Türk Ordusu

Türk Ordusu bölümünde yer alan bu konu Ekrem tarafından paylaşıldı.

  1. Ekrem

    Ekrem Harbici uye.

    Tüm Dünyanın Hayranlık Duyduğu Türk Ordusu

    Vatanına, özgürlüğüne ve şerefine büyük önem veren Türk Milleti'nin, milli varlığı ve istiklali uğruna gösteremeyeceği kudret, yapamayacağı fedakarlık yoktur. Fedakar Türk evlatlarının her kademesinde görev aldığı Türk Ordusu, geçmişte olduğu gibi günümüzde de tüm dünya tarafından örnek gösterilmektedir. Ordumuz, Türk ulusunun varlığının teminatıdır.

    Büyük Önder Atatürk'ün, "Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız teminatıdır" ifadesiyle de dikkat çektiği gibi, Türk Ordusu varlığımızın güvencesidir. Şanlı Ordumuz, milli varlığımızı korumak için yüz binlerce şehit vermiş, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir ordunun mirasçısıdır. Ve bu mukaddes ordu, Türk Milleti'nin sahip olduğu üstün seciyeyi büyük bir gurur ve liyakatle en güzel şekilde üzerinde taşımaktadır.

    Şerefli Ordumuz yüksek karakterini tarihin her döneminde tüm dünyaya ispatlamıştır. Ordumuz bugüne kadar, hiçbir karşılık beklemeksizin memleketimizin ve milletimizin hayrını, güvenliğini ve bütünlüğünü gözetmiş; tüm kurumlarıyla Cumhuriyetimizin savunucusu olmuştur.

    Türk Ordusu, ülkemiz üzerinde sinsi emeller besleyen ülkelerin ve örgütlerin faaliyetlerini hep boşa çıkarmıştır. Bugün de yüksek karakteri ve üstün seciyesi ile tüm düşmanları üzerinde çok büyük bir caydırıcılık oluşturmaktadır. Ordumuz, topraklarımızı işgalcilerin elinden kahramanca kurtarmış, düşman ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir zaman Türk Ordusunu geçememiştir. Balkan Savaşları'nda, I. Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'de, Süveyş'te, Kafkasya'da dünyanın en güçlü ordularıyla mücadele etmiştir. Kurtuluş Savaşı ise dünya milletlerine Türk'ün gücünü ve azmini göstermiştir. Ordumuz Anadolu'yu işgal eden Yunan ordusuyla savaşmış, Avrupa'nın yayılmacı güçlerini frenlemiş ve vatan topraklarımızı tek bir düşman bırakmamacasına savunmuştur.

    Şanlı Ordumuzun caydırıcılığı, Türkiye Cumhuriyeti'ni 2. Dünya Savaşı'ndan korumuş, tüm Avrupa'yı işgal eden faşist lider Hitler'i ülkemizden uzak tutmuştur. Türk Ordusu, daha sonraki yıllarda da, Sovyet tehdidine karşı dimdik ayakta durmuş, Kore'de kahramanlık destanları yazarak tüm dünyanın gıptasına mazhar olmuş, Kıbrıs'ta gözüpekliğini ve kararlılığını tüm dünyaya göstermiş bir ordudur. 1980'lerin başından bu yana, Ordumuz ülkemizin bütünlüğüne kasteden teröre karşı en zor ve çetin mücadeleleri vermiş ve bu mücadeleden de başarıyla çıkmıştır. Terör örgütünün bir çözülme ve dağılma süreci yaşamasının en büyük nedeni, Ordumuzun ve kahraman askerlerimizin uzun yıllardır azimle sürdürdükleri mücadeledir.

    Türk Ordusuna Yapılan Övgüler

    Türklerin ön plana çıkmış meziyetlerinden biri doğuştan asker olmalarıdır. Türk askeri cesur, fedakar ve itaatkardır. Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin temeli düzenli bir askeri teşkilata dayanmıştır. Askerlik, Türklerde milli bir görev olmuştur. Türklerin mükemmel askeri kuruluşları ve değerli komutanları tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır. Arap düşünür Cahiz, "Türk'e karşı hiçbir şey duramaz. Hiçbir kimse onu, yutulacak bir lokma olarak kabul edemez" (Mehmet Özel, Vatan, Millet ve Bayrak Sevgisi, TC Kültür Bakanlığı, Ankara, 1996, s. 419) diyerek Türk Ordularının üstünlüğüne işaret etmiştir. Kanuni devrinde 7 yıl boyunca (1555-1562) Avusturya sefiri olarak İstanbul'da bulunan Ogier Ghiselin de Busbecq, Türklerin askeri yönünden şöyle söz eder:

    Türkler, sefer esnasında sabırlı, tahammüllü ve iktisatlı hareket ederler. Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese edince istikbalin başımıza getireceği şeyleri düşünerek titriyorum. Bu ordu galip gelecek ve payidar olacak, biz ise mahvolacağız. Çünkü Türkler hiç sarsılmamış kuvvete sahip oldukları gibi, kendilerine has zafer itiyatları, meşakkatlere tahammül kabiliyeti, intizam, disiplin, kanaatkarlık ve uyanıklık var
    .

