Yasal Savunmanın (Meşru Müdafaa) Özel Bir Hali Olarak Korku Sebebiyle Adam Öldürme

Hukuk bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    I- GİRİŞ

    Gerek genel, gerekse özel ceza yasasındaki suç sayılan bir fiilin işlenmesine başka bir kural izin veriyorsa o fiilîn hukuk düzeni tarafından yasaklanmadığı, yani hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılır ve hukuk düzeninin kendisiyle çelişkiye düşmezliği ilkesi gereği hukuka uygun kabul edilen bu sebepler, hukuka aykırılığı ve dolayısıyla suçu ortadan kaldırır. Öyleyse “hukuka uygunluk sebepleri” için, bir ceza kuralının suç olarak düzenlediği fiilîn işlenmesine izin vererek onun hukuka aykırı olmasını önleyen, başka bir ifadeyle fiili hukuka uygun hale getiren ve bu nedenle tüm hukuk düzeni bakımından geçerli olan sebepler diyebiliriz[1].

    İnceleme konumuz olan Türk Ceza Kanununun (TCK) 461.maddesi de, belirli suçlar için geçerli olan, özel bir hukuka uygunluk sebebidir. Gerçekten de, TCK’nın 461.maddesinin, “kişilere karşı işlenen cürümler”in düzenlendiği 9.babın 3.faslında “geçen fasıllara ait müşterek hükümler” başlığı altında düzenlendiğini görmekteyiz. Düzenlendiği fasıl ve içeriği itibariyle 461.madde, sadece adam öldürme ve müessir fiil suçları için geçerli bir müşterek hükümdür.

    Biz incelememizi, içinde insan oturan ev, bina ve benzeri yerlere belirli şekilde yapılan saldırılara karşı başvurulan meşru savunma halini düzenleyen TCK 461.maddesinin 1.fıkrasının 2.bendi ile (çalışmada TCK 461/2.madde olarak anılacaktır) sınırlı tutarak, doktrin ve uygulamanın ışığında konuyu değerlendirmeye çalışacağız.

    II- YASAL SAVUNMANIN ÖZEL BİR HALİ OLARAK KORKU SEBEBİYLE ADAM ÖLDÜRME VEYA YARALAMA

    1- Türk Ceza Kanununun 461. Maddesinin Niteliği

    Türk Ceza Kanunu 461.maddesinde, iki ayrı hukuka uygunluk sebebinin hüküm altına alındığını görmekteyiz: biri, yağma ve adam kaldırma fiillerine karşı yapılan meşru savunma, diğeri de -inceleme konumuzu oluşturan- içinde insan oturan ev, bina ve benzeri yerlere belirli şekilde yapılan saldırılara karşı başvurulan yasal savunmadır.

    Gerçekten de, inceleme konumuz olan 461.maddenin 1.fıkrasının 2.bendindeki düzenlemenin, yasal savunmanın özel bir hali olduğu konusunda doktrin ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır[2].

    Türk Ceza Kanunun 461.maddesinde, “Yukarıda iki fasılda beyan olunan fiillerden birini aşağıda gösterilen mecburiyetlerle yapanlara ceza verilmez. Bu mecburiyetler:

    1....

    2- Bir şahsın evine veya içinde adam oturur sair her türlü bina ve müştemilatına merdiven kurup çıkanları veya duvarını delenleri veya kapısını kıranları veyahut işbu mebani ve müştemilatına ateş koyanları -bu fiiller gece vakti olmak veya gündüz olsa bile hane ve bina müştemilatı ücra bir mahalde bulunmak şartıyla- içinde ikamet edenlerin emniyeti şahsiyelerince aklen varid bir endişe ve havfı ciddi mevcut olduğu takdirde def etmektir.

    Ancak bu maddenin 1.numaralı bendinde beyan olunan ahvalde müdafaada ifrada gidilmiş ve hane ve sükna müştemilatına merdiven kurmak, kapı kırmak, duvar delmek fiilleri faillerini def için 2.numaralı bentte yazılı şartlar mevcut bulunmamış olduğu halde, asıl fiile mürettep ceza, ağır hapis hapse tahvil olunmak üzere, üçte birden yarıya kadar indirilir”, şeklinde bir düzenleme getirmektedir.

    Bu hükmün, sadece “nefse” ve “ırza” yönelik saldırılara karşı yapılan savunmayı hukuka uygun sayan TCK 49/2.maddesi karşısında, yağma ve adam kaldırma şeklinde işlenen malvarlığına yönelik saldırıların yanı sıra, yine malvarlığına yönelik olmakla beraber bir binada oturanların kişisel güvenliklerini tehlikeye sokucu nitelik taşıyan saldırılara karşı yapılan ve adam öldürme ve müessir fiil şeklinde oluşan savunmaları da hukuka uygun saymak ihtiyacından doğduğu kabul edilmektedir[3]. Bu itibarla, bendin amacı bentte belirtilen haller içinde gerçekleştirilen eylemlere karşı, ev, bina, be benzeri yerlerde oturanların içinde bulundukları ciddi korku ve maruz kalacakları tehlike sebebiyle korunmalarıdır[4]. Başka bir deyimle amaç; “ev ve benzeri yerlerde oturanların karşılaşacakları tehlikelere karşı kişisel güvenliklerini korumaktır” [5].

    Yasal savunmanın hukuki esası tartışmalı olup, bu konuda çeşitli teoriler ileri sürülmüştür[6]. Ancak TCK 461.madde 1.fıkra 2.bentteki düzenleme ve korunmak istenen amaç göz önüne alındığında, “manevi cebir teorisi/psikolojik teori”[7] bize makul görünmektedir. Gerçekten de bu teoriye göre; mevcut bir tehlikeye karşı savunma da bulunan kimse soğukkanlılığını kaybeder; manevi baskı, büyük bir heyecan içinde bulunur. Saldırıya uğrayan kişi heyecanı, korkusu nedeniyle kasten hareket edebilme iradesine ve ehliyetine sahip değildir. Bu nedenle haksız saldırıya uğrayan kişi, kusurlu hareket etmiş sayılmaz ve bu durumda savunmada bulunanın cezalandırılması düşünülemez.

    Hükmün özel bir hukuka uygunluk sebebi düzenlemesi getirdiğinin kabulü, genel yasal savunmanın kabulü için aranan şartların gerçekleşmesinin gerektiği sonucunu doğurmaktadır[8].

