Sonsuz Evren Kavramının Çöküşü ve Yaratılışın Keşfedilmesi

Teknoloji Haberleri bölümünde yer alan bu konu Ilean07 tarafından paylaşıldı.

  1. Ilean07

    Ilean07 RoCkRaLiChE

    Kozmoloji: Sonsuz Evren Kavramının Çöküşü ve Yaratılışın Keşfedilmesi

    Evrenin sonsuzdan beri var olduğu görüşünü öne süren Immanuel Kant (üstte), materyalistlerin şiddetle savundukları bir iddia ortaya atmış oldu.
    20. yüzyıl biliminin ateizme vurduğu ilk büyük darbe, kozmoloji alanında oldu. 'Sonsuzdan beri var olan evren' inancı yıkıldı ve evrenin bir başlangıcı olduğu, bir başka ifadeyle yoktan yaratıldığı bilimsel delillerle ortaya çıktı.

    Söz konusu 'sonsuzdan beri var olan evren' fikri, Batı dünyasına materyalist felsefe ile birlikte girmişti. Eski Yunan'da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor, evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Materyalizm, Ortaçağ'da Kilise'nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Yeni Çağ'da Batılı bilim ve fikir adamlarının yeniden Eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.

    Materyalist evren anlayışını Yeni Çağ'da ilk kez savunan kişi ise (felsefi anlamda materyalist olmamasına rağmen) ünlü Alman düşünür Immanuel Kant oldu. Kant, evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini öne sürdü. 19. yüzyıla gelindiğinde ise, evrenin bir başlangıcı, yani yaratılış anı olmadığı şeklindeki iddia, geniş çapta kabul görür hale gelmişti. Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistlerin şiddetle sahiplendikleri bu iddia, 20. yüzyıla da taşındı.

    Bu fikir, her zaman için ateizmle içiçe oldu. Çünkü evrenin bir başlangıcı olması, onu Allah'ın yarattığı anlamına geliyordu ve buna karşı çıkmanın tek yolu da, hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı halde, 'evren sonsuzdan beri vardır' iddiasını öne sürmekti. Bu iddiayı ısrarla sahiplenenlerden biri, 20. yüzyılın ilk yarısında yazdığı kitaplarla materyalizmin ve Marksizm'in ünlü bir savunucusu haline gelen Georges Politzer idi. Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri adlı kitabında, "sonsuz evren" modelinin geçerliliğine güvenerek yaratılışa şöyle karşı çıkıyordu:

    Üstteki tabloda Karl Marx ve Friedrich Engels, 1847'de Londra'da katıldıkları bir toplantıda sapkın görüşlerini savunurlarken görülmektedir.

    Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde, evrenin Tanrı tarafından belli bir anda yaratılmış olması ve evrenin yoktan varedilmiş olması gerekirdi. Yaratılışı kabul edebilmek için, her şeyden önce, evrenin var olmadığı bir anın varlığını, sonra da, hiçlikten (yokluktan) bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu ise bilimin kabul edemeyeceği bir şeydir.3

    Politzer, yaratılışa karşı sonsuz evren fikrini savunurken, bilimin kendi tarafında olduğunu sanıyordu. Oysa bilim, çok geçmeden, Politzer'in "eğer öyle olsa, bir Yaratıcı olduğunu kabul etmek gerekir" derken belirttiği gerçeği, yani evrenin bir başlangıcı olduğu gerçeğini ispatladı.

    Materyalistlerin "sonsuz evren" iddiası, astronom Edwin Hubble'ın tüm evrenin tek bir noktadan, büyük bir patlama sonucu oluştuğunu ortaya çıkarması ile yerle bir oldu.

    Bu ispat, 20. yüzyıl astronomisinin belki de en önemli kavramı olan Big Bang (Büyük Patlama) teorisinden geldi.

    Big Bang teorisine bir dizi keşif sonunda varıldı.
    Amerikalı astronom Edwin Hubble, 1929 yılında, evrendeki galaksilerin birbirlerinden sürekli olarak uzaklaştıklarını ve dolayısıyla evrenin genişlemekte olduğunu fark etti. Genişleyen bir evrenin içinde zamanda geri gidildiği takdirde, tüm evrenin tek bir noktadan başladığı sonucu ortaya çıkıyordu. Hubble'ın buluşunu yorumlayan astronomlar, bu 'tek nokta'nın sonsuz bir çekim gücü ve sıfır hacme sahip 'metafizik' bir durum olduğu gerçeğiyle karşılaştılar. Madde ve zaman, bu hacimsiz noktanın dışarıya doğru 'patlamasıyla' ortaya çıkmıştı. Bir başka deyişle, evren yoktan yaratılmıştı.

