Anadolu'da unutulmuş Ramazan Gelenekleri

Ramazan bölümünde yer alan bu konu MAKSUD tarafından paylaşıldı.

  1. MAKSUD

    MAKSUD Üye

    Anadoluda Unutulan Ramazan Gelenekleri

    Anadolu da Ramazan ayıyla özdeşleşmiş kimi adet ve gelenekler zamanın akışına paralel değişikliklerle sürdürülürken bir çoğu unutulmaya yüz tutmuş görünüyor.

    Ramazanın ruhuna uygun olarak hemen yerde yoksullara gıda yardımı yapılıyor. Ramazan gelenekleri yörelere göre farklılık gösterirken¸ belediyeler iş adamları¸ varlıklı kişiler yoksul ailelere özel olarak hazırlattıkları gıda paketlerini dağıtıyorlar. Paketlerin dağıtılması¸ ailelerin rencide olmaması için genellikle marketlerin hazırladığı gıda paketlerinin fişlerinin dağıtılması şeklinde yapılıyor.


    KAYSERİ’DE ARABAŞI YEMEĞİ

    Kayseri’de özellikle ramazan aylarında yapılan arabaşı adlı yemek¸ bir çok aileyi bir araya getirerek sohbet etme fırsatı yaratıyor.

    Bazı yörelerde “Arabaşı” olarak adlandırılan¸ arabaşı¸ tavuk¸ hindi veya kaz etinin¸ kemiklerinden ayrılıp kavrulmuş un ile yapılan çorbasının¸ muhallebi kıvamında un ve su ile pişirilen hamurun birlikte yendiği¸ çok eski bir yemek olarak biliniyor.

    Ramazan aylarında arabaşı¸ mutlaka birden fazla ailenin davet edilmesiyle¸ hep birlikte yenilen bir yemek olma özelliğini koruyor. Bir araya gelen aileler¸ ev sahibinin hazırladığı arabaşı sofrası etrafında toplanıp¸ hoşça vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Arabaşı yenilirken¸ çorbaya hamuru düşüren cezalı sayılıyor ve arabaşını yapacak kişi olarak ilan ediliyor.

    Ramazan ayında ayrıca sahurun habercisi olan davulculara¸ evde hazırlanan kete¸ katmer gibi yiyeceklerden ikram edilmesi de gelenek olarak sürüyor.

    Belediyelerin ve bazı alışveriş merkezlerinin sundukları Hacivat-Karagöz oyunları¸ cambaz ve illüzyon gösterileri de özellikle çocukların ilgisini çekiyor.

    SAMSUN’DA “SELE-SEPET” ŞENLİKLERİ

    Samsun’un Bafra ilçesinde özellikle çocuklar için ayrı bir anlam taşıyan bir gelenek yıllardır sürdürülüyor.

    “Sele-sepet” adıyla bilinen ve ramazan ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece gerçekleştirilen şenlik¸ ilçe halkının katılımı ile düzenleniyor.

    Geçmişin kültür mirası olarak bugüne taşınan etkinlik; çocukların sevindirildiği¸ ikramlarda bulunulan ve eğlence amaçlı bir şenlik olarak günümüzde hala etkinliğini koruyor.

    İftarın ardından başlatılan şenlikte çocuklar taşıdıkları “sele-sepet” adı verilen fenerlerle evleri dolaşarak bahşiş topluyor. Çaldıkları kapıyı açanlarca bahşiş ve çeşitli ikramlarda bulunulan çocuklar gruplar halinde “sele-sepet top kandil¸ aç kapıyı ben geldim. Ay da yıl da bir kere¸ kapınıza ben geldim” şeklinde maniler söyleyerek teravih vaktine kadar mahalleleri dolaşıyorlar.

    Her gidilen evde mutlaka bir ikramda bulunulurken¸ verilen hediyeler taşınan sepetlerde biriktiriliyor.

    AMASYA’DA BANDO GELENEĞİ

    Amasya’da¸ geçmişi yaklaşık 150 yıl öncesine dayanan müzikle iftar açma geleneği ile kent sakinleri belediye bandosunun çaldığı yılın popüler parçaları eşliğinde iftar yapıyor¸ sahura kalkıyorlar.