    Kurtuluş Savaşı'nda Gelibolu Yarımadası'nda kahraman Türk Ordusuna karşı savaşan İngiliz başkomutanı Hamilton ordumuz hakkında şöyle konuşmuştur:

    "Çok mükemmel komuta edilen ve cesaretli dövüşen Türk Ordusuna karşı savaşıyoruz."

    İngiliz General Townshend'in 27 Temmuz 1922 tarihinde şanlı ordumuz hakkında yaptığı bir yorum ise şöyledir:

    Türk Ulusal Ordusu güçlü ve etkindir. İngiltere Hükümeti bunu kavrayabilmiş değildir. Yepyeni bir Türkiye doğmuştur. Bu da ingiltere'de henüz anlaşılmış değildir. Türk'ü Avrupa dışına, Anadolu'ya itmeye çalışmak, çılgınlıktır! (Vural Sözer, Atatürklü Günler, Barajans Yayınları, 1998. s. 214)

    Verdiğimiz birkaç örnekten de anlaşılacağı gibi, ordumuz sadece milletimiz tarafından değil, yabancı siyasetçiler ve komutanlar tarafından da takdir edilmektedir.

    Milletimizin Orduya Olan Sevgisi ve Güveni

    Milletimiz askerliği kutsal bir görev saymış, asker ocağını "peygamber ocağı" olarak bilmiştir. Bu kutsiyet duygusu bugün de tüm canlılığıyla sürmektedir. Batılı ülkelerde askerlik para kazanmak için girilen bir "meslek" iken, Türk gençleri için seve seve yapılan bir "vatan hizmeti"dir. Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen çetin mücadele, bu bilinçle kazanılmıştır.

    Bu bilincin sürekli olarak ayakta tutulması ve yeni nesillere aynı coşkuyla aktarılması ise, devletimizin gücü ve bekası açısından son derece önemli bir meseledir. Bu gerçek göz önünde bulundurulursa, TSK ile devletin diğer kurumlarının arasını açmaya çalışan ve hatta sanki TSK'ni Türk milletinin değerlerinden uzakmış gibi göstermeye çalışan dış kaynaklı telkinlerin sinsi bir planın parçası olduğu anlaşılır. TSK, Türk Milleti'nin içinden çıkmış kahraman vatan evlatlarından oluşmaktadır ve Türk Milleti'nin değer, inanç ve ideallerinin hepsi TSK tarafından paylaşılmakta ve temsil edilmektedir.

    Unutulmamalıdır ki, Türkiye, dünyanın çok sorunlu, istikrarsız ve kritik bir bölgesinde yer almaktadır. Bu bölgede bir ülkenin güvenli, istikrarlı, müreffeh ve baki olabilmesi için, büyük bir askeri güce sahip olması gerektiği aşikardır. Irak'taki savaş ve bu savaşla birlikte bir kez daha gündeme gelen Kuzey Irak meselesi, kahraman ordumuzun gücünün ve basiretinin ülkemizin en büyük güvencesi olduğunu bizlere bir kez daha hissettirmiştir.

    On yıllardır tüm Ortadoğu'ya dehşet saçmış Saddam Hüseyin gibi saldırgan diktatörlere; Türkler ile Kürtler arasındaki tarihsel dostluk ve kardeşliği hiçe sayarak milletimize ve devletimize (ve Kuzey Iraklı Türkmenlere) koyu bir husumet besleyen bazı Kuzey Iraklı Kürt hareketlerine; bölge üzerinde emeller besleyen bu emeller uğruna Türkiye'nin milli menfaatlerini sarsabilecek büyük güçlere ve tüm diğer potansiyel tehditlere karşı en büyük güvencemiz, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Milletimizin her ferdinin bu bilinç içinde ordumuza sahip çıkması, "asker millet" ruhunu yaşaması ve yaşatması gerekmektedir.

    Ordumuz Kurtuluş Savaşında Destan Yazıyor

    Her Türk evladı Kahraman Ordumuzun Kurtuluş Savaşı'nda verdiği mücadeleden haberdardır. Sayıca az olan ordumuz çektiği büyük sıkıntılara rağmen vatanını korumak için var gücüyle savaşmıştır. Kurtuluş Savaşı'nda mücadele veren herkes ülke savunması için ölümü göze almış ve birçoğu da verdiği mücadelede şehit düşmüştür. Ama sonuçta zafer, bu yürekliliği gösteren Türk Milletinin ve Ordusunun olmuştur.

    Günümüzden yaklaşık 90 yıl önce topraklarımız, onu parçalamak isteyen düşmanların işgali altındaydı. Bu düşmanlar, içten ve dıştan yürüttükleri sinsi faaliyetlerle ülkemizin yönetimini ele geçirmeye çalışıyorlardı. 1. Dünya Savaşı'nda birçok cephede savaşmış Türk halkı oldukça güç durumdaydı. Açlık ve hastalıkların her köşeyi sardığı yurdumuzda, bir Kurtuluş Savaşı vermek imkansız gibi gözüküyordu. Bu şartları gören ve ulusumuza son darbeyi vurmak isteyen düşman birlikleri hiç ummadıkları bir şekilde karşılık bulacaklardı. Sabırlı, tevekküllü, ümitvar, fedakar ve doğuştan asker Türk milletini gözardı eden düşman birlikleri, kendilerinden emin bir şekilde başladıkları işgal girişimlerini, canlarını kurtarmak için topraklarımızdan kaçarak sonlandıracaklardı. Büyük Önder Atatürk öncülüğünde sürdürülen Kurtuluş Mücadelesi, Türk Ordusunun büyüklüğünü dost düşman herkese gösterecekti.

