Edebi Hikayeler

Hikayeler bölümünde yer alan bu konu mahir tarafından paylaşıldı.

  1. mahir

    mahir Harbi Aktif Üye

    Kısa Edebi Hikaye Örnekleri, Edebi Düşündüren Hikayeler, Edebi Hikayeler Ve Öyküler

    Anne Kalbi
    Delikanlı,katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız,korkunç bir şart ileri sürerek:

    Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini
    getireceksin. dedi

    Delikanlı,tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi, belki de durumu farkettiği için oğluna fazla direnmedi. Ve çocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu. Delikanlı, kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa, mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından,ağzından ister istemez Ah anacığım! sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

    Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?

    Üç ihtiyar misafir

    Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.

    Ben sizi hiç tanımıyorum, der...

    Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...

    Evin erkeği içerde mi? Diye sorar adamlar.

    Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.

    O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil... diye cevap verirler.

    Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.

    Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...

    Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.

    Ama bu defa da;

    Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz der yaşlı adamlar.

    Kadın öğrenmek ister;

    Niye giremezsiniz?..

    İhtiyarlardan biri açıklar:

    Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.

    Diğeri BAŞARI

    Ben ise SEVGİ


    Sonra ekler;

    Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..


    Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;

    Ne güzel, der. Madem öyle, Zengini içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...

    Karısı itiraz eder;

    Canım, niçin Başarıyı çağırmıyoruz?

    Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;

    Sevgiyi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..

    Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına...

    Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgiyi davet et.


    Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;

    Hanginiz Sevgi idi?

    Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...

    Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar.

    Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler...

    Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarıya sorar;

    Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?

    Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:

    Eğer Zengini ya da Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı.

    Ama sen Sevgiyi davet ettin...

    O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz.

    Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır!..

    Paylaş

    Ölümsüz Kırmızı Güller

    Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose... Gül... Kocasının sevgili Roseu... Her yıl Sevgililer Gününü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte... Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:
    Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum... Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü. Önceden ısmarlanmış olmalıydı. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden...

    Gülleri özenle içeri taşıdı; saplarını kesti, vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce...

    Bitmek bilmeyen bir yıl geçti... Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl. Sonra bir sabah kapı çalındı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi.
    Sevgililer Gününü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı. Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı?

    Biliyorum dedi, çiçekçi. Eşinizi geçen yıl kaybettiniz. Telefon edeceğinizi de biliyordum. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti. Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart... Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı. Parmakları titreyerek zarfı açtı:

    Merhaba gülüm diye başlıyordu, kart. Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin dostum, sevgilim benim... Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu düşün. Seni hep sevdim. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin. Lütfen... Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim... Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..