    Zamanın Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa’nın 1860’lı yıllarda bir ramazan günü Amasya Kalesi’nden davul zurna çaldırmasıyla başladığı bilinen geleneği bugün belediye bandosu verdiği konserlerle sürdürüyor.

    Kente hakim en yüksek yer olan Harşena Dağı’ndaki Amasya Kalesi’nde iftardan yaklaşık bir saat önce başlayan konserlerde¸ yılın popüler şarkıları ile Amasyalıları iftara hazırlayan bando¸ konserlerini sahurda da sürdürüyor.

    Genellikle yöreye özgü türkülerin icra edildiği konserlerde¸ zaman zaman istekler doğrultusunda yılın popüler parçalarına da yer veriliyor. Bando¸ ramazan ayında seslendireceği parçaların provalarına ise ramazan öncesinde başlıyor.

    SİNOP’TA HELESA

    Sinop’a özgü bir gelenek olan ve ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa” olarak gerçekleştirilen şenliklerin geçmişi ise tam olarak bilinmiyor.

    Bir anlatıma göre¸ çok eski bir dönemde kış mevsimi fırtınadan kaçarak Sinop’a sığınan bir geminin tayfaları haftalarca burada mahsur kalmış. Kumanyaları tükenen tayfalar da kimseden bir şey isteyemedikleri için çaresiz kalınca¸ sonunda bir filikayla kente çıkıp¸ ellerinde fenerle evleri dolaşıp mani söyleyerek yiyecek istemişler.

    Helesanın bu öyküden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tam olarak bilinmese de her yıl ramazan ayında gerçekleştirilen bu gelenek¸ yıllardır sürdürülüyor.

    Ramazan ayının 15’inden itibaren helesaya çıkan gençler¸ taşıdıkları maket kayıkla “sellim”e çıkıyorlar. İftar sonrası birkaç kişinin taşıdığı ve özenle süslenmiş kayıklar eşliğinde ellerinde fener ve mumlarla mahalleler dolaşılarak bahşiş toplanıyor.

    Kayığı¸ gidilen evin önüne koyan gençler evlerin kapılarına giderek mani söyleyip bahşiş istiyor. Bahşişler ise bir mendile sarılarak ve düştüğü yer görülsün diye de mendilin ucu yakılarak helesacılara atılıyor.

    ERZURUM’DA İLK KEZ ORUÇ TUTAN ÇOCUKLARA HEDİYELER

    Erzurum’da ilk defa oruç tutan çocuklara çeşitli hediyeler verilmesi¸ nişanlı kızların evlerine iftarlık yemek ve hediye götürülmesi¸ maddi durumu kötü olan vatandaşlara iftarlık verilmesi ve her yıl ramazan ayında 1001 hatim okuma geleneğinin sürdürülmesi dikkat çekiyor.

    KONYA’DA¸ ‘ORUCA DİREK VURMA”

    Konya’da oruç tutan çocuklara dayanamadıkları için yaptırılan “oruca direk vurma” günümüzde tamamen unutulmaya yüz tutarken¸ esnafın dükkan komşusunu iftar yemeğine çağırması geleneği de giderek azalıyor.

    Konya’da ramazan geleneklerinin en önemlisi iftar yemeği

    Eskiden akrabalar ve komşuların birbirini¸ esnafın ise dükkan komşusunu iftara davet edermiş.

    “Ramazan ayı boyunca herkes birbirine gider gelir. Günümüzde esnafın dükkan komşusunu iftara daveti giderek azalıyor. Akraba davetleri sürüyor ancak eskisi kadar yoğun değil. Teravih namazları bazı camilerde genellikle hatim ile kılınırdı ve çok uzun sürerdi. Ayrıca bir kısım cemaat¸ namazını her akşam başka bir camide kılardı. Çocukların akşama kadar oruç tutmaları¸ yaşları dolayısıyla uygun olmadığı için öğle saatlerinde bir yemek verilirdi. Buna ‘oruca direk vurma’ denilirdi ve çocuğun gönlü de alınmış olunurdu. Şimdilerde neredeyse hiçbir çocuk hatta genç ‘oruca direk vurmanın ne demek olduğunu bilmiyor.”

