Bitlis İsminin Kaynağı..

Bitlis bölümünde yer alan bu konu JokeR tarafından paylaşıldı.

  1. JokeR

    JokeR Üye

    Bitlis İsminin Kaynağı..

    Bitlis’in günümüzde kullanılan isminin nereden kaynaklandığı kesinlikle bilinmemektedir. Bitlis tarih boyunca değişik isimlerle anılmıştır. Asurlular Bit-Liz, Persler ve Yunanlılar Bad-Lis veya Bad-Lais, Bizanslılar Bal-Lais-on, Babaleison veya Baleş, Araplar Bad-Lis, Ermeniler Pageş veya Pagişi olarak kullanmışlardır. Asur dilinde Bit kelimesi yurt, Bet kelimesi kale manasında kullanılmış, Bit-Liz demek Liz’in Yurdu, Bet-Lis demek ise Liz’in Kalesi manasına gelmektir.
    Gerek Şerefname’nin Yazarı Şeref Han, gerek Kâmus-ul Alem’in yazarı Şemsettin Sami ve gerekse Zinnet-Ül Kulub’un yazarı Kavzinli Hamdullah Meftuni, Rum ve Acem tarihçilerinden Maksidi şehrin isminin Bitlis kalesini yapan, İskender’in komutanlarından Bedlis’ten geldiğini ileri sürmektedirler. Şemsettin Sami Bedlis kelimesi manasının “havası ve suyu güzel olan yerin adı” olduğunu belirtmektedir.
    Bitlis ismiyle ilgili olarak tarihçilerin ittifakla üzerinde durdukları olay şöyledir:
    M.Ö. 336 yılında Makedonya kralı II. Filibe ölmüş, yerine Büyük İskender kral olarak geçmiştir. (Şerefname’de Makedonyalı büyük İskender’in, peygamber olarak bilinen İskender Zülkarneyn olduğunu iddia etmektedir. Zülkarneyn “iki boynuz” manasına geldiğinden, Zülkarneyn’in sürekli doğuya hareket ettiği ve 31 yaşında öldüğünden dolayı büyük İskender olduğunu savunmaktadır. Büyük İskender’in de anlında boynuz halinde iki et yumrusu çıktığı, doğuya seferler yaptığı ve 30 yaşlarında öldüğünden dolayı aynı kişiler olduğunu tezi ileri sürülmüştür. Ancak bu fikirler bugüne kadar ispat edilememiştir.) Babil’i işgal eden İskender, ordularıyla beraber Hindistan seferine çıkmayı kararlaştırmıştır.
    Bu arada İskender’in anlında boynuza benzeyen iki et parçası çıkmış, maiyetinden gizlemek için sürekli boynuzlu miğfer kullanmak zorunda kalmıştır. Derdine çare için görüştüğü bütün hekimler, şifasının sularda olduğunu ve her gittiği yerdeki suları kullanmasını tavsiye etmişlerdir. Bu nedenle Büyük İskender, uğradığı her yerdeki sularda yüzünü yıkayarak derdine çare aramıştır.
    Şattülarap’a vardığı zaman Dicle nehrine akan bütün suların araştırılmasını istemiş, bilginleri bu işle görevlendirmiştir. Bütün suları araştıran İskender ve mahiyeti, uzun bir yürüyüşten sonra Bitlis önlerine gelmiştir. Bitlis çayının hastalığına şifa verdiğini görünce Kösür ve Rabat sularının birleştiği yerde karargahını kurmuştur.
    Muzaffer Uyanık imzasıyla Erciyes Üniversitesinin yayınladığı 71 sayılı Erciyes Dergisinin “Bitlis” başlıklı yazısında İskender’in hiç Bitlis’e gitmediği, bu iddiaların efsaneden ileri gitmediğini belirtmiştir. Aynı tez, Alman araştırmacı Wilhelm Köhler tarafından da dile getirilmektedir. Bu fikirler bu kişiler tarafından ortaya atılmış yanlış bir iddiadır. İskender’in Bitlis’e geldiği bu konuyla ilgili olan bütün kaynaklarda mevcuttur.
    Emrindeki hekimler İskender’e; suyun kaynağına gitmesini istemişlerdir. Bu tavsiye üzerine Bitlis’in doğusundan akan Rabat suyu takip edilerek suyun kaynağına gidilmiştir. Ancak günlerce bu suyu kullanmasına rağmen şifa olmadığını görmüş, bu defa şehrin batısından gelen Kösür çayına yönelmiş, sonunda bu suyun kaynağı olan pınara varılmıştır.
    Bu pınarın bulunduğu, suların fışkırdığı o dağlık, ağaçlık yeşil tepeler İskender’in gözüne çok güzel görünmüştür. Her taraf zümrüt yeşilliğinde, reyhan ve değişik çiçeklerle bezenmişti. Bu yerin iklimi İskender’i hayran bırakmıştır. Bu güzel tabiat parçasının havasından ve suyundan faydalanmak için birkaç gün (bir hafta) burada konaklamaya karar vermiştir.
    Bu suyun kenarında konakladıktan bir hafta sonra, Kösür suyunun derdine şifa olduğu ve boynuzlarının kaybolduğu görülmüştür. Günümüzde hala bu suya İskender Çeşmesi denilmektedir. Bu çeşme Bitlis’e 10 km. uzaklıkta, Duav yaylasındadır.
