bebeklerin ihtiyaç dili

Anne ve Çocuk bölümünde yer alan bu konu gizems tarafından paylaşıldı.

  1. gizems

    gizems HaRbİ PrEnSeS

    Beden dili ve konuşma dışında insanın kendisini ifade ettiği başka yollar da vardır. Onun dünyalar kadar geniş ve sırlı iç âlemi, kısmen de olsa bu yolla dışa açılır. Nice hal, ızdırap, umut ve hüzün vardır ki, ancak ağlamakla anlatılır. Bazen de öyle bir mânâ yüklenir ki ağlamaya, onun taşıdığı mânâ, ağlamanın dışında hiçbir tavır ve davranışla anlatılamaz. Kim bilir, belki de yeryüzü için depremler, dağlar için volkanlar ne ise, insan için de ağlamak odur. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (sas) beyanına göre ağlamak; "Allah'ın rahmetinin bir eseridir..." Hele söz konusu olan bebekler ise, ağlamak Cenab-ı Hakk'ın sonsuz rahmetinin onlardaki küçük bir tecellisidir. Bundan dolayı ebeveynler, bilhassa da anneler, bebekleri ağladığı için üzülmek yerine, Allah'ın rahmetinin muhteşem neticelerini görmeye çalışmalıdır. Çünkü bebeklerin ihtiyaçlarını haber vermek için kullandıkları yegâne dil ağlamaktır.

    Bebeğin âlemle temas kurmasını sağlayan ve sosyalleşme yolunda attığı ilk adım olarak görülen ağlama, ihtiyaçların karşılanması için bir ikaz lâmbası gibidir. Bebek, ihtiyaçlarını hisseder; ancak onları karşılayamaz. Başkasının yardımına ihtiyacı olduğunu söylemek için ağlar.

    Bebeğin dünya hayatına ağlayarak başlaması zaruri bir ihtiyaçtır. Zira bu ilk ağlamalar bebeğin akciğerlerinin açılmasına, hava almasına ve kalbin çalışmaya devam etmesine vesile olur. O yüzden yeni doğan bir bebek mutlaka ağlamalıdır. Bebek-lerin % 70-80'i doğar doğmaz kendileri ağlar. Şayet ağlamıyorsa kaba etlerine, ayak altlarına vurularak, sırtı okşanarak uyarılır ve ağlaması sağ-lanır. Bu uyarılmalarla bebeklerin % 99'u ağlar. Buna rağmen ağlamıyorsa, ambu denen bir âlet ile ağzından basınçlı hava verilir, nefes alması hâlâ gerçekleşmemişse, nefes borusuna tüp yerleştirilerek ve gerekirse makineye bağlanarak hava alması sağlanır. Çünkü bebeklerin dünya hayatına ağlayarak başlamaları bebeğin sağlığı için son derece önemlidir.

    Bebeklerin ilk 15 gün içindeki ağlamaları akciğerlerin kapasitesini genişletmeyi ve kalbin daha iyi çalışmasına vesile olur. Bu yüzden hiç ağlamayan veya çok az ağlayan bebeklerin bu süre içerisinde (ilk 15 gün), ayaklarına vurularak ağlatılması gerekir. Bebek kendiliğinden ağlıyorsa, en azından sinir sistemi, kalb ve akciğerleri sağlıklı çalışıyor demektir.

    Bebekler neden ağlar?

    İlk haftalarda bebek ağlamalarının sebebini anlamak çok zordur. Bebeklerin ağlamasının en sık sebebi acıkmasıdır. Bebekler çok sık acıkır, bazen emzirmeden 15-20 dakika sonra bile acıkıp ağlayabilir. Bunu emdikten sonra susmasından anlarız. Annesini emdikten hemen sonra ağlamaya başlarsa, bunun iki sebebi vardır: Ya aldığı süt ona yetmemiş yani karnı doymamıştır veya gazı vardır. Bebek zayıfsa ve çok az kilo alıyor ise, ağlamalarının sebebi açlık olabilir. Bebek yeterli süt emip doyduğu halde, mızmızlı bir sesle ağlıyorsa, sevgi ve ilgi eksikliği çekiyor demektir. Süt onun için nasıl maddî bir gıda ise; sevgi, ilgi ve şefkat de o derece ihtiyaç hissettiği mânevî bir gıdadır.
    Bebeğin karnı tok ve altı temiz olduğu halde, bacaklarını karnına doğru çekerek acı bir sesle ağlıyor ise, gaza bağlı karın ağrısından şüphelenmek gerekir. İlk üç-dört ayda emerken yuttuğu hava veya hazımsızlıktan dolayı oluşan gazlar, bağırsaklarını gererek sancıya sebep olur.

    Kabızlık çeken bebek de, gazı olan bebek gibi rahatsız olur ve ağlayarak bunu belli eder. Kabız olan bebeğin karnı gergindir. Üç günden fazla büyük abdestini yapamayan bebeğin ağlama sebebi kabızlık olabilir. İlk üç ayda bebekler, hazım sistemi olgunlaşıncaya kadar, sık sık kabız ve ishal olabilir. Bağırsak rahatsızlıkları sonucu ağlamaları bitmez. Dördüncü aydan sonra ağlamalar azalır.

