Vücudumuzda Sistemler

Biyoloji bölümünde yer alan bu konu SaMeT46 tarafından paylaşıldı.

  1. SaMeT46

    SaMeT46 Moderatör

    Vücudumuzda Sistemler, Vücudumuzdaki Sistemler Nelerdir

    Dolaşım Sistemi
    dolasim sistemi.jpg
    Çok hücreli canlılarda besin ve oksijenin tüm hücrelere ulaşmasını sağlayan sisteme dolaşım sistemi denir. Ayrıca dolaşım sistemi, hücrelerde metabolik faaliyetler sonucu oluşmuş karbon dioksit ve diğer zararlı maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.

    1. Dolaşım Sisteminin Kısımları
    İnsanda dolaşım sistemi üç kısımdan oluşur : Kalp, damarlar ve kan.

    KALP
    Kalp, göğüs boşluğunda iki akciğer arasında yer alır. Kalp hızlı, güçlü ve istemsiz çalışan kaslardan oluşur. Kasılıp-gevşeyerek kanın damar içinde hareket etmesini sağlar.
    Kalbin üzerinde kalın bir zar vardır. Kalple zar arasında kaygan bir sıvı bulunur. Bu kalbin rahat çalışmasını sağlar ve darbelerde zarar görmesini önler.
    İnsanda kalp, iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört gözlüdür. Kalbin sağ bölümünde kirli, sol bölümünde temiz kan vardır. Kulakçık ve karıncıklar, sırayla kasılıp gevşeyerek kanın damarlarda hareketini sağlar. Kulakçık ve karıncıklar arasında bulunan kapakçıklar, kanın tek yönlü ilerlemesini sağlar.

    DAMARLAR
    Üç çeşit damar vardır.
    a. Atardamar: Kalpten vücuda kan taşıyan damarlara denir.
    Akciğer atardamarı hariç diğer atardamarlar oksijence zengin temiz kan taşır. Yüksek basınca dayanaklıdırlar. En büyük atardamar, kalpten vücuda temiz kanın gönderildiği “aort” atardamarıdır.

    b. Toplardamar: Vücutta kirlenmiş kanın vücuda taşınmasını (karbondioksitçe zengin) sağlayan damarlardır.

    KAN
    Vücudun tek sıvı dokusudur. Kalbin etkisiyle damarlar içerisinde hareket eder.
    Kanın Yapısı
    Kan, plâzma (serum) ve kan hücrelerinden oluşur. Kanın plâzma kısmı su, protein, organik ve inorganik maddelerden oluşur. Kanın yapısında değişik görevler alan 3 çeşit kan hücresi bulunur.
    a. Alyuvar (Eritrosit): Kana kırmızı renk verir. Karaciğer, dalak ve kırmızı kemik iliğinde üretilir. Alyuvar, yapısında bulunan hemoglobin proteinleri yardımıyla oksijen ve karbon dioksit taşır. Alyuvarlar oksijeni
    b. Akyuvar (Lökosit): Vücudumuzu mikroplara karşı korur.
    c. Kan pulcukları (Trombosit): Kırmızı kemik iliğinde, büyük hücrelerin parçalanmasıyla oluşur. Yaralanma ve kesiklerde kanın pıhtılaşmasını sağlar.

    2. Kan Dolaşımı
    İnsanda, kan dolaşımı büyük ve küçük kan dolaşımı olmak üzere ikiye ayrılır.

    a. Küçük Kan Dolaşımı
    Vücutta kirlenen kanın temizlendiği dolaşım çeşididir. Sağ karıncıkta başlar, sol kulakçıkta biter. Sağ karıncıktaki kirli kan akciğer atardamarıyla akciğere götürülüp temizlenir. Temizlenen kan, akciğer toplardamarıyla kalbin sol kulakçığına getirilir. Bu dolaşıma küçük kan dolaşımı denir.

    b. Büyük Kan Dolaşımı
    Akciğerde temizlenen kanın vücuda dağıtılıp, vücutta kirlenen kanın kalbe getirildiği dolaşım çeşididir. Sol karıncıkta başlar, sağ kulakçıkta biter. Sol karıncıktaki temiz kan, aort atardamarı ve diğer atardamarlarla iç organlara ve tüm dokulara taşınır. Kılcallarda oksijen ve karbondioksit değişimi olur. Kirlenen kan toplardamarlarla kalbin sağ kulakçığına getirilir.

