takdirde,
yetkinin geri alınmıs olması iyi niyetli, yani bunu bilmeyen veya bilmesi de gerekmeyen
üçüncü kisilere karsı hiçbir hüküm doğurmaz.
Görüldüğü üzere kanun bu halde “iyi niyetli” üçüncü kisileri korumaktadır.
D) Yetkisiz Temsil
1) Kavram
Bir kimsenin hiçbir yetkiye sahip olmaksızın veya sahip olduğu yetkiyi asarak bir baskasının
adına ve hesabına hukuki islemler yapması demektir.
Örnek: Bir memurun gayet ucuz bulduğu dolmakalemlerden bir tane de arkadası için satın
alması.
2) Hükümler
Sözde temsilcinin temsil olunan adına ve hesabına yapmıs olduğu hukuki islem, temsil
olunanı bağlamaz, yani bu islemden doğan haklar ve borçlar temsil olunana ait olmazlar. Bu
islemin temsil olunan hakkında hüküm ifade edebilmesi, yani hak ve borçların ona ait
olabilmesi için, temsil olunanın yapılmıs olan islemi tasvip etmesi ( uygun bulması ) , yani
onam ( icazet ) vermesi gerekir.
Onam sekle bağlı olmayan sözde temsilciye yapılan yek yanlı bir irade açıklamasıdır. Temsil
olunan onam verdiği takdirde, yapılmıs olan hukuki islem aynen yetkili bir temsilcinin
yapmıs olduğu bir islem gibi yapıldığı andan itibaren temsil olunanı bağlar.
Uyarı: Asağıda ismi yazılı olan konu sınava dahil olup Borçlar Hukuku kitabında 77- 85
arasındadır.
Bu konuyu da hazırlayacaktım ama ne yazık ki zaman kalmadı
Tüm arkadaslara sınavlarda basarılar…
Đkinci Ayırım
HAKSIZ FĐĐLERDEN DOĞAN BORÇ
ĐLSKĐLERĐ
BORÇLAR HUKUKU DERS NOTLARI
VĐZE SONRASI
Kusursuz Sorumluluk
I. Kavram
Niteliği itibariyle tehlike yaratan bir girisimde bulunan kimse, kusurlu olmasa dahi girisimin
sebep olduğu zarardan sorumlu olduğu zarardan sorumlu tutulmalıdır. Bu sorumluluk türüne
mahiyetine uyacak biçimde tehlike sorumluluğu denmektedir.
Öte yandan bazı hallerde hakkaniyet, bir kimsenin kusuru olmasa bile doğmus olan zarardan
sorumlu tutulmasını gerektirmektedir ki, bu tür sorumluluğa da hakkaniyet sorumluluğu
denilmektedir.
Kusura dayanan genel sorumluluğun yanında objektif sorumluluk veya sebep sorumluluğu
seklinde isimlendirilen kusura dayanmayan ( kusursuz ) sorumluluk türünün de özel olarak
kabul edilmis olmasında yukarıda açıkladığımız tehlike ve hakkaniyet sorumluluğunun da
büyük etkisi olmustur.
II. Kusursuz Sorumluluk Halleri
A) Ayırt etme gücünden yoksun olanların sorumluluğu
Ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olanlar fiil ehliyetine sahip değillerdir. Bu itibarla
bu kisilerin, fiil ehliyetine giren hukuki islem ehliyeti, tasarruf ehliyeti, dava ehliyeti ve
özellikle haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti de yoktur.
Ancak, ayırt etme gücünden yoksun olması sebebiyle zarar verenin doğan zarardan sorumlu
tutulamaması, bazı hallerde hakkaniyete ters düsebilir, hak duygusuyla bağdasmayabilir. Đste
böyle durumlarda hakkaniyet sorumluluğu ayırt etme gücünden yoksun olan kisiyi verdiği
zararı gidermekle yükümlü tutmayı gerektirmektedir.
Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybetmis olanlar, bu durumda iken haksız fiilleriyle vermis
oldukları zararlardan sorumludurlar, bu sebeple de zararları gidermekle yükümlüdürler.
Ancak ayırt etme gücünü kaybeden kisi bu duruma kendi kusuruyla düsmediğini ( içkisine
uyusturucu ilaç koyulması, tehdit vb,) ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
B) Baskasını çalıstıranların sorumluluğu
Baskalarını istihdam eden ( çalıstıran ) kimse, emrinde çalıstırdığı kimselerin ve amelesinin
hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan sorumludur. Öyle ki böyle bir zararın
doğmaması için hal ve maslahatın icap ettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut
dikkat ve itinada bulunmus olsa bile olayın doğumuna engel olamayacağını ispat ederse
sorumlu olmaz. Bununu dısında, zarar, çalısanın çalıstıranın isini görürken verilmis olmalıdır.


