Türkiye'deki Mesleklerin Hayati Önemi

Meslekler bölümünde yer alan bu konu servet_akkaya tarafından paylaşıldı.

  1. servet_akkaya

    servet_akkaya Yeni Üye

    HAYATTA ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI:

    MESLEK SEÇİMİ

    Çocukla iletişim kurmaya çalışan yetişkinlerin, onlara yönelttikleri ilk sorulardan biri, "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusudur. Ne kadar küçük olursa olsun, her çocuğun böyle bir soruyu, bir meslek adı vererek cevapladığı görülür. Çocuğun hayallerinde oluşan ve oyunlarına yansıyan bu meslek heveslerinin gerçekle bağlantısı çok zayıftır. Çocuk, meslek hedeflerini ifade ederken ne yeteneklerini, ne de malî imkanlarını dikkate alması gerektiğinin farkındadır. O, sadece imrendiği insanlara benzeme çabasındadır ve mesleği bunun bir aracı olarak görür. Yaşı ilerledikçe, eğitim hayatının her aşamasında yapıp ettiklerini ve bunlardan elde ettiği sonuçları değerlendirerek, bunların meslek hedefleri ile bağlantısını kurmaya çalışır ve bunu çok kez bilinçsiz yapar.

    Meslek sadece para kazanma aracı değildir. Meslek, her şeyden önce yetenekleri kullanma, kendini gerçekleştirme ve geliştirme yoludur.

    Yüce Yaratıcı'nın verdiği kapasiteyi kullanmak ve geliştirmek insana haz verir. Kişi kendisine haz veren bir işi yaptığı zaman yorgunluk duymaz; dolayısıyla stres denilen iş hastalığına da tutulmaz. Meslek, bir insanın günlük hayatının üçte birini oluşturmaktadır. Bu faaliyetler kişinin istidat ve kabiliyetlerine uygunsa ve kişi işiyle uğraşırken doyuma ulaşıyorsa, hem en üstün verim, hem de mutluluk gerçekleşir. Buna göre, hayatta mutluluğu kazanabilmenin en önemli şartı, kendimize uygun bir meslekte bulunmamızdır. Yanlış yerde bulunan insanın doğru işler yapması beklenemez.

    Bir söz var: "Hayatta iki tercihinde isabetli olamayan körelir: İşini tercihte isabet edemeyenin zekâsı, eşini tercihte isabet edemeyenin hayatı körelir". Çocuklarımızın zekâlarının körelmemesi ve yaratıcı insan olabilmeleri için meslek seçiminde, onların istidat ve kabiliyetlerinin yanında, yaparken haz duydukları meslekleri seçebilmeleri için yardımcı olmak zorundayız.

    Bir kimsenin kendisine uygun mesleği seçebilmesi için öncelikle kendi kişisel özelliklerini çok iyi tanıması gerekir. Bununla birlikte mesleklerin özellikleri ve kendi beklentileri konusunda da açık ve net bilgi sahibi olmak gerekir.

    Meslek Seçiminde Dikkate Alınması Gereken Yetenekler:

    Soyut Düşünebilme: Bu, kelime, sayı veya şekillerle ifade edilen soyut kavramları öğrenebilme ve bunları kullanarak akıl yürütebilme gücüdür. Bu yetenek üniversite giriş sınavlarında sözel ve sayısal alanda ölçülür. Bu yeteneğe sahip kişilerin fizik, biyoloji ve sosyoloji gibi mesleklerde başarılı oldukları görülür.

    Akıcı Bir Dille Yazabilme: Kelimeleri ustalıkla kullanabilme, zengin bir kelime dağarcığına ve çağrışım gücüne sahip olma şeklinde tanımlayabileceğimiz bu yetenek, dil-edebiyat programlarında başarı için gerekli olan ve yazarlarda görülebilen özel bir yetenektir. Bu yeteneği, kelimelerle ifade edilen kavramları kullanarak akıl yürütebilme yeteneği ile karıştırmamak gerekir.

    Başkalarını Anlayabilme: İletişim sırasında karşıdaki insanın ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlayabilme gücü olarak tanımlanan bu yetenek, empati olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik yardım hizmetlerinde çalışanların (psikologların, psikolojik danışmanların), öğretmenlerin, hekim ve hemşirelerle yöneticilerin bu yeteneğe sahip olmaları mesleklerinde başarılı olmalarını sağlayabilir.

    Şekil İlişkilerini Görebilme: Şekilleri ayrıntıları ile algılayabilme, şekiller arasındaki benzerlikleri ve farkları görebilme gücünü yansıtan bu yetenek, teknik alanlarda ve plastik sanatlar alanında başarı için gereklidir.

    Uzay İlişkilerini Görebilme: Bu yetenek, cisimleri üç boyutlu görebilme, bir şeklin düzlem üzerinde veya bir cismin uzayda hareketini göz önünde canlandırabilme (örneğin bir evin olanına bakarak yapılmış hali) gücünü ifade eder. Bu yetenek, mimarlıkta, plastik sanatlarda, marangozluk ve terzilik gibi mesleklerde başarı için gereklidir.

    Mekanik Yetenek: Uzay ilişkilerini görebilme, şekil ilişkileri yetenekleri ile ilişkili olan bu yetenek, bir makinenin işleyişindeki ilkeyi kavrayabilme, makinenin parçaları arasındaki ilişkiyi görebilme, makine desenleri çizebilme veya bir makineyi geliştirici fikirler üretebilme gücünü ifade eder. Makine tamiri ve yapımı alanında çalışanlarda bu yeteneğin çok güçlü olması gerekir.

    El-Parmak Becerisi: Elleri ve parmakları ustalıkla kullanabilme de bir özel yetenek olup, kuyumculuk, cerrahlık gibi küçük objelerle çalışmayı gerektiren mesleklerde çalışanların bu yeteneklerinin gelişmiş olması meslek başarısı için çok önemlidir.

    Göz-El İşbirliği: Düz bir çizgi çizebilme, bir hedefi uzaktan vurabilme gibi becerilerde ifadesini bulan ve yetenek, el-parmak becerisi gibi mimarlıkta, sanatta, kaynakçılıkta, marangozlukta ve cerrahî alanında başarı sağlanması için gerekli bir yetenektir.

    Kas Koordinasyonu: Güçlü kaslara sahip olmak ve bunları eşgüdümle kullanabilmek de bir yetenektir. Bu yetenek, sporla uğraşan kimselerde çok gelişmiştir.

    Renk Algısı: Bu yetenek, renkleri ve aralarındaki ince farkları algılayabilme gücünü ifade eder. İç mimarlık, dekorasyon gibi sanat dallarında, gıda üretimi ile ilgili mesleklerde çalışanların renk körü olmamaları, renkleri iyi algılamaları gerekmektedir.

    Yaratıcılık: Alışılmış olanın dışına çıkabilme, yeni ve değişik fikirler, yöntemler ortaya koyabilme gücü olan yaratıcılık, her türlü çalışma alanında kendini gösterebilirse de bilim ve sanat çalışmalarında, teknik alanlarda, işletmecilikte kişi, yaratıcı gücünü daha fazla ortaya koyma imkanı bulur.

    Yukarıda anlatılanlardan başka müzik, resim gibi çok erken yaşlarda kendini gösteren sanat yetenekleri herkesçe bilinen ve belli çalışma alanları ile ilgili olan yeteneklerdir.

    Yeteneklerini tanımak isteyen bir kişi, okulda çeşitli konuları öğrenmeye çalışırken yaşadıkları üzerinde düşünebilir; hangi konuları daha çabuk ve kolay, hangilerini zorlukla öğrendiğine bakarak, yetenekleri hakkında bir fikir edinebilir. Bir kimse geçmiş başarılarını tarafsız bir tutumla değerlendirebildiği ölçüde yetenekleri hakkında doğru bir karara varabilir.

    Kişinin yeteneklerinin yanı sıra ilgileri de "Ben neler yapabilirim?" sorusunun cevabında belirleyici bir unsurdur.

