Türkiye'nin ilk tescilli hacker'ı

Teknoloji Haberleri bölümünde yer alan bu konu Rebel Angel tarafından paylaşıldı.

  1. Rebel Angel

    Rebel Angel Harbi Kız

    Bu sözler Tamer Şahin adlı bir gence aitti. Tamer Şahin Türkiye’nin ilk tescilli hacker’ı. Çok sayıda icraatına rağmen ismini internet servis sağlayıcı Superonline’ı çökerterek duyurdu.

    Daha sonra Osmanlı Bankası’nın sitesini ‘hack’lemesiyle kendisinden bir kez daha bahsettirdi. Microsoft’un kurucuları Bill Gates ve Steve Ballmer’ın e-posta kutusuna girerek mesajlarını okumakla kalmadı, onları kendi kişisel sitesinde tüm dünyaya sergiledi. Şimdi ise Tamer Şahin yurtiçinde ve yurtdışındaki bankalara internet bankacılığı konusunda güvenlik danışmanlığı hizmeti veriyor. Yani geçmişte kazandığı yeteneklerini ve tecrübelerini kendi şirketinde kullanıyor. Ve tabiî ki genç bir işadamı olarak ciddi manada para kazanıyor. Büyük şirketlerden iş teklifi almasına rağmen kendi firmasını kurmayı tercih etmiş. Birçok yerde sistem güvenliği konusunda seminerler veriyor, makaleler yazıyor. Tamer Şahin, 1981 doğumlu.

    Bilgisayarları çalışmayan bir laboratuvarda bilgisayarlarla tanışmış. Bilgisayar ile ilgili akademik bir eğitimden geçmeyen Şahin, lise mezunu. Bir işte başarılı olmak için illa ki üniversite mezunu olmanın şart olmadığını gösteren en iyi örneklerden biri. Tamer Şahin’le hacker’lıktan patronluğa uzanan sıra dışı hikâyesini konuştuk…

    Henüz 26 yaşında ve lise mezunu. Bilgisayarlara ilgisi 13 yaşında başladı. İlk ciddi hack denemesini 1999 yılında Türkiye’nin en büyük internet servis sağlayıcısı Superonline bilgisayar sistemlerine girerek gerçekleştirdi. Bunun sonucunda Superonline internet sitesi bir hafta boyunca kapalı kaldı. Sonrasında 2000 yılı sonlarına doğru, adını Osmanlı Bankası’nı hack ederek duyurdu. 2002 yılında ise Microsoft bilgisayar sistemlerine giriş yaparak Bill Gates’e ait mail’leri bile internette yayınladı. Kimden bahsettiğimizi hâlâ hatırlamadınız mı?

    Tamer Şahin... Kamuoyunda Türkiye’nin ilk tescilli hacker’ı olarak biliniyor... İnternetin ülkemizde gelişmeye başladığı yıllarda ismini çok sık duyuyorduk. Tamer Şahin, bir zamanlar dünyanın yakından tanıdığı Türk bilgisayar korsanıydı. Şimdi ise yeteneklerini ve tecrübelerini kendi şirketinde değerlendiriyor.

    Tamer Şahin, artık bir işadamı. Hem Türkiye’de hem de yurtdışındaki bankalara, büyük telekom şirketlerine internet güvenliği konusunda danışmanlık hizmeti veriyor. Yani; internet bankacılığını kullananlar mağdur olmasın diye sistemleri koruyor, sistemlerin açıklarını bularak... Tamer Şahin’le hem kendisini bugüne taşıyan ‘hacker’lık sürecini hem de dünyanın önde gelen yazılım şirketlerinden iş teklifleri almasının sırlarını konuştuk…

    Bu işte yetenekli olduğunu nasıl keşfettin?

    Bu, kafanızda silip atabileceğiniz ya da bir anda olacağınız bir şey değil. Programların herkesçe bilinmeyen yönlerini araştırmayı veya bir sorunun cevabını kendiniz bulmayı bıraktığınız anda, zaten kendinizden büyük bir parça yitirmişsiniz demektir. Benim keşfim ise hayata dair yaptığım çözümlemeleri bilgisayar denen kutu içerisinde daha genişletebilmemdi. Beni büyüleyen ve bu kutuyla daha fazla ilgilenmeye iten sebep de buydu.

    Bir üniversiteyi bitirmedin. Üniversite okusaydın nasıl bir Tamer Şahin olurdu?

    Üniversite eğitimi elbette çok önemli. Fakat benim mesleğim kendi içerisinde rutin süreçleri, geleneksel mantığı by-pas ettiğinden ve hayata dair tamamen sorgulayıcı bir bakış açısı gerektirdiğinden bu yeteneği üniversitede ilerletmem epey güç olurdu. Sanıyorum bilgisayar bilimleri üzerine üniversite eğitimi almış olsaydım daha kısıtlı ve genel bir bakış açısına sahip olurdum. Resmin bütününü görmemi sağlayan, akademik dokümanlar değil, uykusuz geceler oldu.

    Sana bu işleri öğreten birisi ya da bir kaynak yoktu. Bu becerileri nasıl kazandın?

    İlk başladığım dönemlerde kaynak yoktu. Dünya genelinde kaynak sıkıntısı vardı. Türkiye’de ise böyle bir sektör yoktu. Sonraki süreçlerde birtakım bilgiler, haberler bazı kurumlar tarafından kaynak gösterildi ve birer birer güvenlik firmaları kurulmaya başlandı. Hâlâ arada güvenlik firmalarından “X davanıza ait karar metnini sunumlarımızda kullanabilir miyiz?” diye mail’ler alıyorum. Benim inandığım, insanların becerilerinin sonradan oluştuğu. Temel bakış ve yaşama dair içgüdülerin ise doğuştan geldiği. Sanırım başka bir iş yapsaydım yine o işi farklı bir bakış açısıyla ele alırdım.

