Varlık Felsefesi

Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    VARLIK FELSEFESİ
    A. Varlık Felsefesinin Konusu
    Varlık felsefesinin konusu varlığın kendisidir. Varlık gerçek varlık ve düşüncel varlık olarak ikiye ayrılır. Gerçek varlık, gerçekliğini nesnelerden, olaylardan, kişilerden alan varlıktır. Uzayda yer kaplar, zaman içinde değişir ya da yok olur. Düşüncel varlık ise, duyularla algılanamayan, uzay ve zaman dışı olan ve gerçekliği bulunmayan varlıktır. İşte varlık felsefesi de bu varlıkların ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu araştıran felsefenin bir alanıdır.
    1. Bilime göre Varlık : Bilimler varlığı incelerken, nesneleri ve onlarla ilişkili olan olayları gözler, anlamaya çalışırlar. Elde ettiklerinin de doğru olup olmadığını deneylerle denetlerler. Böylece olaylar ve nesneler arasında değişmeyen, genel olan ve kanıtlanmış olan ilişkileri, yani yasaları bulmaya çalışırlar.
    2. Felsefe Açısından Varlık
    a) ****fizik - Ontoloji : Tarihsel açıdan bakıldığında, felsefe varlık problemiyle başlamıştır. İlk defa Thales evrendeki her şeyin aslını yani ana varlığın ne olduğunu aramış ve bunu mitolojiden farklı olarak "Ana varlık sudur" şeklinde cevaplamıştır. Bu şekilde varlık sorunu doğanın soruşturulmasıyla başlamıştır. ****fizik ve ontoloji aynı alanı ifade eden iki ayrı terimdir. Aristo'ya göre ontoloji varlığın ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bilgidir. ****fizik terimini ilk kullanan Rodoslu Andronikos'tur. Aristo'nun eserlerini düzenlerken ilk felsefe ile ilgili olan yazıları da fizikten sonra gelen anlamında ****fizik adını vermiştir. Buna göre ****fizik doğa ötesi sorunlarla ilgili akılsal açıklamaları içeren bir felsefe disiplinidir. Varlık, Tanrı, ruh, ölümsüzlük, kader gibi felsefenin ilk ve son sorunlarıyla uğraşır. Var olan asıl varlığı, ilk nedenleri, ilkeleri araştırır.
    b) Geçmişten Günümüze Ontoloji : Ontoloji, görünüşlerin arkasında kalan "kendinde varlığı" bir başka deyişle "mutlak olanı" arayan bir felsefe disiplinidir.Varlığı yalnızca varolması açısından yani başka belirtilerini göz önüne almadan kavramaya çalışır.
    Varlığın bu anlamda araştırılması Aristoteles'e kadar uzanır. Ancak ontolojiyi bir felsefe disiplini haline getiren Christian Wolff (1679-1754) olmuştur.Wolff'un ontolojisi 18. yüzyılda deneysel bilime dayanan ampirizm ile materyalizmin eleştirileri karşısında tutunamaz duruma gelince Kant, Hegel vr başka bazı 19. yüzyıl filozofları daha kusursuz bir ontoloji geliştirmeye yöneldiler. 20. yüzyılda Yeni Ontoloji akımının kurucusu Nicolai Hartmann bunu devam ettirdi. Nicolai Hartmann öznelciliğe, akıl dışıcılığa, gizemciliğe karşı çıktı. Ontolojiyi deneysel temellere dayandırmaya ve bilimsel bilgilerle bağdaştırmaya çalıştı.