    Anlatılan bir rivayete göre büyük İskender Bitlis’te konakladığı bir sırada saçlarını kestirmek için berbere uğramıştır. İskender’i tıraş eden berber, boynuzları olduğunu görünce İskender tarafından ölümle tehdit edilmiştir. İskender berbere: “dinle berber, bugüne kadar benim boynuzlarımı gören hiçbir berber yaşamamıştır. Kimselere dememek şartıyla seni affediyorum. Her kime söylersen seni öldürürüm” demiştir. Berber bu korkuyla sırrı içinde saklamaya başlamıştır. İnsan için zor olan şeylerden birisi de sır saklamaktır. İçinde bu sırrı saklayan berber, günden güne şişmeye başlamıştır. Hangi hekime gittiyse hekimler ona; “senin içinde büyük bir sır var, kimseye söyleyemiyorsun. Ancak söylemezsen bu hastalıktan kurtulamazsın. En iyisi sırrını kimsenin görmediği bir yerde sulara söyle” demişlerdir. Bu teklifler üzerine sırrını sulara söylemeye karar veren berber, şehirden uzaklaşarak bir su pınarının başına gelmiştir. Duav yaylasında bulunan bugün ki İskender çeşmesinin başına gelen berber, suya doğru eğilerek üç defa “İskender’in boynuzu var, İskender’in boynuzu var, İskender’in boynuzu var” demeye başlamıştır. Sırrını söyledikten sonra rahatlayan ve karnındaki şişliği geçen berber şehre dönmüştür.
    Dağda hayvanlarını güden bir çoban, sürüsünü sulamak için bu çeşmeye geldiğinde çeşmede bulunan bütün balık, kurbağa ve diğer hayvanlar hep bir ağızdan “İskender’in boynuzu var, İskender’in boynuzu var, İskender’in boynuzu var” demeye başlamıştır (Bu rivayetten olacak ki ilimizde halen “sırrını sulara dahi söyleme” diye bir atasözü bulunmaktadır). Kulaktan kulağa dolaşan bu söz sonunda İskender’in kulağına gelmiş, İskender de daha önce affettiği berberin kafasını vurdurtmuştur.
    Derdine şifa bulan İskender bu yerin ve suyun ebedileştirilmesi için Bedlis (Badlis) veya Leis ismindeki komutanını yanına çağırarak bu çeşmeden 4 saatlik veya 12.000 adımlık uzaklıkta, Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde müstahkem bir kale yapmasını istemiştir. Komutanına (Şerefname’de kölesi olarak geçmektedir) dönerek; “Ben İran (bazı Kaynaklarda Hindistan) seferinden dönünceye kadar buraya öyle bir kale yap ki, benim gibi bir kral veya kumandan dahi onu ele geçiremesin. Böylece bu kalenin ve yerin ismi kuşaktan kuşağa, yüzyıldan yüzyıla ebedileşsin” demiştir.
    Bu emri alan Bedlis veya Leis ismindeki komutan hemen işe başlamış, bir yıl gibi kısa bir sürede M.Ö. 331 tarihinde bugün ki kaleyi yapmayı başarmıştır.
    Hindistan ve İran seferinden dönen İskender şehre geldiği zaman karşısında muazzam bir kale görmüştür. Bedlis’e haber göndererek kaleyi teslim etmesini istemiştir. Kaleyi teslim etmeyeceğini, savaşa hazır olduğu bildirerek İskender’in teklifini reddetmiş ve kale kapılarını kapatmıştır. Bunun üzerine İskender bütün güçleriyle kaleyi kuşatmaya başlamıştır. günlerce uğraşmış, kaleyi alamayacağını anlayınca kuşatmayı kaldırarak Rahva ovasına doğru geri çekilmiştir.
    İskender’in çekildiği gören Bedlis, Rahva ovasında İskender’in atının ayağına kapanıp bir zarf içinde kalenin anahtarını sunmuş, çıkışı bu yerde olan tünelden kendilerini kaleye davet etmiştir. Kalenin anahtarlarını alan Büyük İskender; “Bre mel’un, madem ki anahtarı verecektin, niye asi olup bu kadar adamımı kırdırdın” demesi üzerine Bedlis, İskender’den Affını dileyerek; “Ey büyük fatih! Benim sana karşı başkaldırmam ve direnmem, senin daha önce vermiş olduğun emrin gereği idi. Sen; benim gibi bir kralın alamayacağı bir kale yapmamı emretmiştin. Senin emrin üzerine yaptığım bu kalenin ne kadar sağlam, fethedilmesinin ne kadar imkansız olduğunu ispat etmek amacıyla bu cüreti gösterdim. Şimdi ben ve kuvvetlerim hareketimizden dolayı müstahak göreceğiniz cezaya razı olarak emrinizdeyiz” demiştir.
    Komutanın bu sözlerini çok beğenen İskender, komutanını ödüllendirmek için şehrin yönetimini bu komutanına devrederek ve şehre Bedleis adını vermiştir. O günden sonra şehrin ismi Bedlis kalmıştır. Zamanla bazı harf değişikliklerine uğrayan bu isim, günümüzde BİTLİS adını almıştır.
     
  2. XİLAX

    XİLAX HaRbİ KıZ

    saol güzel paylaşımda aklımda takılan bi soru war bu bitlisde kaç minare war :D:D:D:d?????????
     
  3. JokeR

    JokeR Üye

    bi 4 diolar bi 5 diolar bnde bilmiorm cansu :D