Uyan ey gözlerim gafletten uyan

Türk Büyükleri bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış.
    Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış.


    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan
    Azrail’in kastı canadır, inan.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Seherde uyanırlar cümle kuşlar
    Dill-u dillerince(1) tesbihe başlar
    Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Semâvâtın kapuların açarlar.
    Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
    Seherde kalkana hülle(2) biçerler.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Bu dünya fanidir sakın aldanma.
    Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
    Yedi iklim(3) benim deyu güvenme.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Benim, Murad kulun, suçumu affet.
    Suçum bağışlayub günahım ref’ et.(4)
    Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan


    Sultan III. Murat
    III. Murat’ın babası, Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu II. Selim’dir.
    Annesi ise Nur Banu Sultan’dır. 5 Cemaziyülevvel(5) 953 / 4 Temmuz 1546
    tarihinde Manisa’nın Bozdağ Yaylağı’nda dünyaya gelen Şehzade Murat,
    966 / 1558 tarihinde Akşehir Sancak Beyliği’ne, 1562 yılında ise Manisa
    Sancak Beyliği’ne getirilmiştir.

    Padişahlığına kadar Manisa Sancak Beyliği’nde sancakbeyi olarak görevini sürdüren
    III. Murat, on ikinci padişah olarak 15 Aralık 1574’te cihanşümul Osmanlı payitahtına
    çıkarak saltanatını ilân eder. (III.Murat Han, Pir Hasan Hüsameddin Uşşaki (ksa)'yı Padişah
    olunca Uşak'tan İstanbul'a davet edip kendisine bir dergah açmıştır.) 21 sene tahtta kalan
    III. Murat, 16 Ocak 1595'de 49 yaşında iken vefat etti. Ayasofya Camii hazîresine (mezarların
    bulunduğu mekân) gömüldü. Keremi sonsuz, bâki olan Rabbimiz, Osmanlı tahtını nasip eylediği
    bu güzide insana rahmet eylesin!…
    Âmiyn!…

    Şair sultanlardan olan III. Murat, Muradî mahlâsıyla şiirler yazmıştır.
    Türkçe, Arapça ve Farsça divanları bulunmaktadır. III. Murat’ın 1001
    (Hicrî) / 1593 (Milâdî) tarihinde yazdığı ve tasavvufî inceliklerle dolu
    "Fütuhât-ı Siyâm" isminde mühim bir eseri ile Şemseddin Sivasî
    tarafından şerhedilen "Esrarnâme" adında diğer bir eseri daha vardır.
    Osmanlı İmparatorluğu’nda birçok hükümdar Divan şiiriyle uğraşmış
    ve bu edebî ekolde nadide eserler meydana getirmiştir. Fatih Sultan
    Mehmet’in Avnî, Yavuz Sultan Selim’in Şahî, Kanunî Sultan Süleyman’ın da
    Muhibbî mahlâslarıyla Divan Edebiyatı’nın farklı aruz kalıplarında ve değişik
    nazım şekillerinde şiirler vücuda getirdikleri bilinir.

    III. Murat’ın hayatına ve edebî yönüne ilişkin kısa bilgiler verdik.
    Şimdi asıl konumuza gelelim. Yukarıya aldığımız ve III. Murat Han’a
    ait olan, “UYAN EY GÖZLERİM!...” başlıklı şiiri. Bu müstesna şiirinin
    Türk tasavvuf musıkısi makamlarında muhtelif besteleri vardır.
    Bu besteler tarihte olduğu gibi günümüzde de terennüm ediliyor.
    Sizler de bu şiirin bestesini keyifle dinlemişsinizdir. Bu güftenin
    bestesini ilk dinlediğimde sanki çarpıldım, ruhumun daraldığını,
    acıdığını hissettim. İlk etapta kendinizi sözlere ve namelere kaptırıyorsunuz,
    bu mısralarla ruh ikliminiz arasında bağlantı kuruyorsunuz…
    Sonra sözleri çok manalı ve bir o kadar güzel olan bu şiirin kime ait
    olduğunu araştırayım, dedim. Karşıma hayran olduğum bir medeniyetin
    padişahı çıkmaz mı: III. Murat…

    Arapça ve Farsça sözcüklerle yüklü olan o günkü Osmanlıca
    Türkçesi’ni düşünürsek bu şiirin gayet sade bir dille yazıldığını
    anlamamız zor olmaz. Günümüz Türkçesi’yle dahi çok kolay
    anlaşılmaktadır. Şiirin sade bir dille yazılması onun kıymetsizliğine
    işaret değildir. Bu şiir kolay ve sade göründüğü hâlde, bulunup
    söylenmesi ve taklidi zor olan ‘sehl-i mümtenî’ bir tarzda kaleme alınmıştır.

    Bir hitapla, “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...” şiirine başlayan
    Sultan Şair, silkinerek kendine gelmek istiyor. Nefsiyle baş başadır.
    Ahir ömrünü muhasebe edip tehlikenin kenarında olduğunu düşünüyor.
    İlmi, kudreti her şeyi kuşatmış olan Allah (c.c.)’ı tesbih etmekte
    yetersiz olduğu kanısına varıyor.

