Varlıklar âlemi ile ilgili ayetler

Kuran-ı Kerim bölümünde yer alan bu konu mahir tarafından paylaşıldı.

  1. mahir

    mahir Harbi Aktif Üye

    Varlıklar âlemi üzerine Kuran'daki ayetler

    İnsan yeryüzündeki varlıklar içerisinde ayrıcalıklı, üstün ve değerli bir varlıktır

    Kur’anıkerim insanı bütün varlıklardan farklı bir biçimde ele almakta ve insana büyük değer vermektedir. İnsanın yaratılışı ve özellikleri ile ilgili ayetleri incelediğimizde insanın, yeryüzündeki varlıklar içerisinde ayrıcalıklı, üstün ve değerli bir konuma sahip olduğunu görürüz. Kur’an’da geçen “Biz, gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık”(İsra suresi, ayet 70) ayeti de insanın üstün ve değerli bir varlık olarak yaratıldığını belirtmektedir.

    İnsan niçin değerli ve üstün bir varlıktır?

    Esasında insanın üstünlüğü, onun yaratılışında cereyan eden olaylarla ortaya çıkmaktadır. Allah’ın halife olarak yarattığı insana meleklerin itirazı, Allah’ın melekleri denemesi, insanla karşılaştırması ve insanın üstünlüğünün ortaya çıkması ile son bulmuştur. Bu üstünlük Hz. Adem’e bütün isimlerin öğretilmesi, kısaca ona verilen öğretim ve bilgidir.(Bakara 30-34) Yani insanda ortaya çıkan ilk üstünlük onun yeryüzünde Allah’ın temsilcisi (halife) olması ve bunun gerektirdiği, dünyaya hakim olmasını sağlayan ilim ve bilgeliğin kendisinde var olmasıdır. Bu üstünlük meleklerce kabul edilmiş ve onların Hz. Adem’e secde etmeleri ile neticelenmiştir.(Bakara suresi, 34)

    İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir

    İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Yüce Allah Kur’an’da “... Sonra da şekillendirip kendi ruhundan ona üfleyen Allah’tır.” (Secde 9) buyurmaktadır. İşte insanı diğer bütün varlıklardan ayıran ve şerefli kılan bu “ilahi ruh”tur. İnsan böyle bir ilahi kaynağa sahip olduğu için Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. (Bakara suresi, ayet 30; En’am suresi, ayet 165) Halife vekil, başkasının yerine iş gören, temsilci olan kimse demektir. İnsanın Allah’ın halifesi olarak yaratılmasının nedeni, Allah’a kulluk etmek, dünyada onun dilediği biçimde yaşamaktır. Yüce Allah Kur’an’da “Ben ....İnsanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat suresi, ayet 56) buyurarak, insanın yaratılış amacını açık bir şekilde belirtmektedir.

     
  2. mahir

    mahir Harbi Aktif Üye

    Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan görme duyusu ile, maddî varlıkları görür. Dili ile tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yer çekimi, mıknatısın itme ve çekme kuvveti gibi nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.

    Bu eski gezegen olan dünyamızda bu kadar canlı, ruh sahibi, akıl ve şuur sahibi varlıklar olduğu gibi, diğer gezegen ve yıldızlarda, gök cisimlerinde oraların hayat şartlarına göre, oranın yapısına ve konumuna göre ruhani varlıklar vardır. Bu meseleye Bediüzzaman Said Nursi şu açıklamayı getirir:


     
  3. mahir

    mahir Harbi Aktif Üye

    Bütün varlık âlemi beş duyu ile algılanabilir mi? Duyularla algılayamadığımız varlıkları inkâr edilebilir mi?

    Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan görme duyusu ile, maddî varlıkları görür. Dili ile tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, mıknatısın itme ve çekme kuvveti gibi nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.

    İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar, görmediğime inanmam diyerek bütün varlık âlemini sadece gözleriyle gördüklerine özgüleyerek büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi olmamasına delil olmaz. Zira bu âlemde gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.

    Görmediğim şeye inanmam safsatasının altında aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz kulağın; burun, dilin görevini göremez. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına, ne bülbülün sesine, ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların işlevlerini yerine getirmezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez. Malumdur ki; herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır. Görmediğime inanmam, diyen bir insan, bir eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat potansiyelinin ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun ustasını, sanatkârını göremiyorum diyen insan son derece, ilim ve aklıdan uzaklaşmış olur.

    Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızkı verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?

    Evet, Allah’ın görme organımız olan göz ile görünmemesi, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır. Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de bütün feza âlemini, cismi ile kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından zıddının yokluğundan dolayı, güneş görülmez ve bilinmez. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan, güneşin varlığını inkâr etmek de nihayetsiz cehalet olur.

    Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile görülmemesine bir derece bakılabilir.

    “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”

    Kaynak: Sorularla İslamiyet