    2- Türk Ceza Kanununun 461/2. Maddesinin Uygulanma Koşulları

    TCK 461.maddesinin 1.fıkrasının 2.bendinde düzenlenen yasal savunma halinde, saldırının hangi hakka yönelik olduğu belirtilmemiş olup, saldırının yönelik olduğu yerler, şekli, meydana getirdiği etki ve zamanına ilişkin koşullardan bahsedilmiştir. Biz maddede belirtilen koşulları, saldırıya ilişkin ve savunmaya ilişkin koşullar başlığı altında inceleyeceğiz.

    A. Saldırıya İlişkin Koşullar

    a. Saldırının Yönelik Olduğu Yerler

    Hükmün uygulanabilmesi için bir şahsın “evine” veya “içinde adam oturur sair her türlü bina ve müştemilatına” girilmiş olması gerekir. Ancak yasakoyucunun bu konuda özenli bir dil kullanmadığını görmekteyiz. Gerçekten de, “ev” “bina ve müştemilat” deyimlerinin yanı sıra devam eden cümlelerde “hane” ve “ bina” ve yine “hane” ve “sükna” deyimlerinin kullanıldığını görmekteyiz.

    Yasa, sadece “bina” için “içinde oturulmasının” gerekli oluğunu belirtmiş ve “ev” den bahsederken böyle bir deyim kullanmamış olsa da, niteliği gereği evde zaten oturulduğu gerçeğinden yola çıkarak ayrıca belirtmek gereği duymadığı kanaatini taşıyoruz. Ayrıca maddenin uygulanabilmesi için, saldırının burada oturanlarda korku yaratması gerektiğinden evde en az bir kişinin bulunması şart olduğu gibi, aynı sebeple saldırı anında evin/binanın boş olmaması da gerekmektedir. Yasanın korumayı amaçladığı hukuki yarar gözetildiğinde, “ev”, “bina”, müştemilat” deyimlerinin geniş yorumlanması ve içinde oturulan her yerin bu nitelikte sayılması gerekmektedir. Bu itibarla arabanın arkasına takılan karavan, içinde yatılan çadırın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir[9]. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da yakın tarihli bir kararında; “...ev, bina veya müştemilat sözcükleri ... geniş biçimde yorumlanmalıdır”[10] diyerek görüşü paylaşmıştır.

    Burada kriter, “başkalarının izinsiz içeri girilmesine rıza gösterilmediğini ifade edecek tarzda, bu yerin ayrılmış olduğunu gösteren tertibin alınmış olup olmadığıdır”[11]. Böyle olunca da, saldırının yöneldiği yeri tek tek saymak ve sınırlamak yerine, sayılanları örnekleyici mahiyet de kabul ederek, yukarıdaki kriter bağlamında “içinde insan oturur bir yer” olarak kabul etmek daha doğru görünmektedir.

    Üzerinde durulması gereken diğer bir husus da yasakoyucu tarafından tarif edilmemiş olan “müştemilat” (eklenti) kavramıdır. Bu konudaki bir görüşe göre, kanunun korumak istediği yarar göz önünde bulundurulursa, eklenti olarak kabul edilen yerin eve doğrudan doğruya bağlı ve etrafının çevrili olması gerekir[12]. Erman/Özek ise; yukarıda ileri sürdükleri (başkalarının izinsiz içeri girmelerine rıza gösterilmediğini ifade edecek tarzda, bu yerin ayrılmış olduğunu gösteren tertibin alınmış olup olmadığı) kriterin uygulanarak, bu müştemilatın etrafının çevrili olduğu ve eklentisini teşkil ettiği bina, ev veya sair etrafı çevrili yerde insan oturduğu takdirdedir ki, müştemilata yapılan saldırı TCK 461.maddenin uygulanmasına yol açabilir[13], demektedirler.

    Yargıtay’ın, maddedeki “müştemilat” deyimini tarif eden/tanımlayan kararlarına rastlamadık. Ancak hırsızlık ve konut dokunulmazlığı bakımından verdikleri kararlarda “müştemilat” tarif ve tanımını görmekteyiz[14]. Ceza Genel Kurulu bir kararında, “... müştemilat (eklenti) ise, mesken veya benzeri yapıların kullanılan amaçlarından her hangi birini tamamlayan diğer yapılar ve yerlerdir. Bir başka anlatımla rıza dışı girilmesi meskende oturma hakkına sahip kimselerin huzur ve güvenliğini bozabilecek ek yapı ve yerlerdir. Eklentiyi belirlerken göz önünde tutulacak ölçü, içerisine girilmekle kişi huzur ve güvenliği bozulmuş olup, olmayacağıdır”[15], demiştir.

    Tüm bu bilgiler ışığında biz, 461.madde bakımından müştemilatı/eklentiyi; ev, bina veya benzeri yerlere bağlı olan; burada oturma hakkı olanlar tarafından rıza dışı girilmesinin istenmediğini gösteren belirtilerin dış dünyaya yansıtıldığı ve girilmekle burada oturanların ciddi bir korku veya endişeye kapılabilecekleri yerler olarak anlamayı uygun görüyoruz.

    b. Saldırının Şekli ve Kullanılan Vasıtalar

    TCK 461/2.madde, yukarıda belirtilen yerlere, yapılacak saldırının biçimi ve kullanılacak araçları “...merdiven kurup çıkanlar veya duvar delenler veya kapısını kıranları yahut işbu mebani ve müştemilatına ateş koyanlar...” şeklinde belirtmiştir. Ancak bu vasıtalar sınırlı ve sayılı olmayıp benzeri başka vasıtalarla saldırı yapılmış olabilir[16]. Bu deyimlerin geniş yorumlanması taraftarı olan doktrindeki görüşler doğrultusunda Yargıtay da; söz konusu bendin metne göre değil, konusuna ve yasakoyucunun amacına göre yorumlanmasının ve uygulanmasının gerekeceğini, madde metninde belirtilen vasıtaların sınırlı ve sayılı olmadığını, başka bir suretle de saldırı mümkün olabileceğini belirtmiştir[17]. Nitekim, dama çıkıp dam penceresinden içeriye bakan, evin penceresini kurcalayan, kapıyı zorlayan, merdiven kullanmaksızın pencereden giren kimsenin öldürülmesi halinde TCK 461/2.maddesinin uygulanmasına karar verilmiştir[18].

