Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat'ın nesir (düz yazı) özellikleri nelerdir?

Edebiyat ve Kitap bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Serveti Fünun ve Milli Edebiyatın Özelliklerini Karşılaştırma, Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat Nesir Özellikleri

    SERVET-İ FUNUN EDEBİYATINDA NESİR
    Servet-i Fünun sanatçıları, iyi bir öğrenim görmüş ve yabancı dil öğrenmişler; böyle Batı edebiyatını yakından tanımışlardır. Arapça ve Farsçadan aldıkları sözler yenidir ve yepyeni bir anlamda kullanılmıştır. Kullandıkları kelime ve tamlamalar, Batı edebiyatından almış oldukları sözleri karşılar niteliktedir. Aydın kesim için yazmak düşüncesi, dilde sadelikten uzaklaşmalarına neden olmuştur. Süslü ve sanatlı nesir örnekleri vermişlerdir. Sanat için sanat anlayışı, sanatlı bir nesir ortaya çıkarmıştır. İnançsızlıkları ve tarihi bir derinliğe sahip olmayışları yüzünden, karamsardırlar. Bu durumları eserlerini do yansımıştır. Derinleştikleri en önemli konu, estetik ve sanattır. Sanatın yolunu açmışlar, sanatta belirli bir olgunluğa erişmişlerdir. Gerçek tenkîd, Servet-i Fünun nesriyle edebiyatımıza girmiştir. Toplumsal konulardan uzak kalan sanatçılar, nesirde uzun Cümlelerin yanında, Batı edebiyatının etkisiyle bağlaçlardan arınmaya ve kısa cümleler oluşturmaya özen göstermişlerdir. Fransız edebiyatının etkisinde kalan yazarların cümlelerinde, Fransız cümle yapısının hakimiyeti görünmektedir. Söz diziminde yenilikleri dikkat çeker. Fiilimsilerle birleşik cümleler kurulmuş; bağlı ve sıra cümlecikleri sık sık kullanılmıştır. Sanatlı üslûpları, nesirle şiir yazmak yolunu açmış, mensur şiir yolunda l'.ı...ııılı örnekler vermişlerdir (Halit Ziya, Cenap Sahabettin, Mehmet Rauf...) Yenileşme sürecinde eski edebiyat ve kültürle olan ilişkilerini kesmiş olmaları, alafranga sayılmalarına sebeb olur.

    SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA ŞİİR
    Servet-i Fünuncular şiirin konusunu iyice genişletmişler; aşk, doğa, karamsarlık, düş kırıklıkları, gerçeklerden kaçış, doğaya yönelme... gibi temaları işlemişlerdir. Sadece Tevfik Fikret, sosyal konulu bir iki şiir yazmıştır.
    Şiirde "sanat için sanat" anlayışının gereği olarak "estetik olgunlaşma" ya önem verilmiştir.
    Hemen hemen tüm Servet-i Fünun şiirinde aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü küçümsenmiştir. Sadece Tevfik Fikret şiirde hece ölçüsünü de denemiştir.
    Aruz ölçüsü Türkçeye başarıyla uygulanmış, bu ölçüye canlılık getirilmiştir.
    Klasik beyit anlayışı yıkılmış, şiirde anlam dizeden dizeye taşınmıştır. Bir başka deyişle şiir (nazım), düzyazıya (nesre) yaklaştırılmış; cümlenin bir dize ya da beyitte tamamlanması geleneği yıkılmıştır. Bunu, Tevfik Fikret'in "Balıkçılar" adlı şiirinden alınmış şu parçada görmek mümkündür:

    Şafak sökerken o yalnız, eski bir tekneciğin
    Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
    İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak
    Şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
    Siyah kaburgasını... Âh açlık âh ümidi"

    Bu dizeleri yan yana getirip okuduğumuzda ortaya bir düzyazı (nesir) çıktığını görebiliriz

    Divan şiiri nazım biçimleri tamamen bırakılmış, müstezat serbestleştirilmiştir. Batı şiirinden alınan sone ve terza-rima gibi biçimler ilk kez kullanılmıştır.