    1. İnönü Muharebesi

    6 Ocak 1921'de Eskişehir ve Afyon'a ilerlemek üzere harekete geçen Yunan Ordusu, 9 Ocak 1921'de İnönü bölgesine ulaştı. 10 Ocak 1921'de Yunan Ordusunun taarruza geçmesiyle şiddetlenen savaş, ordumuzun büyük gayretiyle lehimize sonuçlandı. Düşman birlikleri, çok akılcı bir şekilde yönetilen ordumuz karşısında, bizden iki kat kuvvetli olmalarına rağmen büyük kayıplar verdiler. 11 Ocak 1921'de, çok yıpranan Yunanlılar daha fazla ilerleyemeyeceklerini anlayarak geri çekildiler. Bu savaş sonucunda Türk Ordusu kendisini önemsemeyen dış güçlere büyük bir ders verdi.

    2. İnönü Muharebesi

    Sevr anlaşmasını ne olursa olsun yürürlüğe koymak isteyen dış güçlerin etkisiyle, Yunan ordusu tekrar harekete geçti. 23 Mart 1921'de İnönü'ye ilerlemeye başlayan düşman birlikleri 31 Mart 1921 tarihinde geldikleri yöne geri dönmek zorunda kaldılar. Türk Ordusu Yunanlıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Büyük bir zafer bekleyen düşman ülkeler askerlerimizin inançlı, gözüpek ve itaatli savunması karşısında, Türklerin vatanları ve özgürlükleri uğruna neler yapabileceklerini görmüş oldular.

    Sakarya Meydan Muharebesi

    İnönü Muharebelerinde ağır yenilgiler alan Yunanlılar toparlanarak 10 Temmuz 1921'de bir kez daha saldırı başlattılar. Bu saldırı öncekilerden daha etkili oldu. Yunan orduları bir hayli yol aldılar. İnönü Muharebelerinden sonra eksiklerini giderme fırsatı bulamayan ordumuz, Yunanlıların Eskişehir'e varmaları sonucunda güç toplamak için Sakarya'ya çekildi. Bu geri çekilme planı ordumuza toparlanma imkanı verdi. Mustafa Kemal Atatürk Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Başkomutan unvanı alarak ordumuzun başına geçti. 23 Ağustos'ta savaş başladı. Bu savaşta da kahraman ordumuzun her bireyi varını yoğunu ortaya koydu. 22 gün süren savaşta düşman birlikleri Türk askerinin karşısında tutunamayarak bir kez daha yenildi. Sakarya'da elde edilen zafer, Türk Ordusunun başlatacağı büyük bir taarruzun habercisi gibiydi. Bu savaş sonrasında ülkedeki karamsar hava da iyice dağılmış oldu. Ordumuza olan inanç ülkenin her köşesini sardı ve büyük kutlamalar yapıldı. Büyük Önder Atatürk'e Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Mareşallik rütbesi ve Gazilik unvanı verildi.

    Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri

    Muharebelerde elde edilen büyük zaferlerden sonra ordumuzda, mecliste ve halkta düşmanı topraklarımızdan tamamen defedecek bir taarruz beklentisi başlamıştı. Ancak Gazi Mustafa Kemal Paşa taarruzda acele etmek istemiyordu ve gerekli hazırlıkların yapılmasını istiyordu. Gizlice sürdürülen taarruz hazırlıklarından sonra Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa Kocatepe'deki yerlerini aldılar. 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başlatıldı. Kahraman askerlerimiz büyük bir cesaretle düşmana saldırıp, süngüleriyle Tınaztepe'yi ele geçirdiler. Düşman Tınaztepe'den sonra, hızla mevzilerini ordumuza kaptırmaya başladı. 27 Ağustos'ta Afyon düşman işgalinden kurtarıldı. 30 Ağustos 1922'ye gelindiğinde ise, düşman Dumlupınar'da çok büyük bir darbe daha yedi. Düşman artık geri çekilmiyor, adeta arkasına bakmadan kaçıyordu. İmanlı, güçlü, itaatli ve vatansever Türk askeri, Atatürk'ün emriyle kaçan düşmanları bile kovaladı. 9 Eylül 1922'de Türk Ordusu İzmir'e girdi ve Kadife Kale'ye bayrağımız çekildi. Bu, kesin bir zaferdi. Savaş sonrasında 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Artık bu antlaşmada söz hakkı bizimdi. Antlaşmaya göre Yunanlılar topraklarımızı terketti. Şanlı ordumuzun zaferi sonucunda İngiliz Başbakanı Lloyd George amaçlarına ulaşamayarak istifa etti.