    Kan Grupları
    İnsanda kan gruplarını alyuvarın üzerinde bulunan bazı proteinler belirler.

    Kan nakillerinde, O grubu diğer bütün gruplara kan verebilir. AB grubu bütün gruplardan kan alabilir. A ve B grupları ise hem kendi grubundan hem de O grubundan alabilir.

    Rh(+) … Rh(+) ve Rh(–) den alır.
    Rh(–) …. Rh(–) den alır.
    Kan grubu Rh(–) olan bir insanın kanında Rh(+)’e karşı antikor oluşmasına kan uyuşmazlığı denir. Anne Rh(–) çocuk Rh(+) ise anne ve çocuk arasında kan uyuşmazlığı görülür.

    Dolaşım Sisteminin Sağlığı
    Dolaşım sisteminin sağlığını olumsuz etkileyen en önemli etkenler sigara, alkol ve kirli havadır.
    Sigaradaki nikotin, kanın mikroplara karşı direncini azaltır. Alkol, damarların esnekliğini bozarak genişletir. Çocuklukta geçirilen enfeksiyonlar ve bademcik hastalıkları kalbi olumsuz etkiler. Uzun süre ayakta kalmak veya hareketsiz kalmak, toplardamar kapakçıklarını bozarak varise sebep olur.
    Hepatit B ve C, tetanos, sıtma, kuduz, tifüs ve AIDS kan yoluyla bulaşan hastalıklardır. Dolaşım sisteminin sağlığının korunması için, dengeli beslenilmeli, düzenli spor yapılmalı, sigara ve alkol gibi zararlı maddelerden uzak durulmalıdır. Kalbi yoracak, yaşa ve bedene uygun olmayan işlerde çalışılmamalıdır.

    Tetanos Aşısı: Tetanos mikropları yara, kesik gibi yerlerden kan yoluyla vücuda girer. Tetanos hastalığına yakalanmamak için aşı olmak gerekir. Tetanos aşısı çok küçük yaşlarda yaptırıldığında vücut hastalığa karşı bağışıklık kazanır.

    Nabız ve Tansiyon
    Kalp, her kasılışında basınç yaparak atardamarlara kan pompalar. Kan basıncının etkisiyle damarlar genişler ve hemen ardından daralır. Kan, damarlarda boğum boğum ileriye doğru gider. Kanın damarlardaki bu hareketi, nabız dalgalarına sebep olur. Nabız, kalbin atış hızıyla aynı hızdadır. Kanın damar duvarlarına yaptığı basınca tansiyon denir. Kalbin kasılması sırasında oluşan basınca büyük tansiyon, kalbin dinlenmesi sırasında oluşan basınca küçük tansiyon denir.
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 21 Ekim 2011
  2. 00199800

    00199800 Yeni Üye

    SOLUNUM SİSTEMİ :

    1- Solunum Sistemi :
    Canlılar yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji besinlerden karşılanır. Hücre içerisinde besinlerden enerjinin üretilebilmesi için, besinlerin oksijen ile parçalanması gerekir.
    Hücre içerisinde besin maddelerinin oksijen gazı kullanılarak parçalanması ve enerji üretilmesine solunum denir. Solunum için besin ve oksijen gereklidir ve solunum sonucu ise hücrelerde su, karbondioksit gazı ve enerji açığa çıkar. Solunum sonucu üretilen enerji yaşamsal faaliyetlerde kullanılırken su ve karbondioksit gazı ise hücre dışına atılır.
    solunum-1.gif
    (Hücre İçi Solunum Olayının Denklemi)

    Hücre içerisindeki solunum olayı için gerekli olan oksijen gazının havadan (dışarıdan) alınarak kana verilmesini, kandaki karbondioksit gazının alınarak havaya (dışarıya) atılmasını sağlayan (organlardan oluşan) sisteme solunum sistemi denir.
    Solunum sistemini oluşturan organlara solunum sistemi organları denir. İnsanlarda solunum sistemi organları sırayla; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu, bronş, bronşçuk ve akciğerlerdir.
    Solunum sistemi ile dışarıdan alınan havadaki oksijen gazını kana veren, kandaki karbondioksit gazını alarak solunum sistemine ileten organa solunumun temel organı denir. İnsanlarda solunumu temel organı akciğerlerdir.
    İnsanlarda diyafram kası, göğüs kasları ve kaburgalar solunum sistemine yardımcı olan yapılardır.
    Solunum sistemi soluk (nefes) alma ve verme olayları sayesinde çalışır. Solunum için gerekli oksijen gazının havadan alınarak kana verilmesine soluk (nefes) alma, kandaki karbondioksit gazının alınarak dışarı atılmasına soluk (nefes) verme denir. (Solunum ve soluk alıp verme olayları aynı kavramlar değildir. Solunum hücre içi solunum olayı, soluk alıp verme hücre dışı solunum olayıdır).