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan…
    Azrail’in kastı canadır, inan.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan…

    Şair, ikinci kıtaya, seherlerde Rablerini tesbih eden kuşları mevzubahis
    ederek giriyor. Bu kuşlar kendi dillerince bizlerin bilmediği bir lisanla Hâlık’larını,
    Rezzak’larını zikretmektedirler. Nitekim şu âyet-i kerime Sultan Şair’imizin bildirdiği
    gerçeği çok veciz ve fasih bir şekilde ifade ediyor: “Yedi gök, yer ve bunların
    içinde bulunanlar Allah (c.c.)’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ederek
    tesbih etmesin. Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir (hemen
    cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.”(6) Bu kıtada kuşlarla birlikte
    başka varlıkların da Rablerini tesbih ve tevhid ettikleri haber veriliyor: “Tevhid eyler
    dağlar taşlar ağaçlar…” Kuşlar, dağlar, taşlar, ağaçlar birer parçadır.
    Kast olunan bu cüzlerin de içerisinde bulunduğu canlı ve cansız varlık âlemdir.
    Kuşkusuz göklerde ve yerde ne varsa O’nundur; O’nu tesbih etmiştir ve ediyordur.
    Gece ve gündüz, gök gürültüsü, bölük bölük uçan kuşlar, melekler, dağlar vb. gibi…
    Allah(c.c.)’a hamd ve korku ile boyun eğmiştir; yorulmadan ve büyüklenmeden noksan
    sıfatlardan münezzeh, kemâl sıfatlarla vasıflı bulunan Allah(c.c.)’ı tesbih ve tevhid etmektedirler.(7)
    Hülâsa her şey, ama her şey Allah(c.c.)’ı yüce sıfatlarıyla birlikte tesbih, tevhid ve tenzih etmektedir.
    Hakikat boyasıyla boyanmış Şair’imiz tekrar tekrar: “Uyan ey gözlerim gafletten
    uyan!... / Uyan uykusu çok gözlerim uyan…” demek suretiyle bu kıta ve diğer kıtalarda
    zatını ikaz edecektir.

    Seherde uyanırlar cümle kuşlar...
    Dill-u dillerince tesbihe başlar...
    Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar…
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan…

    Üçüncü kıtada Allah(c.c.)’a ve Rasûlü’ne nasıl inanılması gerekiyorsa
    öylece inanan Mü’minlere sema kapısının açılarak rahmet suyu
    saçılacağını müjdeleyen Sultan Şair’imiz, seherlerde kalkmanın
    önemine tekrar dikkatlerimizi çekmek istiyor:

    “Seherde kalkana hülle biçerler.” Hülleden kast olunan,
    bilindiği gibi Cennet elbisesidir. Evet, seher vakitleri İslâm
    literatüründe kıymetlidir. Nitekim; “(Bunlar), ‘Rabbimiz,
    biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından
    koru!’ diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda
    gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah(c.c.) yolunda harcayanlar
    ve seherlerde ( Allah(c.c.)'tan) bağışlanma dileyenlerdir.”(8) buyrularak
    seher vaktinde bağışlanma dilemek, öneminden dolayı âyet-i celîlede
    zikrediliyor. Seher vaktinde yatmamak, sabah namazını kıldıktan sonra da
    güneşi üzerine doğdurmamak, geçen bu süre zarfında ibadet-i taatla,
    tevbe-i istiğfarla, tesbih, tenzih ve tehlille meşgul olmak âdâb-ı sünnettendir.
    Ayrıca Sabah namazının sünneti ve farzı arasındaki vakitte de bu şekilde
    hareket etmek sünnettir. Seher vaktinin bir uhrevîliği vardır. Kuşların zikir
    armonisi, havadaki o büyüleyici koku, bedeninizi saran ve sarsan seher
    vaktinin iklimi…

    Son kıtalara geldiğimizde dünyanın faniliği; taç-u tahtın, saltanatın,
    malın mülkün, servetin geçiciliği hakikatini hatırlamak isteyen Sultan
    Şair’imiz Allah (c.c.)’a sığınıyor, Rabbinden bağışlanma istiyor, “Rasûl’ün
    sancağı dibinde haşret.” demek suretiyle son arzusunu dillendiriyor.

    Benim, Murad kulun, suçumu affet.
    Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
    Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan…




    Dipnot ve Kaynakça:
    1. Dill-u dil: Kendi dillerince.
    2. Hülle: Cennet libası (elbise).
    3. Yedi iklim: Farklı iklimlerin hüküm sürdüğü ülke toprakları.
    4. Ref’ et: Lâğvet, kaldır, hükümsüz bırak.
    5. Arabî aylardan beşincisi
    6. el-İsrâ, 17/44.
    7. Bkz. er-Ra’d, 13/13; el-Enbiyâ, 21/19-20; en-Nûr, 24/41; es-Sâd, 38/18-19.
    8. Âl-i İmrân, 3/17.

     
  2. asi peri

    asi peri Üye

    GÜZEL PAYLAŞIM İÇİN TŞK...