Peygamber Efendimize Şiirler

Peygamber Efendimiz bölümünde yer alan bu konu Betül17 tarafından paylaşıldı.

  1. Betül17

    Betül17 denizimsi

    Necid Çöllerinde

    Yâ Nebi...
    Şu halime bak
    Nasıl ki bağrı yanar gün kızınca sahranın,
    Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın.
    Hârimi Pâkine can atmak istedim durdum,
    Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum.
    Tahammül et dediler, hangi bir zamana kadar,
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak,
    Önümde durmadı artık ne hanuman ne ocak.
    Yıkıldı hepsi, ben aştım diyar-ı Sudan’ı,
    Üç ay tihame deyip çiğnedim beyebanı.
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada,
    Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada.
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
    Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin.
    İradem olduğu gündür senin iradene râm,
    Bir an olsun yollarda durmak bana oldu haram.
    Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim,
    Leyâle derdimi döktüm, cibali söylettim.
    Yanıp tutuşmadan yummadım gözümü,
    Nücuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azab-ı Hecrine katlandım elli üç senedir,
    Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir?
    Üç beş sineyi hicran içinde inleterek,
    Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek.
    Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden,
    Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden.
    nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah
    Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh....

    Mehmet Akif Ersoy
    hz-muhammed.gif

    Şefaat senindir ya Resul Allah

    Ehli imanlar saf saf durmuşlar
    Mahkameyi kibriyada hesap sormuşlar
    Günahı olanlar af dilemişler
    Şefaat senindir ya Resul Allah..

    Onların yardımcısı cümle enbiya
    Onların serdarı habibi Kibriya
    Onlar için rica ediyor hatımel enbiya
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Günahı olmıyan ağlayıp geziyor
    Günahkar dostunun afını istiyor
    Kelimeyi tevhit bülbül gibi okuyor
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Aşıklar feryadı arşı titretti
    Cabrail onların aşkından gürledi
    Yer gök onların azameti dinledi
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Rica ediyorlar ehli imanı
    Onların boynunda berat fermanı
    Muhammed Mustafa’dır onların din imanı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Ehli aşk orda ediyor niyazı
    Feryadı fiğanı türlü avazı
    Hakk huzüründe ediyorlar nazı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Saf saf durmuşlar ne güzel canlar
    Yüzünde parlıyor nurun imanlar
    Hakk’ından bekliyor büyük fermanlar
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Diyer yarab çaresiz derdimin dermanı
    Senin lütfündür emru fermanı
    Nuri Ahmed aşkına yürüt bu aşkın kervanı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Ehli imanın nuru parlıyor
    Fatma anam hüngür hüngür ağlıyor
    Ehli imanı rica ediyor
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Bir yanında Muhammed bir yanında o şahi Haydar
    Hatice anamız elinde ferman
    Günahkar ümetimin derdine derman
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Kul Hudavendi (Cevat Sevil)

    Yüce Rabb’in Rahmeti

    Bir gece ki aleme Miraç yadigâr oldu,
    Yüce Rabb’in rahmeti insanlığa ödüldür.
    Rabb’im kutsal şerefe Resulü layık gördü,
    Yüce Rabb’im rahmetin gönüllere ödüldür.

    Bir mucize ki gökler kapılarını açtı,
    Yol oldu Muhammed’e yıldızlar ışık saçtı,
    Gece an oldu Nebi bilinmez sırla kaçtı,
    Yüce Rabb’im gücüyle rahmetleri ödüldür.

    Muamma bir yerlere Nebi misafir yetti,
    Miraç, ruh ve cesetle Resul teşerrüf etti,
    Cennet, Cehennem nedir bizzat gördüğü netti
    Yüce Rabb’in gerçeği Muhammed’e ödüldür.

    Gecenin bir anında Muhammed arşa vardı,
    Kürsî, arş ve ruh arzı tarifsiz sırlar vardı,
    Açıldı tüm kapılar hakikat alem vardı,
    Yüce Rabb’in hikmeti Peygambere ödüldür.

    Nebi şaşkın ve mutlu o ne güzel onurdu,
    Mekansız ve zamansız gördüğü sima nurdu,
    Yücelerden yücesi tek Rabb’im okunurdu,
    Yüce Rabb’in sevgisi Resûlullah’a ödüldür.

    Her kula nasip olmaz, Rab ile sohbete erdi,
    O Nebiler Nebisi Resul kutsi bir serdi,
    O Nebinin şanından aleme ödül verdi,
    Yüce Rabb’in onuru mahlukata ödüldür.

    Beş vakit namaz farzı miraç kabul edildi,
    Şirk koşmayan kullara Cennet ikram edildi,
    Bu geceye erene, günahlar af edildi,
    Yüce Rabb’in birliği gönüllere ödüldür.

    Böyle bir gece gören Cennet kapısı açar,
    Tertemiz vücut bulur tüm günahlardan kaçar
    Saf bir irade ile İrem de nurlar saçar,
    Yüce Rabb’in Cenneti has ruhlara ödüldür

    Mehmet Ali Demircan

    hareketli-gul.gif

    Canım Peygamberim

    Alemler nura gark oldu, Seninle övündü,
    Kisralar çılgına döndü,tabiat alevleri söndü
    Nübüvvet mabedinde,hakikat sabahı göründü.
    Kokusu güzel,nuru ışık,canım peygamberim.

    Ötelerin ötesinde,nurlu yaratılışın temsilcisi.
    Bitmeyen merhametin, parlayan güneşi.
    Allah’ın habibi Resûllerin efendisi,
    Yol göstericimiz,canım peygamberim.