    2- Solunum Sistemi Organları :
    İnsanlarda burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerler solunum sistemi organlarıdır.

    a) Burun :
    Dışarıdan alınan havanın solunum sistemine (vücuda) ilk girdiği yer olup hem solunum sisteminin başlangıç organı hem de koku alma duyu organıdır. Burunda, burun kılları, burun kanalları (sinüsler), ve sümük (mukus) salgısını (sıvısını) üreten salgı bezleri (sümük = mukus bezleri) bulunur.
    Burun, dışarıdan alınan havanın ısıtılmasını, nemlendirilmesini, havadaki toz ve mikropların tutulmasını sağlar. Havanın ısıtılıp nemlendirilmesini burun kanalları, havadaki toz ve mikropların tutulmasını ise burun kılları ve sümük salgısı sağlar.
    b) Yutak :
    Yutak, ağızdan sonra gelen boşluktur. Üst taraftan ağız ve burun boşluğuna, alt taraftan gırtlak ve yemek borusuna açılır. Yutak kas dokudan yapılmış olu 10 – 15 cm uzunluğundadır. Küçük dil ve bademcikler yutakta bulunur.
    Yutak, burundan alınan havayı soluk borusuna, ağızdan alınan besinleri yemek borusuna iletir.

    c) Gırtlak :
    Soluk borusu ile yutak arasında bulunan, kıkırdaktan yapılan, ses kutusu da denilen organdır. Gırtlak, solunum olayı için alınan havanın soluk borusuna, besin maddeleri ile suyun da yemek borusuna iletilmesini sağlar.
    Soluk verme olayı sırasında dışarı atılan hava ile gırtlak ta bulunan ses telleri titreştirilerek sesin oluşması sağlanır. Ses ise dil, dudaklar ve yanakların hareketi ve dişler sayesinde şekillenir ve kelimelere dönüşür.

    d) Soluk (Nefes) Borusu :
    Gırtlak ile akciğerler arasında bulunan ve kıkırdaktan yapılan 10 – 12 cm uzunluğundaki borudur. (Yemek borusunun önünde bulunur). Soluk borusu, at nalı şeklinde olan ve üst üste dizilen kıkırdak halkalardan oluşur. (Soluk borusunun yemek borusu ile komşu olan arka yüzü düz kaslardan yapılmıştır). Soluk borusunun iç yüzeyinde tek yönde hareket eden titrek tüylü hücreler (bu hücrelerin arasında salgı üreten hücreler yani gobletler) ile nemli bir zar bulunur.
    Soluk borusu, gırtlaktan gelen havanın akciğerlere taşınmasını, (akciğerlerden gelen havanın gırtlak ile yutak ve burna) havanın ısıtılıp nemlendirilmesini ve havadaki toz ve mikropların tutulmasını sağlar.
    Hava ile gelen toz ve mikroplar titrek tüylü hücreler ile tutulur, nemli zarın salgıladığı yapışkan ve kaygan salgı ile yapıştırılır ve balgam sayesinde dışarı atılır.
    Soluk borusunu yapısındaki kıkırdak halkalar, soluk alıp verme sırasında soluk borusunun duvarlarının (birbirine) yapışmasını önler.

    e) Bronşlar :
    Soluk borusu akciğerler girmeden iki kola ayrılır. Bu kollardan her birine bronş denir. Bronşlardan her biri bir akciğere gider. Bronşların yapısı soluk borusuna benzer. Bronşlar da kıkırdak halkalardan oluşur, iç yüzeyi nemli zarla kaplıdır ve titrek tüylü hücreler bulunur. Bronşlar, soluk borusundan gelen havanın bronşçuklara iletilmesini sağlar.

