Servet-i Fünun Dönemi

Edebiyat & Türkçe bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    Servetifünun dönemi Türk edebiyatı, Servetifünun dönemi Türk edebiyatı ya da Edebiyatı Cedide (1876-1909): Tanzimat dönemi edebiyatı, divan edebiyatına tepki olarak doğmuş, ama dîvan geleneğinden de bütünüyle kopamamıştı. Batı edebiyatından gelişigüzel ve sıradan seçimler yapıldığı için, edebiyat etkinlikleri istenilen düzeye vardırılamamıştı. Servetifünuncuların bir topluluk haline gelmelerinde Recaizade Mahmut Ekrem'in büyük payı oldu. R. M. Ekrem, Servet-i Fünun dergisinin sahibi Ahmet İhsan'ı, derginin bir edebiyat ve kültür dergisi haline gelmesi gerektiğine inandırdı ve gene onun önerisiyle yazıişleri müdürlüğüne Tevfik Fikret getirildi. Yenilik yanlısı gem, yazarların da katılmasıyla, servetifünuncular bir topluluk olarak örgütlendiler.

    Servetifünun şiirinde Fransız edebiyatının parnasseçılık ve simgecilik akımlarının etkileri görülür. Parnasseçıların "sanat sanat içindir" ilkesini benimseyen serveti-fünuncular, seçkinlere özgü ("havassa mahsus") bir edebiyat oluşturdular. Her şeyin şiiri konu alabileceğini ileri sürdüler; Fransız şiirinden biçim (sone, terza rima gibi nazım biçimleri) ve içerik (yeni kavramlar, Fransız şiirine özgü duyuş biçimleri) bakımından etkilendiler; siyasal baskının etkisiyle de, özellikle ilk yıllarda, toplumdan kopuk bir sanat anlayışı getirdiler; yeni kavram ve hayalleri arılatırken, Türkçe'de bulunmayan Arapça, Farsça sözcükleri kullanmakla yapay bir dil oluşturdular. Ayrıca, "serbesl müstezaf'la ve kendi buluşları olan nazım biçimleriyle yazdılar; "sevgi, doğa, aile yaşamı" gibi konular üstünde çeşitlemeler yaptılar. Servetifünun sairlerinin başlıcaları Tevfik Fikret ve Onap Şahabettin'dir.

    Servetifünun döneminde Türk romanı gerçek kimliğini buldu. Özellikle Fransız romancılarını yakından izleyen Servetifünun romancıları, teknik bakımdan oldukta başarılı, gerçekçilik akımına bağlı vapıtlar ortaya koydular; o günün toplumsal sorunlarını derinlemesine irdelemeseler bile, doğru bir biçimde yansıtmalarıyla, tipleri ruhsal yapıları ve toplumsal çevreleriyle vermeleriyle başarılı oldular. Dönemin romanlarında görülen bir başka özellik de, romancıların "sanatkârane üslub"un peşinde koşmalarıdır.