    Bir kimsenin çalışma alanını belirlerken ilgi adı verilen ve bazı işlerden hoşlanma ve o işleri yapma isteği duyma, buna karşılık bazı işlerden uzak durma gibi davranışlarda ifadesini bulan bir iç uyarıcıya da kulak vermesi gerekir. İlgilerini tanımak isteyen bir kimse, en elverişsiz şartlarda bile istekle yöneldiği, yaparken yorgunluk duymadığı, bilakis bıkkınlık yerine devam etme isteği duyduğu, kendisine zevk veren faaliyetlerin neler olduğunu düşünmelidir. Okulda yük veya angarya olarak nitelendirmediği, bir ödül beklemeden ilgilendiği, dersten sonra daha fazla bilgi için çeşitli kaynaklara başvurduğu konular kişiye ilgileri hakkında ipucu verebilir.

    Çalışmakta olduğumuz iş, yaşamımızda çok önemli bir yer tutar. Çalıştığımız işe, bir gelir kaynağı olarak bakarız. Aslında pek çoğumuz işimizden çok daha fazlasını bekleriz. Çalışmakta olduğumuz işin ilginç, yeteneklerimizi ortaya çıkarıcı nitelikte ve diğer ilgi alanlarımız ve sorumluluklarımızla uyum içinde olmasını bekleriz. Çalışma hayatlarımızda genellikle bizi ileri götürecek bir ilerleme duygusu ararız. Bu pek çok insanın 'kariyer' olarak adlandırdığı şeyin ta kendisidir. Oysa içimizde pek az insan, istediği türden bir kariyere ulaşmak için plan yapma konusunda yeterli çabayı harcar. İş hayatında nereye gittiğimizi düşünmek, tüm iş hayatımız boyunca yapmamız gereken bir şeydir.

    Hayatınızı, en çok zamanınızın nerede geçtiğine göre kategorilere ayırırsanız, en geniş kategori tabii ki iş yeri olur. Ortalama bir insan işe seksen bin saatten fazla zaman ayırmaktadır. Üstelik bu muazzam zaman yatırımı, doğal yasalar bağlamında, aynı zamanda günde sekiz saat, haftada beş gün yaptıkları şeylerle gerçekten değer verdikleri şeylerin çatıştığı bir alanda geçer. Pek çok kişinin işinde stresli olmasının nedeni aslında yapmak istemedikleri bir şeyi yapmalarıdır. Bir işletme fakültesinde bir öğretim üyesi, öğrencileriyle konuştuktan sonra, çoğunun bu fakülteye emin olmadıkları gerekçelerle girdiklerini fark etmiştir. Öğrencilerin atılmakta oldukları meslek, onlara istedikleri mutluluğu getirmeyecek; çünkü hayatlarının en güzel günlerini aslında sevmedikleri bir işi yaparak geçireceklerdi. Öğrencilerin işletmeyi seçmelerinin nedenleri ve kendi temel değerleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için, sınıflara basit, isim yazılmayan anketler dağıtmaya başladı. Anket formlarında iki soru soruyordu: "Neden ana dal olarak işletmeyi seçtiniz?" ve "Para söz konusu olmasaydı, bütün işlerin değeri aynı olsaydı, o zaman hangi işleri tercih ederdiniz?"

    Gerçekten işletmeyi sevdiği için seçenler olmasına rağmen, çoğu öğrenci içtenlikle ve tutkuyla başka bir şey olmak istiyordu. Fakat bu güçlü duygularına karşın, getireceği parasal güvenceyi düşünerek, ömür boyu doyumsuz olabilecekleri bir alanı seçmişlerdi. İşletmeyi sevmeyen öğrenciler temel değerlerini sıraya koymuş olsalardı, belki pek azı, parasal güvenceyi, sevdikleri bir işi yapmanın vereceği mutluluğun önüne koyacaklardı. Ne var ki değerlerini belirleyip öncelik sıralaması yapmadıkları için, kırk yıl süreyle yapacakları günlük uğraşlarını büyük oranda yanlış öncelikler belirleyecekti.

    Hayattaki en önemli şeyler, daha az önemli olanların insafına bırakılmamalıdır. En çok nelere değer verdiğimizi belirleyip günlük hayatımızı bu değerlere uydurmazsak, planlarımız ve hayatımız tepkisel bir zeminde yürür.

    İç ve Dış Başarı Açısından Meslek Seçimi :

    Gelişmiş insanlar iç başarıya önem verirken kalıplaşmış insanlar dış başarıya önem verirler. Dış başarı başkaları tarafından gözlenebilen, ölçülebilen nesne ve davranışları içerir. Parasal yönden zengin olma, şöhrete kavuşma, mevki ve güç sahibi olma hemen akla gelen örneklerdir. Çoğu insan istediği para, mal, şöhret gibi dış başarıyı kazanmak için iç dünyasının gelişimini ihmal eder. İç dünyasının gelişimini ihmal pahasına dış başarıya ulaşan kişi, çoğu kere, gittikçe artarak iç uyum, kişisel ahenk aramaya başlar. Ne var ki iç dünyasının gelişimini ihmal pahasına dış başarıyı sağlayanların iç başarıya ulaşmaları kolay olmamaktadır.

    Kalıplanmış anne-babalar çocuklarının meslek seçiminde dış başarıyı esas alırlar. Hangi meslek daha çok para, şöhret, mevki, güç getirecekse o meslek seçilir. Meslek seçiminde karar, dış başarının türü ve miktarını belirleyen kalıplar çerçevesinde verilir.

    Gelişmiş anne-babalar ise çocuklarının meslek seçiminde çocuğunun görüşünü ve iç dünyasını esas alır. Çocuklarına hiç bir mesleği empoze etmezler. Bu konuda çocuğu kıskaç altına da almaz, tamamen kendi başına da bırakmaz. Aktif bir biçimde çocuğunun karar verme mekanizmasının bir parçası olurlar.

    Çocuğu, "Ben doktor olmak istiyorum" derse, anne-baba, tanıdıkları doktorlarla çocuklarının konuşmasını, onların meslek yaşamlarının iç hikayesini öğrenmesini sağlarlar. Çocuklarının severek ve isteyerek seçtiği meslekleriyle ilgili olarak elde edebileceği bütün bilgilerin çocuklarına ulaşmasını sağlarlar.

    Dış başarıya yönelmiş kalıplanmış ana-baba çocuklarının namına karar verirken "Başkaları ne der?", "Çocuğum başkalarınca nasıl görülür?" soruları çerçevesinde düşünür. İç ve dış başarının dengesini arayan gelişmiş ana-baba, "Doyumlu, sağlıklı ve etkili bir hayatı bulmasında çocuğumuza nasıl yardımcı olabiliriz?" çerçevesinde düşünecektir.

    Gelişmiş ana-baba çocuğunun meslek seçiminde şu temel ilkeleri esas alır:

    1. Çocuğum tektir, emsalsizdir. Bu nedenle çocuğumun başarı ve başarısızlıklarının diğer kimselerinkiyle karşılaştırılmaması gerekir.

    Olumlu ve olumsuz ödüllendirmelerle çocuğumuzu yönlendirip başkalarına benzetmemeye özen göstermeliyiz.

    2. Çocuğumuzun kendine özgü gelişecek yetenekleri vardır.

    3. Çocuğumuz kendine yararlıyı ve yararsızı ayırt edebilecek güç ve yetenektir.

    4. Çocuğumuz hiç kimseye benzemese dahi, değerli ve sevilmeye layık bir insandır.

    "Nefret ettiği bir işi olup da başarıya ulaşmış bir insan tanıyor musunuz? Ben tanımıyorum. Başarının sırlarından birisi de yaptığınız işle sevdiğiniz şeyler arasında sıkı bir ilişki kurmaktır. Pablo Picasso şöyle diyor: "Çalıştığımda rahatlıyor ve dinleniyorum. Beni esas yoran hiç bir şey yapmamaktır". Mark Twain, "Başarının sırrı, mesleğinizi tatile çevirmektir." diyor. Başarılı insanların yaptığı da budur.

