Röportaj nedir

Genel Kültür bölümünde yer alan bu konu deep tarafından paylaşıldı.

  1. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    Röportaj nedir
    Röportaj: bir gazete yazarının çeşitli kimseler, yerler ve olaylarla ilgili inceleme ve araştırmalarına kendi görüşlerini de ekleyerek oluşturduğu yazı türü.

    Polisiye edebiyatın Türkiye’deki önemli isimlerinden Ahmet Ümit, ülkemizdeki suç olgusunun tahlilini yaparken kültürel yapının toplumla birey arasındaki ilişkiye etkisinden yararlanıyor. Ümit’e göre ülkemizde bireysel suç yerine, organize suç türünün gelişmiş olmasının en önemli nedeni kültürel verilerden beslenen topluluk olgusu.

    İnsan üretimi olan suç, aynı zamanda insan için en karanlık olgulardan biri. Toplumsal ya da siyasal hukuk, suçun ortaya çıktığı dönemde cezai karşılıkları belirlemekte zorlanmamış. Ancak suçun failini tespit etmek ve kökenlerini anlamak ‘ceza’ belirlemekten daha zor. Batı’da bireysel suçların yaygılaşması üzerine doğan kriminoloji bilimi; suçun ve nedenlerinin çeşitliliğinden ötürü psikoloji ve sosyolojiden adli tıp ve kimyaya kadar pekçok bilimden yararlanıyor. Kriminoloji, planlı bireysel suçların Türkiye’de de ortaya çıkması üzerine polisin, hukukun ve polisiye edebiyatın daha çok ilgilendiği bir bilim haline geldi.

    Polisiye romancılığın Türkiye’deki önde gelen isimlerinden Ahmet Ümit, ülkemizdeki suç olgusunun tahlilini yaparken edebiyatla gerçek yaşam arasında karşılıklı alışverişten yararlanıyor ve özet ifadesini şu cümlede bulan bir tez geliştiriyor: “Kültürel kodlardan beslenen beraberlik anlayışı ve topluluk olgusu Türk tipi suçta organize bir yapı ortaya çıkardı.”

    • Türkiye’de suç olgusunu tahlil edebilmek için bireysel suçlardan çok organize suçlara bakmak gerekiyor belki de. Ülkemizde neden Batı’dan farklı olarak bireysel suç eylemlerinden çok, bir otoritenin etrafında örgütlenen organize suçlar yaygın sizce?
    Suçun kültürle doğrudan bağlantısı vardır. Ülkemiz insanının, aile bağlarının güçlü olmasından gelen bir beraberlik ve ortak hareket etme refleksi var. Bu suçta da bireysel değil, organize yapıların ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra Türkiye’de geçen yüzyıldan bu yana feodalizmin kırıldığı ve bir sanayileşme döneminin yaşandığını görüyoruz. Ancak ekonomik değişim kültüre çok sonraları yansıyor. Yani biz şu anda bir önceki kültürü kullanıyoruz. Şimdi ekonomik yapıyla kültür ve giderek suç arasında böyle bir ilişki var. Hukuka bakın. Cumhuriyet’ten beri Medeni Hukuk var ama aslında toplum bir başka hukuku uyguluyor. Mesela kan davası olgusu. Yani halk hala haklarını devlete teslim etmedi. Toplum içinde görünmeyen yazılı olmayan yasalar vardır. Türkiye’de bu yasalar mevcut ama son dönemde etkileri biraz azaldı. Toplumdaki kültürel evrimin yanı sıra suç türlerinin farklılaşmasının da etkisi var bunda. Para, konum ve kariyerin öne çıkması ile suçta da yenileşme başladı. Ama cinayet olgusunu ele alalım; bütün değişimlere rağmen Türkiye’de yalnızca katilin psikolojik profiliyle açıklanacak bireysel, planlı suçların varlığından söz etmek zor.