    ****fizik-Ontoloji varlığın arkasında daima bir şeyler aramıştır. Görünüşteki varlığın arkasındaki "kendinde varlığı", "mutlak olan"ı ortaya koymaya çalışmıştır. Örneğin Aristoteles'te varlığın arkasındaki bu son şey "salt form"dur; Spinoza'da "Tanrı"dır, Kant'ta "temel varlık", Hegel'de "mutlak ruh"tur. Günümüz ontolojisi ise varlığı "en son şey " olarak görmekte ve "görünüş" ile "kendi başına varlığın" bir "birlik" oluşturduğunu kabul etmektedir.
    c) ****fiziğin Varlıkla İlgili Temel Soruları : ****fiziğin varlıkla ilgili temel soruları şunlardır : - Varlık var mıdır? - Varlık değişken midir? bir midir? çok mudur? - Varlık nasıl var olmuştur? - Evren nasıl oluşmuştur? - Varlık neden böyledir, başka şekilde değildir? - Varlığın ana maddesi nedir? Evrende özgürlük var mıdır? - Evren sonlu mu, sonsuz mudur? - Evrende amaçlılık var mıdır?
    B. Ontoloji Açısından Varlık
    1. Varlığın Var Olup Olmadığı Problemi
    Varlığın var olup olmadığı ontolojinin temel problemlerinden biridir. Bu probleme ilişkin görüşler iki ana başlık altında toplanır: Varlığın var olmadığını ve varlığın var olduğunu kabul eden görüşler.
    * Nihilizm : Kendisinden kuşku duyulamayan hiçbir şeyin olmadığını öne süren ve maddesel gerçekliğin varlığını reddeden bir görüştür. En önemli temsilcileri Gorgias ve Friedrich Nietzsche' dir.
    * Taoculuk : Dış dünyadaki varlıklar var olmasalar bile gerçekten var olan bir varlıktan söz edilebilir. Bu Tao'dur. Tao, evrenin düzenidir; bütün olayların kendisinden çıktığı "sonsuz öz" dür. Gerçek tüm çeşitliliğine rağmen tektir. Olaylar dış görünüşlerden başka bir şey değildir, her şey görecelidir, aldatıcı dünya varlıktan yoksundur. Taoculuğun kurucusu Lao Tse'dir.
    * Realizm : Dış dünyanın gerçekten var olduğunu ileri süren öğretidir. Bu öğretiye göre dış dünya bizden bağımsız ve nesnel olarak vardır.
    2. Varlığın Ne Olduğu Problemi
    Varlığı var olarak kabul eden görüşler, varlığın ne olarak var olduğu problemi üzerinde faklı görüşlere ayrılmışlardır.
    a) Varlığı oluş olarak kabul edenler : İlkçağ felsefesinde evrenin sürekli bir değişim, akış ve oluş halinde olduğunu ileri süren ilk düşünür Herakleitos (M.Ö. 540-480)'tur. Ona göre evrenin ana maddesi ateştir. Ateşten oluşan her şey yine ateşe dönecek, ama ateş yeniden her şeyi yaratacaktır. Evrende durağan hiçbir şey yoktur. Her şey sürekli bir değişim, oluş içindedir.Doğa gibi insanın kendisi de bedeni ve ruhuyla sürekli bir değişim halindedir. Herakleitos'a göre evren, boyuna akan, durmadan değişen dönüşümlü olarak yok olup yeniden ortaya çıkan bir süreç bir oluştur.
    Varlığı oluş olarak kabul eden filozoflardan biri de Alfred N. Whitehead (1861-1947)'dir. Ona göre evrende mekanik bir düzenin olduğu görüşü yanlıştır. Evren sürekli bir oluş içindedir. Bu oluşta her şey birbirine bağımlıdır. Her varlık, var olmak için başka bir varlığa muhtaçtır. Whitehead, evrende birbirini tamamlayan karşıt iki güç olduğu görüşündedir. Bu güçlerden biri evrene "yaratıcılık" diğeri "süreklilik olanağı verir. Böylece evren, canlı bir oluş olarak varlığını sürdürür. Whitehead bu görüşünü şöyle dile getirir: "Evrenin akıp geçmekte oluşundan başka bir temel doğru yoktur."
    b) Varlığı idea olarak kabul edenler : Varlığın ilk ve en önemli ögesinin idea olduğunu öne felsefi öğretiye idealizm denir. Varlığı idea kabul eden filozoflardan Platon, Aristoteles, Farabi ve Hegel'dir.