    f) Bronşçuklar :
    Bronşlar akciğerlere girince daha küçük birçok kola ayrılır. Bu kollardan her birine bronşçuk denir. Bronşçukların yapısında kıkırdak halkalar ve titrek tüylü hücreler bulunmaz. Bronşçuklar, bronşlardan gelen havanın alveollere iletilmesini sağlar.

    g) Akciğerler :
    Kalp ile birlikte göğüs boşluğunda bulunan, açık pembe renkli, esnek, büyüyüp küçülebilen, sağda ve solda birer tane olmak üzere toplam iki tane olan solunum sisteminin temel organıdır. Sağ akciğer üç bölümlü (loblu), sol akciğer iki bölümlü (loblu) olup, sağ akciğer sol akciğerden daha büyüktür. (Sol akciğerde üçüncü lob yerine kalp yerleşir).
    Akciğerlerin üzeri plevra (plöra) zarı ile örtülüdür. Bu zar, akciğerleri dış etkilere karşı korur.
    Akciğerlerdeki bronşçukların uç kısmında üzüm salkımına benzeyen hava kesecikleri (alveoller) bulunur. (Alveoller, tek sıralı epitel hücrelerden oluşmuştur). Alveollerin etrafında da çok sayıda kılcal kan damarı bulunur.
    Akciğerler, dışarıdan alınan havadaki oksijen gazını kana veren, kandaki karbondioksit gazını alan yani gaz alışverişini gerçekleştiren organlardır. Akciğerlerde gaz alışverişini gerçekleştiren yapılar ise alveollerdir. Dışarıdan alınan hava akciğerlerdeki alveollere dolar, alveollerden de etrafındaki kılcal kan damarlarına geçer. Kılcal kan damarlarındaki karbondioksit gazı da alveollere geçer.

    3- Solunuma Yardımcı Yapılar :
    Diyafram kası, göğüs (kaburga) kasları ve kaburgalar solunuma yardımcı yapılardır. Diyafram kası, göğüs boşluğunun alt kısmını kapatan yassı (çizgili) kastır. Göğüs (kaburga) kasları, kaburgaların arasında bulunan ve kaburgaların açılıp kapanmasını sağlayan kaslardır.
    Dışarıdan havanın alınması ya da dışarıya havanın verilmesi akciğerlerin hacminin artması ya da azalması sayesinde gerçekleşir. Akciğerlerin hacminin artması ya da azalması için de göğüs boşluğunun genişlemesi ya da daralması gerekir. Göğüs boşluğunun genişleyip daralmasını da diyafram kası ile göğüs (kaburga) kasları sağlar.

    4- Solunum Sisteminin Çalışması :
    Solunum sistemi soluk (nefes) alıp verme olayları sayesinde çalışır.

    a) Soluk (Nefes) Alma :
    Soluk alma sırasında diyafram kası kasılır (düzleşir), kaburga kasları kasılır. Böylece göğüs boşluğu genişler, akciğerlerin basıncı azalır, akciğerlere hava dolar ve akciğerlerin hacmi artar.
    Soluk alma sırasında; burundan alınan hava ısıtılır, nemlendirilir, temizlenir ve yutak ile gırtlağa, gırtlaktan da soluk borusuna gelir. Soluk borusuna gelen hava yine ısıtılır, nemlendirilir ve havadaki toz ve mikroplar tutularak balgam ile dışarı atılır. Hava soluk borusundan bronşlara, bronşlardan bronşçuklara, bronşçuklardan da alveollere gelir ve alveollere dolar. Alveollerdeki havada bulunan oksijen gazı (difüzyon yolu ile) kılcal kan damarlarına, kılcal kan damarlarındaki (kirli kandaki) karbondioksit gazı da (difüzyon yolu ile) alveollere geçer.
    Temizlenen kan, akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına taşınır, sol kulakçıktan sol karıncığa geçer ve aort atardamarı ile vücuda pompalanır. (Küçük kan dolaşımı).

    b) Soluk (Nefes) Verme :
    Soluk verme sırasında diyafram kası gevşer (kubbeleşir), kaburga kasları gevşer. Böylece göğüs boşluğu daralır, akciğerlerin basıncı artar, akciğerlerin hacmi azalır ve akciğerlerdeki hava boşalır, dışarı atılır.
    Alveollerdeki kirli hava (karbondioksit gazı) bronşçuklara, bronşlara, soluk borusuna, gırtlağa ve yutağa iletilerek ağız ve burundan dışarı atılır.
    Soluk verme sırasında dışarı atılan kirli hava gırtlaktan geçerken ses tellerini titreştirir ve sesin oluşmasını sağlar.