    İnternet güvenliğini işe dönüştürmek, hacker’lık yaparken aklına gelmiş miydi? Şirket kurmak ve bu konuda büyük şirketlere danışmanlık hizmeti vermek nereden çıktı?

    Her yerde söylediğim gibi bu ilk olarak bir “ego tatmini” olarak başlamıştı. Ben daha en başından ticari başarı hedeflenen, aşırı idealist görünen bir girişimin başarılı olacağına inanmıyorum. Başta ego tatmini amaçlı başlayan çalışmalarım şimdi ciddi bir iş olarak ele alınıyor. Teklifler kendiliğinden geliyor. Bir süre sonra benim müşteri aramama gerek kalmadan kendileri bana ulaşmaya başladılar. Şu an müşterilerimi kendim seçecek rahatlığa kavuştuğumu söyleyebilirim. Bu da hâlâ idealist olan bir parçamı besliyor öte yandan.

    Büyük şirketlerin yöneticileriyle bire bir çalışıyorsun. Onlar senin gibi genç yaşta birini görünce şaşırıyorlar mı?

    Benim inancım; büyük bir kurumun kapısından girmek için iki alternatiften birini gerçekleştirmek gerekir. Birincisi; çok iyi okullarda okursunuz. Bu okullardan çok iyi derecelerle mezun olursunuz. Bin bir mülakat geçtikten sonra beğenilirseniz sonunda işe girersiniz. İkincisi ise çok farklı bir şey yapar ve kendinizi ifade edersiniz. Göz önünde olmanın aslında kötü bir şey olmadığını kanıtlarcasına hem teknik hem de sosyal olunabileceğini kanıtlarsınız. Tüm bunların sonucunda o büyük kuruluşun CEO’su size ulaşır ve görüşmek ister. Öyle sanıyorum ki ben daha zor olan ikincisini seçtim.

    Google gibi büyük IT firmalarından iş teklifi aldığın söyleniyor. Neden bu iş tekliflerini reddettin ve kendi şirketini kurmak istedin?

    Teklifler aldığım doğru. Ama hiçbir zaman bir kurumun maaşlı çalışanı olmak fikri bana cazip gelmemiştir. Belki hacker’lık felsefesinin getirdiği özgürlük gereksinimi, belki kısıtlanmama ihtiyacı, belki başka bir şey. Hem kazanç hem de yapılan iş anlamında bakılırsa belki de dünya çapında başarılı olabilecek projelere başlamak ve bunları büyütmek varken, aynı amaçla yola çıkıp dünya devi olmuş bir firmada çalışmak bana mantıksız geliyor. Buna sanırım, “Siz kazandınız, pes!” deyip teslim olmak da denilebilir.

    Kendini nasıl geliştirmeye çalışıyorsun?

    İşim, doğası gereği gelişimi şart koşuyor. Fakat insan kendini bir süre sonra bazı rutinler içerisinde boğulurken bulabiliyor. Bence insanın kişisel ve kariyer açısından gelişimi ileriki yaşlarda da kaynakları takip edip, araştırıp öğrenmek ve uygulamak yerine, sadece sektöre dair düşünüp, projeler üretip bunları uygulayacak doğru insanları bulmaktan geçmelidir. Bir süredir o tarafa doğru bir kayış görüyorum kendimde. Farklı projeler üretip bunlara kaynak sağlıyorum ve etrafıma baktığımda artık güvenebileceğim bir ekibim olduğunu görüyorum. Sanırım çok uzak olmayan bir gelecekte artık sadece kafamdaki vizyona dair projeler yaratıp bunları belli bir aşamaya getirmekle uğraşacağım.

    İlerideki hedeflerin neler, ne yapmayı düşünüyorsun? Özellikle internet güvenliği konusunda çalışmaya devam edecek misin?

    İnternet güvenliği konusunda çalışmalarım elbette ki devam edecek. Ekibimle beraber şu an süren ve başlayacak olan birkaç projemiz var. Bunlar sadece internet güvenliği değil, internet ve eğitim sektörünü de ilgilendiren projeler. İlerideki düşüncem projelerimi gerçekleştirmek için sadece oturup düşünmek. Sadece düşünmek ve beni düşünmeye itecek her öğenin yanı başımda olduğu bir yaşam sürdürmek.

    IT SEKTÖRÜNDE ÇALIŞMAK İSTEYENLERE...

    Asla kendinizden, işinizden ödün vermeyin. Eğer size ters gelen bir şey varsa bu nun üzerine gidin.

    Gerek bilgisayar olsun, gerekse de hayata dair konularda olsun olasılıkları hesaplayın.

    Kafanızda IT sektörü ile ilgili üç konu belirleyin ve bu konuları sürekli gözden geçirip neler yapabileceğinize odaklanın.

    Bilgisayar hakkında ne kadar çok şey bilirseniz bilin, yine de kimi zamanlar ‘bilmeniz gerektiği kadarını biliyormuş’ gibi davranın.

    Birilerinin size bilgisayar başında öğretme lerini beklemeyin. Kendi kendinize öğrenmeye çalışın. Kendi öğrendiğiniz bilgi daha kalıcı, faydalı ve keyiflidir.