O halde zarar ile hizmetin ifası ( isin görülmesi ) arasında yakın bir iliski bulunmalıdır. Bu
sart fonksiyonel bağlılık olarak ortaya çıkmaktadır.
Bununla beraber, Borçlar Kanunumuz baskasını çalıstırana iki halde sorumluluktan kurtulma
imkanının tanımaktadır.
1. Çalıstıranın zararın doğmaması için hal ve sartları gerektirdiği bütün dikkat ve özeni
göstermis olması.
2. Hal ve sartların gerektirdiği bütün dikkat ve özeni göstermis olsaydı bile zararın
doğmasını önleyemeyeceğini ispat etmesidir.
Çalıstıran bu kosullardan birini ispat ederse kurtulur buna “kurtulus beyyinesi” denir.
C) Hayvan bulunduranların sorumluluğu
Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o kimse hal ve maslahatın
( durumun ) icap ettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını yahut bu dikkat ve itinada bulunmus
olsa bile zararın doğmasına engel olamayacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur.
Hayvan bulunduran kimse deyimiyle kastedilen, “hayvanın muhafazasında, gözetiminde,
bakım ve kullanılmasın da karar yetkisine sahip olan sahıstır”.
Hayvan bulunduranın mutlaka da hayvanın maliki olması sart değildir. Hayvanı kendi
hakimiyeti, altında tutan kiracı veya intifa ya da rehin hakkı sahibi ve hatta hayvanı çalmıs
olan hırsız bile “hayvan bulunduran” sayılır.
Sorumluluktan kurtulma sartları baskasını çalıstıranların sorumluluktan kurtulma sartlarıyla
aynı.
D) Bina ve diğer yapı eseri maliklerinin sorumluluğu
Bir bina veya imal olunan herhangi bir seyin maliki, o seyin fena yapılmasından yahut
muhafazadaki kusurundan dolayı sorumludur.
Maddede geçen “imal olunan sey” deyimiyle imal olunan herhangi bir sey değil, sabit,
toprağa doğrudan doğruya veya dolayısıyla bağlı, insan tarafından imal edilmis seyler, kısaca
“yapılar” “muhafazadaki kusur” deyimiyle ise bakım eksiği ifade edilmek istenmektedir.
Bina ve diğer yapı eserinin maliki, bina ve diğer yapı eserinin yapılısındaki bozukluk ve
bakımındaki eksiklik yüzünden uğradığı zararlardan sorumlu tutulacaktır.
E) Araç isletenin sorumluluğu
Üçüncü Ayırım
Sebepsiz Zenginlesmeden Doğan Borç Đliskileri
Sebepsiz Zenginlesme
I. Kavram
Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine
çoğalması ( zenginlesmesi ) demektir.
II. Sartları
A) Zenginlesme
Sebepsiz zenginlesmeden söz edebilmek için, her seyden önce bir tarafın mal varlığında bir
zenginlesme ( çoğalma ) meydana gelmis olmalıdır. Yahut mal varlığının eksilmemesi yani
mal varlığından çıkması gereken bir kıymetin çıkmaması seklinde de olabilir
B) Fakirlesme
Bir tarafın mal varlığındaki zenginlesme, diğer tarafın malvarlığının aleyhine olarak
gerçeklesmeli, yani bir tarafın malvarlığı zenginlesirken diğer tarafın malvarlığı o oranda
fakirlesmis olmalıdır.
C) Đlliyet Bağı
Bir tarafın malvarlığında meydana gelen zenginlesme ile diğer tarafın malvarlığında meydana
gelen fakirlesme arasında bir illiyet ( nedensellik ) bağı bulunmalıdır. Baska bir deyisle bir
malvarlığında ki çoğalma diğer malvarlığındaki eksilmeden meydana gelmis olmalıdır.
D) Haklı bir sebebin bulunmaması
Sebepsiz zenginlesmenin söz konusu olabilmesi için gerekli olan son sart, bir malvarlığında
diğerinin aleyhine olarak gerçeklesmis olan zenginlesmenin haklı bir sebebe dayanmamasıdır.
Baska bir deyisle zenginlesme haklı bir sebebe dayanıyorsa burada sebepsiz zenginlesmeden
söz edemeyiz.