    Atatürk'ün Ordumuz İçin Söylediği Sözler

    Kurtuluş Savaşı Türk'ün üstün seciyesinin tüm açıklığıyla ortaya konduğu çok şerefli bir mücadele olmuştur. Atatürk de dünyanın en donanımlı ordularına karşı Milli Mücadele'yi başlatırken Türk Milleti'ne olan güvenini sık sık dile getirmiş ve Türk Ordusunu en büyük destekçisi olarak görmüştür. Atatürk'ün bu konuyla ilgili bir sözü şu şekildedir:

    Ulusumuzun ve onun yönetimini üstlenmiş olan Büyük Millet Meclisi'nin, büyük savaşımda kesinlikle başarılı olacağına inanıyorum. Bu hususların sağlanması için etkin nedenler ve araçlar vardır. Burada yalnızca şunu belirtmek isterim; bu etmen ve nedenlerin başında en etkilisi, Ordumuzdur. Ordumuz, yaşam ve onur savaşında, ulusun ve ulusun amaçlarının tek dayanağıdır. Ordu kendisine düşen bu yüce görevinde, hakkıyla başarılı olabilmesi için, gereken niteliğin birincisi, demir gibi güvenliktir. Orduda güvenliğin tek oluşum aracı aydın, kahraman, özverili subaylardır. Bugün Ordumuzun subayları, saydığım niteliklere tamamen sahiptir. Fakat buna bir şey eklemek gerekir ki, bu içinde bulunduğumuz olağanüstü durumlar ve koşulların coşkularıyla, istekleriyle yetişecek olan genç subaylarımız, bize, gelecek için daha güçlü umutlar vereceklerdir. (Vural Sözer, Atatürklü Günler, Barajans Yayınları, İstanbul, 1998, s. 507)

    Atatürk'ün büyük bir güven ve saygı duyduğu, milli egemenliği tek amaç edinmiş Türk Ordusu, kanının son damlasına kadar vatan toprakları uğrunda mücadele etme azmi göstermiştir. Güvene ve övgüye layık olan kahraman Türk Ordusu, büyük bir zaferle düşmandan arındırıp, kanlarıyla suladığı Türk toprağını yüce Türk Milleti'ne armağan etmiştir. Başkomutan Atatürk kahraman Türk Ordusunun büyük zaferini şu sözleriyle Türk halkına müjdelemiştir:

    Büyük Türk Milleti, Ordularımızın kabiliyet ve kudreti, düşmanlarımıza dehşet, dostlarımıza güven verecek bir mükemmelliyetteydi. Millet orduları on dört gün içinde büyük bir düşman ordusunu yok etti. Dört yüz kilometre aralıksız bir takip yaptı. Anadolu'daki işgal edilmiş bütün topraklarımızı geri aldı.


    İç ve Dış Düşmanlar Ordumuz Tarafından Bertaraf Edilir

    Türk Ulusu tarih boyunca pek çok tehditle karşı karşıya gelmiştir. Bu tehditlere en hızlı cevap disiplinli, güçlü, dinamik ve caydırıcı ordumuz tarafından verilmiştir. Günümüzde de değişen birşey yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri görevini her zaman en doğru biçimde yerine getirmektedir.

    Türkiye'nin sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, ülkemizi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu gerçekler ise bizi dış politikada yeni bir açılıma zorlamaktadır.

    Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında yer alan bir ülkedir. Türkiye'nin üç ayrı dış politika yönü, yani Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya, on yıllardır süren çatışmaların ve önümüzdeki on yıllarda süreceği aşikar olan çıkar mücadelelerinin odak noktalarıdır. Sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, Türkiye'yi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu tehditlere karşı Türkiye'nin en büyük güvencesi ise, her zaman kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur.

    Geçmişe baktığımızda, kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti'nin dış düşmanlar tarafından tehdit edildiğini ve her defasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanca mücadelesi ve basiretli taktik ve stratejileri vesilesiyle bunları bertaraf ettiğini görebiliriz.

    Örneğin;



    • Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Türk ordusunun işgal altındaki yurdumuzu kurtarmasıyla mümkün olmuştur. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordunun Ermenilere karşı kazandığı zafer, ardından Batı cephesinde İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa'nın komutasındaki kahraman birliklerimizin zaferiyle perçinlenmiştir. Tüm dünyanın şaşkınlık ve hayranlığı içinde yurdu düşman işgalinden kurtaran Türk ordusu, pek az ülkede başarılabilen bir zafere imza atmıştır.

    • Milli Mücadele'nin ardından Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte, genç Türkiye Cumhuriyeti başka tehditlerin hedefi haline gelmiştir ve bu tehditlerin karşısında yurdumuzun en büyük güvencesi yine Türk ordusu olmuştur. Büyük Önder Atatürk'ün basiretli dış politikası Türkiye'yi Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi önemli ittifaklar içine alarak korurken, giderek yükselen Faşist İtalya'nın yayılmacı siyasetine karşı, Türk ordusunun güçlü, disiplinli ve gözü pek karakteri önemli bir caydırıcılık üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nın Yunanistan'ı işgal ederek Türkiye'nin yanı başına kadar gelmesi, ancak Türkiye'ye girmekten imtina etmesinde de, Türk ordusunun caydırıcılığının yine önemli bir rol üstlendiği inkar edilemez.