    Önceden Ramazan ayında esnaf sattığı mallarda ciddi zam uygulmazken şimdilerde ise ramazan ayında zamlar yapıldığını¸ eski hassasiyetin kalmadığı görülüyor.

    KARAMAN VE AKSARAY

    Televizyon yüzünden komşuluk ve aile ilişkilerinin zayıflattı.

    Önceden ramazan gecelerinde teravih namazı sonrası belli evlerde sıra geceleri yapılırmış.

    “Bu sıra gecelerinde Karaman’a has yüksük oyunu¸ tura oyunu¸ yıldız sayma¸ yumurta saklama gibi oyunlar oynanıp büyüklerin anlattığı hikayeler¸ anılar yöresel masal ve efsaneler dinlenirdi. Şimdi ise değil mahalledeki insanların bir araya gelmesi apartman sakinleri bile birbirini tanımıyor. İnsanlar evde oturup televizyon seyretmeyi tercih ediyorlar.”

    Aksaray’da da Karaman’dakine benzer durum gözleniyor. Teravihten sonra toplanan ailelerin¸ yüzük oyununu oynadığı belirtiliyor.

    Bir tepsi üzerine ters çevrilmiş 9 fincan konulduğunu ve bunlardan birinin altına da yüzük saklanır¸ “Oyunu kazanan ekip¸ kaybeden ekibi değişik yöntemlerle cezalandırırdı. Şimdilerde ise bu oyunlar televizyon yüzünden unutuldu”.

    RAMAZANIN İZMİR’İN TARİHİ KEMERALTI ÇARŞISI’NDAN ANLAŞILIRDI

    Osmanlı döneminde çok dinli¸ çok kültürlü bir kent olan İzmir’in Ramazan aylarında büyük heyecan ve hareketliliğe sahne olurmuş¸ bugün ise ramazan ayı geleneklerinin sadece kentin eski mahallelerinde yaşatılmaya çalışılıyor.

    Hristiyan ve Musevilerin de yaşadığı bir kent olan İzmir’de Ramazan aylarında Müslüman geleneklerine büyük saygı gösterilir “İzmir’de çoğunluk Müslüman ahaliden oluştuğu için¸ farklı dinlere mensup kişiler de ramazan geleneklerine uyarlardı. Sokakta bir şey yememeye özen gösterirlerdi. Ramazan ayında büyük iftar sofraları düzenlenirdi ve bu sofralara katılan kişiler arasında din farkı gözetilmezdi”.
    Şimdilerde Müslüman olduğunu söyleyenler bile oruç tutanların karşısında rahatlıkla yiyip içebiliyor.

    İzmir’de 18. ve 19. yüzyılda büyük iftar sofralarının düzenlenir¸ kadınların bütün mutfak hünerlerini ortaya koyarmış. Gezginlerin seyahatnamelerinde “kentteki iftar sofralarında 140 çeşit yemek bulunduğuna” dair notlara rastlanır.

    En eski çarşılardan biri olan Kemeraltı’nda kuru bakliyatların¸ şekerlerin arabalarla merkeplerle evlere doğru taşındığı görülürdü. Hurmanın gelmesi ise dört gözle beklenirdi. Hicaz’dan gemilerin hurma getirmesi beklenirdi. Ramazan ayının başlamasından birkaç gün önce gemi körfeze yanaşırdı. Daha sonra sokak satıcıları hurma satmaya başlardı

    Osmanlı dönemindeki Ramazan gelenekleriyle bugünkü alışkanlıklar arasında “görgü” farkının bulunurdu. Eskiden varlıklıların Ramazan ayına özel yaptıkları yardımlar “gizli” tutulurken artık bugün yardımlar aleni dağıtılmaya başladı.

    EDİRNE’DE SELİMİYE MEYDANI’NDA RAMAZAN EĞLENCELERİ

    Selimiye Camisi’nin bulunduğu meydanda eskiden Ramazan ayında çocuklara kukla gösterileri sunulur¸ yetişkinlerin ise ceviz ve fındık oyunları oynatılırmış.

    Ramazan aydınlığının en etkileyici kaynağının ise Selimiye Camisi’nde iki minare arasına asılan mahyalar. Mahya¸ eskiden ipe asılı kandillerle yazılırdı. Bugünün aydınlatılmış gecelerinde mahyalar hala güzeldir ama geceleri karanlığa bürünen eski Edirne’de bu mahyalar müthiş etkileyici şeylermiş.