    Abraham Maslow'un dediği gibi kendi kendisiyle barış içinde yaşamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam resim yapmalı, şair şiir yazmalıdır. Bugünkü Türkiye'de bütün kitle iletişim araçları dış başarıya önem vermektedir. Para ve şöhret getiren meslekler, hiç bir erdemi barındırmasa da gençlerin gözdesi haline getiriliyor. Bir futbolcunun değerinin 10 milyon dolar olduğu ülkemizde, kısa yoldan zengin olmak isteyen kişiler için en çok tercih edilen meslek sıralamasında da değişiklikler yaşanması doğaldır. İnsanların değer yargıları değişince meslek tercihlerindeki öncelikleri de değişmektedir. Bugünün gençleri için futbol, en gözde meslek haline gelmiştir. Doktorluk ve avukatlık meslekleri de maddi bakımdan cazip oldukları için gençlerin en gözde meslekleri arasındadır. Her iki meslek de hasta insanlarla ilgilidir. Doktorlar bedensel ve ruhsal hastalarla, avukatlar da sosyal hastalarla uğraşırlar. Dolayısıyla kendileri de sürekli stresli olurlar. Öğretmenlik mesleği, devlet tarafından cazip hale getirilseydi, toplumda hem doktorların hem de avukatların müşterisi azalacaktı. Bu da öğretmenlik mesleğini diğer mesleklerden daha cazip hale getirecekti. Sonuçta daha sağlıklı bir topluma gitme yolunda hız kazanılacaktı. Ne var ki öğretmenlik mesleğinin gençlerin gözünde hiç bir cazibesi kalmadığı gibi, hiç bir pedagojik formasyonu olmayan üniversite mezunlarının öğretmen yapılmasıyla bu meslek tamamen ayağa düşürülmüştür. Öğretmenlik mesleğini devlet cazip hale getirmese de sağlıklı toplumu kurma ideali olanlar yeteneklerini de dikkate alarak çocuklarının öğretmenlik mesleğine yönlendirmelidirler.

    Meslek seçimi de bir yönüyle eş seçimine benzer. Çocuğumuza eş seçiminde "çocuğumuza yakışan, bize de ters gelmeyen" birini seçmeliyiz. Çocuğumuza iş tercihinde de elbette yardımcı olacağız.

    Ancak bizim ilgi ve yeteneklerimize uyanı değil, çocuğumuzun ilgi ve yeteneklerini dikkate almalıyız. Çocuğumuza yakışan, onun yeteneklerine uygun bir meslek seçmesine yardımcı olmalıyız . Ancak bize de ters olmamalıdır. Örneğin kas kondinasyonu iyi olan bir kız çocuğunun dans ve baleyi tercihi, bir erkek çocuğunun futbolu tercihi sizin dünya görüşünüze ters ise bu durumda çocuğunuzla konuşup size de ters gelmeyen ama onun yeteneklerine uygun bir başka meslek seçiminde yardımcı olabilirsiniz.

    Başarılı olmanın en garantili yollarından biri, sevdiğiniz ve inandığınız bir işi meslek olarak seçmenizdir.
     
  2. servet_akkaya

    servet_akkaya Yeni Üye

    Türkiyede meslek seçme kararları nasıl alınmalı?

    Türkiyede meslek seçme kararları nasıl alınmalı?

    Sadık Gültekin: Efendim iyi günler, NTV'den hepinize iyi günler saygılar ve sevgiler sunuyoruz. Doğru Tercih programına hoşgeldiniz ve hepinize iyi bir hafta diliyoruz. Dün sınavımızı olduk, çok değerli bir konuğumuz var. Artık konumuz meslek seçme, üniversite seçimi. Hayatımızın seçimleri, bunları konuşacağız. Çok değerli konuğumuz Kişisel Gelişim Uzmanı sayın Mümin Sekman hocam bizlerle birlikte. Sayın hocam hoşgeldiniz.

    Mümin Sekman: Hoşbulduk.

    Sadık Gültekin: Ayaklarınıza sağlık. Evet dün 1 milyon 640 bin 259 adayımız sınava girdi. Bu hayatlarının sınavı mıydı?

    Mümin Sekman: Yani okul hayatı adına baktığınız zaman hayati bir sınav ama aslında hayatın bütün sınavlarını düşündüğünüz zaman ilk büyük ünvan maçı diyebiliriz buna. Hayatın ilk büyük ünvan maçı ama ondan sonra diğer ünvan maçları var, hani ileride işe girerken ünvan maçlarına girecekler, işte kız istemeye gittiklerinde ünvan maçlarına girecekler, değişik ünvan maçları var ama bu ilk büyük ünvan maçı.

    Sadık Gültekin: Peki tabiki bunun neticesinde kimi adaylar sevinecek, kimileri üzülecekler. Sevindikleri zaman yani herşeyi kazanmış değiller, bundan sonra yine dediğiniz gibi çok sınavlar var. Kaybettiklerinde de dünyanın sonu değil. Bunun seneye telafisi mümkün değil mi?

    Mümin Sekman: Şimdi bu işe biraz daha felsefi açıdan bakarsanız şöyle bir söz vardır; kazanmak ve kaybetmek iç içe geçmiştir. Her kazandığınızda bir şeyler kaybedersiniz, her kaybettiğinizde ....

    Sadık Gültekin: Bir takım bedeller verirsiniz değil mi?

    Mümin Sekman: Evet her kazandığınızda bir şeyler kaybedersiniz, her kaybettiğinizde de bir şeyler kazanırsınız. Yani böyle bir içiçe geçmişlik durumu var. Dediğiniz gibi bir açıdan kazananlar, ileride kaybedebilirler. bir kez kazanmakla hayatın bütün maçlarını kazanmış olmuyorsunuz. Bütün insan ömrünü düşündüğünüz zaman bu sadece 1 maçtı ama önümüzde yeni dönemler olacak, yeni maçlar olacak.

    Sadık Gültekin: Sizin kitaplarınızda -okudum hepsini- çok güzel bir söz var, diyorsunuz ki; bu üniversite sınavında bedel sonradan ödül sonradan veriliyor. Halbuki önceden verilse bir sene hani üniversiteye yerleştirdik, hadi bakalım bundan sonra seni görelim çalış, kendini göster. Orası çok önemli bir ayrım öyle değil mi?

    Mümin Sekman: Evet evet. Şimdi insanlar gençleri düşünürseniz daha işte 15-16-17 yaşlarında oluyorlar ve bu büyük maça hazırlanırken kafalarında tam bir başarı felsefesi oluşturmamış durumdalar. Hayatla bir başarı mücadelesine girdikleri zaman acaba büyük bedel ödersem bunun karşılığını alabilir miyim, alamaz mıyım bu konuda tereddütleri var.

    Sadık Gültekin: Bir garanti var mı?

    Mümin Sekman: Evet, yani, ben ömrümün 8 ayını ya da 1 yılını harcayacağım, zamanımdan, enerjimden, keyfimden tavizde bulunacağım ve bunun karşılığında kazanabilecek miyim, kazanamayacak mıyım?

    Sadık Gültekin: Ya da bir garantisi var mı? Böyle bir şey yok.

    Mümin Sekman: Evet. Şuna tam inansalar; gerçekten yüreğinizi, kalbinizi koyarak çaba harcarsanız bunu kazanabilirsiniz. Buna inansalar ....

    Sadık Gültekin: Risk olmayacak, yüzde 100 yerleşeceksiniz deseler herkes o gayreti gösterir.

    Mümin Sekman: Öyle söylüyorlar, yani beyanlarına baktığınız zaman bende çoğunun, daha çok kişinin göstereceğine inanıyorum. Bir sürü insanda şöyle bir şey var; başarının şansa bağlı olduğuna, elde olmayan nedenlere bağlı olduğuna, kısmet meselesi olduğuna inandıkları için ....

    Sadık Gültekin: Kadere, kısmete bağlı olduğuna evet.

    Mümin Sekman: Kendi ellerinden gelenin en iyisini yapmıyorlar. Oysa bütün gençlerin şunun farkında olmasını isterim; hayatta bir sürü daha ünvan maçına çıkacaklar ve bu üniversite sınavının en büyük şansı şudur; dış görünüşünüzün ne olduğunun hiç önemi yok, ailenizin ne kadar zengin ya da yoksul olduğunun hiçbir önemi yok, ne bileyim kişiliğinizin şöyle veya böyle bir karakterizin olmasının hiçbir önemi yok. Tamamen iç güçlerinizle başarabileceğiniz yani çalışmanız, kararlılığınız, hafıza gücünüzle başarabileceğiniz ve bunun sonucunda gerçekten bir lig atlayabileceğiniz, sınıf atlayabileceğiniz bir başarıdır üniversite sınavı ama daha sonra hayatta başka sosyal başarı maçlarına çıktıkları zaman başarı oyunu bu kadar adil olmayacak, dış görünüşünüzün ne olduğu çok önemli olacak, ne kadar paranızın olduğu çok önemli olacak, bunun gibi bazı dış faktörler başarıyı daha etkiler hale gelecek ama üniversite sınavı insanın iç güçleriyle başarabileceği gerçekten ....

