Yaşamak Cesaret İster

Hikayeler bölümünde yer alan bu konu elecTRo tarafından paylaşıldı.

  1. elecTRo

    elecTRo Üyeee

    Alıntı:
    Yazı hoşuma gitti ve paylaşmak istedim. :eek:ke:

    Yaşamak Cesaret İster
    Oscar Wilde’nin söylediği gibi birçoğumuz yalnızca günü kurtarır, Varolmak ile yetinir, ve kendi ağırlığı altında ezilir. Değiştiremeyeceği gerçekleri oldukları gibi kabul etmek ve bu değişmezlin düzeninden kendine yeni bir yaşam sevinci yaratmak da yürek ister, değiştirebileceğini değiştirmeye çalışmakta..

    Sanıldığı gibi insanın korku kaynağı dünya, insanlar, yaşamın zorlukları benzeri şeyler değil, bizzat kendisidir. İnsan kendi duygularından, kendi zaaflarından, kendi acılarından, kendi coşkularından ürker, yaşama her dokunduğunda; duygularının alevlenip onu yakacağından çekinir. İşte bu yüzden kaçar yaşamdan, aşk tan, öfkeden, hareket’ten, sevinçten, sevgi’den ve kendisinden kaçar.


    Korkuları yüzünden yaşayamadığı bir hayatı taşımaktan yorularak, kendisine uydurdugu binbir mazeretle yasama arkasini donmeye, gizlenmeye ugrasip, gizliden gizliye yok olmaya cabalar. Kendinden başka kimsenin delemeyeceği bir zırh koyar hayatla arasına. Korku’nun en yakın dostu acımaktır böylece insan yaşamdan korktukça kendine acımaya, zavallilastirmaya baslar. Yaşam ile yüz yüze gelmektense ağır ağır yok olmayı seçer. O korktukça azalır gücü, korkuyla yaralanan bedeni artık en küçük dokunuşlarda bile acı ile inler, her acıda korkusu biraz daha artar ve girdap gibi içine çeker onu güçsüzlük, kendi korkusuna kader der sonra, korkuyu değiştirilmesi mümkün olmayan bir gerçek, alnına yazılmış bir yazgı olarak görür.


    Yeni bir aşk düşüncesi bile titretir onu, kalabalıktan korktuğu kadar yalnızlık’tan da korkar, hayatın hiçbir haline dayanamaz durumlara gelir. Sırtında taşımakta güçlük çektiği hayatı, yaşamktan korktuğu geleceği ve yaşamayamadığı geçmişi arasında sıkışıp kalır insan. Zaman, insanı sancıya mıhladığında vakit geçmek bilmez. döndüğü her yanda bir düşman gibi kendi duyguları cikar insanın karşısına, mutluluk vardir hatta her zaman çok yakındadır fakat o mutluluğu değil, mutluluğun ardında sezilen acıyı görür, güzel anlarında bir sonu vardır, olaylara bu açıdan bakar ve güzel anlarında tadını çıkartamaz. Terkedilme, sevdiği kadar sevilememe korkusundan aşk’ını dahi yaşayamaz..


    Yasamak cesaret ister, belki de bu yuzden dunyaya gelenlerin cok azi yasar, cogunlugu kipirdamaz bile, yasama yaklasabilmek icin tek bir adim bile atmaya yetmez cesareti. Ona sevinci gosterseniz, “ya sonra” diye sorar, aski gosterseniz,gene ayni sorudur onun aklini kurcalayan, “ya sonra”, ofke, cosku,dostluk, sevisme, baskaldiri, direnme, hep ayni soruyu surukler pesinden.”ya sonra”…Bilinmeyen bir “ya sonra” icin bilinenlerin hepsini iskalamayi kabullenir.


    Ama ne garip, duygularindan, yasanacaklarin “sonrasindan” korkanlar,acidan sakinanlar ceker en buyuk aciyi, yasanmamis butun duygularizehirli sarmasiklar gibi boy atip ruhlarina dolasir, “sonrasi umurumda degil”deyip yasamla kucak kucaga gelenlerden cok daha fazla yarayi yasayamadiklari icin alirlar. Yakinip dururlar, cektikleri acilardan sozederler,aciyi da cekerler gercekten ama acidan korktuklari icin bunca aciyi cektiklerini goremezler bir turlu. Yasamanin cesaret istedigini farketmezler. Onun icin cok az insan yasar,cogunluk yalnizca gunu kurtarir, yasanmamis gunlerin altinda inleyen caresiz bir kole gibi yitik bir hayati tasir gucsuz omuzlarinda.


    Kendi gerceklerimiz, kendi duygularimizdir bizi boylesine urkuten, cataldiliyle tislayan bir yilan gormus bir tavsan gibi bizi hareketsiz birakan. Ve ne kadar cok korkarsaniz, korkunuz o kadar artar.Ne kadar yasarsaniz, cesaretiniz o olcude bilenir.Yasamiyorsaniz eger, bu baskalarindan dolayi degildir.Sizi gucsuzlestiren, sizi caresizlestiren, sizi isyanlardan alikoyan degistiremeyeceklerinizi kabul etmenize engel olan, degistirebileceklerinizin ustune gitmenize izin vermeyen,sizi yasatmayan, kendi korkunuzdur.

    Yaşamak, cesaret ister çünkü…