III. Hükümleri
A) Geriverme Borcu
Yukarıda sartlarını kısaca açıkladığımız sebepsiz zenginlesmeden zenginlesen için doğan
borç, geri verme ( iade ) borcudur. Borçlar kanunumuz bunu “Haklı bir sebep olmaksızın
baskasının zararına mal edine kimse, on geri vermeye mecburdur” demek suretiyle
belirtmistir.
Geriverme borcunun kapsamı, sebepsiz zenginlesen kimsenin iyi niyetli olup olmamasına
göre değisir. Gerçekten, zenginlesen kimse iyi niyetli ise, yani malvarlığında gerçeklesen
zenginlesmeyi geri vereceğini bilmiyor veya bilmesi gerekmiyorsa, geri verme anında elinde
kalmıs olan miktarı vermekle borcunda kurtulur, daha önce elinden çıkmıs olan kısmı geri
vermekle yükümlü değildir
Buna karsılık zenginlesen kimse iyi niyetli değil ise malvarlığında gerçeklesen çoğalmayı
tamamen geri vermekle yükümlüdür. Aynen geri vermenin mümkün olduğu durumlarda,
zenginlesme para olarak geri verilir.




B) Masrafların Ödenmesi
Sebepsiz zenginlesen taraf, sebepsiz olarak malvarlığına katılmıs bulunan sey için bir takım
masraflar yapmıs olabilir. Borçlar Kanunu bu kisiye yapmıs olduğu masrafları isteme hakkını
tanımaktadır. Ancak bu hak kisini iyi niyetli olup olmamasına göre değismektedir.
Kisi iyi niyetli ise yaptığı zorunlu ve faydalı masrafların hepsinin ödenmesini isteyebilir.
Buna karsılık yaptığı lüks masrafları isteme hakkı yoktur. Ancak bunu esyaya zarar vermeden
söküp alabilir. Ancak, fakirlesen kisi sökülmek istenen eklemlerin bedelini ödeyeceğini
bildirerek sökülüp alınmasını önleyebilir.
Zenginlesen kisi iyi niyetli değilse, sadece yaptığı zorunlu masrafları ile geri verme
zamanında seyde meydana gelen fazlalık oranında faydalı masrafları isteyebilir.
Zorunlu Masraflar: Seyin varlığını ve değerini korumak için yapılması gerekli olan
harcamalardır.
Faydalı Masraflar: Seyin değerini ve verimini arttırmak için yapılan harcamalardır.
Lüks Masraflar: Bu iki masraf dısında kalan ve zenginlesenin kendi zevkine göre seyin
güzellesmesi için yapılmıs olan harcamalardır.
Sebepsiz zenginlesmede geri verme, fakirlesen tarafın zenginlesene karsı açacağı bir davayla
sağlanır; bu davaya sebepsiz zenginlesme davası denir. Bu dava bir ve on yıllık zaman asımı
sürelerini tâbidir.
Đkinci Bölüm
BORÇ ĐLĐSKĐSĐNĐN HÜKÜMLERĐ
Birinci Ayırım
Borçların Đfa Edilmesi
1. Borcun Đfası
I. Kavram
Đfa, bor iliskisinin konusu olan edimin borçlu tarafından alacaklıya karsı yerine getirilmesi ve
böylece borç iliskisinin sona erdirilmesidir. Đfa her borç iliskisinin amacıdır.
Đfanın konusu, borcun konusunun aynı olmalıdır. Baska bir deyisle borçlu, borç iliskisinden
doğan edimi ne ise, aynen onu ifa etmelidir.
Eğer borcun tamamı muaccel ( vadesi gelmis ) olmussa, tamamının ifa edilmesi gerekir;
alacaklı kısmi ifayı kabul etmek zorunda değildir., dillerse kabul edebilir. Bu durumda kısmi
ifa, alacağın sadece ifa edilen kısmını sona erdirir.
Đfanın hüküm ifade edebilmesi için, borçlunun yüklendiği edimini belirlenen “yer” ve
“zaman”da yerine getirmesi gerekir.
II. Đfa Yeri
Đfa yeri, borcun ifa edilmesi gereken yerdir. Đfa yeri her seyden önce bizzat taraflarca
belirlenmis olabilir. Bu, açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Borçlar Kanunumuz taraflar
arasındaki anlasmazlık olasılığına karsılığına karsı 73. maddesine ifa yerini 3 bent halinde
belirtmistir;
1) Para borçları, ödeme zamanında alacaklının yerlesim yerinin bulunduğu yerde
ifa olur.