    TEKİRDAĞ SAHİLLERİNİ SANDALLAR SÜSLERDİ

    Ramazan geleneklerinin birçoğu Tekirdağ’da da kaybolmak üzere. Geçmişte Tekirdağlılar’ın Ramazan ayında sandallarla sahil turları yaparmış.

    Tekirdağ’da ramazan ayının 15’inci gününden sonra bayram hazırlıkları başlar¸ Ramazan aylarında sandallarla sahil turları düzenlenirdi. Evler bayrama hazırlanır¸ çocuklar için giyecek telaşı başlardı. Çocuklar bayram yerinde atlara¸ midillilere ve süslenmiş merkeplere binerlerdi.

    KIRKLARELİ’NDE RAMAZANDAN ÖNCE TANDIRLAR KURULURDU

    Kırklareli’nde Ramazan ayından önce tandırların yakılır ve bu tandırlarda çörek ve ekmeklerin pişirilirdi.

    Eskiden iftarda topluca oturup yemek yeme geleneği vardı. Bunda birliktelik¸ bir arada olma¸ eğlence amacı güdülüyordu. Bu gelenekler ne yazık ki artık yaşanmıyor.

    ŞANLIURFA’DA “KEHKE” VE “KÜLÜNÇE”

    Şanlıurfa’da eski Ramazanlarda¸ günler önce evlerde bu aya hazırlık olarak hummalı bir çalışma yapılırken¸ ayın başlamasıyla birlikte teravih namazından sonra kahvehanelerde “Arzu ile Kamber”¸ “Tahir ile Zühre” gibi hikayeler anlatılırdı.

    Geçmiş dönemlerde kentte Ramazan ayı gelmeden önce¸ evlerde kadınların hummalı bir çalışma içerisinde olurmuş.

    Kadınların evlerinde Ramazan ayı süresince yetecek kadar saclarda ekmek yapılır¸ isot (kırmızı biber) biber salçası¸ turşu¸ şehriye ve peynir gibi çeşitli gıda maddeleri hazırlanır¸ ayın başlamasıyla birlikte iftar vaktinde en güzel yemekleri hazırlamaya çalışan kadınlar¸ bundan komşusuna da mutlaka ikramda bulunurmuş.

    Kentte bu aya özgü olarak “kehke” (simit) hazırlanır¸ bunun iftardan sonra ve sahurlarda çayla birlikte yerlermiş. Ayrıca bu aya özgü baharatlı külünçe (pasta) hazırlanır¸¸ iftar saatine yakın evlerde genellikle çocukların damlara çıkarak Ulu Cami’den atılan iftar toplarını sabırsızlıkla beklermiş.

    Şanlıurfa’da Ramazan ayının en önemli geleneklerinden biri de ‘Meddahın’ anlattığı hikayelerdi. Özellikle kentin meşhur Köroğlu Kahvesi’nde ‘Meddah” gelir¸ Arzu ile Kamber¸ Tahir ile Zühre ve buna benzer hikayeler anlatırmış. Vatandaşlar da teravihten sonra kahvehaneye gelir¸ hikayeleri dinlermiş. Meddah¸ ‘yarın akşam devamını anlatacağım’ diyerek hikayenin en heyecanlı yerinde hikayeyi kesermiş. Bu gelenek ay süresince devam edermiş.”

    GAZİANTEP’İN RAMAZAN KAHKESİ

    Gaziantep ve yöresinde¸ hemen her evde Ramazan Kahkesi yapılması geleneği bozulmadı.

    Kentte¸ Ramazan ayında iftarda ve sahurda komşuların birbirlerine yemek gönderme adetleri¸ apartman yaşamıyla birlikte yavaş yavaş yok olmaya başladı. Geçmiş yıllarda kadınlar¸ sahur vaktinde çiğ köfte yoğurur¸ ya da yöresel firik pilavı yaparak dağıtırdı.

    Gaziantep’te çok eski yıllarda sahurda dolaşan ramazan davulcuları¸ eşeklerle dolaşarak bahşiş toplardı. Ramazan davulcularına verilen bulgur¸ simit¸ pirinç ve şeker gibi bahşişler¸ eşeklerin sırtındaki heybelere yüklenirdi. Bugün ise ramazan davulcularına bahşiş olarak sadece para veriliyor.