    • II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye'ye yönelik en büyük tehdit ise Sovyetler Birliği'dir. Tüm Doğu Avrupa'yı işgal eden Kızılordu'nun, Rusya'nın Türkiye üzerindeki tarihsel emelleri de hesaba katılırsa, Türkiye'yi işgal etmeyi de planladığı açıktır. Ancak buna cesaret edememişlerdir. Bunda, Türkiye'nin NATO'ya katılmasının rolü olsa da, Türk ordusunun caydırıcılığının da önemli bir pay taşıdığı açıktır. Amerika'nın müttefiklerine yaptığı yardım, Sovyetler'i Vietnam'da veya Kamboçya'da caydıramamış ve durduramamışken, Türkiye'deki caydırıcılığın sadece Amerikan desteğinden değil, asıl olarak Türkiye'nin gücünden kaynaklandığı açıktır. Bu gücün özü ve ifadesi ise kuşkusuz Türk Ordusu'dur.

    Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin yaşadığı en önemli dış politika krizi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs'taki Türk soydaşlarımıza karşı fanatik Rumların yürüttüğü soykırım, ancak Türk Ordusu'nun 1974 yılında düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur. Harekatı büyük bir başarı ile yürüterek kuşatma altındaki Türk bölgelerini kurtaran birliklerimiz, o günden bu yana da adada barış ve huzurun en büyük güvencesidir. 1974 öncesinde ada adeta bir kan gölüne dönmüş iken, o zamandan bu yana kan dökülmemiştir ve bunda en büyük pay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nindir.

    Türk ordusu, 1980 sonrası dönemde Türkiye'nin en büyük sorunu haline gelen bölücü terör örgütüne karşı verilen mücadeleyi de başarıyla yürütmüştür. Düzenli orduların, gerilla taktikleri kullanan terör örgütlerine karşı tam bir başarı sağlayamadıkları tüm dünyada bilinen genel bir olgudur. Oysaki Türk Silahlı Kuvvetleri bu kuralı bozmuş, olağanüstü derecede sabırlı, azimli, disiplinli ve fedakarane bir mücadele vererek dünyanın en organize ve en kanlı terör örgütlerinden biri olan ve arkasında pek çok dış destek bulunan PKK'yı çökertmiştir. Terör örgütünün liderinin yakalanması, TSK'nin örgütü askeri yönden yenilgiye uğratmasının sonucunda elde edilmiş bir neticedir.

    Türk Silahlı Kuvvetleri sadece askeri gücüyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin stratejik meseleleri konusundaki birikimi ve çalışmaları ile de ülkemizin güvencesi olmaya devam etmektedir. Ordumuzun kurmay kadroları, Türkiye'nin tüm milli meselelerini dikkatle izlemekte, etüt etmekte ve bu meselelerde izlenmesi gereken politikalar konusunda sivil otoriteye yardımcı olmaktadır. Örneğin Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin KKTC'ye ve Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a verdiği destekte, TSK'nin bu hassas konudaki isabetli analizlerinin ve öngörülerinin büyük rolü vardır.

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye'nin stratejik meseleleri konusunda sivil otoriteyle uyum içinde politikalar, halen ülkemiz için yol gösterici olmaya devam etmektedir. Bu politikaların isabetini gösteren son bir örnek, Irak'ta yaşanan savaş konusunda Türkiye'nin izlediği tutum olmuştur.

    Ülkemiz üzerinde sinsi emeller besleyenlerin faaliyetlerini bugüne kadar hep boşa çıkarmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri, dün olduğu gibi bugün de pusuda bekleyen düşmanlarını fiili bir saldırıya girişmekten caydırmakta, kahramanlığı, vatanseverliği ve askeri dehasıyla tüm dünyanın hayranlığını kazanmaya devam etmektedir. Şanlı Türk ordusu bugüne kadar, hiçbir karşılık beklemeksizin memleketimizin ve milletimizin hayrını, güvenliğini ve bütünlüğünü gözetmiş; tüm kurumlarıyla Cumhuriyetimizin, laikliğin, hukukun ve demokrasinin savunucusu olmuştur. Her türlü siyasi tartışma ve çekişmenin üstünde yer alan mukaddes bir kurum olan Türk ordusu, Türk Milleti'nin sahip olduğu toprakları işgalcilerin elinden kurtarmış ve Cumhuriyet tarihi boyunca da bu toprakları her türlü iç ve dış düşmana karşı kahramanca müdafaa etmiştir.

    Türk Ordusu Ahlaki Değerlere Önem Verir

    Türklerin en çok tanınan özelliklerinden biri, güzel ahlaklı olmalarıdır. İslam dininden kaynaklanan bu özellik, Türklerin kurduğu ordulara da yansımaktadır. Türk Ordusu adaletli, hoşgörülü, merhametli, yardımsever, barış yanlısı ve sabırlı bireylerden oluşmaktadır. Güzel ahlak sahibi Türk Ordusu ayak bastığı heryerde sevgi ve saygı görür.

    780-869 yılları arasında yaşamış Arap edibi ve düşünürü Cahiz'in Türkler'in Faziletleri isimli eseri Türkler'in karakteri hakkında yazılmış ilk kitaptır. Söz konusu eserde Türkler, düzeni seven, kabiliyetli, aynı zamanda da mütevazı insanlar olarak tanıtılmıştır. Cahiz, "Türk tek başına bütün bir cemiyet demektir" diyerek Türkler'in üstün niteliklerine işaret etmiştir. (İsmail Hami Danişmend, Eski Türk Seciyye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi Yay., İstanbul, 1982, s. 8) Aynı kitapta, Türkler'in at üzerinde geçirdikleri zamanın yerde ve uykuda geçirdikleri zamandan çok daha fazla olduğu; ok atma ve ata hakim olma yetenekleri belirtilmiştir. Bunların yanı sıra, diğer milletlerin meziyetleri sayılırken Türkler'in askerlikte en ileri seviyede olduklarına dikkat çekilmiştir.