    Sadık Gültekin: Ne kadar çalışırsan o kadar olacak evet.

    Mümin Sekman: Ne kadar çalışırsan o kadarını alabileceğini ve Türkiye'de düzgün olan nadir şeylerden biridir bence üniversite sınavı.

    Sadık Gültekin: Peki bir de şu olay var; hem istiyorlar, hem de bir taraftan da frene basıyorlar. İşte ben şu dersi sevmiyorum, bu dersi çalışsam da yapamam, istiyorum ama bir yandan da gencim eğlenmem de lazım, televizyonda seyretmem lazım gibi. Peki bu kararsızlık niye böyle?

    Mümin Sekman: Sanırım tam adanamıyorlar, yani bir hedef belirledikten sonra ona böyle bütün kilitlenip, bütün algılarınızı, bütün enerjinizi ona konsantre etmek, seçtikleri için bir şeylerden vazgeçmeleri gerekiyor ama genelde işte özellikle gençlerin böyle bir problemi var; bir şeyi seçtikleri için başka şeylerden vazgeçmek istemiyorlar.

    Sadık Gültekin: Evet, o da olsa onu da isterim.

    Mümin Sekman: Onu da istiyorum, bunu da istiyorum. Herşeyi birarada olduğu zaman herşey yarım yarım oluyor. Yani hayat biraz hani ya istiklal, ya ölüm gibi. Hani ya bunu, ya bunu. Birini seç ama hem bu, hem bu dediğin zaman her ikisi de yarım olabiliyor. O anlamda belki 1 yıllığına bir fedakarlık göstermeleri gerekebilir kazanma sürecinde.

    Sadık Gültekin: Peki şuna inanıyor musunuz, yani kişinin geleceğini belirleyen sadece bu 195 dakika mı?

    Mümin Sekman: Ben ona çok da inanmıyorum. diploma bakın neyi sağlar? Diplomalı olduğunuz zaman kariyer işlerine ilk girişte bir üst basamaktan girersiniz. Yani diplomasız olarak buradan girecekseniz, diploma olduğunuz zaman buradan (eliyle daha yüksek bir seviyeyi işaret ediyor) girersiniz ama halen çıkılacak bir sürü merdiven var. Yani 100 basamaklı bir merdiven olduğunu düşünün başarı merdiveni ...

    Sadık Gültekin: Bir 10 basamağını söylüyorsunuz değil mi?

    Mümin Sekman: Evet 10 basamağı, 20 basamağını atlıyorsunuz diploma sayesinde ama 10 basamak aşağıdan başlayan da eğer ki hayat üniversitesinin o kararlılık fakültesinden çıkarsa, çalışkanlık fakültesinden başarıyla çıkarsa, ne bileyim azim fakültesinden başarıyla çıkarsa o kişi gelip diplomalıları geçebilir. Bunun bir sürü örnekleri de bulunabilir. Yani sadece diploma işe girişte büyük avantaj kazandırıyor ama ondan sonra zaten çevredeki herkes diplomalı oluyor. Ondan sonra yine kişiler işte çalışkanlıkları, zekaları, stratejileri ölçüsünde başarılı oluyorlar ki üniversite sınavı birincilerinin hayat okulunda geldikleri yere bakarsanız hani başbakanlar falan üniversite birincilerinden çıkmıyor dikkat ederseniz.

    Sadık Gültekin: Mesela sizin o başarı üniversitesi kitabında yine çok güzel bir örneğiniz var. Üniversite sınavına şey yaparken kampa girdim diyorsunuz. Yani herşeyden soyutlandım kampa girdim diyorsunuz.

    Mümin Sekman: Evet evet.

    Sadık Gültekin: Şimdi o kampa girmenizi bu yaşınızda bu kitapları yazarken de gösteriyorsunuz. Değişen bir şey yok aslında.

    Mümin Sekman: Evet değişen bir şey yok. Yani o çok ilginçtir, bakın gençlerin başarıyla ilişkisi şöyle komik bir örnek teşkil ediyor. Başarıya ilişkilerini genelde mış gibi yaparak sürdürüyorlar. yani şu sınav süresince başarının gerektirdiği gibi davranayım ama başarılı olduğum anda bunu bırakacağım gibi. Yani üniversite sınavını kazanıncaya kadar ....

    Sadık Gültekin: Mahsuscuktan davranıyorum aslında böyle evet.

    Mümin Sekman: Yani üniversite sınavını kazanıncaya kadar çalışkan, disiplinli, kararlı bir çocuk olacağım ama kazanayım bir daha bunlarla işim olmayacak diye düşünüyorlar. Oysa hayır bu böyle devam edecek evet. Üniversiteyi kazanacaksın, onu bitirmek için yine başarılı olmak gerekecek. Ne kadar çok başarılı olursan o kadar başarıya mahkum olacaksın. Yani başarılı olmak bisikletin üzerinde yaşamaya benziyor, hep pedal çevirmen gerekecek.

    Sadık Gültekin: Ve hep o dengeyi sabit tutman gerekecek değil mi?

    Mümin Sekman: Evet, bunun tersi de mümkün. Hayır ben o zaman başarısız olayım, hayatım boyunca başarısız olayım diye düşünebilirler. Orada da şöyle bir sözü hatırlatmakta yarar var; başarının bedeli bir defa ödenir ama başarısızlığın bedeli bir ömür boyu.

    Sadık Gültekin: Çok güzel.

    Mümin Sekman: Yani o da başka bir tercih.

    Sadık Gültekin: Peki şimdi sınav bitti, bir anda tabiki bir boşlukta hissedecekler kendilerini. Ondan sonra sonuçlar açıklanacak, puanlar açıklanacak. Her nedense tercihler de puanlar açıklandığı zaman yapılmaya başlanıyor. Halbuki tercihlerin şu aşamada belki ders çalışırken de bir yandan da tercihlerin oluşması gerekiyor öyle değil mi?

    Mümin Sekman: Evet, evet. Yani tabi ne kadar önceden düşünürseniz o kadar iyi hazırlıklı olursunuz, kendinizi gözleme şansınız olur ve daha sağlıklı karar verirsiniz. Yani bir kararı almaya ayrılan süre o kararın kalitesini etkileyen şeylerden biridir. Dediğiniz gibi son anda anlık psikolojiyle verilmiş kararlar hatalara neden olabilir ki oluyor da yani.

    Sadık Gültekin: Peki bölüm seçerken, meslek seçerken çağın mesleği veya geleceğin mesleği var mıdır? Veya hani oturupta şu meslek galiba iyi para kazandırıyormuş, bu bölümde iyi kariyer varmış böyle mi tercih yapılır, yoksa benim isteğim şu, ne kazandırırsa kazandırsın, statüsü ne olursa olsun ben bunu istiyorum demek mi sağlıklı?

    Mümin Sekman: Yani bu aslında çok evrensel, tüm dünyanın üzerine kafa yorduğu bir konu. Tutkularımızı mı izlemeliyiz, trendleri mi izlemeliyiz? Trendler insanlara ne istendiğini gösterir, o konuda tercihte bulunursanız daha hızlı ilerlersiniz. yani yolunuz daha açık olur, önünüzde az engel olur ama tutkularınızı tercih ederseniz bu sefer de siz içinizden hep azim ve enerjiyle o işi yaparsınız. Mesleğiniz, hobiniz gibi olur ve çalışırken yorulmazsınız.

    Şimdi burada hangisi doğru derseniz yani kişiye göre değişebilir ama eğer kişi güçlü enerjili insanlardansa, kendi güçlü tutkuları varsa, tutkularını izlemeli ama belki de çok fazla öyle tutkuları olan, güçlü enerjisi, güçlü bir başarılı olma isteği olmayan biriyse belki de trendleri izlemeli. Yani o konuda yüzde 100 şu doğrudur diyemeyiz ama genelde başarı öyküsü yazarı olarak başarı öyküsünü yazdığım insanları incelediğimde gördüğüm şey; büyük işleri başarmış insanlar trendin götürdüğü yere giden insanlar değil. Onlar tutkularının ....

    Sadık Gültekin: Kendi tutkularının peşinde olanlar.

    Mümin Sekman: Evet ,yani burada da belki şöyle bir şey; neyi 30 yıl boyunca yapsam sıkılmam, yani o benim tutkumdur, onu yaparken yorulmam. yani bir kariyer seçmek bir evlilik gibi. 30 yıl boyunca yapsanız da sıkılmayacağınız, tutkunuzun ....