    Ramazan ayının sonlarına doğru evlerde yöresel ‘yuvalama’ yemeği yapma telaşı başlar¸ kadınlar bir araya gelerek¸ bayramda ikram edecekleri yuvalama ve bayram kahkesi yaparlardı. Bugün ise kadınlar¸ yuvalamayı lokantalardan almayı tercih ediyorlar.

    ADIYAMAN

    Adıyaman’da davulcular geçmiş yıllarda Adıyaman Kalesi’nde toplandıktan sonra¸ mahallelere dağılarak sahur için mahalleliyi uyandırırdı.

    Davul çalan ekipler¸ kentin önemli meydan ve kavşaklarında karşılaştıklarında ise kahvehanelerden ya da akşam gezmesinden dönen vatandaşlara halay çektirir¸ şenliğe dönüşen bir kutlama yapılırdı.

    Davulcular¸ ramazan ayının sonlarına doğru¸ kentin zengin olarak bilinen ailelerinin evlerine giderek¸ bahşiş toplardı.

    Bugün davulcular artık tek bir merkezde toplanmadan¸ kendilerine ait mıntıkalarda davul çalıyor.

    Adıyaman’da kadınlar ramazan ayı boyunca evde pişen iftar yemeklerinden komşulara ve muhtaç ailelere dağıtırken¸ aile büyükleri ziyaret edilerek ramazanları tebrik edilirdi.

    SİİRT’TE ASIRLIK GELENEK “MELEDE ATEŞİ”

    Siirt’te yaklaşık bin yıllık bir ramazan geleneği olduğu bildirilen “Melede ateşi”

    İslamiyet öncesi dönemlerden kaldığını tahmin edilen bu gelenek¸ atalarımız İslamiyete geçtikten sonra da Ramazan ayı arifesinde gerçekleştirilmeye başlandı. Geleneğin amacı¸ ateş yakılarak¸ çevrede bulunan yerleşim birimlerine oruç tutacakları günü haber vermekti. Bu gelenek daha sonra bir eğlenceye dönüştü. Mahallenin gençleri¸ evleri dolaşarak¸ ateş yakmak için çalı çırpı toplarlardı. Herkes bu gençlere para yardımında bulunurdu. Ateş¸ mahalle meydanında ikindi namazından sonra yakılırdı.

    KİLİS’TE RAMAZAN GEREBİÇİ

    Kilis’te ramazan başlayınca herkes maddi durumuna göre Ramazan gerebici ve Ramazan kahkesi yaptırırdı.

    Ramazan ayının ilk günü¸ bütün evlerde keşkek yapılır. Keşkeğin yapımında kullanılan dövmenin (buğday) insanların midesinde Allah’ı zikreden tespih görevi yaptığı düşünülür.

    Geleneksel olarak ramazan ayı içerisinde bayramdan 15-20 gün önce hazırlanmaya başlanan Kilis’e özgü kahke ve gerebiçler¸ bayramlaşmaya gelen akraba¸ eş dost ve misafirlere ikram edilirdi.

    Hazırlanan çerezler¸ tatlılar ve yemekler¸ iftar davetlerinde misafirlere ikram edilirdi.

    Kilis’te esnaf¸ Ramazan Bayramı’nın yaklaşmasıyla dükkanlarını sabahlara kadar açık tutuyor.

    Kahramanmaraş’ta da ramazan süresince bütün ekmekler susamlı çıkıyor. Ramazan’a özel pideler yapılmaya devam ediyor.

    ANTALYA’DA YÖRÜKLER GİTTİ RAMAZAN KÜLTÜRÜ DE

    Antalya’nın geleneksel ramazan kültürü Yörüklerin değişen yaşamlarıyla birlikte kayboldu.

    Ramazan ayının gelmesiyle birlikte kurulan panayır yerlerinde sihirbaz¸ Hacivat-Karagöz¸ kukla gösterisi ve meddah ile çeşitli gösteriler hazırlanırmış. Bir dönem kent sakinlerinin belediye bandosunun çaldığı parçalar eşliğinde iftarlarını açtıkları da olmuş.

