Türban mı başörtüsü mü?

İslamiyet bölümünde yer alan bu konu şeker tarafından paylaşıldı.

  1. şeker

    şeker Üye

    Hayrettin KARAMAN
    Yeni Şafak, 17 Temmuz 2005


    Bazı konuları, kelimeler ve kavramlar üzerinde durmadan ve kullandığımız kelime ile ifade etmek istediğimiz mananın -tartışan taraflarca- aynı olup olmadığını tespit etmeden tartışıyoruz ve bu yüzden de kör döğüşü yapıyoruz. Türban konusu da işte böyle bir konu. "Türban ne demektir ve bunun islami başörtüsü ile alakası nedir?", "Türban veya başörtüsü siyasi bir simge midir, yoksa dindar müslüman kadınların Allah emri diye giydikleri bir kıyafet midir?" "Başını örtme hakkını elde eden müslüman kadınlar ve onların erkekleri bunun arkasından şeriat devletinin gelmesini veya ülkede yaşayan bütün kadınların örtünme mecburiyetini talep ederler mi?" Bu üç soruya açık ve ikna edici cevap vermeden başörtüsü meselesinin netlik kazanması ve çözüme hazır hale gelmiş olması mümkün değildir.
    Söyleyeceklerimiz tasavvura değil, vakıaya dayansın diye bu konularda farklı düşünenlere bir örnek olarak sayın Uluç Gürkan'ın internet ortamında yayımladığı yazısını ele alabiliriz.
    "Türban işin bahanesi. Cumhurbaşkanı Sezer'in sözleriyle "yapay" bir gündem. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, laik ve demokratik özü tartışmaya açılıyor. "Laiklikte fazla ileri gitti" denilen Türkiye'de daha islami bir yapı kurmak isteyenler bu amaçla türbanı özellikle kullanıyor. Bir siyasal simge, bir üniforma olarak yaşamın her alanında türbanı sürekli gündeme taşıyor."
    Bu tespitlerin doğru olmadığı açık; "laiklikte ileri giden Türkiye'ye dur diyerek daha islami bir yapı kurmayı" kimler istiyor ve bu istekler, onların hangi söz ve davranışlarından çıkarılıyor? Ortada apaçık duran talep, laikliğin bazı Batı ülkelerinde uygulandığı gibi uygulanmasından ibaret iken buna "daha islami bir yapı kurma" teşhisini (veya adını) koymak keyfidir, delilden yosundur, peşin hükme dayanmaktadır. Laikliğin, din özgürlüğüne zarar vermeyen bir anlayış içinde uygulanmasını isteyenler yalnızca türban üzerinde durmuyorlar (Gürkan'ın haksız bulduğum ifadesi ile türbanı kullanmıyorlar), namaz (özellikle Cuma namazı), oruç (için bazı vakit ayarları), faizsiz işlem, sakal, din eğitimi gibi daha bir çok konuyu dile getiriyor, bu konulardaki haksız ve gereksiz kısıtlamaların kaldırılmasını istiyorlar.
    "Türbanın altında var olan "diktacı bir din devleti özlemi" inkar edilemez. Türbanlıların tek tek ortaya çıkıp, "bu benim inancım" demeleri, bu konudaki kaygıları gidermez. Türbanlıların bir kısmı bunu iyi niyetle takıyor olabilirler. Ancak olay bütünü itibariyle siyasi güdümlü bir dava uğrunadır."
    Böyle bir iddiada (ağır ithamda) bulunabilmek için şahsın elinde kesin bilgi ve belgelerin olması gerekir. Yapılan araştırmalar, "inancı yüzünden başını örtmek isteyenlerin aynı zamanda dayatmacı bir dini dikta rejimi istediklerini" değil, aksini ortaya koyuyor (Bu yazının sonuna koyduğum TESEV'in araştırmasından alınmış yazıya bakınız). İnsanların "Bu benim inancım" demeleri kaygıları gideremiyorsa başka ne yapabilirler?! "Sana inanmıyorum, ortada kesin bir delil yok ama ben, senin artniyetli olduğuna inanıyorum" diyenleri ikna etmenin yolu nedir? Türkiye'de başını örten kadınların ve kızların kahir ekseriyeti siyasi eğilim ve oy bakımından sağ (bir partiyi değil) partileri tercih ederler; bu partilerin de programları bellidir; öküzün altında buzağı aramanın anlamı var mıdır?