    * Platon (M.Ö. 427-347) : İdealizm kurucusudur. Platon, varlık sorununu gerçek varlığın bir ve değişmez olduğunu ileri süren Parmenides'in görüşleriyle Herakleitos'un oluş felsefesini birleştirerek çözmeye çalışmıştır.
    Platon'a göre birbirinden tamamen farklı iki dünya (evren) vardır. Biri nesneler dünyası, diğeri idealar dünyasıdır. Nesneler dünyası sürekli olarak oluşan, değişen ve yok olan objelerin dünyasıdır. İdealar dünyası öncesiz ve sonrasız (ezeli ve ebedi) olan evrendir.
    Platon'a göre günlük yaşamda görülen her şeyin (iyi, güzel, insan, at, ağaç vb.) bir ideası vardır. Tüm ideaların üstünde yer alan "İyi ideası"dır.
    * Aristoteles ( M.Ö. 384-322) : Aristoteles de varlığın ilk ve en önemli öğesinin idea olduğu görüşündedir.
    c) Varlığı Madde Olarak kabul edenler : Varlığın özünü madde olarak kabul eder.İdea cinsinden özlerin ise ancak maddeye bağlı olarak varlığını sürdürdüğünü öne sürer.En Önemli temsilcileri ilk çağ’da Naiv Materyalizmi temsil eden doğa filozofları (Thales,Aneximenes,Aneximandros,Demokritos vb.),Yeni Çağ’da Mekanik materyalizmi temsil eden La Metrie ve günümüzde diyalektik materyalizmi temsil eden K.Marx’tır.
    d) Varlığı hem madde hem de idea olarak kabul edenler : Descartes tarafından temsil edilen bu yaklaşım idealizmle materyalizmi sentezlemeyi denemiştir. Ona göre varlığın özünde bir değil iki cevher bulunmaktadır: madde ve idea.Bu ikisini birbirinden ayırmak olanaksızdır.Bu yaklaşım iki cevher saptamasında bulunduğu için dualizm(ikicilik) adını alırken diğer yaklaşımlar varlığın özünü tek cevherle açıkladıklarından tekçilik(monizm) adını almışlardır.
    e) Varlığı fenomen olarak kabul edenler :
    Varlığı Fenomen kabul etme.Edmund Husserl tarafından temsil edilen bu yaklaşıma öre insan varlığa değerler yükleyerek yaklaştığından onun özüne hiç yaklaşamamaktadır.Varlığın özü değerlerden arındırılmış(ayraç içine alınmış) salt varlığın kendisidir.Buna Husserl “fenomen” adını vermiştir.Kısacası “fenomen” insanın varlığa yüklediği tüm değerliklerin arındırılmasından sonra artakalan özüdür.
     
    Benzer Konular
    1. Din Felsefesi

    2. Tasavvuf Felsefesi Nedir

    Yükleniyor...
  2. Ahmet

    Ahmet Guest

    Madde kainat düzenine derc olmuş atomsal titreşimlerin ilahi hireyarjiye bağlı frekansları ile varlık sağlar, bu titreşimler zamanı mekanı ve formu oluşturur. Her zerre bu titreşimler ile zaman mekan ve formun mahiyeti ve zerrede bulundukları ve taşıdıkları kütle hacim ve enerji ile hayata bilinç ve mana getirirler. Buradaki Micro'dan makroya olan herşey vardır demek bu varoluş yaradılış tanziminin bütünlerden zaman içinde yine maddeye dayalı bir düzen içinde ancak anlaşılabilinmesine gebe olduğunu gösterir. Aksi taktirde dogmatik ve mistik anlatılarla varılacak sonuçlar bilginin özünde duran maddeden uzaklaşıp bilgi karmaşısı ile sonuçlanır.