    Eskiden Ramazanlarda çorbalar pişirilir ve fakir fukaraya dağıtılırdı. Bunlar içinde en önemlisi aşureydi. Ramazan aşuresiz geçmezdi. Çeşitli yemekler yapılırdı. Özellikle komşular ve akrabalar birbirlerine yemekler gönderirdi. Böylece her komşunun sofrası zenginleşirdi. Bu gelenek¸ az da olsa devam ediyor. Ramazan eğlenceleri düzenlenirdi. Çay eşliğinde yapılan sohbetler sahura kadar uzar¸ sahur yapıldıktan sonra yatmaya gidilirdi.

    Bugün Antalya’ya özgü Ramazan geleneklerinin hemen hemen tamamına yakınının kaybolmaya yüz tutmuş durumda.

    ISPARTA’DA CAMİLER “TIRTIR” İLE SÜSLENİRDİ

    Geçmişte¸ üç aylara girişle birlikte hayır işleri artar¸ halk el birliğiyle mahalle camisini¸ minareyi¸ cami meydanlarını “tırtır” adı verilen renkli kağıtlarla süsledikler¸ bunların başka mahallenin gençleri tarafından çalınmaması için de nöbet tutulurmuş.

    Esnaf arasında¸ “Ahi Evran Geleneği”nin hala devam ettiriken¸ bazı dükkan sahiplerinin kapıyı kilitlemeyip gitme¸ kandillerde iş yerlerini süsleme ve helva¸ pişi¸ pide dağıtma geleneklerini sürdürdükleri görülüyor.

    BURDUR’DA BÜYÜK İFTAR YEMEKLERİ

    Ramazan ayının girmesiyle halkın iş ve ev yaşamını bu aya göre yönlendirdiğini Burdur’da¸ özellikle bayram günlerinde bayramlaşmaya gelenlere önce kahve ikram edildiğini ve yanında tatlı ve su verilirdi.

    Ramazanda sahur için davul çalan davulcular¸ maniler söyleyerek kapı kapı gezer¸ bayramlaşarak bahşiş topladıklardı. Davulculara mendil¸ kumaş¸ çorap¸ havlu gibi hediyeler verilirmiş.

    SİVAS’IN TEL HELVASI

    Sivas’ta eski ramazan günlerinde uzun emeklerle ortaya çıkarılan tel helva¸ artık unutulmaya yüz tutmuş gelenekler arasında yerini alıyor.

    Kentte ramazan akşamlarında eşin dostun eğlence amacıyla bir araya gelerek yaptığı tel helva¸ bugünlerde unutulmaya yüz tuttu. Yakın akrabalar veya komşuların bir araya gelmesiyle zahmetlice hazırlanan tel helva¸ işi bilen kişilerin komutlarıyla hazırlanırdı. Tel helva eski günler kadar olmasa da bugün yine sevilerek yapılan bir tatlı türü.

    BURSA’DA HACİVAT-KARAGÖZ GÖSTERİLERİ

    Bursa’da¸ Karagöz ile Hacivat gösterileri¸ eskisi kadar ilgi görmese de hala geleneksel ramazan eğlencelerinin vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.

    Türkiye¸ hatta dünya genelinde çok sevilen ve beğeni toplayan Hacivat ve Karagöz’ün doğuş hikâyelerine ilişkin bir çok rivayet bulunuyor. Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe “Karagöz” olarak ne zaman ortaya çıktığına dair değişik görüşler bulunmakla beraber genelde Karagöz ve Hacivat’ın Bursa’da yaşamış gerçek karakterler olduğu ve 14. yüzyılda Orhan Camii inşaatında çalıştıkları görüşü kabul görüyor.

    Bursa’daki ramazan eğlencelerinin değişmeyen karakterleri arasında yer alan¸ 19. ve 20. yüzyılların başında ramazan ayında tüm hanlarda hem eğlendirmek hem de sosyal mesaj vermek amacıyla oynatılan ve seyirci rekoru kıran Karagöz ve Hacivat oyunları¸ son yıllarda sadece belediyelerin ramazan etkinliklerinde yer alan eğlenceden öteye geçmiyor.