    c) Soluk (Nefes) Alma – Verme Olayları :

    Soluk (Nefes) Alma Soluk (Nefes) Alma

    1- Diyafram kası kasılır (düzleşir). 1- Diyafram kası gevşer (kubbeleşir).
    2- Kaburga (göğüs) kasları kasılır. 2- Kaburga (göğüs) kasları gevşer.
    3- Göğüs boşluğu genişler. 3- Göğüs boşluğu daralır.
    4- Akciğerlerin hacmi artar. 4- Akciğerlerin hacmi azalır.
    (Akciğerler genişler). (Akciğerler sıkışır).
    5- Akciğerlerin basıncı azalır. 5- Akciğerlerin basıncı artar.
    6- Dışarıdan alınan havadaki oksijen 6- Alveollerdeki karbondioksit gazı
    alveollerden kana verilir, kandaki dışarı atılır.
    karbondioksit alveollere alınır.

    solunum sistemi.gif
    5- Solunum Sisteminin Sağlığı ve Korunması :
    Solunum sisteminin sağlığının korunması için;

    1- Havası temiz yerlerde bulunulmalıdır. (Toz ve mikrop girebilir).
    2- Alkol, sigara, uyuşturucu kullanılmamalıdır. (Alkol, sigara ve uyuşturucu ile asbest gibi kimyasal maddeler solunum sistemi organlarına zarar verirler). (Solunum güçlüğüne, akciğer kanserine ve kalp krizine yol açar).
    3- Soğuk havalarda ağızdan değil burundan nefes alınmalıdır. (Akciğerler için zararlıdır).
    4- Burundan nefes alınıp verilmelidir. (Ağızdan alınırsa ısınma, nemlenme, temizlenme olmaz).
    5- Havadaki nem oranı yeterli olmalıdır.
    6- Terli iken üşütülmemelidir.
    7- Tükürük, balgam gibi salgılar yere bırakılmamalıdır.
    8- Vereme karşı BCG aşısı yaptırılmalıdır.

    6- Solunum Sistemi Hastalıkları :
    Solunum sisteminde, dışarıdan alınan havadaki virüs ve bakteriler sayesinde hastalıklar oluşur. Solunum sisteminde nezle ve grip, verem, kabakulak, kızamık, difteri (kuşpalazı), çiçek, suçiçeği, kızıl, boğmaca gibi bulaşıcı hastalıklar ile astım, bronşit, zatürree, zatülcenp, menenjit, akciğer kanseri, gırtlak kanseri gibi hastalıklar görülür.

    1-(Bulaşıcı)Nezle ve Grip : Burun mukozasının iltihaplanması.
    2-(Bulaşıcı)Verem : Akciğer dokusunun iltihaplanması ve yaraların (oyukların) oluşması.
    3-(Bulaşıcı)Kabakulak : Kulak altı tükürük bezlerinin iltihaplanması.
    4-(Bulaşıcı) Kızamık : Vücutta bağışıklık kazanırken kırmızı lekelerin oluşması.
    5-(Bulaşıcı)Kızıl :
    6-(Bulaşıcı) Difteri (Kuşpalazı) : Yutağın iltihaplanması.
    7-(Bulaşıcı)Boğmaca :
    8-(Bulaşıcı) Çiçek :
    9-(Bulaşıcı) Suçiçeği : Vücutta bağışıklık kazanırken deride iz bırakan yaraların oluşması.
    10- Astım :
    11- Bronşit : Soluk borusu ve bronşların iltihaplanması.
    12- Zatürree : Hava keseciklerinin ve akciğer dokusunun iltihaplanması.
    13- Zatülcenp : Akciğer zarının iltihaplanması.
    14- Menenjit : Uzun süreli gripten sonra grip virüsünün beyin zarını iltihaplandırması.
    15- Akciğer Kanseri : Akciğer hücrelerinin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde çoğalması veya ölmesi.
    16- Gırtlak Kanseri :

    NOT :