    Bir taraftan da materyalist felsefeye ve bu felsefenin temelindeki 'sonsuz evren' fikrine bağlı kalmaya kararlı olan astronomlar, Big Bang'e karşı direnmeye ve sonsuz evren fikrini ayakta tutmaya çalıştılar. Bu çabanın nedeni, önde gelen materyalist fizikçilerden Arthur Eddington'ın "felsefi olarak doğanın şu anki düzeninin birdenbire başlamış olduğu düşüncesi beni rahatsız etmektedir" sözünden anlaşılıyordu.4 Ancak Big Bang, materyalistleri 'rahatsız etmesine' rağmen, somut bilimsel bulgularla desteklenmeye devam etti. Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki bilim adamı 1960'lı yıllarda yaptıkları gözlemlerle, bu patlamanın radyoaktif kalıntılarını (kozmik fon radyasyonunu) tespit ettiler. Aynı gerçek 1990'larda COBE (Kozmik Fon Tarayıcısı) adlı uydu tarafından doğrulandı.

    Tüm gerçekler karşısında ateistler köşeye sıkışmış durumdadırlar. Atheistic Humanism (Ateistik Hümanizm) kitabının yazarı, Reading Üniversitesi'nden ateist felsefe profesörü Anthony Flew, ilginç bir itirafta bulunur:

    İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.5

    Big Bang'e yönelik bu ateist tepkinin bir örneği, materyalist bilim dergilerinin en ünlülerinden biri olan Nature'ın editörü John Maddox'un 1989 yılında yazdığı bir makalede ifade edilmiştir. Maddox, 'Kahrolsun Big Bang' (Down with the Big Bang) başlığıyla yazdığı makalede "Big Bang'in felsefi olarak kabul edilemez olduğunu" çünkü "Big Bang ile birlikte teologların yaratılış fikrine güçlü bir destek bulduklarını" belirtmiş ve "Big Bang'in önümüzdeki on yılı çıkaramayacağı" kehanetinde bulunmuştur.6 Oysa Maddox'un bu ümit dolu beklentisine rağmen, Big Bang o günden bu yana çok daha güçlenmiş, evrenin yaratılışını ispatlayan daha pek çok bulgu elde edilmiştir.

    Bazı materyalistler ise bu konuda nispeten daha mantıklı davranmaktadırlar. Örneğin İngiliz materyalist fizikçi H. P. Lipson, yaratılışın bilimsel bir gerçek olduğunu 'istemeden de olsa' şöyle kabul eder:

    Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece zor olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.7

    Sonuçta modern astronominin ulaştığı gerçek şudur: Madde ve zaman, her ikisinden de bağımsız olan, sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. İçinde yaşadığımız evreni var eden sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'tır.

    Fizik ve Astronomi: Rastlantısal Evren Düşüncesinin Çöküşü ve "İnsani İlke"nin Keşfi

    20. yüzyıldaki astronomik buluşların çökerttiği ikinci bir ateist dogma ise, 'rastlantısal evren' iddiasıdır. Evrendeki maddelerin, gök cisimlerinin, bunlar arasındaki ilişkileri belirleyen kanunların herhangi bir amaca yönelik olmadan, tesadüfen belirlenmiş oldukları düşüncesi, çok çarpıcı bir biçimde yıkılmıştır.

    Bilim adamları ilk kez 1970'li yıllardan itibaren, evrendeki tüm fiziksel dengelerin insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlandığı gerçeğini fark etmeye başladılar. Araştırmalar derinleştirildikçe, evrendeki fizik, kimya ve biyoloji kanunlarının; yerçekimi, elektromanyetizma gibi temel kuvvetlerin; atomların ve elementlerin yapılarının tümünün insanın yaşamı için tam olmaları gereken şekilde düzenlendikleri birer birer bulundu. Batılı bilim adamları bugün bu olağanüstü tasarıma 'İnsani İlke' (Anthropic Principle) adını vermektedirler. Yani evrendeki her ayrıntı, insan yaşamını gözeten bir amaçla tasarlanmıştır.

    George Greenstein The Symbiotic Universe adlı kitabında evrendeki kusursuz tasarıma örnekler verir.
    İnsani İlkenin en temel bazı örneklerini şöyle özetleyebiliriz:

    Evrenin ilk genişleme hızı (Big Bang'in patlama şiddeti) tam olması gerektiği ölçüde olmuştur. Bilim adamları, eğer ilk patlama hızı milyar kere milyarda bir bile farklı olsa, o durumda maddenin ya tekrar içine çökmüş veya tamamen dağılmış olacağını hesaplamaktadırlar. Bir diğer deyişle, daha evrenin ilk anında, milyar kere milyarda birlik bir isabet vardır.