    Şiirde bütün güzelliğine (kompozisyona) önem verilmiştir.

    Divan ve Tanzimat şiirindeki "göz için kafiye" anlayışı yıkılmış; "kulak için kafiye" görüşü benimsenmiştir.

    Dil, çok ağır ve sanatlıdır. Şiirlerde Arapça ve Farsçadan alınma birçok sözcük ve tamlama kullanılmış; çok kimsenin anlamadığı bir dille şiirler yazılmıştır. Servet-i Fünuncuların en büyük yanlışları dil konusunda olmuştur, denilebilir.

    "Nahcir" (av), "tiraje" (gökkuşağı), "saat-ı se-men-fâm" (yasemin renkli saatler), "Lerziş-i bârid" (soğuk titreme)... Servet-i Fünun şiirinde ilk kez kullanılan sözcük ve tamlamalara örnektir.

    Edebiyatımızda "mensur şiir" örnekleri ilk kez bu dönemde verilmiştir (Halit Ziya).

    Servet-i Fünun şiirinde Parnasizm ve Sembolizm akımları etkili olmuştur. Sanatçıların
    eserlerinde yer yer Romantizmin etkileri de görülmektedir.

    SERVET-İ FUNUN EDEBİYATINDA ÖYKÜ VE ROMAN
    Roman ve öyküde çağdaş Fransız edebiyatı örnek alınmış, Realizm ve Naturalizm akımlarından etkilenilmiştir.

    Romanlarda İstanbul'un aydın çevreleri ile saray ve konak yaşamı konu edinilmiştir. Bireysel acılar, düş kırıklıkları, aşklar... üzerinde durulmuştur.

    Servet-i Fünun romancıları, içinde yaşadıkları çevreyi anlatmışlardır. Romanların çoğunda Türk toplumunun ne ölçüde bu Batılılaşmakta olduğunun örnekleri verilmiş, Batılı yaşam tarzının Türk toplumundaki yansımaları gösterilmiştir. Sanatçılar, yerli karakterlerin psikolojilerini tahlil etmişler; toplumsal yaşamla değil, "ev içi" ile ilgilenmişlerdir.
    Öykülerde sıradan kişilere ve halkın yaşantısına daha çok yer verilmiş; öyküler romanlardan daha sade bir dille yazılmıştır.

    Gerçekçi akımların gereği olarak sanatçılar eserlerinde kişiliklerini gizlemişlerdir.
    Tanzimat romanında görülen gereksiz betimlemeler bırakılmış, betimleme roman kahramanlarının psikolojilerini ortaya koymak için yapılmıştır.

    Teknik yönü çok sağlam romanlar yazılmış; modern Türk romanının temelleri atılmış ve ilk örnekleri (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu) verilmiştir.

    Servet-i Fünun öykü ve romanları, teknik bakımdan üstünlüklerine rağmen dil ve üslupta hatalı bulunmuştur. Tanzimat'la başlayan dili sadeleştirme çabalarına zarar veren bu "Sanatkârâne üslup" eserleri anlaşılmaz kılar. Kimi yazarlar, eserlerinin 1920'den sonraki baskılarında sadeleştirmeler yapar.

    Fransız dilinin cümle yapısı Türkçeye aktarılmış; eserlerde devrik ve eksiltili cümlelere yer verilmiştir. Dil ve üslupta aydınlara hitap eden bir anlayış benimsenmiştir.

    SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA TİYATRO
    Tiyatro, doğrudan toplum yaşamını dile getiren ve topluma seslenen bir türdür. Servet-i Fünuncular kendi düşüncelerini yansıtan oyunların bu dönemde oynanmasına izin verilmeyeceğini bildikleri için tiyatro eseri yazmamışlardır.