    1- İnsanlar normal şartlarda dakikada 16 – 18 kez soluk alıp verirler. Soluk alıp verme
    hızını omurilik soğanı yönetir.
    2- Soluk alınırken burundan alınmalıdır. Ağızdan alınan hava kuru, soğuk ve toz ve
    mikropludur. Bu da hastalıklara yol açar.
    3- Soluk borusunun kıkırdaktan yapılmasının nedeni, soluk alıp verme sırasında
    duvarlarının yapışmaması içindir.
    4- Soluk borusu at nalı şeklinde, bronşlar tam halka şeklindeki kıkırdak halkalardan oluşmuştur.
    5- Kandaki oksijenin %98’ i alyuvarlardaki hemoglobin ile, %2’ si kan plazması ile taşınır.
    6- Soluk alıp verme süresi 2,5 sn’ dir. (2,5 sn soluk alma, 2,5 sn soluk verme). Konuşurken soluk alıp verme süresi 5 – 10 sn’ ye çıkar.
    7- Canlılarda solunum organı olarak aşağıdaki organlar kullanılır.
    • Akciğerler : Kuşlar, memeliler, sürüngenler, erişkin kurbağalar.
    • Solungaçlar : Balıklar, kurbağa larvaları.
    • Trake : Eklembacaklılar.
    • Deri : Solucanlar (yumuşakçalar).
    • Yapraklar : Bitkiler.
    8- Dışarıdan alınan hava gaz karışımıdır. Havada %78 oranında azot gazı, %21 oranında oksijen gazı, %1 oranında da diğer gazlar (CO2, CO, H2O buharı, He, Ne, Ar, ..) bulunur.
    9- Diyafram ve kaburga kasları kasılıp gevşeyerek göğüs boşluğunda basınç farkı oluşturur ve bu sayede akciğerler vakumlama ile hava alıp verebilir.
    10- Bademcikler lenf düğümüdür ve vücudu mikroplara karşı korurlar. Bademcikler üzerinde yaşayan mikroorganizmalar, bademciklerin iltihaplanmasına yol açar. Bu da kalp ve böbrek hastalıkları ile eklem romatizmasına neden olur.
    11- Toz, gaz, aşırı bağırma, kirli hava gırtlak iltihaplanmasına, bu da gırtlak kanserine yol açar.
    12- Gaz alışverişi akciğerlerdeki alveollerde difüzyon olayı ile gerçekleştirilir. Difüzyon olayı, maddenin çok (yoğun) olduğu yerden az (yoğun) olduğu yere geçmesidir.
    13- Deniz kenarından yükseklere çıkıldıkça veya vücut fazla çalışıp çok enerji harcamışsa ya da fazla enerji ihtiyacı varsa veya havadaki oksijen miktarı azalmışsa (fazla solunum yapmak için fazla oksijen gerekli olacağından);
    • Soluk alışverişi hızlanır.
    • Kalp atışı hızlanır.
    • Kan basıncı artar.
    • Kandaki alyuvarlar sayısı (fazla oksijen taşıyabilmek için) artar.
    14- Havadaki oksijen miktarı artarsa, vücudun fazla enerji ihtiyacı yoksa;
    • Soluk alışverişi yavaşlar.
    • Kalp atışı yavaşlar.
    • Kan basıncı düşer.
    • Kandaki alyuvarlar sayısı azalır.
    15- Karbondioksit gazının ayıracı kireç suyudur. Karbondioksit gazı kireç suyunu bulandırır.
    16- Solunum sisteminde gaz alışverişini gerçekleştiren yapı alveollerdir ve alveoller akciğerlerde bulunur. Bu nedenle solunum sisteminin en önemli organı gaz alışverişi yaptığı için akciğerlerdir.
    17- Yemek yerken konuşulursa gırtlak yemek borusunu kapatıp soluk borusunu açar ve yenilen besinler soluk borusuna kaçıp soluk borusunu tıkayabilir. Bu nedenle yemek yerken konuşulmamalıdır.
    18- Bronşlar, dallanarak bronşçukları oluşturur ve bronşçukların sayısı fazla olduğu için de uç kısımlarındaki alveol sayısı fazla olur. Bu sayede gaz alışverişi hızlı ve fazla bir şekilde gerçekleştirilebilir.
    19- Grip aşısı, astımda kullanılan spreyler, bronkoskop teknolojik gelişmelere bağlı olarak kullanılır.