Para borçları kaideten “nakit olarak” ve “memleket parası” ile ödenir. O halde para borcunun
“çek ile” veya “alacaklının bankadaki hesabına para yatırılması” suretiyle ödenmesi, ancak
alacaklının bunu kabul etmesi sartıyla ifa sayılır.
Para borçlarının ifa yeri ile ilgili kuralın bir takım istisnaları da vardır. Bunlardan en önemlisi
“kıymetli evrak” da görülür. Gerçekten bir kıymetli evrak bazen “görüldüğünde” veya
“ibrazında tediye” kaydını içerir. Đste bu durumda borçlu, borcunu alacaklının yerlesim yerine
götürmez, aksine alacaklı borçluya gelerek senedi ibraz etmek suretiyle ifayı istemek
zorundadır.
2) Belli bir seyin teslimi borcu, o seyin sözlesme yapılırken bulunduğu yerde ifa
olur.
Burada “belli bir sey”den maksat “ferdiyle belli bir sey”, yani özel nitelikleri ile ( adı
numarası vs. ) belli edilmis bir seydir. Örneğin “yasemin” adlı yarıs atı, ressam Çallı’nın su
isimli tablosu, sasi numarası 125432 olan Mercedes marka otomobil ferdiyle belli seyler, yani
parça borcudur.
3) Diğer borçlar, yani yapmak, yapmamak ( kaçınmak ) ve nev’iyle belli bir seyin
borçları ( cins borçları ) doğdukları anda borçlunun yerlesim yerinin bulunduğu
yerde ifa edilir.
Nev’iyle belli bir sey, özel nitelikleri ile değil, sadece cins olarak belirtilmis olan seydir ki,
bunlar çoğunlukla “misli bir sey” yani ölçülebilen, tartılabilen, sayılabilen ve yerine yenisi
koyulabilen seylerdir; örneğin pamuk, üzüm, kömür, zeytinyağı, pirinç, portakal vs. gibi
III. Đfa Zamanı
Đfa zamanı borcun ifa edilmesi gereken andır. Kural olarak her borç doğduğu andan muaccel
olur ve hemen ifası istenebilir. Çesitli yollarla belli bir süreye bağlanmıs olan, yani ifa zamanı
henüz gelmemis bulunan borçlara müeccel borç denir ki, bu süre geçmeden, yani borç
muaccel olmadan borcun ifası alacaklı tarafından istenemez.
Vade olarak bir ayın bası veya sonu belirlenmise, bundan ayın birinci ve sonuncu günü
anlasılır. Ayın ortası belirlenmisse, bundan da ayın on besi anlasılır.
Vade Pazar ve kanunen tatil olan bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil
olmayan ilk güne geçer.
Borçlu borcunu “vaktinden önce ifa” edebilir, fakat borcunu vaktinden önce ifa etmesinden
dolayı borçtan bir indirim yapılmasını isteyemez.


IV. Đfanın Konusu
Đfanın konusu, yani borçlunun neyi ifa etmekle yükümlü olduğu, taraflar arasında mevcut borç
iliskisi esas alınarak tespit edilir. Borçlu bu iliskide ne vereceğini, ne yapacağını veya neyi
yapmaktan kaçınacağını üstlenmisse, onu ifa etmekle yükümlüdür. Borçlu üstlendiği edimden
baska bir edimi ifa ederse, kural olarak ifa yükümlülüğünü yerine getirmis olmayacağı gibi,
bu davranısı bir tür borca aykırılık olusturur.
Maddi edimlerin konusunu olusturan borçlar “parça borcu” ve “cins borcu” olmak üzere iki
türden ibarettir.
V. Kısmi Đfa
Borçlu, muaccel olmus bulunan borcu kısmen ifa ederek borcundan kurtulamaz. Nitekim
Borçlar Kanununa göre, borcun miktarı belirli ve tamamı muaccel ise, alacaklı kısmen yapılan
ifayı reddedebilir. Alacaklı, kısmen ifayı kabul ederse, borçlu borçtan kabullendiği kısmi ifa
etmekten kaçınamaz.
Kısmi ifanın söz konusu olabilmesi için, borçlanılmıs olan edimin bölünebilen edim olması
sarttır.