    Bu anlayışın yerinde olduğu kuşkusuzdur. Madem ki, ev, bina veya benzeri yerlerde oturanların karşılaşacakları tehlikelere karşı kişisel güvenliklerinin korunması, korku duymamaları amaçlanmıştır. O halde, sınırlama olmaksızın saldırının gerçekleştiriliş şekli ve kullanılan araç “akla uygun endişe ve ciddi korku” yarattığı durumlarda koşulun gerçekleştiğini kabul etmek gerekir.



    c. Saldırının Zamanı ve Saldırının Gerçekleştiği Mahal

    TCK 461/2.maddeye göre, bu fiillerin gece vakti yapılması gerekir; ancak, gündüz saldırı yapılıyorsa, ev, bina veya benzeri yerlerin “ ücra bir mahalde bulunma”sı gerekir. Böylece, gece vakti yapılan saldırılar için bir coğrafi sınırlama yok iken; gündüz vakti yapılan saldırılar için ev, bina veya benzeri yerlerin “ücra bir mahalde” bulunması koşulu getirilmiş bulunmaktadır.

    Bilindiği üzere, Ceza Kanunu uygulamasında gece vaktinin tayini TCK 502.maddeye göre yapılacaktır. Anılan maddeye göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlar, güneşin doğmasından bir saat kadar evvele kadar devam eder. Saldırının geceleyin işlenmiş olup olmadığı, müftülükten, Kandilli Rasathanesinden veya Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınacak rapor doğrultusunda çözülecektir.

    “Ücra mahal”, sözlük anlamıyla, tenha, ıssız, kenarda (uçta) olan yer anlamındır. İnsanların toplu bir şekilde kaldığı, yaşadığı yerden uzak olan mahal, ücra mahaldir. Ücra yer, köyde olabileceği gibi, şehirde (örneğin kenar semtinde) de olabilir. Kanunkoyucu, böyle bir yerde yaşayan kişinin gerçekleştirilen saldırı karşısında yadım isteyebilmesi ve yardım bulabilmesi imkanından yoksun olacağını göz önünde bulundurmuştur[19]. Bu anlayış doğrultusunda “ücra mahal”den, içerde oturanların başkalarından yardım istemelerinin imkansız olduğu mahali anlamak gerekir[20].

    Yargıtay karalarında “ücra yer” yerine, “ıssız yer” tabirinin kullanıldığını görüyoruz[21].

    d.Saldırının Etkisi

    Yapılan saldırı, ev, bina veya benzeri yerlerde oturanlarda kendi güvenlikleri açısından “aklen varid bir endişe ve havfı ciddi“ yaratmalıdır. Başka bir deyimle, söz konusu yerlerde oturanların saldırı nedeniyle makul bir endişeye ve ciddi bir korkuya kapılmış olmaları ve tabii ki saldırının da böyle bir etki meydana getirmeğe elverişli olması gerekmektedir.

    Böylece fail adam öldürme ve müessir fiili, yaratılmış olan kişisel güvenliği için kabule elverişli endişe ve ciddi korku sebebiyle işlemiş olacaktır. Kişisel güvenliği için kabule elverişli endişe ve korku , olay meydana geldiği zaman ki failin durumu göz önünde bulundurularak tespit edilecektir[22]. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da isabetle belirttiği gibi; “TCK’nın 461/2.maddesinde düzenlenen hukuki durum, ev ve benzeri yerlerde oturanların karşılaşacakları tehlikelere karşı kişisel güvenliklerini korumaktır. Yasa koyucu, saldırının bina içinde oturanların kişisel güvenliklerinde akla uygun bir endişe ve ciddi korku yaratması halinde failin cezayla sorumlu tutulmayacağı amaçlamıştır. Maddenin asıl unsuru budur. Saldırının akla uygun ve ciddi bir korku yaratabilecek nitelikte olup olmadığı olayın mahiyetine, şartlarına ve oluşuna göre yargıç tarafından takdir olunacaktır. Bu takdirde failin içinde bulunduğu ruhi durumun da göz önünde tutulması gerekir. Ancak asıl ölçü objektif olmalıdır”[23].

    Bu itibarla, saldırının failde “ciddi bir korku” yaratıp yaratmadığı olaya göre tespiti gereken fiili bir meseledir[24]. Saldırı objektif olarak böyle bir etki yaratmağa, yani normal, akıl, beden, ruh yapısındaki her hangi bir kimsenin endişeye kapılmasına veya korkmasına yol açmaya elverişli olmalıdır[25]. Bunu takdir edecek olan hakimin, saldırıya uğrayanın sübjektif psikolojik halini de nazara alması gerekir. Ancak maddi bir sebebe dayanmayan, sırf hayal kurmalara, basit evhamlara dayanan korkuların maddenin uygulanmasına imkan vermemesi gerekir[26].

    B. Savunmaya İlişkin Koşullar

    a.Savunma Olarak Adam Öldürülmesi veya Müessir Fiilde Bulunulması

    Yukarıda belirttiğimiz üzere, yapılan saldırı, ev, bina veya benzeri yerlerde oturanlarda kendi güvenlikleri açısından “aklen varid bir endişe ve havfı ciddi“ yaratmalıdır. Başka bir deyimle, söz konusu yerlerde oturanların saldırı nedeniyle makul bir endişeye ve ciddi bir korkuya kapılmış olmaları ve tabii ki saldırının da böyle bir etki meydana getirmeğe elverişli olması gerekmektedir.

    İşte fail, saldırının yarattığı endişe ve ciddi korkunün etkisi altında, savunma olarak adam öldürme ve müessir fiili suçunu işlemiş olması gerekir. Bu halet-i ruhiye içerisindeki fail, işlediği adam öldürme veya müessir fiil suçlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.

    Demek ki savunma, yukarıdaki özellikleri, işlenme yer ve zamanı belirtilen ciddi endişe ve korku yaratan haksız saldırıyı defetmek amacıyla evin içinde bulunanlar tarafından yapılmalı ve bunun sonucu saldırgan/saldırganlar öldürülmeli veya yaralanmalıdır[27]. Sanırım hükmün, bu suçlara teşebbüs halini de kapsadığını söylemeye gerek yoktur.

    b. Sınırın Aşılması

    Konumuz bakımından TCK 461.maddenin son fıkrasında; “Ancak ... ve hane ve sükna müştemilatına merdiven kurmak, kapı kırmak, duvar delmek fiilleri faillerini def için iki numaralı bentte yazılı şartlar mevcut bulunmamış olduğu halde, asıl fiile mürettep ceza, ağır hapis hapse tahvil olunmak üzere, üçte birden yarıya kadar indirilir”, şeklinde bir düzenleme görmekteyiz.

    Sınırın aşılmasını düzenleyen son fıkrada kullanılan ibarelerin yerinde olmadığı haklı olarak vurgulanmıştır. Denilmektedir ki, fıkraya göre bu hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılmaması için iki şart aranmaktadır; bunlardan birincisi, savunmanın ( öldürme veya yaralamanın) merdiven kurulmak, kapı kırılmak, duvar delinmek hareketlerinin icrası sırasında yapılması, diğeri de, 2.bentte yer alan şartların bulunması gerekir. Bu da, savunmanın ( öldürme veya yaralamanın) merdiven kurulmadan kapı kırılmadan, duvar delinmeden önce veya sonra yapılırsa; keza 2.bentte yer alan şartlardan biri yoksa, saldırıda bulunanın son fıkraya göre cezalandırılacağı sonucunu doğurmaktadır[28].