    Söz konusu kitapta Cahiz, Türkler hakkında övgü dolu ifadeler kullanmıştır:

    "Savaş sanatı Türk'e bilgi, tecrübe, siyaset ve sair yüksek vasıflar kazandırmıştır. Türk daima sözünde durur ve hile bilmez. Türk Hakanı hileyi sadece savaşta da olsa yapmak zorunda kaldığını üzülerek belirtir ve iki yüzlü olanları daima en kötü insan sayar... Arap ordularını Türkler kadar titreten başka bir Millet yoktur. Türkler daima soylarıyla iftihar ederler, vatanlarına ve dillerine çok bağlıdırlar. Düşmanları esir alınca onlara iyilik ve ikram eder, alicenaplık gösterirler." (Erol Güngör, Tarihte Türkler, s. 67.)

    Türk tarihinin anlatıldığı bir kaynakta, o çağlarda, İslam dünyasının Türkler'e yaklaşımı şöyle anlatılır:

    "Araplar Maveraünnehir'e geldikleri zaman Türkler'in yüksek ahlaki meziyetlere, büyük bir idarecilik ve askerlik maharetine sahip olduklarını görmüşlerdi. Bunların şöhreti ta uzak İslam beldelerine kadar yayılıyor, herkes Türkler'den bahsediyordu. Müslümanlar arasında, Türkler İslamiyet'e girdikleri takdirde artık hiçbir gücün İslam'a karşı çıkamayacağı inancı doğmuştu. Nitekim birçokları vaktiyle Hazreti Muhammed'in Türkler'le ilgili övgülü ve müjdeli sözler söylediğini rivayet ediyor, hatta bazı Kuran ayetlerinde Türkler'in ima edildiği söyleniyordu." (Erol Güngör, Tarihte Türkler, s. 66)

    Görüldüğü gibi, Türklerin güzel ahlak sahibi olmaları ve güzel ahlakı yücelten İslam dinini hiçbir zorlama olmadan kabul etmeleri, ordularımızı diğer birçok ulusun ordusundan farklı ve üstün kılar. Tarih boyunca ayak bastığı her yere adalet, hoşgörü ve yardım götüren Türk Orduları, birçok defa savaşmadan toprakları fethetme imkanı bulmuştur. Zorba yönetimler altında ezilen halklar, Türk Ordularını sevinçle karşılamışlar ve güzel ahlak sahibi bir ordunun, bu özelliği sayesinde ne kadar güçlü olabileceğinin delili olmuşlardır.

    Türklerin, dolayısıyla şanlı ordumuzun ahlaki özellikleri birkaç başlık altında incelenebilir:

    Hoşgörü

    Tarihte hiçbir millete nasip olmayacak kadar uzun ömürlü devletler kuran Türk Milleti, idaresi altındaki çeşitli ırk ve dinden insanlara her zaman adil ve hoşgörülü davranmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bunun güzel bir örneğidir; topraklarındaki çeşitli dinlere, dillere ve kültürlere sahip insanların inançlarına, geleneklerine müdahale edilmemiştir. Osmanlı sınırları içerisinde bulunan hiçbir bölge sömürge muamelesi görmemiş; ayırım yapılmaksızın her topluluğa kültür ve medeniyet götürülmüştür. Padişahlar ve yöneticiler bu uygulamanın takipçileri ve destekçileri olmuşlardır. Kuran-ı Kerim'de buyrulduğu gibi, "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır..." (Bakara Suresi, 256) İnsanlar dinlerini, inançlarını ve ibadetlerini değiştirmeye zorlanamaz. Herkes kendi vicdanıyla karar verir. Kuran ahlakına olan bağlılığı, ordularımızın insanlara hoşgörüyle yaklaşmalarının ve bu vesileyle üstün yöneticiler olarak hükmetmelerine vesile olmuştur.

    Adalet

    Türkler, yaşamaktan şeref duydukları İslam ahlakının bir gereği olarak, kendi aleyhlerine olsa bile adaleti uygulamaktan vazgeçmemişlerdir. Ayetlerde bildirilen bu ahlak özelliği onların üstün adalet anlayışının da temelini oluşturmaktadır:

    Ey iman edenler kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhinde dahi olsa Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva(tutku)larınıza uymayın... (Nisa Suresi, 135)

    Mohaç Savaşı'nda Türkler'e esir düşen Bartholomeus Georgievic'in 1544 tarihli Türkler'in Gelenek ve Görenekleri isimli eserinde, Türkler'in sefer zamanında dahi adaleti gözettiklerine şöyle dikkat çekilmiştir:

    "Savaş zamanında öyle sıkı bir disiplin vardır ki, hiçbir asker adaletsiz bir şey yapmaya cesaret edemez. Adaletsizlik yapan hiç acımaksızın cezalandırılır. Gözcüler ve düzen sağlayıcılar vardır... Geçip gidilen yolların kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni olmaksızın, bir elma bile koparılamaz." (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara, 1993, s. 164)

    İyilikseverlik

    İyilikseverlik, hayırseverlik gibi faziletler Türk ahlakının ayrılmaz parçalarıdır. Türk'ün insaniyeti, misafirperverliği, hayrat ve hasenatı asırlar boyunca dillere destan olmuştur. Türkler hiçbir karşılık beklemeden yaptıkları yardımlar nedeniyle, dost-düşman tüm dünya milletlerinin saygı ve takdirini kazanmıştır.

