Atatürk sofrada İsmet Paşa'ya bağırıyordu

Mustafa Kemal Atatürk bölümünde yer alan bu konu KabusTeam tarafından paylaşıldı.

  1. KabusTeam

    KabusTeam Üye

    1. KAVGA
    Son MGK toplantısındaki Sezer - Ecevit kavgasını "Cumhuriyet tarihinde Köşk'le Konut arasında yaşanmış en ciddi tartışma" sanıyorsanız bir de Salih Bozok'un anılarında anlattığı Atatürk - İnönü kavgasını okuyun.
    Tarih: 29 Ağustos 1932.
    Yer: Çankaya Köşkü'nün sofrası.
    Konu: Dizbağı Nişanı...
    Aslında birçok benzeri gibi bu tartışmanın patlaması da incir çekirdiğini doldurmayacak bir nedene dayanıyor:
    Bir İngiliz gazetesi, İngiltere hükümeti tarafından Atatürk'e Dizbağı Nişanı verileceğini yazmış. Bunun üzerine Türk gazeteleri de hemen övgüler düzmüşler. Oysa böyle bir teklif dahi gelmemiş.
    Sofrada İnönü, Atatürk'e bu haberin basında tekzip edilmesi gerektiğini söylüyor. Atatürk uygun buluyor. Yalnız tekzip metnine şöyle bir ek yapılmasını istiyor:
    "Zaten İspanya kralından arta kalan böyle bir nişan Türk Reisicumhuru'na verilemez. Verilecek olsa bile Türkiye Reisicumhuru o nişanı kabul etmez".
    İsmet Paşa bu ilaveye itiraz ediyor. "Nişan verilmesi söz konusu değilken, 'Verilse de almayız' şeklinde bir açıklamanın lüzumsuz olduğunu" söylüyor.
    Atatürk, "Sen benim dediğimi ilave et. İngilizler beni sever. Onlar benim için Loit Corc'u bile attılar" diyor. İnönü, kızgın bir üslupla yanıtlıyor bu yorumu: "Loit Corc atılmadı, siyasetinde başarılı olamadığı için kabineden çekildi".
    Sofrada hava gerginleşiyor. Öfkelenen Atatürk, İnönü'nün işitemeyeceği bir sesle sofradakilere "İsmet Paşa'nın itirazının sebebini anlıyorum. Geçen gün İktisat Vekili'ne yaptığım muameleye kızdı" diyor. Sonra da Nuri Conker'e bu konuyu açmasını söylüyor.
    Conker, "Rica ederim, bizi böyle işlere karıştırmayın" diyerek araya girmeyi reddediyor. Bunun üzerine Atatürk konuyu kendisi açıyor. Sonrası, Bozok'un anılarında şöyle anlatılıyor: "Atatürk, İsmet Paşa'ya çok şiddetli bir lisanla hükümet işlerinden bahsettiler. Ve çok acı bir surette İsmet Paşa'yı tenkit ettiler. Hatta o kadar ithamlarda bulundular ki bir aralık, 'Seni ben mahvederim İsmet... İsmet...' dediler. Sonra da hepimiz sofra vaziyetine son vererek salondan dışarı çıkmaya mecbur olduk".
    Atatürk, İsmet Paşa'nın elini sıkmadan salondan ayrılmasından sonra yanındakilere "Gördünüz mü İsmet Paşa'nın bu akşamki vaziyetini" dedi; "Fakat ben buna asla tahammül edemem, yarın Ankara'ya giderek kabineyi bizzat kendim teşkil edeceğim".
    Bozok, anılarında ertesi sabah nasıl iki tarafla da görüşerek birbirine çok bağlı bu iki dostu barıştırdığını anlatıyor.