    Sadık Gültekin: Zevk alabileceğiniz.

    Mümin Sekman: Evet. Size para vermeseler dahi istekle yapacağınız bir iş bulmak. Bu çok önemli, bunu bulabilmiş olmak büyük avantaj. İkincisi, bu tutkunuzun olduğu alanda bir nevi yeteneğiniz varsa çok şanslısınız. İnsanların hani doğuştan getirdiği yetkinlikler, yatkınlıklar vardır ya eğer tutkunuzun olduğu alan aynı zamanda yatkınlığınızın olduğu alansa o zaman ....

    Sadık Gültekin: Değmeyin keyfine.

    Mümin Sekman: Zaten bu tür insanlar roket gibi hızla yükselmeye başlayabilirler. Yani tutkusu doğuştan getirdiği yatkınlığıyla, yeteneğiyle örtüşen insanlar bir de bunu eğitimle, bilinçlenmeyle tamamlamışlarsa yükselirler.

    Sadık Gültekin: Bunlar çok güzel hepsine katılıyorum ama bir de çağımız tüketim çağı ve herşeyi çok çabuk tüketiyoruz. Yani hemen özeniyoruz, hemen elde ediyoruz. Elde ettiğimiz anda da ondan bıkıyoruz. Çünkü bize başka bir şey pompalanmaya başlıyor o anda. Bir de bunlar gençler tabiki, bir de gençliğin ateşi var. Burada hem onların böyle dingin olmaları gerekiyor, hem sağlıklı düşünmeleri gerekiyor, hem de ayaklarının yere basması gerekiyor. O dengeyi nasıl sağlayacaklar? Dışarıda büyük bir kaos var, bir de kendi istekleri var.

    Mümin Sekman: İşte belki dışarıdan yüzlerce ses, içten yüzlerce ses geliyorsa ve bu kafa karışıklığı yapıyorsa, en güçlü iç sesi ve en güçlü dış sesi yani en sık tekrarlanan dış sesi ve en sık tekrarlanan iç sesi, kendi kendine söylediği sesi düşünüp bunların bir matematiksel, bir kariyer matematiği olarak ortalamasını alıp bir karar verebilir belki. Çünkü dış sesler de dikkate alınması gereken verilerdir ama sadece onlara göre davranılamaz. İç sesler de dikkate alınması gerekir. Kendi gönlünüzü de hoşnut etmeniz lazım mesleğinizi yapacağınız için, onu uzun süre yapacağınız için. Kendi rızanızı almadan meslek seçmemeniz gerekir.

    Sadık Gültekin: Peki şimdi bir kaç kritik nokta daha var. Genelde çocuk bir puan almıştır, iyi bir puan almıştır. Şimdi dese ki o çocuk; ben şu bölümü istiyorum. Hemen bir çok kişi der ki; ya sen orayı istiyorsun ama aldığın puana yazık ediyorsun, harcıyorsun. O puanla bak sen şuraya da girebilirsin. Çocuk oraya gireceğini biliyor aslında ama o bunu istiyor. Şimdi puana yazık olur deniliyor. Böyle bir mantık olabilir mi?

    Mümin Sekman: Yani bence bu puana yazık olur denince o kişinin de geleceğine yazık olabilir. Yani o mantığın çok doğru olmadığını zannediyorum. Bir de burada önemli problemlerden biri anne-babalar çoğu hayatlarında istedikleri yere gelememiş durumda Türkiye'de. Dolayısıyla da kendi başarılı olma hayallerini çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Kendisi doktor olamamış, çocuğunu doktor yapmaya çalışıyor. Bunun için de psikolojik bir şantaj kullanıyorlar. Ben yemedim yedirdim, içmedim içirdim para harcamadım dersaneye gönderdi gönderdim falan.

    Sadık Gültekin: Aslında ben bunu senin iyiliğin için istiyorum denilirdi.

    Mümin Sekman: Evet. Oysa en büyük iyilik çocuğun kendi içinde en çok neyi istediğini, neye yatkın olduğu, hangi konuda yetenekli olduğunu keşfetmesini sağlamak ve o konuda onu cesaretlendirmek. Yani böyle bir psikolojik şantaj yapılmamasında yarar var.

    Sadık Gültekin: Ama aile o sırada bir de şunu diyor; hocam diyor bizim çocuk diyor güzel sanatları istiyor ama diyor burası Türkiye diyor. Hani isteği güzel de hani bir de bunun bir para kazanma durumu var. Burası Türkiye diyor, Türkiye'de bu çocuk diyor aç kalır diyor. Şimdi onun isteğine ben göz yumsam diyor, bunu hayatı mahvolacak diyor.

    Mümin Sekman: Şimdi bakın ben size bir şey söyleyeyim mi? Eğer çocuğun gerçekten güzel sanatlara sadece ilgisi ve isteği yok, aynı zamanda yeteneği varsa onu yönlendirmekten bence korkmasınlar. Çünkü hangi alanda, hangi mesleği yaptığınız değil, mesleğinizde ne kadar başarı olduğunuz önemlidir. Yani statü olarak baktığınız zaman doktorluk marangozluktan daha üst bir meslek statüsü gibi görünür ama Türkiye'nin en iyi ilk 3 marangozu Türkiye'nin doktorlarının yüzde 90'ından daha itibarlıdır. Yani mesleğinizde ne kadar başarılı olduğunuz hangi mesleği yaptığınızdan kesinlikle daha önemlidir. Bu anlamda çocuğunun konservatuara gitmesinden korkmamalı, çocuğu konservatuarda başarılı olur mu, olmaz mı oraya bakmalı. Başarılı olunca hiçbir problem yok.

    Sadık Gültekin: Evet çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için, bu güzel fikirleri bize ilettiğiniz için.

    Mümin Sekman: Bende çok teşekkür ederim.

    Sadık Gültekin: Eğer değerli dostum sayın Mümin Sekman bize meslek seçimi ve üniversite seçiminde dikkat edilmesi gereken özellikleri hap şeklinde kısa da olsa vermeye çalıştı. Yarın tekrar birlikteyiz, esen kalın efendim.
     
  3. servet_akkaya

    servet_akkaya Yeni Üye

    MUSTAFA SEZEN (Hayat seçimlerden ibaret değil de nedir? )

    MUSTAFA SEZEN

    Hayat seçimlerden ibaret değil de nedir?

    Şu an seçim yaptığınız için bu yazıyı okuyorsunuz. Seçiminiz tersi olsaydı muhtemelen okumayacaktınız ve başka bir şeyle ilgilenecektiniz. Şu anda ÖSS'ye hazırlanan birçok öğrenci hayatlarını tepeden tırnağa değiştiren seçimler yapmış ve hazirandaki önemli bir virajdan sonra hayatlarını yeniden kuracakları meslek tercihleriyle karşı karşıya kalacaklar. Yüksek bir puan almak, ancak doğru ve iyi bir tercih yapmakla anlam kazanacak. İşte bu yazıda meslek seçmenin yollarından bahsedeceğiz.
    Hayatımız boyunca pek çok zor(layıcı) seçim yapmak zorundayız. Bırakın zor kararları her günümüz, her anımız tercihlerimizin eseridir. Sabah kalktık, bugün ne yapacağız? Hangi derse ne kadar çalışacağımıza, hangi elbiseyi giyeceğimize, ne kadar soru çözmemiz gerektiğine tercihlerimizle karar veririz ve kaderimiz bu seçimlerle şekillenir. Kararlar verirken kişisel inisiyatifimizi kullanmamız en güzelidir. Hayatınızı direkt etkileyen ÖSS maratonunda tercih yaparken listenizin sizin tarafınızdan doldurulması çok önemlidir. Başkalarının yönlendirmesiyle yaşayan bir kişinin yapacağı mesleki seçimler kişiyi mutluluğa ve doyuma ulaştırmayacaktır. Hayatımızın, yaşayışımızın sorumluluğunu bizzat almadığımızda çok arzuladığı bir hedef için dahi risk almaktan çekinen ve karar vermeyi erteleyen, yaşadığı kararsızlık ve başarısızlıkların kabahatini de başkalarına yükleyerek sürekli haksızlığa uğradığını düşünen biri oluruz.
    'Sorumluluktan kaçmayın'
    Sorumluluk almaktan, sonuçları üstlenmekten kaçma davranışı (bozukluğu) özellikle 'Hata sadece bende değil ki', 'Ne yapalım, demek ki kaderde varmış', 'İnsanlar ne kadar bencil, bir el uzatan yok' tarzındaki yorumlarla da kendini belli eder. Bu tür 'kandırmaca' yorumlar bizi geçici olarak rahatlatsa da orta ve uzun vadede hayatımızın yavaşça elimizden kayıp gitmesine yol açabilir. Danışmak, görüş almak, bilgili insanların hayat tecrübelerini göz önünde bulundurmak gerekli bir yoldur. Fakat bunu, seçimi ve sorumluluğu tamamen bir başkasına bırakmakla karıştırmamak lâzım. Mesela mesleki karar verme safhasında, ailenize, yürüyeceğiniz yollardan geçmiş mesleğinde başarılı diğer kimselere, yetkin uzmanlara ve çevrenizde fikirlerini ciddiye aldığınız güvenilir arkadaşlarınıza elbette danışacaksınız. Ancak hayati bir kararı başkalarına bırakmak, körü körüne yapılmış bir hata olur.