    Bebekler ayrıca üşümekten veya hararetten de ağlar. Bebekler harekete ihtiyacı varken kımıldamasına izin verilmiyorsa, uyumak istiyorken oynatılıyorsa, yahut aksine oynamak istiyorken uyumaya zorlanıyorsa, burnu tıkalı olduğundan nefes almakta zorlanıyorsa, diş çıkarıyorsa, pişiği varsa, altı ıslaksa ağlar. Bebekler ayrıca aşırı uyarılma durumlarında, korku ve şokta ağlar. Meselâ, aşırı gürültü, âni ve yüksek ses, soğuk bir elle bebeğe dokunma ve keskin kokular da bebeğin ağlamasına yol açabilir.
    Bebeğin bulunduğu ortamın havasız veya çok sıcak olması da bebeklerin ağlama sebeplerindendir. Bazen, özellikle de kış gecelerinde, gece yarısı ağlamaya başlayan bebek, 2-3 saat hiç durmadan ağlar. Aile, bebeğin susmayacağını düşünerek doktora götürmeye karar verir. Bebeği dışarı çıkarınca bebek hemen susar. Bunun mânâsı çok açıktır: bebeğin odası çok havasız ve/veya çok sıcaktır. Bu yüzden temiz ve serin havaya çıkan bebek rahatlayarak susmuş hattâ uyumuştur.

    Makat çatlakları yahut makatın kasılarak gaz ve gaita çıkışının engellenmesi sebebiyle bebek ağlayabilir. Görünürde ağlamasını açıklayacak bir sebep bulunamazsa, daha ileri araştırmalar yapılır. Kız çocuklarında yaratılış gereği dışkının idrar yollarına bulaşma ihtimali yüksektir. Bu sebepten kız çocuklarında "idrar yolları enfeksiyonu" araştırılmalıdır. Böyle bir hâdiseye karşı ise baştan tedbirli davrananarak kız çocuklarının altı temizlenirken dikkat edilmeli ve büyük abdesti, idrar yoluna bulaştırılmamalıdır. Kulak, boğaz ve bağırsak iltihapları da ağlama ve huzursuzluk sebebidir. Erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin ucunun darlığı), fıtık, invaginasyon (bebeklerde bağırsakların iç içe geçmesi), hidrosel (yumurtalıkların su toplaması) de ağlama sebebidir. Bunlar ancak uzman doktor tarafından ayırt edilebilir.

    Ağlayan bebek nasıl susturulur?

    Ağlayan bebekler genellikle kucağa alındığında susar. Bu tesadüfî bir durum değildir. Anne rahminde son dört ayını annesinin kalb seslerini şiddetli bir şekilde duyarak geçiren bebek, alıştığı bu sesten uzak kaldığı için huzursuz olur. Kucağa alındığında duyacağı kalb sesleri, bebeğin kendini tekrar emniyette hissetmesine, huzurlu olmasına vesile olur. Bu sebeple bebeğin ağlamasını durdurmanın en tesirli yolu, onu tutup kaldırmak ve kucağa almaktır. Birinci yıldaki ağlamaların % 85'inin bu şekilde durdurulabildiği görülmüştür.
    Emzirme ve hafifçe sallama da, ağlamayı durdurmada tesirlidir. Üçüncü aydan itibaren annenin sesi ve bebeğe bir şeyler göstermek de ağlamayı kesmede müessir olmaktadır. Dördüncü ayda ise, görme ve işitmeye dayalı uyarılar da (sesli ve renkli çeşitli oyuncaklar) bebeğin ağlamasını keser. Hafif bir şekilde bebeği sallama, pozisyonunu değiştirme gibi hareketlerde bebeği yatıştırabilir.

    Ağlayan bebeği susturmak için ona emzik vermek doğru değildir. Bebek ağlıyorsa, muhakkak bir sebebi vardır. Bebeğin ağlama sebebini araştırıp ona göre müdahale etmek gerekir. Altı ıslaksa temizlenmeli, acıkmışsa doyurulmalıdır. Gazı varsa, omuz üzerinde sırtı sıvazlanarak gazını çıkarmasına yardım edilmelidir. Bazen bebeğin sırtüstü yatırılarak tekmeler atmasına izin verilmeli, serbest hareketlerle rahatlatılmalıdır. Bebeğinizin sancısı varsa, canı yanıyorsa bunların sebepleri araştırılmalıdır. Bebek bilhassa diş çıkarma döneminde mızırtılı şekilde ağlar. Bu durumda; zararsız, diş kaşıyıcıları ve diş jeliyle kaşıntısı giderilmelidir. Bu müdahalelere rağmen bebek ağlamaya devam ediyorsa, doktora danışmak gerekir.

    Bebekler hep aynı şekilde mi ağlar?