    Sınırın aşılmaması için birinci şart bakımından, TCK 49/2.maddesinde düzenlendiği üzere, saldırı konusunda genişletici yoruma başvurularak, başlayacağına kesin gözüyle bakılan bir saldırıyı başlamış, tekrarından korkulan bir saldırıyı da bitmemiş saymak[29], görüşüne katılıyoruz. Ancak kanaatimizce, sınırın aşılması bakımından son fıkranın asıl vurguladığı, yani sınırın aşılmasını özgülediği durum; maddenin 2.bendinde yer alan şartların bulunmamasıdır. Doktrinde bu şartların da, “yer” ve “zaman” zaman şartları olduğu belirtilmiştir. Buna göre, saldırı “gece vakti” veya “ücra mahal”de gerçekleşmemişse, yani saldırı gece değil de gündüz vakti meydana gelmişse veya saldırıya uğrayanın bina veya müştemilatı “ücra” bir yerde değilse, ciddi ve endişe veren bir korkmanın vücudu haline münhasır olmak kaydıyla, ifrada gidilmiş olduğu karinesinin farazi olarak kabul edildiği, bu sebeple asıl cürme terettüp eden cezanın hafifletilmesi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır[30].

    İnceleme konumuz olan özel yasal savunma halinde, en önemli ve belirleyici unsur “aklen varid endişe ve ciddi korku”dur. Bu nedenle bu unsurun/koşulun sınırın aşılması durumunda da mutlaka bulunması; bulunmadığı takdirde gerek 461.maddenin 2.bendi gerekse aynı maddenin son fıkrasının uygulanmaması gerekir[31]. Buradan çıkardığımız sonuç, son fıkrada vurgulanan şartların yer ve zaman şartları olduğu, yani gece vakti ve ücra mahale yönelik olduğudur. Bu şartların bulunmaması halinde, mutlaka aklen varid endişe ve ciddi korku bulunmak şartıyla, sınırın aşılması durumu söz konusu olur ve son fıkranın uygulanmasını gerektirir.

    Keza , 461.madde 2.bendin özel yasal savunma hali olduğunun kabulü sonucu olarak, genel yasal savunma halindeki sınırın aşılmamasına ilişkin hükümlerin, 461.madde açısından da gözetilmesi gerekir[32]. Genel olarak sınırın aşılmasından söz edilebilmesi için, cezasızlık sebebi bakımından şartların mevcut olması ve fakat failin saldırıyı defetmek için kullandığı araç ve bunun kullanılış şeklinde sınırın aşılmış olması gerekir[33]. Nitekim Yargıtay’ın kararlarında, savunmada aşırılığa kaçıldığında son fıkranın uygulandığını görüyoruz[34].

    Sınırın aşılarak birden çok kişinin öldürülmesi halinde, müteselsil suça ilişkin TCK 80.madde hükümleri uygulanmayacak, failin sorumluluğu her maktül bakımından TCK’nın 448, 461/son maddesine göre ayrı ayrı belirlenecektir.

    Böylece, TCK 461. madde 2.bent açısından sınırın aşılmasından söz edilebilmesi için, aynı bentte yer alan yer ve zaman koşulunun gerçekleşmemesi veya saldırıyı defetmek için kullanılan araçta ve bunların kullanılış biçiminde ifrada gidilmesi gerekir.

    TCK 461.madde son fıkra, sınırın aşılması durumunda faile verilecek cezanın miktarı ve türünün değişeceğini hüküm altına almıştır. Buna göre, faile verilecek ceza “asıl fiile mürettep ceza, ağır hapis hapse tahvil olunmak üzere, üçte birden yarıya kadar indirilir”.Yasa, hakime, sanığa verilecek cezayı yarısından (1/2) üçte birine (1/3) kadar tayin etme yetkisi vermektedir. Bu düzenleme, indirim oranın en ez 1/2, en fazla 2/3 olacağı sonucunu doğurmaktadır. Bu durumda tayin edilecek cezanın oranına değinen Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göre, “... TCK’nun 461/son.maddesi indirme oranı değil, cezanın ne miktarda tertip ve tayin edileceğine ilişkin bulunmaktadır... ağır tahrikte TCK’nun 51/2.maddesi ile sanığın cezası 2/3 indirilirken, ağır tahrikten daha vahim bir durum olan meşru müdafaanın özel bir şekli 461.maddenin müdafaada ifrada ilişkin bulunan ve TCK’nun 50.maddesine benzer nitelik taşıyan 461/son. madde uygulamasında sanığın cezasının en fazla yarı olarak hükmedilmesi, ceza adaletine, hak ve nesafete kesinlikle uygun değildir...havfı ciddi altında müdafaada ifrada gidilerek öldürme halinde TCK’nun 461/son maddesinin uygulamasında sanığa tayin edilecek ceza 1/3’ten yarısına kadar hapistir...şiddet nedeni göstermeden cezanın yarısına indirmek suretiyle sanığa fazla ceza verilmesi yasaya aykırıdır”[36].

    Karardan anlaşılmaktadır ki, sınırın aşılması halinde, ceza 1/3’ten fazla tertip ve tayin edilecekse şiddet sebebini, yani gerekçesini göstermek gerekecektir. Öte yandan cezanın türü, ağır hapisten hapse dönüştürüldüğünden, ağır hapsin kanuni sonuçlarının, örneğin TCK 31.,33.maddelerinin, uygulanma imkanı ortadan kalkmaktadır[37].

    Son olarak sınırın aşılması durumunda, tahrik (TCK m.51) hükümlerinin uygulanmayacağını da hatırlatalım[38].

    C. Üçüncü Kişi Lehine Yasal Savunma

    Saldırının faile değil de, bir üçüncü kişiye yönelik olduğu takdirde, TCK 461.maddenin uygulanıp uygulanmayacağı tartışmayı gerektirmektedir. Genel yasal savunmayı düzenleyen TCK 49.madde de, failin “gerek kendisinin, gerek başkasının” nefsine veya ırzına yönelik haksız bir saldırıyı def etmek için bir suç işlemesi halinde yasal savunma kabul edilmiş olmasına karşılık, TCK 461.madde de bu şekilde açık bir ibareye yer verilmemiştir. Gerçekten de, konumuz bakımından, içine girilmek istenen ev veya binada “oturanların” korkuya kapılmış olmalarından söz edilmektedir. Böyle olunca da, örneğin komşusunun feryadı üzerine ve onun kapısını kırmakta olan saldırgandan kurtaran kişi 461.maddeden yararlanamayacaktır[39]. Bu örnekte kurtarıcı kişi hakkında, olsa olsa varsa haksız tahrik (TCK m.51) hükümleri uygulanabileceği görüşünde olanlar[40] olduğu gibi, koşulları bulunmak kaydıyla genel yasal savunma (TCK m.49) hükümlerinden yaralanabileceği görüşü[41] de ileri sürülmektedir.