VI. Đki Tarafa Borç Yükleyen Sözlesmelerde Đfa
Satıs, kira, hizmet gibi sözlesmeler iki tarafa da borç yükleyen sözlesmelerdir. Bu
sözlesmelerde her iki taraf, hem borçlu hem de alacaklı durumundadır ve tarafların edimleri
karsılıklı olarak değisilmektedir.
Taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğü yoksa, her iki taraf edimlerini aynı
anda ifa etmek zorundadır.
Aynı anda ifa zorunluluğunun söz konusu olduğu durumda alacaklı, kendi edimini ifa
etmemis veya ifa önerisinde bulunmamıs olduğu halde borçluda edimini ifa etmesini isterse,
borçlu ona karsı “ödemezlik defini” ileri sürebilir. Bu defiyle borçlu borcundan kurulmus
olmaz, zira ödemezlik defi ifayı geciktiren bir defidir.
2. Alacaklının Direnimi ( Temerrüdü )
I. Kavram
Alacaklının direnimi, alacaklının ifaya katılmaktan ve özellikle borçlu tarafından kendisine
gereği gibi, tam ve doğru olarak sunulan edimi kabulden veya edimin ifasına iliskin hazırlık
fiillerini yapmaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınmasıdır.
II. Sartları
A) Borçlunun ifayı önermis olması
Alacaklının direnime düsmüs sayılabilmesi için, borçlu yüklendiği edimi ifa amacıyla borç
iliskisine uygun biçimde sunmus olmalıdır. Bundan maksat, yapılacak verilecek sey gerek
miktar ve nitelik, gerek ifa zamanı ve yeri bakımından sözlesmeye uygun biçimde sunulmus
olmalı ve kural olarak bu sunulmus borcun tamamını, varsa faiz ve sair giderleri içermelidir.
B) Alacaklının ifa önerisini reddetmesi
Alacaklının direnime düsmüs sayılması için, kendisine borçlu tarafından usulüne uygun
biçimde yapılmıs bulunan ifa önerisini, kabulden kaçınmasını haklı gösterecek hiçbir sebep
olmadığı halde reddetmis olması gereklidir.
III. Sonuçları
A) Seyi tevdi etme hakkı
Borçlar Kanunu borçluya borçlandığı seyi tevdi etmek suretiyle borçtan kurtulma hakkını
tanımıstır. Buna göre borçlu, konusu verme olan edimini bir yere tevdi etmek suretiyle
borcundan kurtulabilir.
B) Seyi satarak bedelini tevdi etme hakkı
Borcun konusu olan seyin mahiyeti veya isin türlü tevdie imkan vermiyorsa veya verilecek
sey bozulmaya uğrayabilecek nitelikteyse ya da saklanması büyük masraf gerektirecekse
borçlu alacaklıya uyarıda bulunduktan sonra bu seyi hakimin izniyle açık arttırma suretiyle
sattırarak bedelini tevdi edebilir.
C) Sözlesmeden dönme hakkı
Borcun konusu bir seyin teslimi değilse, yani borç bir verme borcu olmayıp bir yapma borcu
ise, borcun tevdi edilmesi mümkün olmadığından, kanun koyucu borçluya sözlesmeden
dönme hakkı tanımıstır.
Đkinci Ayırım
BORÇLARIN ĐFA EDĐLMEMESĐNĐN SONUÇLARI
1. Borcun Đfa Edilmemesi
I. Kavram
Borcun ifa edilmemesi, borçlunun, yüklenmis ( taahhüt etmis ) olduğu edimi hiç veya gereği
gibi yerine getirmemesi veya ifasının gecikmis olması demektir. Borca aykırılık, genis
anlamda borcun ifa edilmemesi demektir.
Borca aykırılık baslıca üç halden dolayı söz konusu olabilir.
A) Kusurlu imkansızlık – Hiç ifa etmeme
Borçlu, her seyden önce edimini kendi kusuruyla imkansızlastırmıs olduğu için ifada
bulunamaz. Buna zoraki kusurlu imkansızlık deriz. Örneğin; antika porselen bir vazoyu
satmıs olan satıcı, onu alıcıya teslim etmeden önce elinden düsürerek kırarsa, edim kendi
kusuruyla imkansızlastığından vazoyu teslim etme borcunu ifa edemez. Buna karsılık, edim
borçlunun kusuruna dayanmayan bir sebeple, örneğin “beklenmedik hâl” veya “mücbir
sebep” yahut “alacaklının kusuru” dolayısıyla imkansızlasmıs ve borçlu da bu yüzden
borcunu yerine getirememis ise, bu duru borca aykırılık değildir. Bu durumda kusursuz
imkansızlık olduğundan borçlu borcundan kurtulmus olur.