    Hazırlayan: Fen ve Teknoloji öğretmeni Murat ÜSTÜNDAĞ
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 21 Ekim 2011
  3. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    İskelet ve Kas Sistemi

    Canlılarda aktif hareketi sağlayan yapılar iskelet ve kas sistemleridir. Hareket sağlayıcı kaslar destekleyici iskeletle birleşerek canlının hareket sistemini oluşturur.

    I. İskelet Sistemi
    iskelet sistemi.jpg
    İnsana şekil veren, organlara desteklik sağlayan ve koruyan yapıya iskelet denir. İskelet sisteminin yapı birimleri kemiklerdir. İnsan vücudu 210 kemikten oluşmuştur. Kemikler, kan hücrelerinin üretilmesi, bazı minerallerin depolanması, vücuda dik şekil kazandırılması görevlerini yapar.

    İnsan İskeletinin Bölümleri

    1. Baş İskeleti

    Kemikler birbirine çok sıkı tutunmuşlardır ve aralarında oynamaz eklemler vardır. Baş kemikleri içerisindeki beyin ve beyinciği korur.

    2. Gövde İskeleti

    Omurga ve göğüs kafesinden oluşur.

    Omurga : Omur adı verilen düzensiz şekilli kemiklerden oluşur. İçinde şerit halinde omurilik siniri vardır. Bu sinirin bulunduğu kanala omurilik kanalı denir. Omurga tüm kemikleri doğrudan ya da dolaylı olarak bağlandığı iskelet yapısıdır.

    Göğüs Kafesi : Sırt omurları, kaburgalar ve göğüs kemiğinden oluşur. Hareketli özellikteki bazı iç organların çalışmasını kolaylaştırır. Akciğerler ve kalp burada korunur.

    3. Üyeler (kol ve bacaklar)

    Kol ve bacaklar gövdeye kemik köprüler ile bağlanmıştır. Bu köprülerle aralarında tam oynar eklemler vardır.

    Omuz Kemeri : Kürek kemiği ve köprücük kemiğinden oluşur. Kol kemiklerini omurgaya bağlar.

    Kalça Kemeri : Kalça kemiği ve uyluk kemiğinden oluşur. Bacak kemiklerini gövdeye bağlar.

    B. Kemiklerin Yapısı ve Çeşitleri

    1. Kısa Kemikler

    Boyları kısa olan kübik yapılı kemiklerdir. Omurlar, el ve ayaklardaki bilek parmak kemikleri… bu gruba girer.

    2. Yassı Kemikler

    Kalınlıkları az, levha şeklindeki kemiklerdir. Kaburga, kürek kalça, yüz ve kafatası kemikleri… bu gruba girer.

    3. Uzun Kemikler

    Boyları uzun silindirik kemiklerdir. Kol ve bacaklarda bulunan kemiklerdir. (uyluk, kaval, pazı, önkol… kemikleri gibi).

    4. Düzensiz Şekilli Kemikler

    Uzun veya kısa belirli bir şekle sahip olmayan kemiklerdir. Omurgayı oluşturan omur kemikleri bu gruba girer.

    Kemiklerin Yapısı

    · Kemik zarı (Periost) : Kemiğin enine büyümesini, beslenmesini, kırılma ve çatlamalarda onarılmasını sağlar.
    · Kıkırdak Doku : Eklem bölgelerinde, hareket esnasındaki kemiğin aşınmasını önler.
    · Süngerimsi Kemik : İçinde kırmızı iliği bulundurur. Kırmızı kemik iliği kan hücreleri üretir.
    · Sarı ilik : Yağ depolar ve kan hücreleri (akyuvarlar) üretir.
    · Sert (sıkı) Kemik : 2/3 ü minerallerden (kalsiyum, fosfor), 1/3 de hücrelerden oluşur. Kemiğe sertlik ve direnç kazandırır.
    · Kırmızı İlik : Alyuvarları üretir.

    C. Eklemler

    Kemikleri birbirine bağlayan yapılara eklem denir. Hareket yeteneğine göre 3 çeşit eklem bulunur.

    1. Oynar (hareketli) eklemler : Omuz eklemi, kalça eklemi.
    2. Yarı oynar eklemler : Omurlar arası eklemler.
    3. Oynamaz eklemler : Baş, kalça eklemleri.

    II. Kas Sistemi

    Vücudun hareketini, bazı organların çalışmasını sağlayan yapılara kas denir. Kaslar kasılıp – gevşeme özelliğine sahip olan hücrelerden oluşur.