    Bu dönemde tiyatro sahnelerinde tuluat kumpanyaları temsiller vermiş, bu temsiller 1908'e kadar sürmüştür.

    Servet-i Fünuncular 1908'den sonra bazı tiyatro eserleri ortaya koymuşlardır. Ancak Servet-i Fünuncuların bu piyesleri diğer türlere göre oldukça zayıftır. Bu denemelerde konuşma diline yaklaşmak için çaba gösterilmiş; eserlerde evlenme, boşanma ve kadınların medeni hakları gibi konular işlenmiştir.

    Hüseyin Suat Servet-i Fünuncular içinde tiyatroyla en çok ilgilenen sanatçıdır. Başarılı bir tiyatro dili olan sanatçının "Şehbal Yahut İstibdadın Son Perdesi" (1908), "Deva-yı Aşk" (1910) gibi eserleri vardır.

    Tiyatro alanında bir iki eser veren Halit Ziya, bu türde başarılı değildir. Kâbus (1918) adlı dramı ve Fransızcadan adapte ettiği iki tiyatro (Füruzan, Fare) teknik olarak zayıftır.

    Mehmet Rauf, roman dışında tiyatro eserleri de yazmıştır: Pençe (1909), Cidal (1911), Diken (1917) eserlerinden bazılarıdır.

    Cenap Sahabettin de bir iki eseriyle bu türe katkıda bulunur: Yalan (1911), Körebe (1917).

    SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ
    Servet-i Fünun döneminde eleştiri, daha çok başkalarına cevap verme ya da Servet-i Fünun'un görüşlerini savunma biçiminde gelişir.

    Şair ve yazarlar nazımda kullanılan sözcüklerin yapaylığı, anlam karışıklığı yönünden ağır eleştiriler alırlar, yine sanatçıların bir kısmı Batı hayranlığını körüklemekle suçlanırlar. Kişileri Türk olmayan iki öykü yazdığı için Halit ziya, milli olmamakla suçlanmıştır. Servet-i Fünun yazarları bu eleştirilere cevap verirken soğukkanlılıklarını yitirmezler.

    Halit Ziya, Hüseyin Cahit, Ahmet Şuayp, Mehmet Rauf... gibi yazarlar Batılı yazarların sanat ve edebiyatla ilgili görüşlerini açıklamaya çalışır; Batılı sanatçıları tanıtırlar.

    Servet-i Fünun'da edebiyat eleştirisiyle ilgilenen tek sanatçı, Ahmet Şuayp (1876 -1910)'tır. Ahmet Şuayp, bir edebiyat eserinin psikoloji ve sosyolojinin verilerine dayanılarak eleştirilmesi gerektiğini söyler, Fransız eleştirmeni Hlppolyte Taine'den etkilenir ve yazılarını Servet-i Fünun dergisinde "Hayat ve Kitaplar" başlığı altında yayımlar. O, eleştirilerinde nesnel olmaya çalışır; eserlerin kusurlu ve güzel yönlerini bir arada gösterir.

    Milli Edebiyat

    Milli Edebiyat yirminci yüzyıl Türk Edebiyatı'nın 1908'le 1923 yılları arasında gelişen;İkinci meşrutiyet'in milliyetçilik hareketleri ile başlayan edebiyatımız milliedebiyat adını alır Bu edebiyat akımı,Cumhuriyet dönemine kadar sürer.Mehmet Emin Yurdakul,Mehmet Akif Ersoy,Yahya Kemal Beyatlı,Faruk Nafiz Çamlıbel vb şairler şiir alanında; Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar,Yakup Kadrri Karaosmanoğlu,Reşat Nuri Güntekin,Nurullah Ataç,Falih Rıfkı Atay,Memduh Şevket Esendal vb yazarlar nesir alanında,milli edebiyatımızın en önemli kişileridir.Milli edebiyatımızın en büyük fikir adamı Ziya Gökalp ile Fuat Köprülü'dür
    Milli Edebiyat Akımı,Birinci Dünya Savaşı yıllarında güçlenip yayılarak hemen her türde birçok eser yazılmasına yol açmış;aydınlar ve sanatçılarda izleyecekleri yol için şu ilkeleri kabul etmişlerdir

    1-Dil Sade Olmalıdır
    2-Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gereklidir.
    3-Şiirde yalnız"hece"ölçüsü kullanılmalıdır.