B) Gereği gibi ifa etmeme
Borçlu, borcunu yerine getirmis olmakla beraber, yapılan ifa “gereği gibi” değilse, yani
miktar, yer ve vasıf olarak sözlesmeye uymayan bir ifa ( kötü ifa ) ise, bu da genis anlamda
ifa etmeme, yani bir borca aykırılık halidir. Örnek: Borçlunun son kullanma tarihi geçmis
olan gıda maddesini teslim etmisse, burada kötü ifa söz konusudur.
C) Borçlunun direnimi
Đleri ki bölümde değinilecektir.
II. Sonuçları
A) Aynen Đfa
Borcun konusu verme edimi ise, alacaklı borçludan edimini aynen yerine getirmesini istemek
hakkına sahiptir. Borçlu alacaklının istemde bulunmasına rağmen borcunu yerine getirmezse,
bu durumda alacaklı borçluya karsı bir ifa davası açabilir.
B) Tazminat
Borcun ifa edilmemesinin her üç halinde de, yani hem kusurlu imkansızlık, hem kötü hem de
borçlunun direniminde alacaklı borçludan tazminat ( giderim ) isteyebilir.Zaten kusurlu
imkansızlık halinde borcu aynen ifasını istemek mümkün değildir.
C) Sözlesmeden Dönme
Alacaklının gecikmis olarak aynen ifa veya tazminat isteme yollarından birine gitmeyerek
sözlesmeden dönem yoluna gitmesi de mümkündür. Ancak bu yol Borçlar Kanununda sadece
iki tarafa borç yükleyen sözlesmelerde borçlunun direnimi hali için açıkça tanınmıstır.
Borçlunun Direnimi ( Temerrüdü )
I. Kavram
Borçlunun direnimi, halen ifası mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından
alacaklının uyarmasına karsın, zamanında ifa edilmemesi, yani borcun ifasında gecikilmis
olmasıdır.
II. Sartları
A) Borcun Muaccel Olması
Borçlunun direniminin ilk sartı, borcun muaccel olmasıdır.
Borcun muaccel olması, borçlu tarafından ifa edilmesinin gerekli bulunduğu, aynı zamanda,
alacaklının da borçludan ifayı talep ve dav edebileceği anın gelmis olması demektir.
B) Uyarı ( Đhtar )
1) Kural
Borçlunun direniminin söz konusu olabilmesi için, borcun muaccel olması yeterli değildir.
Bundan baska, alacaklının borcun ifa edilmesi istemiyle borçluya uyarıda bulunması da
gereklidir. Ancak bu iki sart bir arada gerçeklestiği takdirdedir ki borçlu direnim haline
sokulmus olur.
2) Uyarıya gerek olmayan haller
a) Đfa gününün taraflarca birlikte belirlenmis olması
Eğer taraflar borcun ifa edileceği günü ( vadeyi ) beraberce kararlastırmıs ( belirlemis ) iseler,
salt bu günün gelmesiyle borçlu o anda direnim haline girmis olur, alacaklının ayrıca bir
uyarıda bulunmasına gerek yoktur.
b) Đfa gününün bir bildirimle ( ihbarla ) belirleme hakkının
taraflardan birine bırakılmıs olması
Bildirim ( ihbar), varması gerekli tak yanlı bir irade açıklaması olup kural olarak her hangi bir
sekle bağlı değildir.
c) Uyarının faydasız görünmesi
Borçlunun hal ve davranıslarından uyarının faydasız olduğu anlasılmakta ise uyarıya gerek
olmaksızın borçlunun direnime düsmüs olacağı sonucuna varılabilir. Örneğin; borçlunun
borcunu ifa etmeyeceğini bildirmesi, uyarının kendisine ulasmasına engel olmak üzere bir
takım kötü niyetli davranıslara girismis bulunması gibi hallerde ona yapılacak bir uyarı etkisiz
kalacaktır.
Öyleyse bu gibi hallerde borçlunun, uyarılmasına gerek kalmaksızın direnime düsmüs olacağı
kabul edilir.
 
Son düzenleme moderatör tarafından:

Benzer Konular

Yanıtlar
0
Görüntülenme
4B
Yanıtlar
0
Görüntülenme
24B
Yanıtlar
0
Görüntülenme
5B
Yanıtlar
0
Görüntülenme
7B
Yanıtlar
0
Görüntülenme
4B
Üst