    Adım adım meslek seçimi
    1- Hedef belirleyin: Bu hedef aynı zamanda sizin vizyonunuz, gelecek resminizdir. Birkaç yıl sonraki hayatınızı gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Ne olmak istiyorsunuz? Nasıl yaşamak istiyorsunuz? Nasıl bir hayat standardınız var?
    2- Bir misyonunuz olsun: Gelecekte yapacağınız meslek ve yaşamak istediğiniz hayatla ilgili fikirleriniz ve hedeflerinizi belirlediniz mi? Cevabınız evet ise kendinize şu soruları sormaya başlayın: Neden böyle bir meslek? Neden böyle bir hayat? Bu sorulara vereceğiniz cevaplar sizin misyonunuzu belirleyecek.
    3- Değerlerinizi keşfedin: Hayatta en çok önem verdiğiniz şeyleri düşünün. İnsanlara ve insanlığa faydalı olmak, üretmek ve başarmak, sevilmek, sayılmak vb. yüzlerce değer arasından ilk beşe hangilerini koyarsınız? Belirlediğiniz bu beş değer, hayat anlayışınızı ortaya çıkarır. Meslek seçiminde sizi yönlendirecek olan kıstaslar da değerler içinde saklı. Değerleriniz, vizyonunuz ve misyonunuzun örtüşmesi bu bakımdan çok mühim. Şayet bunlar örtüşmüyorsa ileride başarılı ve mutlu olma ihtimaliniz düşer. Başarı ve mutluluk; hedefleriniz, amaçlarınız, değerleriniz ve yaşayışınızın birbirleriyle âhenkli olmasına bağlıdır.
    4- Kendinizi tanımaya çalışın: Güçlü yönlerinizi belirlemeye gayret edin. Kararınızı asla 'mesleki moda'yı esas alarak vermeyin. Kendinize, kişiliğinize uygun olmayan bir seçim yapmamaya özen gösterin. Neleri iyi yapabildiğinizi, hangi konularda başarılı olduğunuzu düşünün.
    5- Kendinize sorular sorun: Elektronik mühendisliğini ele alalım. Popüler, günümüz koşullarında geçerliliği var, iş bulma ve para kazanma imkânı olan bir meslek. Ama sayılarla, elektrik-elektronik-teknik işlerle aranız iyi değilse, bu işte ne kadar başarılı olabilirsiniz? Seçmeyi düşündüğünüz mesleğin size uygun olup olmadığını anlamak için kendinize şöyle sorular sorabilirsiniz:
    Bu mesleği gerçekten istiyor muyum?
    Bu mesleği zevkle yapabilir miyim?
    Fiziksel ve kişisel özelliklerim bu işi yapmaya uygun mu?
    Büyük şirketlere uygun biri miyim, yoksa daha küçük girişimci ruhla çalışan bir şirkette mi mutlu olabilirim?
    Sayılarla ilgili mesleklere mi yatkınım, insan ilişkilerinin yoğun olduğu mesleklerde mi başarılı olabilirim?
    Çok para beni mutlu eder mi?
    Türkiye bu mesleği uygulamam ve yapmam için uygun bir ülke mi?
    Fazla mesai yapabilir miyim?
    Hafta sonları çalışabilir miyim?
    Seyahat edebilir miyim?
    Ne tarz insanlarla birlikte çalışmaktan hoşlanırım?
    6- Gelişen dünyayı takip edin: Dünya ve Türkiye'deki gelişmeleri ve gidişatı takip etmek, teknolojideki yenilikleri bilmek, ekonomiyi anlamaya çalışmak gelecekte hangi mesleklerde yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulacağının ipuçlarını verir. Çevrenizde olup biten yenilikleri gözlemleyin ve bu gözlemlerden yola çıkarak, sürekli gelişen ve değişen dünyada nasıl bir yer alabileceğinizi düşünün. Dünyanın size sunduğu imkânları ve fırsatları kaçırmayın, iyi değerlendirin. Bu şekilde vereceğiniz bir karar, size iyi bir gelecek sunabilir.
    7- Pozitif düşünün: Meslek seçimi yaparken karamsarlığı bırakın. Karamsarlık, kendinize olan inancınızı zayıflatır. İsteklerinize, tercihlerinize önem verin. Kendinize güvenmeden yapacağınız her seçim sizi yanıltır. Meslek seçimi yaparken elbette olumlu ve olumsuz yönlerini düşünün ama rehberiniz, iyimser ve yapıcı düşünce olsun.
     
  4. servet_akkaya

    servet_akkaya Yeni Üye

    Eğitim

    Eğitim, toplumun değer yargılan ile bilgi ve beceri birikiminin yeni kuşaklara aktarılması; bu amaçla okullarda ve benzer kurumlarda sürdürülen öğretim ve yetiştirme etkinlikleri.

    Geniş anlamda eğitim, kişinin belli bir yaşam tarzını öğrendiği toplumsallaşma ye kültürleşme süreciyle özdeş tutulabilir. Bütün toplumlarda eğitimin amacı, yeni kuşaklara bir kültür birikimini aktarmak, gençlerin davranışını yetişkinlerin hayat tarzı yönünde biçimlendirerek, onlan gelecekteki toplumsal rollerine doğru yöneltmektir. En ilkel kültürlerde örgün (formel) eğitim, okul ve öğretmenlik gibi uzmanlaşmış kurum ve işlevler hemen hiç yoktur; genellikle bütün toplumsal çevre ve etkinlikler okul işlevi görür, yetişkinlerin hemen tümü öğretmen konumundadır. Toplumlar karmaşıklaştıkça, kuşaktan kuşağa aktanlacak bilgi birikimi kimsenin tek başına taşıyamayacağı kadar çoğalır, kültür aktarımının daha seçici ve etkin yollannı geliştirmek gerekir. Okullarda ya da okul niteliği taşıyan kuruluşlarda öğretmenliği meslek edinmiş kişilerce sürdürülen örgün eğitim bu gereksinimi karşılar. Eğitimin örgünleşmesiyle birlikte okul, çocukları belirli bir süre için ailelerinden ayırır ve öğrenim, genç kuşakların toplumca onaylanmış bir etkinliği durumuna gelir.

    Toplum yapısının karmaşıklaşmasına ve oku! sisteminin kurumlaşmasına koşut olarak, eğitim etkinliğinin günlük yaşamla doğrudan İlgisi azalır, eğitim pratikten bir ölçüde soyutlanır. Eğitimin örgün bir çevrede yoğunlaşması, gençlerin kendi kültürleri üzerinde yalnızca gözlem ve öykünmeyle kazanabileceklerinden çok daha fazla bilgi edinebilmelerine olanak sağlar. Öte yandan günümüzde örgün eğitimin başlıca işlevlerinden biri, genç işgücünün ekonomideki çeşitli istihdam alanları arasında dağılımını yönlendirmektir. Özellikle II. Dünya Sava-şı’ndan sonra, eğitime harcanan kaynakların verimliliğini artırmak, toplam işgücü içindeki oranı sürekli yükselen genç nüfusu kazançlı iş olanaklarına hazırlamak ve sanayinin becerili işgücü talebindeki artışı karşılayabilmek gibi amaçlarla eğitimde mesleki hazırlığa gitgide daha büyük önem verilmeye başlamıştır {bak. mesleki eğitim). Örgün eğitimin gene günümüzde vurgulanan bir başka işlevi, yetişkinlerin gözetiminde akran grubu ilişkilerinin gelişmesini özendir-mesidir. Çocuğun akran grubuyla kurduğu ilişkiler, aile otoritesinden bağımsızlaşmasını, çok sayıda başka ailenin değer ve deneyimleriyle ilişki kurmasını sağlar. Çağdaş toplumlarda çocuk bakımı da örgün eğitim kurumlarının işlevleri arasında sayılmaktadır; bu işlev gerçekte anababalann işgücüne katılımını kolaylaştırma gereksiniminin bir uzantısıdır.