    Bu konuda,Genç Kalemler dergisinin görevi büyük olmuştur.
    Milliyetçilik,ulusçuluk toplumsal yaşamın en önemli olgularından sayılır Toplumsal yaşamda bireyin gelişmesi,toplumun gelişmesiyle,toplumun gelişmesi bireylerin gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlaşıktır.1911'den sonra,milliyetçilik düşüncesi Türk aydınları arasında yayılmaya başlar.Çok geçmeden Genç Kalemler,Türk Yurdu,Yeni Mecmua ve diğer yayımlarla bu düşüncenin sonucu olan Türkçülük,dil ve edebiyatta birakım haline gelir.

    Genç Kalemler
    Selanikte 11 Nisan 1911 de Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin'in "Yeni Lisan"başlıklı bir makalesiyle başlıyan bu eylem,İstanbul1da ve Türk Milli Edebiyatı'nda hızlı bir gelişmeye neden oldu.Yeni Lisan'cılarda amaç yazı dilinde Türkçe kuralları üstün kılmaktı.Bu çığırın ilk kesin adımını atan Ömer Seyfettin'dir.

    Ziya Gökalp,toplumcu görüşlerine,dil anlayışına uygun bulduğu için ancak Genç Kalemler döneminde onlara katılır.Genç Kalemler dergisin yazı kurulu dergide dilcilik konusunda çıkan yazıların özetini"Yeni Lisa"ve"Bir İstimzaç" adıyla yayınlar.Bu küçük kitabı bir mektupla birlikte tanınmış yazarlara göndererek,yazarlardan şu soruları yanıtlamalarını ister:

    1-Dil yenileştirmek isteyenlerin dilin doğal gidişini hızlandırmaya yetkileri var mıdır?
    2-Bir dil başka dillerden sözcük olabilir;kural da olabilir mi?
    3-Üç dilin kurallarında meydana gelme bir dil olabilir mi?Başka deyişle Türkçe'ye Osmanlıca denilebilir mi? Denilmezse dilimizi bu sayrılıktan kurtarmak bizim için bir ödev olmayacak mıdır?
    4-Türçeyi özleştirmek için şimdiye kadar tasfiyecilerin yaptıkları gibi dilimizde kullanılan Arapça,Acemce sözcükleri atarak Çağatayca'dan,Türkmence'den sözcük almak doğal gelişmeye uyar mı?
    5-Dilin arınmasında ve yenileşmesinde Arapça ve Acemce tamlamalar çoğullar ve eklerin kullanılmamasını temel olarak dilin doğal evrimi için en uygun yol değil midir?
    6-Kalıplaşmış tamlamaları olduları gibi bırakmak menekşe kavga kalabalık gibi türkçeleşmiş Arapça ve Acemce sözcükleri söylendikleri gibi yazmak ve onları benimsemek doğru değil midir?

    Bu soruları Hamdullah Suphi Raif Necdet İzzet Ulvi,sehabettin Süleyman gibi yazarlar yanıtlamışlardır

    Genç Kalemler Dergisi Genç Kalemler Dergisi Selanik'te 1911 yılında Ömer Seyfettin,Ali Canip Yöntem,Akil Koyuncu,Rasim Haşmet,Ziya Gökalp'le Fecr-i Ati'vileerden bazılarının katılmasıyla yayın alanına girer.Milli Edebiyat deyimini ilk ortaya atan Genç Kalemcilerdir.Ömer Seyfettin,Ziya Gökalp,Ali Canip Yöntem dilimizin sadeleşmesi için bu dergide şu düşünceleri ileri sürdüler:

    1-Bir dil,bir dilden sözcük olabilir ama,kural olamaz konuşma diliyle yazı dili ikiliğinin önüne geçmek gerekir.
    2-Arap herfleri Türkçe'yi yazmaya elverişli değildir.Ddelerimiz Arapça uygarlığı karşısında kendilerini küçük görerek aşağılık duygusuna kapılmışlar.Arabın dilini ve kurallarını almakta bir sakınca bulmamışlardır.
    3-Arapça,Farsça tamlama ve çoğul kuralları hiç kullanılmamalı.Şayet,amma,lakin konuşma diline geçmiş Arapça,Farsça kelimeler kullanılabilir.
    4-Konuşma dili,bütün türkler tarafından anlaşılan İstanbul Türkçesi olmalıdır.
    5-Güneş varken şems,ay varken kamer denmemeli arapça Farsça kelimeler halkın söylediği gibi yazılmalı;Kalabalık,harca,menekşe,kavga gibi...
    6-Yazı diline yalnız milli dil bilgisi hakim olmalı

    Dergahcılar
    Dergahçılar 15 Nisan 1921-1923 tarihleri arasında İstanbul'da yayınlanan,42 sayı çıkabilen yazıyla onbeş günlük,derginin çevresinde toplananlardır.Sorumlu yönetici Musatafa Nihat Özön'dür.Dergah'ı çoğu Yahya Kemal'in öğrencisi olan üniversite gençleri çıkarmışlardır.

    Dergahçılar Yahya Kemal Beyatlı'nın manevi yönetimi altındadırlar.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın söylediği gibi:"Dergah aralarında büyük birlikleri olan yazarların dergisi değildi".En fazla beraber yaşayan üç büyük rüknü arasında bile Milli Mücadele'nin ve balkan Savaşı'nın da ardı arkası kesilmeyen felaketler getirdiği siyasi görüş yakınlıklarından zevk üstünlüğünden bir evvelkine karşı tabii aksülamelden,nihayet dil meselesindeki anlaşmadan başka bir bağ yok gibiydi.Yahya Kemal,Haşim ve Yakup o zaman çok dosttu.Bununla beraber üçünün de düşünceleri birbirinden çok ayrı alemlerde gelişmiştir."

    Milli Edebiyat Görüşü
    Ali Canip Yöntem'le,Ömer Seyfettin'in 1911'de Selanik'te yayımlamaya başladıkları"Genç Kalemler" dergisiyle gelişen"Milli Edebiyat" akımı genellikle şu görüşler çevresinde toplanır.Türkçe bağımsızlığını kazanmak,yabancı sözcüklerle kurallar dilimizden atılırken,sadeliğe,yalınlığa gidilmelidir.Yerli,ulusal değerlerimiz işlenmeli,ne Doğu'nun ne de Batı'nın öyküncülüğüne düşülmelidir.

    Ulusal ölçümüz hece kullanılmalı,toplumca sanata gidilmeli,"Sanat toplum için"olmalıdır.
    Milli Edebiyat genellikle 1908-1940 yılları arasında edebiyatımızın yaşadığı görüşleri,duyuşları,sanatları kapsarken,memleket gerçeklerini dile getirme yolunu benimser.Türkçülük akımının öncüsü Ziya Gökalp,milli edebiyatın da yaratıcısı sayılır.

    Üç Ana Kaynak
    Milli Edebiyat 1908-1923 tarihleri arasında yoğunlaşmasına karşı,1940'lara ve daha sonraki yıllara kadar,toplumsal değişimlere uyarak gelişirken,ulusal kaynaklarımıza daha etkin bir yönelme gösterir.Yirminci Yüzyıl Türk Edebiyatı'nın başlarında gelişen Fecr-i Ati edebiyatı'ndan sonra,ulusal kaynaklar dönme düşüncesi doğdu.