    Bu konudaki yetersiz düzenleme karşısında , TCK 461/2.maddesinin üçüncü kişi lehine yasal savunmayı da içine alacak şekilde geniş yorumlanması gerektiği de çözüm olarak sunulmaktadır[42]. Biz de, TCK 461/2.maddede, üçüncü kişi yararına yapılan savunmaya yer verilmediği ve hükmün, üçüncü kişi lehine savunma halini de içine alacak şekilde geniş yorumlanamayacağı düşüncesindeyiz. Öncelikle koşulları bulunduğu takdirde, sorunun genel yasal savunma kapsamında, olmadığı takdirde de haksız tahrik hükümlerinin uygulanarak çözümlenmesi taraftarıyız.

    D. Fiili Yanılma (Hata)

    Hata, gerçeğin bilinmemesi veya yeter derecede bilinmemesi dolayısıyla yanlış hüküm verilmesini ifade eder. Hata, hukuki duruma veya fiili duruma ilişkin olabilir. Birinci halde hukuki hatadan, ikinci halde fiili hatadan (yanılgıdan) söz edilir.

    Fiili yanılma (hata), kurucu unsurlara ilişin hatadır. Kişi burada suçun maddiyetine, yani fiilin gerçekleşme şartlarında yanılgıya düşmektedir[43]. Bu nokta da, genel olarak hukuka uygunluk sebepleri, özel olarak da yasal savunmanın varlığı üzerindeki hatanın sorumluluğa etkisinin ne olacağı gündeme gelmektedir. Bu da, yasal savunmadan söz edebilmek için, bunun objektif olarak varlığı yeterli midir? Daha da önemlisi yasal savunma objektif olarak bulunmadığı halde kişinin bunu var zannetmesi, fiilini yasal savunma halinde işlendiğini sanması sorumluluk bakımından dikkate alınacak mıdır? tartışmalarını beraberinde getirmektedir[44].

    İnceleme konumuz bakımından önem arzeden ihtimal, objektif olarak bulunmayan hukuka uygunluk sebebinin sübjektif yanılgı sonucu olarak var zannedilmesidir. Bugün için doktrin, yasal savunmanın kendisine değil, fakat gerçekleşme şartlarındaki yanılgıyı ifade eden fiili yanılmanın, belli şartların varlığı halinde sorumluluğa etkisini genellikle kabul etmektedir[45].

    Denilmektedir ki, fail hukuka uygunluk sebebinin şartları ve esası hakkında hataya düşmemiş olup da, belirli bir olayda şartların gerçekleşmiş bulunduğunu sansa, bu fiili bir yanılmadır ve fiili yanılma esaslı olduğu takdirde hukuka aykırılığın meydana gelmesine engel olur. Yanılmanın esaslı olup olmadığını tespit için şöyle düşünmek gerekir: Fail yanılmamış, yani şartlarının gerçekleştiğini zannettiği hukuka uygunluk fiilen gerçekleşmiş olsa idi, fiil hukuka uygun sayılacak idiyse, yanılma esaslıdır; buna karşılık failin gerçekleştiği düşüncesinde olduğu şartlar bilfiil gerçekleşmiş olsa dahi, ortada da hukuka uygunluk sebebi bulunmayacak idiyse yanılma esaslı değildir, fiil hukuka aykırı olmakta devam eder[46].

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu yakın tarihli kararında; 60 yaşında olan ve yalnız yaşayan failin, ağaçlı ve etrafı duvarla çevrili köşkün bahçesinde gördüğü kişiyi hırsız zannedip, kendisine karşı saldırıda bulunacağı endişesi ile ciddi korkuya kapılarak öldürmesini, esaslı fiili yanılgı olarak nitelendirmiş olmalı ki, TCK 461/2.madde kapsamında değerlendirmiş; ancak, “...olayda sübjektif yanılgı sonucu, kendisine karşı herhangi bir alet kullanmadığı sabit olan maktülü bıçakla öldürücü olmayan vücut bölgesine vurup, yaralamak suretiyle kurtulması mümkünken, belirtilen biçimde yapılan savunma ile meydana gelen zarar (ölüm) arasında açık bir dengesizlik bulunduğu görülmekte olup adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bu olgular göz önünde tutulduğunda; sanık hakkında TCY’nın 461.maddesinin cezayı kaldıran birinci fıkrası değil, asıl fiile verilecek cezanın tür ve miktarını değiştirip indiren sonuncu fıkrası ile uygulama yapmak gerekir”[47] , demiştir.

    3- Yeni Ceza Kanunu Tasarısındaki Düzenleme

    TCK 461.maddesinin karşılığı olan düzenlemeyi, 1997 tarihli Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısının “can ve malı koruma” başlığını taşıyan 226.maddesinde görüyoruz. 226. madde; Tasarının “ Kişilere Karşı Suçlar”ı düzenleyen kısmın, 9.bölümü oluşturan “müşterek hükümler” bölümünde yer almakta ve belirtilen suçlar bakımından hukuka uygunluk sebebi yaratmış bulunmaktadır.

    Maddeye göre, “Birinci Kısmın Birinci ve Üçüncü Bölümlerinde yer alan fiillerden birini, evine veya içinde oturulan diğer her türlü bina veya eklentilerine merdiven koyup çıkanları veya duvarını delenleri veya kapısını kıranları veya bina ve eklentilerine ateş koyanları veya bu gibi hareketlerde bulunanları, fiilleri, içinde oturanların güvenliği açısından endişe, ciddi korku meydana getirmiş olmak şartıyla, defetmek maksadıyla işleyen kimseye ceza verilemez”.

    Hemen belirtelim, madde de geçen (Tasarının) birinci kısmın birinci bölümünde: “hayata karşı suçlar” ve üçüncü bölümünde de: “beden bütünlüğüne karşı suçlar” düzenlenmiştir. Böylece TCK 461.madde gibi, 226.maddenin de, adam öldürme ve müessir fiil suçlarına özgü müşterek hukuka uygunluk sebebi düzenlediği görülmektedir.