    2. KAVGA
    "Ben senden daha komiteciyim"
    Atatürk'ün sofrasındaki en ciddi kavgalardan biri Ali Çetinkaya ile Nuri Conker arasında yaşandı.
    Çetinkaya, Conker'den hoşlanmıyor ve aynı mekânda bulunmamaya özen gösteriyordu. Ancak o gece birbirlerinden habersiz olarak sofrada bir araya geldiler. Üstelik Çetinkaya içkiliydi. Korkulan oldu, Conker'e ve sofranın diğer konuklarına sataşmaya başladı.
    Sonrasını Salih Bozok şöyle anlatıyor:
    "Çetinkaya sarhoş olduğu için ne söylediğinin farkında değildi. Atatürk'ün ihtarlarına da adeta ehemmiyet vermediği gibi ikide birde elini cebine sokarak şüpheli vaziyetlerde bulunuyordu.
    Atatürk'ün fena halde kızdığını hissediyordum. Ali Bey'e 'Galiba sen biraz fazla içtin, seni hiç böyle görmemiştim' demek ve sofradan kaldırıp biraz dışarı çıkartarak hava aldırmak istedim. Fakat Ali Bey benim sözlerime de ehemmiyet vermedi. O sırada Falih Rıfkı Bey dışarı çıkmıştı.
    Biraz sonra Başyaver Rüsuhi Bey eli cebinde olarak salona girdi ve kapının önünde durdu. Rüsuhi Bey'in içeri girdiğini ve almış olduğu vaziyeti gören Ali Bey, Atatürk'e Rüsuhi'yi göstererek, 'Bunu buraya siz mi çağırdınız?' diye sordu.
    O ana kadar Atatürk, Rüsuhi Bey'in salona girdiğini görmemişti, çünkü Rüsuhi Bey Atatürk'ün arkasında kalmıştı. Ali Bey'in suali üzerine Rüsuhi Bey'i gördü ve Ali Bey'e, 'Ben çağırmadım, fakat yaverim olduğu için çağırmadan da yanıma gelebilir. Sen ne demek istiyorsun' dedi. Bunun üzerine Ali Bey, 'Paşam bu adam sizin yaveriniz olamaz. Ben bunu Irak'tan tanırım, Enver Paşa'ya, Nuri Paşa'ya da yaverlik yapmıştır' diyerek Rüsuhi Bey'e karşı hakaretamiz birtakım sözler sarf etti.
    Atatürk'ün artık tahammülü büsbütün tükenmiş olduğu için Rüsuhi Bey'e hitaben, 'Bak senin için neler diyor, ne cevap vereceksin?' dedi. Şayan - ı teessür bir hadisenin vukuuna meydan vermemek maksadıyla Ali Bey'i sofradan kaldırmaya uğraşıyordum. Rüsuhi Bey, Ali Bey'e, 'Beyefendi ne söylüyorsunuz, ben ne yaptım, söyleyiniz' gibi sözlerle güya kendisini müdafaa ediyordu.
    Atatürk, Rüsuhi Bey'in beceriksiz bir tarzda kendisini güya müdafaa eder görünmesinden hiç hoşlanmadı. Kızdı. Ali Bey'e hitaben şöyle dedi:
    'Bana bak Ali Bey, benim yaverim senin anlattığın adam değildir. Senin maksadını anlıyorum. Fakat ben senden daha komiteciyim'.
    Sonra Ali Bey'i kolundan tuttu ve sofradan kaldırarak boş odalardan birine götürmek istedi. Ben araya girdim.
    'Paşam, Ali Bey'in biraz rahatsız olduğunu görüyorum. Müsaade buyurursanız dışarıya, musluk başına çıkmak istiyor, kendisini çıkarayım' dedim.
    'Salondan çıkıp tuvalet mahalline gidince ben de kendisi ile beraber tuvalet mahalline girdim. Maksadım tabancasının cebinde mi, belinde mi olduğunu anlamaktı. Ona yardım eder gibi koluna girdim ve tabancasının belinde olduğunu anlayarak müsterih oldum. Çünkü elini ikide bir cebine sokmasından Atatürk'ün şüphelendiğini anlıyordum. Atatürk, Ali Bey'in o gece özel bir maktsatla geldiği fikrine kapılmıştı. Ben ise Ali Bey'in hususi hiçbir maksadı olmadığına ve sarhoşluk nedeniyle saçma sapan hareketlerde bulunduğuna kani idim.
    Ali Bey tekrar içeri girdikten sonra Paşa'nın müsaadelerini istirham ederek evine gitmek istedi. Paşa da kendisine müsaade etti.
    Sonra bir müddet münzevi olarak yaşadı ve evine kapanarak bir tarafa çıkmadı".

    3. KAVGA
    "O halde sen de alçaksın..."
    Bu kez yıl 1923... Lozan Antlaşması yeni imzalanmış. Lozan'dan dönen İsmet Paşa Köşk'te yemeğe davetli... Latife Hanım'ın da bulunduğu sofranın diğer konukları arasında Fethi Bey, Rıza Nur, Kılıç Ali ve Yaver Salih de var.
    Ancak İsmet Paşa dolu... Hükümetin müzakere sürecinde kendisini yeterince desteklemediğinden yakınıyor. Özellikle de Başbakan Rauf Bey'den şikâyet ediyor: "Yaptığım işler hakkında kendisine bilgi veriyor ve buna karşılık hükümetin bakış açısını anlamak istiyordum. Fakat o alçak Rauf yazdıklarıma cevap vermeyerek beni çok büyük azap ve ıstırap içinde bıraktı" diyor.
    Sofra suskun... Suskunluğu Fethi Bey bozuyor. Kabinede İçişleri Bakanı olan Fethi Bey, Başbakan'ını savunmak üzere söze giriyor. Ancak İsmet Paşa dinlemek bile istemiyor. O kadar ki, bu kez öfke oklarının hedefine Fethi Bey'i yerleştiriyor ve gürlüyor:
    "O halde sen de alçaksın!.."
    Şaşkın bakışlar altında Paşa devam ediyor: "Eğer o sırada imdadıma büyük şefim yetişmemiş olsaydı buraya tabutum gelecekti. Siz bundan memnun mu olacaktınız?" Atatürk, konuşulanları duymazdan geliyor.
    Tartışmanın kötüye gittiğini fark eden Salih Bozok, konuyu değiştiriyor. Fethi Bey'e o gece saz çalanların yabancı olduklarını söylüyor. Bu arada laf arasına "tartışmaya girmeme" ricasını sıkıştırıyor. Fethi Bey,
    "- Bana ne söylüyorsun, İsmet Paşa'ya söyle" diyor. Bunun üzerine Bozok aynı ricayı bir sigara paketinin arkasına yazıp İsmet Paşa'ya iletiyor.
    Ve gerilen ipler gevşiyor.