    Yüzyıllar boyunca çeşitli fikirlerle şekillerin,kültür emperyalizminin altında gerçek varlığının gösteremeyen Türk Edebiyatı yavaş yavaş tüm olanaklarıyla etkisini duyurmaya başlar.Cumhuriyet Edebiyatımızın doğumunu hazırlar.Tür Milli Edebiyatı;1911-1923 tarihleri arasında gelişen etkileriyle tepkileri bugüne kadar uzanan köklü bir akımdır.Bu akımın üç ana kasynağı,Milli Edebiyatımızın oluşmasını sağlar.

    1-Osmanlıcılık
    2-İslamcılık
    3-Türkçülük

    Osmancılık
    Osmanlıcılık,Osman Gazi'nin 13.yüzyılda kurduğu,Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan Türk İmparatorluğu'na ve bunun uyruklarına verilen Osmanlı sözcüğünden gelir.Osmanlılık ilkesini kabul edenlerin yolu anlamında kullanılmıştır.Osmanlı İmparatorluğu ,otuzsekiz ulustan kurulu uyruklar topluluğudur.
    Osmanlı İmparatorluğunun kullandığı Osmanlıca;Arap ve Fars kültürlerinin etkisi altında yapısına bu dillerden aşırı derecede sözcük,hatta dilbilgisi özellikleri giren,o dönemin şair ve yazrlarının çoğunca kullanılan Türkçe'ye Tanzimat'tan verilen isimdir.

    İslamcılık
    İslam,selamdan gelir;tanrı'ya teslimiyet;Hz.Muhammed'çe kurulmuş ve yayılmış din,Muhammed peygamberin ümmetinden olan kimse,Müslüman,Müslümanlık,İslam anlamında kullanılır.İslamcılık buradan gelir.Pan İslamizm de denilir.Osmanlı İmparatorluğu'nda Osamnlıcılık'tan sonra en güçlü akımdır.

    Osmanlığı İmparatoru bütün müslümanların dinsel başkanıydı.Bu nedenle politika ve dinsel gücü kendinde birleştiriyordu.Düşünce adamları,sanatçılar,hep bu yünde düşünmek ve eser vermek zorundaydılar.Mehmet Akif,özlediği yeni düzeni belli bir ulus için değil,yine imparatorluğun bir başka türlü ifadesi olan"İslam Ümmeti"içinde düşünüyordu.Milliyetçi düşüncelerin babası sayılan Zİya Gökalp bile,ideolojisini hem ümmet kavramı hemde ırk gibi vatan sınırlarını aşan verilere bağlamakla yine imparatorluk düzeni içinde düşünmüş oluyordu.İslamcılara göre milliyetçik'le,Türkçülük akımlarını savunmakla,İmparatorluğun birliği sağlanamazdı.

    Türkçülük
    Türkçü Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarda Osmanlıcılık,İslamcılık akımları karşısında Türklük duygusunu savunanlara denirken;Türkçülük,Türkçülerin ilkelerine dayanan akım,"Pantürkizm"anlamlarında kullanılmıştır.20 yüzyıl edebiyatımızı hemen bütünüyle etkileyen Türkçülük akımı,ulusal edebiyatımızın doğup gelişmesini sağlar.Fransız devriminin yarattığı ulusçuluk düşüncesi,Osmanlı İmparatorluğu'ndaki,yabancı toplumları ayaklandırırken,türk aydınlarınıda uyandırır.

    Genç Kalemler,Yeni Mecmua,Türk Yurdu dergilerindeki yayınlarla Türkçülük akımı türk dili ve edebiyatında geniş yankılar bırakır.Ziya Gökalp'e göre
    Türkçülük Türk Milletini yükseltmek demektir.O halde,Türçülüğün mahiyetini anlamak için,millet adı verilen zümrenin mahiyetini tayn etmek lazımdır