    Yani madde olmadan hiçbirşey var olamaz ve tanrı varlığı ise maddede saklılıdır, çünkü kainatt bir tasarımdan ibarettir ve burda hesap söz konusu hesap olmadan tasarım olamaz, ve inananlara bu çok gerçekçi geliyor çok maddeci geliyor Allah hesap yapmaz, Allah tasarlamaz Allah sadece ol der olur, diyorsananız kendiniz ile çelişmezmisiniz çünkü koskoca kainatta hesap yapmayan Allahın sizin yaşantınızın her saniyesini bilmek ve kayıt etmek aynı zamanda karar vermek gibi çok komlex bir manevi hesaplamayı yapar ama maddede hesap yapmaz. eğer hesap yapabiliyor ise tanrı maddeyi hesaplamış ve tasarlamışdır Buda Tanrı'nın bir benliği ve hesap yapabilme yetisini olduğunu ve bunları ilk ve son var olma özelliği ile düşünür isek sonsuz matematiksellikleride bildiği sonucuna varırız, zamanın her olasılığı, mekanın tasarımı, formun her hareketinin bilinmesi ancak matematik ile mümkündür, inanç mekanizması benlik üzerine kurulmuş aklı baki düşünen ben merkezli insan yapısını ön planda tutan bizler göremediğimiz ve bilemediğimiz unsurlar üzerinde ağkâm kesmektede üzerimize hiçbirşey tanımıyoruz, düşünme yetimizi Allah'a havale ederek varlığını ve yokluğunu sadece korkulara, arzulara, isteklere, taleplere göre kulluk vazifesi altında ona sunarken hep dönüşünde yine kendimize bir mükâfat ve ödül bekliyerek ebedi hayatın sonsuzluğunda kendimize çıkar elde etmek için varlığı şüphesiz yaradıcının senin varlığın ile yokluğun arasındaki herşeyi sama zaten tanzim etmiş olduğunu unutuyoruz, bu arada sana göre olan zaman kavramı içerisinde senin zaten onun bilmediği birşeyi öğrencem diye bir maksat zaten olamaz, denekki bize sunduğu varlık içinde kapasitesinide belirlemiş sınırlar ve düzenek içinde yaşam süreci içinde varlığına MÂNÂ getirmek istiyorsan sorgulayıp öğrenmek kâidesi salt ve gerçek olandır, bu sebep onun sana bağış ettiği bu yaşam içinde onun bilmediği birşey değil herşeyi bildiği gerçeği ile ve bu gerçekliği bile sana sunmuş olması senin için sunmuşluktan öte sende bu bunun bir parçası ancak olabilirsin, biz kendimizi öğrenirken kendimizide başkalarına öğretiyoruz, AYNA misali, yansımalar ile varlığımızı gördüklerize, duyduklarımıza, dokunduklarımıza göre biçilen HAYAT döngüsü aslında ne kadar kısıtlı bir bağış olduğunun farkında bile değiliz, bu gerçeklik zerreden bi haber olarak amazerreden oldığumuzu bile bilemeden anlıyamadan yaşamsal döngümüzü hafife alarak kolaycı, basit, ezberlere dayalı bir inanç sistemi içerisinde kısır bir döngü yaratarak bunun gerçeğin ta kendisi olduğunu empoze ederek gerçeklikten uzak hayal dünyası içerisinde yaşayıp yine şükürki yaradan hayal edebilme yetisini bize verdiğini bunuda bilinç içerisinde anlamadan uzak yaşamak isteyenler kolayı seçenler için dahi bir bildiği olduğunu gösteriyor, ben düşünüyorsam düşünebiliyorsam vardır bir sebebi, körü körüne ona inanmak yerine gerekirse onu dahi sorgularım bile bile, o bunu bildiği için ben kimi kandırabilirim sormadan öğrenmeden İNSAN ancak kendini ve gelecekteki neslini kandırır bu benim gerçeğim.