    Umumiyetle bebek ağlamasının aynı ritm ve tonda olduğu zannedilir. Oysa bebekler ihtiyacına göre farklı şekillerde ağlar. Bebeğin acı, kızgınlık ve açlık belirtmek için çok değişik ve çeşitli ağlama repertuarı vardır. Açlığı belirten ağlamanın ekseriya, sessizlik; nefes, ağlama; sessizlik, nefes şeklinde bir ritmi vardır. Kızgınlık belirten ağlama daha yüksek ve keskindir. Mırıltı ve iniltilerle başlayan normal ağlamanın tersine, acı duyduğunu belirten ağlama daha âni ve canhıraş bir şekilde başlar. Hassas ve tecrübeli anneler, bebeğin ağlama şeklinden neye ihtiyacı olduğunu bilir. Bu, anne ile bebek arasında şifreli bir dildir.

    Anne ile bebek arasındaki diyalog

    İlk haftalarda bebek, hâlâ kendisini annesinin vücudunun bir parçası olarak algılar. Ana rahmini terk ettiğini geç fark eder. Bazı pedagoglar, doğumdan sonraki bir yılı, "ikinci hâmilelik devresi" olarak adlandırır. Gerçekten de, doğumdan sonraki bir yıl boyunca bebeğin anneye bağlılığı devam eder. Annesinin tatlı öpücükleri, sıcak gülümsemeleri, okşamaları vazgeçemeyeceği mânevî gıdalardır. Anne, çocuğunun altını temizlerken, bezini bağlarken, şefkatli ellerini onun vücudunda gezdirirken, bebek büyük bir mutluluk duyar.
    Bebek, ikinci ayda, sesi, görünüşü ve sıcaklığı ile annesinin kendisine en yakın kişi olduğunu hissetmeye başlar. Yanından uzaklaşınca kaybolduğunu zannedip ağlar. Ağladığı zaman annesini başucunda görünce sevinir, neşeyle mırıldanır. Peygamber Efendimiz (sas) de ağlayan çocuğun teskin edilmesini: "Kim ağlayan çocuğunu sakinleşinceye kadar gönüllerse, Cenab-ı Hak cennette ona, memnun oluncaya kadar ita ve ihsanda bulunur." diye teşvik etmiştir.
    Eğer bebek acıkmışsa, annenin ayak sesini duyduğunda ağlayarak karnının doyurulması gerektiğini belirtir. Annelerin çoğunun yaşadığı bir tecrübeye göre, bebeğin acıktığı için ağlaması ile annenin memesinden süt akmasının aynı anda yaşanması ancak Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla açıklanabilir. Yine Allah (cc) ihtiyaç sahibi âciz yavrunun ihtiyacının karşılanması için anne ile bebek arasında telepatik bir haberleşme bağı kurmuştur. Anne ile bebek arasında mesafe ve engeller de bulunsa, anne, çocuğunun ağladığını, acıyla kıvrandığını veya acıktığını anında hissedebilir.

    Uykusu ağır olan annelerin, çocuğunun ağlamasına nasıl olup da uyandıkları, anlaşılması zor bir telepatik sırdır.
    Bazı bölgelerimizde, "Bırak ağlasın, çocuk ağlaya ağlaya büyür, ağlayan çocuğun sesi güzel olur, her ağladığında kucağa alırsan şımarık olur." gibi temelsiz bilgiler vardır.

    Ağlayan çocuğa hemen müdahale edilmeli mi?

    Ağlamaya çok çabuk karşılık vermek ağlamayı teşvik mi eder, yoksa azaltır mı? Bu konuda yapılan araştırma sonuçlarına göre; hemen müdahale edilen bebeklerin geç müdahale edilenlere kıyasla ağlamalarında azalma olduğu belirlenmiştir. Ancak yavaş ve yumuşak ağlayan bir bebeğe (meselâ dinlenmek üzere yatırılmış bir bebek) hemen müdahalenin ağlamayı artırdığı görülmüştür.

    Bilhassa 1,5-2 yaş ve üstündeki çocuklarda hemen müdahale, ağlamanın artmasına ve bir alışkanlık haline dönüşmesine sebep olabilir. Bu yaş grubunda, ebeveyn çocuğun bütün ihtiyaçlarının karşılandığını bildiği halde kısa süreli ağlamalarda da hemen müdahale yolunu seçerse, ağlamanın istismar edilmesine ortam hazırlamış olur. Fakat çok uzun süren ağlamalarda müdahale ihmal edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, Efendimiz (sas), çocuk kimin olursa olsun, çocuğun uzun süre ağlatılmamasını ister ve şöyle der: "Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim."

    Ağlama, insanlar için bebek-liğinden öldüğü güne kadar güç yetiremediği taleplerini, gücü yeten bir makama arz-ı hâlde bulunmasıdır. Nice şefkat ve merhamet kapısı vardır ki, ancak ağlamakla açılır. İşte bebekler, büyüklerinden; büyükler de Allah'tan sürekli yardım talep etme konumundadırlar. Her yardım isteğine cevap verilmesi de rahmetin bir gereğidir.
    Evin içinde bir hayat belirtisi olan bebek seslerinin, aynı zamanda gelecek müjdesi, bereket sebebi ve Allah'ın rahmetine de bir davetiye olduğunu bilerek bebekleri sevgi ve şefkat dolu bir ortamda yarınlara hazırlamaya gayret edilmelidir.