    Evrendeki mevcut dört fiziksel kuvvet (yerçekimi, zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve elektromanyetik kuvvet), düzenli bir evren ortaya çıkması, elementlerin ve dolayısıyla yaşamın var olabilmesi için tam olmaları gereken değerlerdedirler. Bu kuvvetlerdeki çok küçük oynamalar (örneğin 1039'da 1 veya 1028'de 1 gibi, yani kaba bir hesapla milyar kere milyar kere milyar kere milyarda 1'lik farklar), evrenin sadece bir radyasyondan ibaret olmasına veya hidrojen dışında hiçbir elementin var olmamasına sebep olabilirdi.

    Güneş'in ideal büyüklüğü, Dünya'nın güneşe olan ideal uzaklığı, suyun benzersiz fiziksel ve kimyasal özellikleri, Güneş ışınlarının tam yaşam için gerekli dalga boyunda oluşu, Dünya atmosferinin solunum için en ideal orandaki gazları içermesi, Dünya'nın manyetik alanının, yeryüzü şekillerinin tam insan yaşamına uygun biçimde olması gibi daha pek çok 'hassas ayar' vardır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, İstanbul, 1999)

    Ünlü moleküler biyolog Michael Denton ve kitabı Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe.
    Bu hassas ayar kavramı, bugün astrofiziğin en çarpıcı bulgularından biri durumundadır. Evrendeki hangi fiziksel kural, hangi değişken incelense, bunların insan yaşamına en ideal ortamı sağlayacak çok özel değerlere sahip olduğu görülür. Ünlü astronom Paul Davies, bunun sonucunu The Cosmic Blueprint (Kozmik Plan) adlı kitabının son paragrafında "bir tasarım olduğu düşüncesi, ezici biçimde üstün gelmektedir" diye açıklar.8

    Astrofizikçi W. Press ise Nature dergisindeki bir makalesinde, "evrende, akıllı yaşamın gelişmesini destekleyen büyük bir tasarım bulunmaktadır" demektedir.9

    İşin ilginç yanı, söz konusu bulguları ortaya çıkaran bilim adamlarının çok büyük bölümünün, aslında bu sonuca varmayı pek de istemeyen materyalist bakış açısına sahip olan bilim adamları oluşudur. Bilimsel çalışmalarında Allah'ın varlığına delil aramak gibi bir niyetle hareket etmemişlerdir. Ama hepsi, belki de çoğu bunu hiç istemediği halde, evrenin ancak olağanüstü bir tasarımla açıklanabileceği sonucuna varmışlardır.

    Amerikalı astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında bu gerçeği şöyle itiraf eder:


    Bu, (fizik kanunlarının yaşam için özel olarak tasarlanmış oluşu) nasıl mümkün olabildi?... Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliyoruz; bir doğa üstü Akıl devreye girmiştir. Yoksa acaba bir anda, hiç de o niyeti taşımamamıza rağmen, İlahi bir Varlık'ın var olduğuna dair bilimsel delillerle mi yüzyüze geliyoruz?10

    Bir ateist olan Greenstein 'acaba' diye başlayan sorusuyla, gördüğü apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmaktadır. Ama konuya ön yargısız yaklaşan pek çok bilim adamı, evrenin insan yaşamı için özel olarak yaratıldığını kabul etmektedir.

    Materyalizm ise, artık bilimin sınırları dışına itilmiş batıl bir inanç olarak yaşamaktadır. Amerikalı genetikçi Robert Griffiths, bu gerçeği, "kendisiyle tartışmak için bir ateist aradığımda, (üniversitedeki) felsefe bölümüne gidiyorum. Ama fizik bölümünden pek öyle kimse çıkmıyor artık" sözleriyle ifade etmektedir.

    Ünlü moleküler biyolog Michael Denton ise, fizik, kimya ve biyoloji kanunlarının insan yaşamı için şaşırtıcı derecede "en ideal" ölçülerde olduğunu incelediği Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor) adlı 1998 basımı kitabında şu yorumu yapmaktadır:

    20. yüzyıl astronomisinde ortaya çıkan yeni tablo, geçmiş dört yüzyılda bilim çevrelerinde giderek yükselmiş olan varsayıma çok güçlü bir meydan okuma oluşturmaktadır. Bilim çevrelerinin sahiplendikleri bu iddia, yaşamın kozmik tablo içinde tamamen rastlantısal ve önemsiz olduğu varsayımıdır....

    Kısacası, ateizmin belki de en temel dayanağı olan 'rastlantısal evren' kavramı bugün çökmüş durumdadır. Bilim adamları açıkça 'materyalizmin çöküşü'nden söz etmektedirler.12

    Allah'ın Kuran'da, "Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır…" ayetiyle yanlışlığını açıkladığı zan, 1970'lerde bilim tarafından da çürütülmüştür