    Tasarı da hemen göze çarpan husus: TCK 461.maddenin 1.fıkrasının 1.bendinde yer alan, mal için yasal savunma haline yer verilmemesidir.

    Hemen göze çarpan diğer bir husus da, TCK 461.maddenin son fıkrasında hüküm altına alınan ve konumuz itibariyle gereksiz olan “sınırın aşılması”nın, ayrıca düzenlenmemiş, yani 226.madde de yer verilmemiş olmasıdır. Bu durumda, 226.madde bakımından sınırın aşılması halinde, “hukuka uygunluk sebepleri”nde “sınırın aşılması”nı düzenleyen genel hüküm niteliğindeki 31.maddenin uygulanacağı anlaşılmaktadır. TCKT 31. madde: “ Hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde fiil, taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı ceza altıda birinden üçte birine kadar indirilerek hükmolunur.

    Sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilemez”, şeklinde düzenleme getirmektedir.

    Saldırının bir “ev”e veya içinde oturulan diğer her türlü “binaya” veya “eklentisine” yapılmış olması gerekir. Bu nokta da, mevcut düzenlemeden bir farklılık yoktur.

    Saldırının şekli ve kullanılan vasıtalar bakımından madde de sayılanının sınırlı değil, örnekleyici olduğu “...veya bu gibi hareketlerde bulunanlar” denilerek açıkça belirtilmiştir.

    TCK 461.madde de yer verilen, gece veya gündüz şeklindeki, zaman sınırlamasına yer verilmemiş olup, bu hareketlerin günün herhangi bir saatinde veya nerede olursa olsun (yani ücra mahal olup olmadığına bakılmaksızın) def’i halinde hukuka uygunluk sebebinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

    Saldırının gerek kendisi gerekse ev, bina içinde oturan diğer kişilerin güvenliği açısından “ciddi korku meydana getirmiş olmak” gerekir. Failin, güvenlik açısından kapıldığı ciddi korku veya endişenin etkisi altında, saldırıyı def etmek maksadıyla, adam öldürme veya müessir fiil suçunu işlemiş olması gerekir ki, cezai muafiyetten yararlansın.

    Tasarının 29.maddesinde, genel yasal savunmaya yer verilmiştir[48]. Genel yasal savunma var iken, neden 226.maddeye gereksinim duyulduğu gerekçe de şöyle açıklanmaktadır: “Madde de, söz konusu halde şahsa saldırı olmayıp bir gayrımenkulün bazı kısımlarına yöneliktir; bu itibarla, maddenin ayrıca açıkladığı güvenlik açısından endişe, ciddi korku yaratmadığı hallerde meşru müdafaanın diğer şartları (o anda defetme gibi) söz konusu olmayabileceğinden, bu maddede şartlarını da açıklayarak söz konusu hukuka uygunluk sebebinin ayrıca belirtilmesi uygun mütalaa edilmiştir”[49].



    III- SONUÇ

    Yaptığımız çalışmaya şu sonuçlara ulaşmış bulunmaktayız:

    - Türk Ceza Kanunu 461.maddesinin 2.bendinde, içinde insan oturan ev, bina ve benzeri yerlere belirli şekilde yapılan saldırılara karşı başvurulan yasal savunma hali düzenlenmiştir. Düzenlemenin, yasal savunmanın özel bir hali olduğu konusunda doktrin ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır.

    - Saldırı; bir şahsın “evine” veya “içinde adam oturur sair her türlü bina ve müştemilatına” yönelik ve “merdiven kurup çıkmak”, “duvar delmek”, “kapıyı kırmak” , “ateş koymak” şeklinde olmalıdır. Ancak bu deyimler sınırlı olmayıp, örnekleyici nitelikte olduğu unutulmamalıdır.

    - Bu fiillerin gece vakti yapılması gerekir ; ancak, gündüz saldırı yapılıyorsa, ev, bina veya benzeri yerlerin “ ücra bir mahalde bulunma”sı gerekir. - Yapılan saldırı nedeniyle, ev, bina veya benzeri yerlerde oturanlarda kendi güvenlikleri açısından makul bir endişeye ve ciddi bir korkuya kapılmış olmaları ve saldırının da böyle bir etki meydana getirmeğe elverişli olması gerekmektedir. - Fail, saldırının yarattığı endişe ve ciddi korkunun etkisi altında, savunma olarak adam öldürme veya müessir fiili suçunu işlemiş olması gerekir

    - TCK 461. madde 2.bent açısından sınırın aşılmasından söz edilebilmesi için, aynı bentte yer alan yer ve zaman koşulunun gerçekleşmemesi veya saldırıyı defetmek için kullanılan araç ve bunların kullanılış biçiminde ifrada gidilmesi gerekir.

    - Sınırın aşılması durumunda faile verilecek ceza, “asıl fiile mürettep ceza, ağır hapse tahvil olunmak üzere, üçte birden yarıya indirilir”.



    [1] Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 9.Bası, İstanbul 1986, s. 19 vd; Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s.225; Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s. 219 vd; Erem, Faruk/Danışman, Ahmet/ Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1997, s.549 vd; Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, Ankara 1990, s. 76; Öztürk, Bahri, Ceza ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, Ankara 1992, s.219 vd; Özen, Muharrem, Türk Ceza Hukukunda Meşru Müdafaa, Ankara 1995, s. 29 vd.

    [2] Erman, Sahir/ Özek, Çetin, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s. 146; Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 13.Bası, İstanbul 1990, s.148; Önder, Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul 1994, s.132; Erem, Faruk/Toroslu, Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3.Bası, Ankara 1978, s.499; Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2.Bası, Ankara 1997, s.103 vd; Gözübüyük, A.Pulat, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara 1988, C.4, s.405 vd; Majno, Ceza Kanunu Şerhi, C.3, Ankara 1980, s.279; Görgün, Mehmet, Uygulamada Ağır Ceza Davaları, Ankara 1996, s.521 vd; Malkoç, İsmail/Güler, Mahmut, Uygulamada Türk Ceza Kanunu, C.4, Ankara 1996, s.3841; Erdoğan, Ahmet Sevinç/ Özkepir, Ramazan, Kasten Adam Öldürme Suçları, Ankara 1996, s. 331; Savaş, Vural/Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunun Yorumu, C. 4, 3.Bası, Ankara 1999, s. 4790.

    “Süreklilik gösteren yargısal karar ve öğretide belirtildiği gibi TCY’nın 461.maddesinde özel hukuka uygunluk sebebi düzenlenmiştir.Anılan madde iki ayrı hukuka uygunluk sebebini içermektedir.Bunlardan birincisi yağma ve adam kaldırma fiillerine karşı yapılan yasal savunma, diğeri de içeride oturulan bir binaya belirli şekillerde yapılan saldırılara karşı başvurulan yasal savunmadır” (YCGK. 23.11.1999, 1999/1-271 E.- 1999/287 K., YKD, C.26, Sayı 2, Şubat 2000, s.266 vd).