    Konuyla ilgili olarak yabancı eserlerde şu övgü dolu ifadelere rastlarız:

    "Hiçbir istisnası olmamak şartıyla bütün Türkler hayır severler; ne din farkına, ne de ihtiyaç sahiplerinin geçmiş fiil ve hareketlerine bakmaksızın bütün muhtaçlara yardım ederler. Çünkü onların nazarında herhangi bir şaki (eşkıya) hayat değiştirip mükemmel bir veli olabilir. İşte bundan dolayı Türk hayrat ve hasenatından hiçbir kimse mahrum edilmez." (Comte de Bonneval, Fransız general; Comte de Bonneval, Anecdotes venitiennes et Turques ou nouveaux memoires du Comte de Bonneval, s. 213.)

    "Türkler'in nazarında hayrat ve hasenat imandandır... Türkler kadar kelimenin tam manasıyla insaniyetperver hiçbir millet bilmiyorum." (A. Ubicini, La Turquie Actuelle, Paris, 1855, s. 354.)

    Zulmetmemek

    Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)

    İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir. (Enam Suresi, 82)

    Bakara Suresi'nin 190. ayetinde Allah savaşta aşırı gitmeyi yasaklamıştır. Esirlere işkence yapmak, masum insanları katletmek, kadınlara tecavüz etmek ve benzeri zalimlikler, bir Müslümanın asla yanaşmadığı ve yanaşmayacağı davranışlardır. Müslüman, imanını zulümle karıştırmaktan sakınır. Bu gerçeklerin farkında olan Müslüman Türk Orduları da girdikleri savaşlarda her zaman zulmetmekten kaçınmış, masum insanlara yumuşak ve saygılı yaklaşmıştır. Savaşta elde ettikleri esirleri aç susuz bırakmamışlar, "Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler" (İnsan Suresi, 8) ayetinde bildirildiği gibi, yemeklerini bile onlarla paylaşmışlardır.

    Türk Ordusu Barışın Simgesidir

    Geçmişten günümüze kadar Türk Ordularının en büyük özelliği, bir bölgedeki zulmü sona erdirmek ya da savunmak amacıyla savaşmaları olmuştur. Türk Ordusu ve insanı barış yanlısıdır. Barışı nasıl sağlayacağını ve koruyacağını çok iyi bilir.

    Güzel ahlak sahibi Türk insanı mehametlidir. Kendisine yapılan iyiliği unutmaz ve daha güzeliyle karşılık verir. Hataları bağışlayıcıdır ve alçakgönüllüdür. Verdiği sözü tutar ve antlaşmalarını harfiyen yerine getirir. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak için çaba harcamaz. Çünkü dini, kültürü, örf ve adeti ona her türlü kötülükten uzak yaşamayı öğretir. Tüm bunlar onun barışçıl bir hayat sürmesine neden olur.

    Örneğin, İslam kelimesi, Arapçada "barış" kelimesiyle aynı anlama gelir. Kuran ayetlerinde insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına çağırılmaktadırlar. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

    "Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara Suresi, 208)

    Din ahlakına önem veren Türk Ordusu tarih boyunca muhatap olduğu tüm olaylarda barış yanlısı bir tutum izlemiştir. Anlaşmazlıkları öncelikle diyalogla çözmeye çalışmıştır. Fethettiği tüm topraklara barış getirmiştir. (Detaylı bilgi için Bkz., Türkün Dünya Nizamı, Harun Yahya)

    Türk Milleti'nin tarih boyunca kurduğu devletlerin sayısının 180'i bulduğu kabul edilir. Hatta pek çok tarihçi, araştırmalar derinleştirildikçe bu sayının daha da artabileceğini belirtmektedir. Bu devletlerden 16 tanesi ise dünya tarihinde etkili rol oynamış, çok güçlü devletlerdir. (Prof. Dr. Ramazan Özey, Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar, Tarih ve Düşünce, Ağustos 2000, s. 28)

    Türk Milleti her biri diğerinden güçlü olan bu 16 devletle ve bu devletlerin yönetiminde gösterdiği üstün kabiliyetle tüm dünya milletlerine tarih boyunca örnek olmuştur. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise hakimiyeti altında yaşayan farklı etnik kökene mensup toplulukları, her birinin dil ve din farklılıklarına saygı göstererek, barış, huzur ve güvenlik içerisinde, asırlar boyunca bir arada yaşatma becerisini göstermesidir. Aynı topraklar üzerinde hakimiyet kuran farklı devletler ise bu başarıyı sağlayamamış, söz konusu topraklarda bu kadar uzun süreli hakimiyetler yaşanmamıştır.