    İlköğretimden doktora sonrasına değin dikey bir eğitim piramidinden söz edildiği gibi, eğitimin türleri (örn. mesleki ve genel) arasında yatay bir bölünmeden de söz edilebilir. Başlangıçta yüksek ruhbanlık görevlerini yerine getirebilecek kişilerin yetiştirilmesi amacıyla düzenlenen örgün eğitim, bu anlamda mesleki nitelik taşıyordu. Ortaçağda da eğitimin en yaygın biçimi çıraklıktı). 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda ise Batı Avrupa ile Kuzey Amerika’da yeni burjuva sınıfı üyelerinin başlıca çabası, yüksek kültür çevresine girmelerini sağlayabilecek bir genel eğitimden geçebilmekti; ama öteki sınıflar eski becerileri aktaran çıraklık sistemini sürdürüyordu. 19. yüzyılda ilköğretim yoksul sınıflara yaygınlaşırken, yeni mühendislik ve bilim kavramlarına dayalı teknik eğitim de gelişmeye başladı. 20. yüzyılda gelir düzeyinin yükselmesine ve tüketim toplumunun yaygınlaşmasına koşut olarak, eskiden üst ve orta sınıfların ayrıcalığı sayılan genel eğitimin bütün çocukları kapsaması eğilimi güçlendi; Öte yandan teknik uzmanlaşmanın gelişmesi daha çok insanın yüksek düzeyli mesleklere girmesine olanak hazırladı. Çağdaş tüketim toplumunun gelişmesi boyunca “kültürlü kişi” kavramı da kökünden değişti. Nüfusun durmadan büyüyen bir kesiminin, yaşamının gitgide daha uzun bir bölümünü, hatta olgunluk yaşlarını bile eğitim sürecinde geçirmesi, çağdaş kültürün yapısını temelden etkilemeye başladı. İnsanı sürekli öğrenci olarak gören anlayış giderek yerleşirken, güçlü öğrenci grupları Batılı toplumların belirgin Özelliklerinden biri oldu.

    # Sanayileşme ve teknolojik gelişme, eğitimin, biçim ye içeriğinde de sürekli değişikliğe yol açtı. İşbölümünün karmaşiklaşmasıy-la birlikte, uzun süreli bir örgün eğitim gerektiren mesleklerin sayısı arttı. Toplumun teknik ve bürokratik Örgütlenmesini yönlendirmek için gereken kadro kabardıkça, eğitilmiş ve becerili insangücü akımının sürekliliğini sağlamak önem kazandı. Ama bir yandan da genel kültür düzeyinin yükseltilmesi ile çalışma yaşamının gitgide uzmanlaşması arasında bir çatışma ortaya çıktı. Eğitimin birincil amaçlan arasında yer alan, olgunlaşmış bir kültürün sürekliliğini sağlama gereği ile teknolojinin ve bilginin içeriğinin değişmesi arasındaki çelişki de giderek belirginleşti.

    Öğrenim sürecinde öğrencinin anlatım özgürlüğünün korunması, öğrenci ile öğretmen arasındaki yakın ve sıcak İlişki İle gelecekteki İş yaşamının hiyerarşik ve genellikle otoriter yapısı arasındaki bağdaşmazlık da 20. yüzyılın eğitim alanında ortaya çıkardığı bir başka gerilimdir.

    Gelişmekte olan ülkelerde ise eğitim alanındaki en belirgin eğilim, okuryazarlığı bütün topluma yaygınlaştırma, özellikle ilköğretimi okul çağındaki bütün çocuklara ulaştırma çabasıdır. Ama okuryazarlıkla, bu özelliğin gündelik yaşamda kullanımı arasında doğrudan bağ kurulamadığı için, yetişkinlere dönük okuma yazma kampanyaları çoğu kez başarısız kalmaktadır. Bu nedenle genellikle, kişinin okuryazarlık gerektiren bir işi başarabilme yeteneği olarak tanımlanan “işlevsel okuryazarlık” kavramı yeğlenmektedir. İlköğretimde ise öğretim yöntemlerinin eskiliği, öğretmenlerin eğitimsizliği, okul binalarının yetersizliği vb gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı başlıca sorunlardır. Öte yandan bu ülkelerde ortaöğretimle^) yükseköğretime( ) yönelik talep, ekonomik kalkınmaya katkıda bulunabilecek becerileri kazanma isteğinden çok, prestij yarışı ile çocukları elit konumlara hazırlama çabasından kaynaklanmaktadır. Yükseköğretim düzeyine ulaşanlar genellikle teknik ve bilimsel beceriler edinmeye değil, beşeri bilimlere, özellikle de hukuk öğrenimine ilgi göstermektedir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde, kültürel bağımsızlığı kazanma hedefi ile teknik ve bilimsel becerilerde kendine yeterliliği sağlayabilecek kadroların yetiştirilmesi arasında optimum dengenin kurulması büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş bir yükseköğretim programının, ilk ve orta öğretim düzeylerinde sağlam bir temel gerektirdiği de unutulmamalıdır.

    Eğitimin ekonomik boyutları. Bir toplumun eğitime yönelik harcamaları, tıpkı fiziksel sermayeye yapılan yatırımlar gibi, bugünkü tüketimden vazgeçerek gelecekteki getirile-ri artırmak amacıyla “beşeri sermayeye”, yani toplumun bilgi ve beceri birikimine yapılan bir yatırım gibi görülebilir. Bu yatırımın bir bölümü, eski kuşakların ve onların becerilerinin yerini yeni kuşakların ve yeni becerilerin almasını sağlarken, bir bölümü de beşeri sermaye stokunda net bir artış gerçekleştirecektir. Toplumsal ve teknolojik değişmenin hızı, kısıtlı doğal ve beşerî kaynaklardan optimum biçimde yararlanabilmek için eğitim planlamasına günümüzde büyük önem kazandırmıştır.

    Eğitim planlaması, bireylerin mesleki ve başka tercihlerini kolaylaştırmakla yetinen gevşek bir yönlendirme sistemi olabileceği gibi, merkezî hükümetçe saptanan belirgin insangücü hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik bir süreç de olabilir. Genel eğitim planlamasında dikkate alınacak başlıca unsurlar, nüfus değişikliği, ekonomik büyüme ve kalkınma, toplumsal talep ve fırsat eşitliği gibi hedeflerdir. İnsangücü planlamasının temel yaklaşımı ise, becerili İnsan-gücünde optimum arzı sağlayabilmek amacıyla devletin eğitim ve Öğretim sistemine müdahale etmesidir.

    İnsangücü planlamasının başarısı, gelecekteki toplam becerili insangücü gereksiniminin doğru tahmin edilmesine bağlıdır; ayrıca insangücü arz ve talebine ilişkin kuramsal hedeflerin bireysel tercihlerle de uyumlaştırılması gerekir. Eğitim harcamalarının değerlendirilmesinde kullanılan bir başka ölçüt uluslararası karşılaştırmadır. Örneğin kişi başına ulusal gelirleri benzer düzeyde olan ülkelerin tüketim örüntülerinin de benzemesi beklenir. Ama eğitim yapısı genellikle gelir düzeyinden çok ekonomik yapıyla ilişkilidir. Tarihsel koşulların eğitim yapısı üzerindeki etkisi, toplumsal ve ekonomik yapının etkisinden de güçlüdür.