    "Sadece üniversite kapıları, devlet kadroları zorlanmıyor. Türbanlıların televizyonlarda yarışma programlarında, hatta mayo defileleri ve rock konserlerinde dahi boy göstermesine dikkat ediliyor. Başında türban olduğu sürece, buralarda ve sokaklarda giyilen ne kolsuz bluzlara, ne de alabildiğine dar pantolonlara karışılmıyor. Kullanılan simgeye, sadece ve sadece türban olarak bakılıyor."
    Bu satırları okuyanlar inanırlarsa şuna da inanmış olurlar: Devlet gibi bir gizli örgüt var, türbanı simge olarak kullanmak suretiyle şeriat devletine gitmeyi planlamış, bunun için binlerce kadını ve kızı angaje etmiş, altı kaval olsa bile üstünün şişhane (başının türbanlı) olmasını şart koşmuş, bu yarı açık gülünç yaratıkları toplumun bütün katmanlarına sızdırmış -nasıl müslüman ve nasıl islamcılarsa bunlar- aynı zamanda tesettür emrini de parçalayarak uygulamışlar, buna rağmen müslümanlardan taraftar toplayacaklarına inanıyorlar... Eğer bunlara inanalar varsa kendileriyle türban meselesini tartışmanın faydası yoktur; onlar için gerekli olan tedavidir.
    "...Araştırmamız, bu varsayımın doğru olmadığını göstermiştir. Kişilerin ne ölçüde dindar olduklarını, kişisel yaşamlarında dinin gereklerini yerine getirip getirmediklerini irdelediğimiz sorulara verilen cevaplar Türk halkının genelinde dinine bağlı ve inançlı müslümanlardan oluştuğu tezini doğrulamaktadır. Ancak dini inanç ve ibadet halkın büyük bir çoğunluğu tarafından kişisel yaşamla sınırlı görülmekte, dinin kamu yaşamını etkilemesi ve kamu yaşamında daha görünür bir yer edinmesi tasvip edilmemektedir. Örneğin Türk halkının % 67,2'si dinin devlet ve siyaset düzenini yönlendirmesini zararlı bulmakta, buna karşın bu görüşe katılmadığını belirtenler % 16,4 ile sınırlı kalmaktadır. Türk parti sistemi içinde din temelinde politika yapan partilerin olması gerektiğini savunanlar % 24,6 iken bu görüşe karşı çıkanlar % 60,6'dır. Belki daha da önemlisi, laik cumhuriyet projesi büyük çoğunluk tarafından desteklenmektedir. Cumhuriyet devrimlerinin bu ülkeyi ileri götürdüğünü düşünenlerin oranı % 77,3' dır. Bu görüşe katılmayanlar % 8,3 ile sayıca oldukça sınırlı bir karşıt grub oluşturmaktadırlar. Cumhuriyet devrimlerinin temel taşlarından olan Medeni Kanun ilkeleri büyük çoğunluk tarafından desteklenmektedir. Örneğin, Medeni Kanu'nun değiştirilip İslam hukukuna göre erkeğin dört kadına kadar evlenmesini uygun bulunların oranı sadece % 10,7 'dir. İslam Hukukuna göre boşanmayı kabul edenler % 14, kız çocukların mirastan daha az pay almalarını kabul edenler % 13,9'luk kitleler oluşturmaktadır. Zina yapan erkek veya kadınlara Kur'an'a göre ceza verilmesini savunanların oranı % 1,4 gibi çok düşük bir orandır. Bu saptamalarla bağlantılı olarak arştırmanın bir ikinci önemli bulgusu şudur: Yukarıda belirtildiği gibi, Türk halkının çoğunluğunu dinin kamu ve siyaset yaşamı üzerinde etkili olmaması gerektiğini düşünmektedir. Kısaca ifade edilirse, Türk halkı dinin kamu alanında etkin olmasına karşı çıkarken, devletin de kendi inanç ve ibadetine karışmamasını istemektedir. Örneğin, halkın % 42,6'sı bügün Türkiye'de dindar insanlara baskı yapıldığını düşünmekte, bu baskıya örnek vermeleri istedindiğinde baskı yapıldığını düşünenlerin % 64,8'i türban sorununu gündeme getirmektedir. Devlet memuru kadınların ve üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmesi gerektiğini düşünenler % 66,6'dir. "(Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) desteğiyle yürüttükleri araştırmadan).

    Devam edecek