    [3] Erman/Özek, s. 149.

    [4] Önder, Kişilere, s.132.

    [5] YCGK. 11.11.1985, 1-462/550, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4796.

    [6] Yasal savunmanın esasını açıklayan teoriler ve yasal savunmanın suça etkisi konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Özen, s.29.

    [7] Bu teori hakkında ayrıntılı bilgi ve savunan yazarlar için bkz. Özen, s.31 vd.

    [8] Erman/Özek, s. 146.

    [9] Erman/Özek, s. 149.

    [10] YCGK. 23.11.1999, 1999/1-271 E.- 1999/287 K., YKD, C.26, Sayı 2, Şubat 2000, s.266 vd.

    [11] Erman/Özek, s. 149.

    [12] Önder, Kişilere, s.133; Dönmezer, s.151.

    [13] Erman/Özek, s. 149.

    [14] Bu konudaki içtihatlar için bkz. Savaş/Mollamahmutoğlu, C.2, s.2190.

    [15] YCGK. 21.06.1993, 4-155/185, aynı yönde YCGK 06.02.1989, 556/38, YCGK. 07.03.1988, 4-605/74 (Savaş/Mollamahmutoğlu, C.2, s.2191 vd).

    [16] Dönmezer, s.149; Önder, Kişilere, s.133; Erman/Özek, s.149; Erem/Toroslu, s.500; Soyaslan, s.107; Gözübüyük, s.461; Görgün, s.523; Malkoç/Güler, C.4, s. 3843; Erdoğan/Özkepir, s.332. Bu itibarla, damdan aşağı sarkmak, pencere kırmak, oturulan yer çadır ise çadırın bezini kesmek, dinamit patlamak, maymuncuk veya sahte anahtarla kapıyı açarak içeriye girmek hallerinde de maddenin uygulanması gerekir (Erman/Özek, s. 149).

    [17] YCGK.09.07.1984, 1-432/271, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4798. Aynı yönde YCGK. 25.03.1983, 42/40; YCGK. 29.09.1980, 204/203; YCGK.29.06.1981, 198/268 (Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4798 vd).

    [18] “Geceleyin evinin damına çıkan ve kızlarının yatmakta bulunduğu odanın dam penceresinden içeriye bakan kişiyi öldüren kimsenin duyduğu ciddi korku neticesi silahını ateşleyerek öldürmesi halinde TCK 461/2.maddenin uygulanması gerekir (1.CD. 01.02.1977, 3858/268, Dönmezer, s. 149). Aynı olay konusunda bkz. YCGK. 06.06.1977, 234/259, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4798 vd.

    “... kapıyı tekmelemeye başladıkları ve sonunda tekmelerle kapının açıldığı ... kapısı açılan sanığın ciddi korkuya kapılarak tamamiyle meşru savunma koşulları içinde yaptığı tek atışla mağduru yaralamasında kendisini korumak dışında başka bir kastının bulunmadığı, tamamiyle TCK 461/2, 49/2.maddelerinin koşulları içinde bulunduğu düşünülmeden... ( 1.CD. 19.04.1984, 531/1783, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s. 4810).

    “... Kapıyı içeri girmek için zorlamaya devam ettiği, bunun üzerine sanıkların ciddi bir korkuya kapılarak müsnet suçu emniyeti şahsiyelerinde aklen varid bir endişe ve havfı altında işlemiş oldukları anlaşılmış olmasına göre, haklarında TCK 461/2.maddesinin uygulanması gerekirken,” (1.CD. 01.11.1988, 3227/3824, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4809). Ayrıca bkz. YCGK. 23.05.1985, 42/40, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4805.

    [19] Önder, Kişilere, s.133; Gözübüyük, s.407; Majno, s.281; Malkoç/Güler, C.4,s.3844; Görgün, s.523; Erdoğan/Özkepir, s.332.

    [20] Erman/Özek, “ücra mahal”den, içerde oturanların başkalarından yardım istemelerinin imkansızlığı şeklinde uygun olursa da, bu imkansızlığı genişletici hatta müteraki yoruma tabi tutmak gerekir, demektedir. Bir apartmanın bir dairesine pencereden giren saldırgan, derhal telefon tellerini kesmiş ve içerdekilerin diğer pencerelerden veya kapıdan çıkıp yardım istemesini önlemiş ise, bina objektif olarak ıssız bir yerde olmamakla beraber, içerdekiler yardım çağırmak imkanından yoksun bırakılmış olduğu cihetle, sübjektif olarak ıssız olan veya ıssız hale getirilmiş olan mahal sayılmalıdır. Çünkü her iki durumda da saldırıya maruz kalan kişinin içinde bulunduğu durum aynıdır (Erman/Özek, s.150).

    [21] bkz. YCGK. 23.11.1999, 1999/1-271 E.- 1999/287 K., YKD, C.26, Sayı 2, Şubat 2000, s.266 vd.

    [22] Önder, Kişilere, s.133.

    “Sanık olay gecesi kızları ile birlikte uyurken, temin ettikleri merdiven ile evin damına çıkan ve baca olarak ta kullanılan damdaki pencereden içeriye urgan sarkıtarak girmek isteyen mağduru, ciddi korku neticesi tabancasını damdaki pencere boşluğuna doğru bir el ateş ederek öldürdüğü anlaşılmıştır. Eylem TCK’nın 461/2.maddesine uyar” (YCGK. 06.06.1977, 1-234/259, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4805).

    “Evde yalnız olan ve yardımdan mahrum bulunan sanığın içinde bulunduğu ruh haleti de nazara alınarak şahsi emniyetine yönelen ve ciddi bir korku tevlit eden saldırı def için suçu işlediğinin kabulü ile hakkında TCK’nın 461/2.maddesinin uygulanması gerekir” (YCGK. 29.09.1980, 204/303, Savaş/Mollamahmutoğlu , C.4, s.4804).

    [23] YCGK. 11.11.1985, 1-462/550, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4796.

    “Sanığın, geceleyin eklentisine girerek konut dokunulmazlığını bozma suçunu işleyeni yakalayıp sonra dövme eyleminde ciddi kaygı ve korku etkisinin ne suretle bulunduğu, eylemin TCK’nın 51.maddesinin 2.fıkrasının uygulanmasına yol açıp açmadığı tartışılmadan aynı yasanın 461.maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,” 4.CD. 02.02.1993, 8258/546, Erol, Haydar, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Ankara 2000, s.1193 vd.