    Eğitim hizmetlerine dönük talep sürekli artma eğilimindedir. Talepteki artışın kaynaklarından biri olan nüfus artışı, yaşam standardının yükselişi sonucunda yavaşlasa da, bu kez yüksek yaşam standardı eğitim talebinin yaygınlaşmasına yol açar. Toplam öğrencilik süresinin uzaması, İlköğretimin evrenselleşmesi, eğitim görmüş kuşakların kendi çocukları için daha yüksek bir eğitim düzeyi araması ve genel olarak teknolojik gelişme ile ekonomik büyüme, eğitim talebindeki sürekli artışın Öteki önemli kaynaklandır. Oysa eğitim hizmetlerinin arzında yapısal belirsizlikler vardır. Özellikle kentleşmenin doğurduğu nüfus akışkanlığı, eğitim talebinin uzmanlık alanlarına dağılımındaki kaymaların yol açtığı öğretmen açıkları, nüfusun dinsel ve etnik yapısı, eğitim hizmetleri arzının talebe kolayca uyum göstermesini zorlaştıran başlıca etmenlerdir.

    Öğretmenler toplam eğitilmiş insangücünün önemli bir oranını oluşturduğu için, öteki mesleklerin eğitilmiş kadro talebindeki artışlar da potansiyel öğretmen arzını düşürme eğilimindedir. Ayrıca Özellikle gelişmekte olan ülkelerde öğretmenlik, akademik ve toplumsal yükselmenin bir basamağı olma işlevini yitirmektedir. Gelişmiş ülkelerde de nüfusun yüzde 20-25′inin gerek öğretmen gerek öğrenci konumuyla eğitim sisteminde tam zaman istihdam edilmesi, öğretmenliği bir prestij mesleği olmaktan çıkararak, bir tür seri üretim etkinliğine dönüştürmektedir. Eğitim talebinin ilk, orta ve yüksek aşamalar arasındaki dağılımında demografik ve toplumsal değişikliklerin doğurduğu kaymalar da arz ve talep arasındaki kronik dengesizliğin bir başka nedenidir.

    Eğitim sistemleriBütün eğitim sistemleri tarihsel, siyasal, toplumsal ve ekonomik etmenlerin bir ürünüdür. Ama dünyadaki eğitim sistemleri genel çizgileriyle merkeziyetçi, ademi merkeziyete, ve karma sistemler biçiminde gruplanabilir.

    Bütün eğitim sistemlerinin ortak sorunlarından biri, kamu eğitiminde dinin yerinin belirlenmesidir. Birçok batılı ülke kamu okullarından din dersini kaldırmış, din eğitimi amacıyla yerel nitelikte ayrı okulların açılmasını özendirmiştir. Bununla birlikte, örneğin İrlanda gibi bazı ülkelerde din eğitimi hem seçmeli hem zorunlu olabilmekte, ayrıca bazı okullar dinsel örgütlerce yönetilmektedir. Kamu sistemi dışında kalan okullann denetlenmesi ve dil azınlıkları ile öteki azınlıklara yönelik uygulamalar, eğitim sistemlerinin çözmek zorunda olduğu öteki önemli sorunlar arasındadır.

    Merkeziyetçi eğitim sistemlerinde yetkiler merkezî yönetimde toplanmıştır. Örneğin Fransa’da eğitim bakanı hem 6-16 yaş (zorunlu eğitim çağı) arasındaki kuşağın eğitiminden, hem de yükseköğretimden sorumludur. Doktor unvanı dışında bütün unvan ve belgeler bakanlıkça verilir. Çoğu dinsel Örgütlerce yönetilen, ama devletten de belirli bir yardım gören özel okullann mezunları da bu kurallara bağlıdır. Eğitim bakanlığı bütün ülkeyi eğitim bölgelerine ayırmıştır.

    En büyük birim olan academide(eğitim dairesi) bîr üniversite ile bir grup ortaöğretim kurumundan oluşur.

    Acadimie’ nin başyöneticisi, hükümetçe atanan rektördür. Rektörün başlıca görevi yönetici kadroları görevlendirmek ve sınavları denetlemektir. Eğitsel bölünümde genişlik bakımından İkinci sırada yer alan departe-ment’ın (il) başında bulunan vali yalnızca ilköğretimden sorumludur. Valinin eğitime harcanmak üzere yerel vergi salma yetkisi vardır; ama finansman temelde hükümetçe sağlanır. En küçük birim olan commune (bucak) yöneticisi belediye başkanı, aynı zamanda yerel eğitim kurulunun da başkanıdır. Belediye başkanının görevi, ulusal eğitim politikasının gereğince uygulanmasını sağlamaktır.

    Yerel birimlere gitgide daha çok sorumluluk verilmesine karşın, Fransa’ da genel olarak merkezî yönetim eğitimin denetimini bugün de elinde tutmaktadır. Fransa’dakinden farklı olmakla birlikte, merkeziyetçi sistemi benimsemiş ülkeler arasında İtalya, Danimarka, İsveç, Norveç, Arjantin, Brezilya, El Salvador, Yunanistan, Belçika ve Hollanda sayılabilir. Ademimerkeziyetçi sistemlere örnek olarak ABD, Batı Almanya, Hindistan, Kanada ve Avustralya gösterilebilir. Bu sistemlerin özelliği, okulların ve eğitimi etkileyen politikaların temelde yerel denetim altında olması ve yerel kaynaklarca finanse edilmesidir. Merkezî bir devlet kuruluşu, eğitim için yardımcı ya da özel fon sağlayabilir; ama bu konudaki karar mekanizmasına çok ender durumlarda katılır. Örneğin ABD’de federal hükümetçe uygulanan tek bir eğitim sistemi yoktur.
    Eğitim her eyaletin kendi sorumluluğundadır ve eyaletler, merkeziyetçi ve ademimerkeziyetçi sistemlerden birini tercih eder. Birçok eyalette, gerekli fon tahsisi, Öğretmenlerin ders verme yetkisinin onaylanması, müfredatın önerilmesi, okul yapımı ve onarımının denetlenmesi, eyalet eğitim kurulunun yetki alanındadır. Ama yönetim yetkisi genellikle yerel eğitim kurullarının elindedir. Eğitim kurullarının Çoğu kez seçimle gelen yöneticileri, eğitim politikasını saptama ve bütçeyi belirleme konularında yöre halkının dileklerine uyar. İngiliz eğitim sistemi ise karma sistemin Örneğidir. Bu ülkede, eğitim bakanlığının çizdiği genel çerçeve ile yerel gereksinimler arasındaki uyum, yerel yetkililerce sağlanır.
     
  5. servet_akkaya

    servet_akkaya Yeni Üye

    Meslek Nedir? Ne Değildir?

    Meslek Nedir? Ne Değildir?

    Meslek mezun olduğumuzun bölümün adı mıdır?
    Mezun olur olmaz deneyim kazanmadan meslek sahibi olunur mu?
    Mezun olduğumuz bölüme ilişkin iş bulamadığımız için yaptığımız herhangi bir iş veya görev midir?
    Meslek Kariyer midir?

    Bu soruların cevabı genel olarak hayır.

    Meslek , mutlaka bir okuldan mezun olmak gerekiyorsa, üniversiteden, yüksek okuldan veya meslek lisesinden mezun olduktan sonra, aldığımız diplomayı, edindiğimiz deneyimleri ve mesleki eğitimler, profesyonel hayatımızda kendimizi de mutlu edecek bir şekilde kullanma biçimimizdir. İlgili okuldan mezun olduktan sonra hangi mesleği yapacaksak bu mesleği yaptığımızı söyleyebilmek için onunla ilgili pratik bir iş deneyim süreci geçirmemiz gerekir.

    Örneğin;
    Meslek okullarının çıraklık eğitimi süreci öğrencilerin deneyim kazanmaları amacıyla uygulanmaktadır.
    Mühendislik bölümlerindeki staj süreci bu amaçla yapılmaktadır.
    Ancak bu gibi staj deneyimi bir meslek sahibiyim demek için yeterli olmayabilir. İşe girip fiilen bir şef veya usta rehberliğinde çalışmak gerekir. Her meslek için geçirmemiz gereken mesleki deneyim süresi farklı olabilir.

    Örneğin;

    Tıp eğitimi alanlar 6.sınıfta intern doktor olarak çalışırlar ve öğrenimlerine devam ederler. Burada amaç 6. sınıfta okuyan doktor adaylarının uzman gözetiminde pratik yaparak mesleğe kazandırılmalarıdır. Yani doktorluk mesleğine enterne edilmeleridir.

    Bilimsel tanımı:
    Meslek, sürekli olarak yapılması öngörülen, öğrenilmesi için belli bir eğitim ve/veya iş tecrübesi gerektiren,insanın hayatını kazanmak için yaptığı, ona manevi doyum da sağlayan ve genel geçer ahlak kuralları ile çelişmeyen bir faaliyettir.
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 15 Aralık 2010