    İftar ile sahur arasında geçen zamana çok önem verilen Bursa’da teravih namazı için büyük camilere gitme¸ camilerin mahyalarla süslenmesi gelenekleri hala sürerken¸ geçmiş yıllarda Pınarbaşı¸ Tophane gibi kentin en eski yerleşim bölgelerindeki kahvehanelerde teravihten sahur yemeğine kadar devam eden eğlence fasılları ise unutulan gelenekler arasında bulunuyor.

    Kentte 20. yüzyılın ortalarına kadar süren ramazan ayında “hali vakti yerinde olan” kişilerin¸ evlerinin bahçelerine kurdukları sofralarda fakirlere iftar yemeği verme¸ kentteki 6 külliyenin aşevinde “ben açım” diyenlerin doyurulması geleneği de yerini¸ belediyelerin verdikleri iftar yemeklerine bırakmış görünüyor.

    Bursa’da yaz aylarına denk gelen ramazan aylarında¸ Uludağ’dan buz ve kar getirerek suları soğutup içme geleneği de “beyaz cennet”te bu mevsimde kar bulmanın imkansız hale gelmesine yenik düştü.

    Bursa’da¸ 20. yüzyılın başlarına kadar ramazanın ilk gününde yapılan¸ “11 ayın sultanı” olarak kabul edilen kutsal ayın gelişinin geleneksel bir yöntemle tüm kente duyurulmasını amaçlayan “ateş yakılması” geleneği de¸ günümüzde unutulan ramazan gelenekleri arasında yer alıyor.

    Bu gelenekte¸ “gökyüzünde hilalin görüldüğü an” başladığı kabul edilen ramazan ayından bir hafta önce¸ Uludağ’da¸ ayın gökyüzünde en net görüldüğü yer olan Bakacak Tepesi’ne çıkarak çadır kuran dönemin yöneticileri ve vatandaşlar¸ akşamları izledikleri gökyüzünde ilk hilali görünce duman çıkacak şekilde tepede ateş yakar. Ateşin dumanını gören Tophane Tepesi’ndeki görevliler de top atışıyla ramazan ayının geldiğini tüm kente ilan ederler. Günümüzde bu geleneğin yerine Tophane semtinde her akşam iftarda ramazan topu atılıyor.

    KÜTAHYA’DA “KÜPECİK” GELENEĞİ

    “Küpecik”¸ Kütahya’da hala devam eden bir ramazan geleneği. Ramazan ayı akşamlarında aynı mahallede ya da sokakta oturan çocuklar¸ 5-6 kişilik gruplar oluşturarak kapı kapı dolaşırlar. Evlerin zillerini çalan çocuklar¸ “küpecik” manisini okuyarak bahşiş isterler. Ev sahipleri de gelen çocuklara ya ikramda bulunur ya da bahşiş olarak para verir. Çocuklar da aralarında topladıkları paralarla mahalle bakkalından yiyecek alarak aralarında paylaşırlar.

    Çocukların kapı kapı dolaşarak okudukları “Küpecik” manisi şöyle:

    Heey! küpecik¸ küpecik¸

    Yağdan¸ baldan küpecik.

    Yağ olmazsa bal olsun¸

    Ev sahibi sağ olsun.


    Ev sahibi¸ evde misin?

    Evde değil dağda mısın?

    Dağda yılan kışlasın

    Allah çocuğunuzu bağışlasın.


    Al yanaklı yenge!

    Merdimandan in de gel!

    Sarı yirmibeşliği¸

    Al da gel¸ al da gel!


    YALOVA “SAHUR MANİLERİ”

    Sahur vaktini insanlara haber vermek için sokaklarda davul çalarak gezen gençlerin söyledikleri Yalova’ya ilişkin maniler bulunurmuş.

    Eskiden özellikle köylerde Ramazan geceleri topluca gezip davul çalarak¸ Yalova’ya ve Ramazana özgü maniler söyleyen gençler vardı. Artık bu gelenekte yok olmaya yüz tuttu.
    İşte Yalova’ya özel Ramazan Manisi

    Ne uyursun uyursun

    Uyku da ne bulursun

    Al abdesti kıl namazı

    Belki cennetlik olursun.


    Sabahtır ezana bak

    Kalbini bozana bak

    Azrail’in ne suçu var

    Defteri yazana bak.