TEBLİH ETTİN YA RESULULLAH

Peygamber Efendimiz bölümünde yer alan bu konu masgot23 tarafından paylaşıldı.

  1. masgot23

    masgot23 Yasaklandı

    Şahidiz Ya Rasulullah, sen bütün vazifelerini layıkıyla yaptın. Bu fani dünyadan göçmeden önce, emin olmak istiyor, ümmetini şahit tutmak istiyordun. Onları belki de son kez uyardığının farkında olmaları için olacak ki ; Veda Haccında, hıçkırıklara boğularak seni o gün bizzat dinleyen sahabene, defalarca “ tebliğ ettim mi ?, tebliğ ettim mi ? “ diye sormuş, “ tebliğ ettin, Ya Resulullah “ cevabı üzerine de büyük bir rahatlama hissiyatı ile “ Allah'ım! Şahit ol!, Allah'ım! Şahit ol! “ diye, Rabbimizin şahitliğine sunmuştun o günü. Her şeyin evvelini ve ahirini bilen Rabbimiz den ziyade, ümmetindi aslında şahitliğini istediğin. “ Bu gün size anlattıklarımı, burada bulunanlar, bulunmayanlara anlatsın ” demiştin o gün. Anlattılar Ya Resulullah, anlattılar. Hatta neredeyse noktasına virgülüne kadar...



    Bu gün artık, dergilerde, kitaplarda yazıyor.

    Bir çok evin, dükkanın, vakfın duvarını süslüyor,

    Yaldızlı çerçeveler içerisinde, Veda Hutben.

    Bazen göz ucuyla bakıyoruz, ne yazıyor diye.

    Bazen okuyoruz, biz ümmetine son nasihatlerini.



    Bazen o gün, seni bizzat dinleyen sahaben gibi,

    Dalıp gitmişken, İçinde buluveriyoruz kendimizi,

    Boğuluyoruz göz yaşlarına bizde, bir anda,

    Cevap veriyoruz sana, hıçkıra-hıçkıra,

    Tebliğ ettin, tebliğ ettin Ya Resulullah.



    Anlaşılan bu veda... Tamamlandı kutsal vazifen,

    Tarifsiz bir hüzün, bu gün yüreklere çöken,

    Feryad ediyor, inliyor gözü yaşlı sahaben,

    Sanki uzansak tutuverecekmişiz gibi yakınken,

    Bizi bırakıpta nerelere gidiyorsun Ya Resulullah ?



    Yürekleri dağlayan bu acı ile, kabustan uyanır gibi sıçrıyor, bir yandan yanaklarımızdan süzülen yaşları silerken, bir yandan da ahh ! ediyoruz. Anlıyoruz sahabenin feryadının nedenini. Seninle geçen günlerin ardından, ciğerlerini sızlatan hasretin hüznünü yaşamaya başladıklarını hissediyoruz bizde. Çünkü bizde çekiyoruz o hasreti zaman-zaman...



    Ne olurdu sanki o günlerde yaşasak.

    Dünya gözü ile, doyasıya sana baksak,

    Öperek alsak avuçlarımızın içine ellerini,

    Gözlerine içine bakarak Biat etsek,

    Söz versek sana, Akabe'dekiler gibi.



    Erkam'ın evinde buluşsak gizli-gizli,

    Dinlesek ağzından, her gelen vahyi,

    Hakkı batıldan ayırsak, bir-bir,

    Cihad etsek seninle birlikte,

    Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te...



    Aman Ya Rabbi, ne saadet.

    Ne kadar şanşlı imiş sahabe.

    Ulaşılmaz bir zirveye bakar gibi,

    Bakıyoruz on dört asır öncesine.

    Geri mi ileride, ileri mi geride ?



    Yine daldık, asr-ı saadet yıllarına.

    Nasıl da kendisine çekiyor o yıllar.

    Ne de olsa içinde kutlu Nebi var.

    Hürmetine yaratıldı bütün kainat.

    Tamam oldu seninle İlahi Murad.



    Sukünet alıyor yerini pır-pır çarpan yüreğimizin yerinde. Ben buradayım der gibisin. Sensiz yürek, sensiz hayat ölüdür. Sen ölmedin Ya Resulullah. Şehitler ölmezde, Peygamberler ölürmü hiç. Sen ölmedin, Ya resulullah. Bu gün ve hergün, seni, hadislerini, sünnetlerini konuşuyoruz. Senin hayatın üzerine sayısız kitaplar yazıldı. En ince ayrıntısına kadar biliyoruz hayatını. Mesajın tüm dünyaya ulaştı. Artık yalnız evlerde değil, televizyonlarda da senin hadislerin ve sünnetlerin anlatılıyor. Seni andıkça titriyor müminlerin yürekleri, salatü selamlar eşliğinde...



    Esselatü vesselamu aleyke Ya Resulullah...

    Esselatu vesselamu aleyke Ya Habibullah...