    Avusturyalı Türkolog Anton Cornelers Schaendinger de Türklerin devlet ve ordu anlayışını ve bu anlayışın dünyanın pek çok yöresine getirdiği barış ve huzurun, başka hiçbir hükümdarlık döneminde sağlanamadığını şöyle dile getirmiştir:

    İskender Doğu'ya ve Hint'e kadar yayıldı. Daraz Doğu'dan Batı'ya uzandı. Cengiz Han Avrupa ortalarına kadar at koşturdu. Lakin hiçbirisi Osmanlı Türkleri gibi diğer insanların kültür ve din hürriyetine saygı göstermediler. Osmanlılar harikulade bir nizam ve düzende asırlarca kendilerinden olmayan insanlarla barış içerisinde yaşadılar. Onun içindir ki, Avrupa'da dört asır boyunca kalabildiler. (Süleyman Kocabaş, Tarihte Adil Türk İdaresi, Vatan Yay., İst. 1994, s. 86)

    Türk milletinin yetiştirdiği en büyük asker olan Atatürk de İslam ahlakının bu barışçı özelliğini rehber edinmiştir. Atatürk'ün siyasi doktrini, aynen Kuran-ı Kerim'de emredildiği gibi, gerektiğinde savunma amaçlı olarak savaşmak; ancak asıl olarak barış yanlısı olmaktır. Onun ünlü "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözü, bu konuda tarihe geçmiş bir slogandır. Atatürk, bir konuşmasında da şöyle demiştir:

    "Cumhuriyet'in dış siyasette özenle güttüğü amaç, uluslararası barışı korumak ve güven içinde yaşamaktır. Komşularımızla dostluk ve iyi geçinme yolunda her gün biraz daha ilerlemekteyiz." (Atatürk'ün SD, I, 1935, s. 361 (Fethi Naci, s. 93)

    Atatürk gerek siyasi gerekse askeri kararlarında barıştan yana olmuştu. Kumandanlığını üstlendiği orduları barış için harekete geçirmiştir. Vatanına ve dünyaya barış getirmek için savaşmıştır. Onun mirası olan Türkiye Cumhuriyeti'nin Silahlı Kuvvetleri de Büyük Önder Atatürk'ün yolunda ilerlemektedir. Her zaman barışı arzu etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin web sitesinde bölge barışına yaklaşım şu şekilde aktarılmaktadır:

    Son yirmi beş yılda dünyadaki gelişmeler paralelinde, soğuk savaş döneminde Türkiye'ye yönelik büyük çaplı bir taarruzi tehditte azalma olsa da, diğer taraftan Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanlar'da istikrarsızlık ve belirsizlikler su yüzüne çıkmıştır. Bu doğrultuda gelişen şartların gereği olarak TSK güvenlik için yeni yaklaşımlar geliştirmek durumunda kalmıştır.

    Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke güvenliğinin bölgedeki istikrarın sağlanmasına, muhafazasına ve artırılmasına doğrudan bağlı olduğunun bilincindedir. Bu yaklaşımdan hareketle TSK giderek daha fazla artan oranla askeri eğitim işbirliği, barış için ortaklık programı, çok uluslu barış gücü teşkili faaliyetlerine önem vermeye ve barışı destekleme harekatına daha fazla katkı sağlamaya başlamıştır.

    Türkiye stratejik konumu, önemi ve sorumluluklarının farkında olarak bölgede Atatürk'ün gösterdiği "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesi doğrultusunda birçok uluslar arası oluşuma katılımda bulunmak ve/veya liderlik etmek suretiyle gerginliklerin azaltılmasına ve krizlerin çözülmesine aktif katkıda bulunma kararlılığındadır.

    Sonuç Olarak

    Şanlı Ordumuz dünyada kendine haklı bir nam edinmiştir. Adaletli, hoşgörülü, yardımsever, barışçı ve kuvvetli ordumuz her karışık bölgede bulunması istenen bir güçtür. Tüm özgürlüklerin bekçisidir.

    Büyük devletler kurmuş Türk Milletinin ordusu da kendisi gibi büyük olmuştur. Her bireyinin kalbinde taşıdığı vatan ve millet sevgisi, Allah korkusu ve özgürlük isteği, elindeki savaş teçhizatı kısıtlı olduğu zamanlarda bile, ordumuzun gücünü olduğundan çok daha üst seviyelere taşımıştır. Bugün Türk ordusu, gerek eğitim, gerek donanım, gerekse güç olarak dünyanın en önde gelen ordularındandır. Komutanlarımız, son derece iyi yetişmiş, kültürlü, aydın, yüksek karakterli örnek askerlerdir. Her biri çok iyi bir komutan olmanın yanı sıra, iyi bir stratejist, iyi bir eğitimci, iyi bir siyaset bilimci, kısacası Atatürk örneğinde en güzel biçimde tecelli ettiği üzere, iyi birer devlet adamıdır.

    Türk askeri girdiği savaşta yaralansa bile savaşmaya devam etmiş ve kanının son damlasına kadar vatanını ve milletini savunmuştur. Hatta kendi vatanıyla ilgisi olmayan topraklarda dahi barış ve huzur getirmek için şehit düşmüştür. Türk devletlerinin tarih boyunca her türlü iç ve dış düşmana rağmen ayakta kalabilmesinin en büyük sebeplerinden biri, böylesine yürekli hareket eden bir orduya sahip olmasıdır.

     
  2. fbrdm07

    fbrdm07 HaRBi DeLiKaNLı

    paylaşım çok güzel kardeş emeğine sağlık Allah ordumuzu yurdumuzu milletimizi korusun :)