    [24] Dönmezer, s. 150.

    [25] Erman/Özek, s.150; Malkoç/Güler, C.4, s.3844.

    [26] Dönmezer, s.150; Erman/Özek, s.150; Erem/Toroslu, s.499; Önder, Kişilere, s.133; Görgün, s.523.

    [27] Soyaslan, s. 108

    [28] Erman/Özek, s.151; Malkoç/Güler, C.4, s. 3844.

    [29] Erman/Özek, s.151; Malkoç/Güler, C.4, s. 3844.

    [30] Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı,C.2, Ankara 1970, s.11578; Erdoğan- Özkepir, s.333.

    [31]Aksi görüşte Soyaslan, s.108. Soyaslan’a göre, fiil, aklen kabul edilebilecek herhangi bir korkuya sebebiyet vermeyecek derecede ise, bu duruma reaksiyon gösteren faillerin hareketi hukuka uygunluk sebebinde sınırı aşmış kabul edilmekte, fiil hukuka uygun olmaktan çıkmaktadır.

    [32] Erman/Özek, s.151

    [33] Önder, Kişilere, s. 136; Malkoç/Güler, C.4, s. 3845.

    [34] “Sarhoş olan maktulün geceleyin sanığın evinin önüne geldiği, kapıyı açmasını söylediği, sanık kapıyı açmayınca kapıyı tekmelediği, yandaki bir ağaçtan eve girmek istediği, sanığın evinin damına çıktığı, müdahilin ise kapıyı kırıp dama sanığın yanına çıktığı, sanığında gecenin ilerlemiş saatlerinde maktulün bu davranışlarının yarattığı korku, endişe ve havfı ciddinin etkisi altında maktule bıçakla 6 yerinden vurarak öldürdüğü anlaşılmış olmasına göre, sanığın maktulü TCK 461.maddesinde yazılı emniyeti şahsiyesince aklen varid endişe ve havfı ciddi altında öldürmekle beraber 6 adet bıçak darbesi vurmak suretiyle müdafaada ifrada gitmesi itibariyle hakkında aynı maddenin son fıkrası uyarınca ceza tayini gerekir ( 1.CD. 17.09.1985, 2517/3071, Önder, Kişilere, s.136).

    “...ciddi bir korkuya kapılan sanığın maktulü ayak bölgesinden değil de karnından vurmak suretiyle müdafaada ifrada gittiği anlaşılmakla, eylemi TCK’nın 461/son madde ve fıkrasına uygun düşer” ( YCGK. 06.05.1985, 1-527/254, Önder, Kişilere, s.136).

    “Sanığın vaki toplu saldırıdan ciddi bir korkuya kapılarak ve fakat savunmasında ifrada giderek iki maktulü öldürdüğünün ve mağduru da yaralayıp öldürmeye teşebbüs ettiğinin bu suçları TCK ‘nın 461/2.maddesinde belirtilen koşullar altında işlediğinin anlaşılmasına, sözü edilen 461/son madde ve fıkrada ise ölüm cezasına karşılık bulunmamasına göre, sanık lehine düşünülerek her maktulün savunmada ifrada gidilerek öldürülmesinden ve mağdurun öldürülmeye teşebbüs edilmesinden dolayı TCK’nın 448, 62, 461/2.maddelerle ayrı ayrı ceza tayini gerekirken, birden fazla şâhısları hedef alan sanık hakkında TCK’nın 80.maddesinin tatbik edilmesi yasaya aykırıdır” (1.CD.01.11.1984, 2689/4497, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s.4810).

    [36] YCGK. 06.05.1985, 1-527/254, Savaş/Mollamahmutoğlu, C.4, s. 4797.

    [37] Önder, Kişilere, s. 137; Erdoğan/Özkepir, s.333.

    [38] Erdoğan/Özkepir, s.333. “...Hadisede sanığın öldürülenin herhangi bir aletle kendilerine saldırma şartı gerçekleşmeden ateş edip onu öldürmesi müdafaada zaruret sınırının aşılması bahse konu olduğundan TCK’nın 51.maddesinin ayrıca uygulanması söz konusu olamaz...” (1.CD. 23.03.1972, 560/1433, Gözübüyük, s.414.).

    [39] Erman/Özek, s.151. Aynı görüşte Soyaslan, s. 108; Malkoç/Güler, C.4, s. 3845.

    [40] Erman/Özek, s.151

    [41] Soyaslan, s. 108.

    [42] Erem/Toroslu, s. 500; Erman/Özek, s.151-152. Erem/Toroslu’ya göre, meşru müdafaaya müteallik hükümde başkasını müdafaa edenin de cezasızlıktan faydalanabileceğine dair sarih bir kayıt mevcut olmasına mukabil 461.maddede böyle bir sarahat yoktur. Fakat bu maddenin 1.bendinde bir kimsenin ancak kendi “malını müdafaa” etmesi meşru sayılmıştır. Buna mukabil 2.bentte böyle tahdit edici bir ifade yoktur. Hatta 2.bendin yazılışı bu hususta “genişletici yorum”a müsait bulunmaktadır.

    [43] bkz. Özen, s.140; Dönmezer/Erman , s. 339 vd.; Önder, Ceza Hukuku, s.325; Öztürk, s. 93 vd.

    [44] Bu ihtimallerin geniş bir değerlendirmesi için bkz. Özen, s. 140.

    [45] Bu yazarlar ve fiili yanılmanın sorumluluğu ne şekilde etkilediği tartışmaları için bkz. Özen, s.145 vd; Dönmezer/Erman, s.22 vd; Demirbaş, s. 228; Önder, Ceza Hukuku, s.326 vd; Öztürk, s.93 vd.

    [46] Dönmezer/Erman, s.28. Fiili yanılmanın esaslı olabilmesi için kusursuz olması gerekip gerekmediği, kusurlu olması durumunda ne yapılacağı tartışmaları için bkz. Özen, s.148 vd.; Dönmezer/Erman, s.28-29. ; Demirbaş, s. 230; Önder, Ceza Hukuku, s.225 vd; Öztürk, s. 93 vd.

    [47] YCGK. 23.11.1999, 1999/1-271 E.-1999/287 K., YKD., C.26, Sayı 2, Şubat 2000, s.266 vd.

    [48] TCKT 29/1.madde: “1. Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak haksız bir saldırıyı o anda hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı bir biçimde defetme mecburiyetiyle,

    2....,

    işlenen fiillerden dolayı ceza verilmez”.

    [49] Türk Ceza Kanunu Tasarısı 226.madde gerekçesi.