    Öyle bir yerin var ki yüreklerde,

    Yarış halindeler sanki sahabenle,

    Terk etmişler genç yaşta haramı,

    Asla bilmiyorlar yalanı dolanı,

    Örnekleri sensin, Ya Resulullah.



    Dün gibi yaşıyorlar bu günü.

    Bacımın süsü, tesettürü

    İlk şehid Sümeyye gibi,

    Görsede baskı, zulüm, eziyet,

    Asla terketmiyor, Ya Resulullah.



    Mus'ab'lar, Halid'ler, Zeyd'ler,

    Rabia'lar, Aişe'ler, Hatice'ler,

    Sanki dirilmişte geri gelmişler.

    Tarih sayfalarından çıkıp gelmiş,

    Evliyalar gibiler, Ya Resulullah.



    Sürçsede ayakları zaman-zaman,

    Yenilmiyorlar şeytana, nefsine,

    Bin bir pişmanlık, tövbe ile,

    Daha bir dik, daha bir sağlam,

    Kalkıyorlar ayağa, Ya Resulullah.



    Bu gün de, “ anam-babam sana feda olsun Ya Resulullah “ diyerek, sana sevgisini ve sadakatini dile getiren sahaben gibi, anadan-babadan-yardan geçmiş, kendini, senin çığrını açtığın kutlu davana adamış ümmetlerin var Ya Resulullah. Zaman değişti, mekan değişti, eşya değişti ve insanlar değişti. Lakin sorular aynı, cevaplar aynı, imtihan aynı. Biz bu imtihanda sorulara cevap verirken, anlıyoruz ki rahmeti yüce Rabbimiz seni bize en güzel örnek olarak göndermiş. Bu yüzden, Rahman ve Rahim olan Rabbimize şükrediyor ve seni örnek almaya çalışıyoruz Ya Resulullah.



    Demek ki bir bildiğin varmış, İlham-ı İlahi ile gelen.

    Sahabene sitayişle bahsederken ahir-zaman ümmetinden.

    Gözlerini uzaklara çevirmiş, “ kardeşlerim “ demiştin.

    Merak içinde sormuştu, imrenerek bu sözüne sahaben.

    Kimdir bu bahsi geçen kardeşlerin, Ya Resulullah ?



    Bizler değilmiyiz seninle birlikte düşmanlarınla savaşan ?

    Bizler değilmiyiz seninle gülen, seninle ağlayan ?

    Bizler değilmiyiz varlığı-yokluğu seninle paylaşan ?

    Merak içinde bırakma ne olur, söyle bize hemen.

    Kardeşlerin biz değilsek eğer, kim olabilir Ya Resulullah ?



    Çevirdin uzaklara bakan gözlerini, tebessüm ile.

    Etrafını halka-halka çevirmiş o kutlu erlere.

    Yıldızlar gibiydiler, güneşin etrafında dönen.

    Sadakat, vefa, haya, elbiseleriydi her birinin.

    Eğer onlar değilse, kim olabilir, Ya Resulullah ?



    Sizler benim dostlarım, ashabım sınız.

    Beraberdik her işte, doğrusunuz.

    Gördünüz beni, dinlediniz ağzımdan.

    Lakin öyle bir nesil ki, bana gösterilen,

    Deyiverdin o gün, Ya Resulullah.



    Pür-dikkat oldu mübarek sahaben.

    Merak içinde sordular hemen.

    Nasıl bir nesil bu bahsedilen ?

    Sen ki hasretle, kardeşlerim dedin,

    Tarif edermisin ? Ya Resulullah.



    Onlar beni görmediler, duymadılar.

    Sizin gibi dokunup, koklamadılar.

    Birlikte hicret ve cihad etmediler.

    Ama ettiler iman, görmüş gibi beni.

    Demiştin sahabene, Ya Resulullah.



    Tarih içinde, her kutlu ve zor günde,

    Allah için olan, her mücadelede,

    Ümmetinin yanında, Çanakkale'de.

    Şehadet içilirken, şerbet gibi hemde.

    Görülmüşsün diyorlar, Ya Resulullah...



    Tarih yaşanıyor, tekrar-tekrar.

    Bir yönü ile muamma, perde-i esrar.

    Açılsa gök kubbe, dökülse yerlere sırlar,

    Kalbi, vicdanı, fikri körler, sağırlar,

    Hurafe diyecekler, Ya Resulullah.



    Hatırlıyoruz, tebliğinde ilk günlerini.

    Mucizelere rağmen, anlaşılmaz reddi.

    Melekleri bile ağlatan, Taif'i.

    O günde, Cebrail'e dediğin gibi,

    Bilmiyorlar, Ya Resulullah.



    Bıraktın ümmetine, iki emanet.

    Biri Kur'an, diğeri sünnet.

    Allah rızası için, O' nun yolunda,

    Mallarımızla, canlarımızla gayret,

    Ediyoruz, edeceğiz Ya Resulullah.