    Kas hücrelerinin birleşmesiyle oluşan ipliksi yapılara kas teli (lif) denir. Kas tellerinin birleşmesiyle oluşan yapılara da kas demeti denir.

    İskelet Kasları (Kırmızı Kaslar)

    İskelete bağlı çalışırlar. Yönetimini beyin sağlar. İsteğimiz ile çalışırlar. Kasılmaları güçlüdür. Hızlı kasılır, çabuk yorulurlar. İskelet kasları oynar ve yarı oynar eklem bölgelerinde kemiklerin hareket etmesini sağlar. Yapısında oksijen depo eden proteinleri (myoglobinler) bulundukları için kırmızı renklidirler. Çok sayıda kas demetinden oluştuğu için çizgili kaslar da denir. (Baş, boyun, kol, bacak, parmak, göz kapağı, göğüs kasları…)

    Düz Kaslar (Beyaz Kaslar)

    İç organlarımızdaki kaslardır. İsteğimiz dışında çalışırlar. Çalışmaları yavaştır. Kasılmaları güçsüzdür. (Mide, bağırsak, idrar torbası, damar duvarları, yemek borusu kasları…) Uzun süreli kasılıp, çalışmaları esnasında yorulmazlar.

    Kalp Kası

    Kırmızılı kasdır. Fakat isteğimiz dışında çalışır. Çalışmasını omurilik soğanı denetler. Güçlü, hızlı ve ritmik olarak çalışır. Uzun süreli kasılıp, çalışmaları esnasında yorulmazlar.
     
  4. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    SİNDİRİM SİSTEMİ

    Sindirim: Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.

    Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.

    Büyük moleküllü besin maddeleri:

    Karbonhidratlar ------------------>Glikoz
    Proteinler ------------------>Amino asit
    Yağlar ------------------>Yağ asidi+ gliserol (gliserin)
    Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.

    Sindirim faaliyetleri iki çeşittir: Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim

    1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak – dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.
    2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.

    Sindirim sistemini oluşturan organlar
    sindirim sistemi.jpg
    • Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.
    • Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.
    • Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.
    • Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.
    • Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.
    • İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. Besinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.
    • Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.
    • Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.

    Sindirime yardımcı organlar

    Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir. Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır.

    Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.

    Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.
    Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.

    * Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.
    Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.

    * Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.

    Önemli notlar:

    1. Canlılar hayatları için gerekli olan enerjiyi besinlerden sağlar.
    2. Besinlerdeki enerjiyi elde edebilmek için o besinleri küçük parçalara ayırıp hücre içine almamız lazım.
    3. Küçük parçalara ayrılan besinler mitokondride oksijenle yakıldıktan sonra içlerindeki enerji kullanılabilir hale gelir.
    4. a) Karbonhidratlar glikoz halinde hücre içine girerler.
    b) Proteinler amino asit halinde hücre içine girerler.
    c) Yağlar yağ asiti + gliserol halinde hücre içine girerler.
    5. Asıl enerji kaynaklarımız karbonhidratlardır.
    6. Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramadan kana geçerler.
    7. a) Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar ince bağırsakta sona erer.
    b) Proteinlerin sindirimi midede başlar ince bağırsakta sona erer.
    c) yağların sindirimi ince bağırsakta başlar ince bağırsakta sona erer.
    8. İnce bağırsakta sindirilmiş olan besinler hücrelere aktarılmak üzere kana geçer bu olaya emilim denir.
    9. Sindirim artıkları kalın bağırsağa aktarılır orda su, mineraller ve vitaminin emilimi gerçekleşir. Kalanlar ise anüse aktarılır ve buradan da vücut dışına atılır.

    Sindirim sistemi hastalıkları

    1. Ülser: Mide özsuyunun mide ve onikiparmak bağırsağını aşındırmasıdır.
    2. Reflü: Asitli mide içeriğinin yemek borusuna uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olması.
    3. Gastrit: Mideyi koruyan mukozanın iltihaplanması.
    4. Dizanteri: Basit yapılı canlıların kalın bağırsağa yerleşerek yol açtıkları hastalıktır.
    5. Gıda zehirlenmesi: Bozulmuş, mikroplu yada kirli besinlerin yol açtığı hastalıktır.

    Hazırlayan: HAŞİM BAŞTÜRK