    • Türkiye’de gelişkin bir suç türü olarak karşımıza ‘siyasi suç’ çıkıyor. Nedenleri ve sonuçları itibariyle siyasetle teması olan suçlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Evet, Türkiye’de siyasal suçları ele almak lazım ki bunun da ortaya çıkış nedeni NATO ve ABD’nin stratejilerine uyacak şekilde Türkiye’nin Batı tarafından anti-komünizmin kırılma alanı olarak kullanılmasıdır. Politik suç dediğimiz şey yukarılarda dönüyor. Bu devletin doğrudan yönetimiyle ilgili birşey. Aslında bu işin babası bence İngiltere’dir ve görünen demokrasisinin ardında gizli bir suç tarihi vardır İngiltere’nin. Küresel sömürgecilikte kendini göstermiştir bu. Türkiye’de ise devlet kendi konumunu, ulus devleti korumak adına benzer bir tepki geliştirmiştir. Ama bizim farkımız bu tür gelişmeleri biraz geriden takip ediyor olmamız.

    • Batı’da suç olgusu ve polisiye edebiyat ile ekonomik ve sosyal gelişim arasında açık bir bağ sözkonusu. Bizde ise polisiye, klasik modern sürecini yaşamadan modernizm sonrası bir kalıba dahil oldu. Bu durum gerçek suçla polisiye edebiyat arasındaki bağı zayıflatmıyor mu?
    Edebiyat gerçek yaşamdan esinlenir. Ama bazen de edebiyat gerçek yaşamda olacakları söyler. Edebiyatçının bu anlamda bir öngörüsü vardır. Polisiye romanı yaratan şey söylediğiniz gibi Batı’daki ekonomik ve toplumsal değişimlerdir. Bu noktada edebiyat gerçek yaşamdan esinlenmiştir. O dönemde Batı’da büyük bir işsizlik vardı ve cinayet haberleri basına yansıdığında insanlar bunu büyük bir ilgiyle izlemişti. Bunun nedeninin psikolojik olduğu söyleniyor. Polisiye okumak riske girmeden tehlikeyi yaşamaktır bir anlamda. İkinci veriyi ele alalım. Polisiye edebiyat da yaşamda olacakları söylemiştir ve bu anlamda faydalıdır. Agatha Christie’nin sanırım bir kitabından yola çıkarak İngiltere’de biri bir suç işliyor, bulunamıyor. Scotland Yard dedektiflerinden biri bir seyahati sırasında bu kitabı okuyor ve emekliliğin ardından olayı çözüyor. Polisiye romanların katilleri özendirdiğine inanmıyorum. Seri katillerin ortaya çıkış nedeni başkadır. Aydınlanma dönemi dediğimiz Modernizm insana iyi, akıllı olduğunu fazlasıyla dikte etti. ‘Herşey insan için’ dedi. Bu düşünce artık çökmüştür. İnsan yalnızca iyi değil, aynı zamanda kötüdür. İnsan evet yaratıcıdır ama aynı zamanda yıkıcıdır da… Polisiye işte bu gerçeğe de kılavuzluk ediyor.

    • Bir polisiye yazarı olarak nasıl bir suç teorisi ortaya koyarsınız? Bireyin varlığı ile toplumun varlığı arasındaki gerilim suçu nasıl etkiliyor?
    Suç bence dinamik bir şeydir. Bu dinamiği belirleyen iki unsur var: Biri toplumun koyduğu kurallar, diğeri de kişinin var olma durumu. Toplum kendi statükosunu sürdürmek açısından hep yasa koyar, yasayı korur. Bu statik bir duruşu simgeliyor. Birey ise dinamiktir, statik değil. Bireyin dinamik unsurları ile toplumun statik unsurlarının çatışmaya başladığı noktada suç ortaya çıkar. Bugün Modernizm’in kendini korumaya yönelik refleksleri bireye çok ağır geliyor. Toplumdaki sağlıksız koşullar öldürme hissi yaratıyor ama tabii bunun bireyin sınıfıyla olduğu gibi nörolojik yapısıyla da ilişkisi var. Sonuç olarak ‘suçta birinci faktör nedir?’ derseniz ‘çevre’ derim. Çünkü bütün ihtiyaçları karşılanmış, ekonomik olarak rahat, sanatsal anlamda doyan insanlar arasında suç işleme oranı azdır.