    Sevgisiyle,Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
    Selam verip,dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
    Bulut ağlamadıkça,yeşillikler nasıl güler.
    Gönüller sultanı canım peygamberim.

    Etrafını kuşatan ikram,Medine semalarına yayılır.
    Yüce elçi,ifadeye sığmayan bir sevinç bir hal alır.
    Onun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
    Cihana ışık saçan,Hatemül enbiyasın.

    Resûlü Ekrem oturdular,Kubadaki kuyu başına
    Müyesser oldu Cennetül âla birkaç arkadaşına.
    Çağrıldılar huzuru Resûle isim isim tek başına.
    Nübüvvet mabedinin,Havzu kevserin sahibisin.

    Severlerdi Resûlü sıkaleyni,bitmez tükenmez hazla
    Taat itaat timsali,meleklerin gaslettiği Hanzala.
    Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla
    Allah’ın davasını yükseltin, düşmanlarını susturdun.

    Söyliyeyimde gönlümde ki,gam dağılsın gitsin.
    Bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
    Kıyamete kadar övsem, Sen bitmezsin
    İki cihan serveri, hatemül enbiyasın.

    'Ey Allahım! Resûlüne hakaret edenlerin yüzleri kara olsun,Kalplerine korku sal, Ayaklarına titreme ver...'
    Bizleri dünyadan milyonlarca büyük ve geniş olan Cennete çağıran, Müminlere çok şevkat ve merhametli olan, yüce peygamberime,salat ve selam olsun.

    Ali Kılıç Kakiz

    Gül Cemalin

    Aydınlattın dünyayı nur yüzünle,
    Yüzünden hiç düşmeyen bir gülüşünle,
    Bazen yüzündeki bir hüzünle,
    Örnektin sen hep, tüm alemlere.

    Seni anlatmak ne mümkün bizlere,
    Dağlar taşlar dile gelse nafile!
    Göremedik seni, belki seneye,
    Çağır bizide Ya Rasul Medine'ye!

    Sahabilerle yaptın en güzel sohbet,
    Daim dilinden düşmezdi "sabret!",
    hep güzeldi, hoştu niyet,
    O meclise n'olur bizi de kabul et!

    Ali'n Ebubekr'in değiliz biz,
    Ama ümmetini seversin biliriz.
    Allah'tan daim seni isteriz,
    Gül cemalini bizde görmek isteriz!

    Gönderdik sana salat ve selam,
    Senin için yaptığım her duam.
    Sahebe deyilim ama bende diyorum;
    Fedadır sana canım,
    Fedadır anam, babam!..

    Şeyda ŞIRAYDER
    gul-gif.gif

    Efendim

    Ben sana yüreğimi sunuyorum ey yâr
    “Nabzımda” adını soluyan nefeslerimle
    “Dermansız” bahtıma ağlarken her bahar
    Sana sevdamı sunuyorum “hüzünlerimle”

    Ben sana yetimliğimi sunuyorum “en sevgili”
    Yetim bırakmayacağını beni bile bile
    Alevler kuşatmış bak! Hasret kokan gurbetimi
    Sana ömrümü sunuyorum “efendim” seve seve

    Ben sana selamımı sunuyorum “can nebi”
    Sana çarpan yüreğimden “senin yüreğine”
    Kırık gönlümde büyüyen sevdanla ayaktayım şimdi
    Sana aşkı sunuyorum “can efendim” tüm hücrelerimle

    Ben sana selamımı sunuyorum can sevgili
    Çağlar sonrasından “bin dört yüz yıl” evveline
    Kırık gönlümde büyüyen sevdanla kıyamdayım şimdi
    Ben sana aşkımı sunuyorum “efendim” tüm yüreğimle

    Ben sana içimdeki seni sunuyorum “yıpranmamış bir sevgi ile”
    Kabul buyurur musun efendim?

    Anonim

    Sevgili’yi Sevenler Özler

    Duy beni, gör beni ey Yâr
    Dünya artık daha kalabalık ve daha karanlık
    Bu şehrin duvarları sağır
    Bu şehir Sen’den sonra darmadağın, harâp
    Bak, kayıp gidiyor yıldızlar avuçlarımdan
    Sana yabancı bu çağlarda
    Artık her insan bir başına, yapayalnız ve çâresiz
    Beni bu sahte kalabalıklarda Sen’siz bırakma
    Saâdet çağının uzağında kaldı adımlarım
    Mevsim boran
    Mevsim kaç asırdır yalancı bahâr
    Yeminlerin, biâtlerin ırağında
    Zakkum ağacının kökünü saldılar
    Kızılca kıyâmet hangi yana baksam
    Renkler ölümüne ağlıyor peşinden
    Güneşin uyanışını bekleyen perdeleri
    Sen’siz bomboş kalan ellerimi doldururmuşçasına
    İndiriyor ama kaldıramıyorum
    Gözlerim akıyor yollara
    Dokunsun diye sana
    Duâlarla kuşattım acılar mahzenimi
    Senin gurbet ikliminde
    Çâresiz firaklar baskınında
    Uzaklara bırakma beni
    Anlatır Sen’i bir çift güvercin
    Bir örümcek ve Kusvâ
    Yakından görmeliydim ellerini
    Ellerini kaldırdığında ikiye yarılışını ayın
    Bedir’de ellerini görmeliydim
    Sen duâ olup
    Yağmur yağmur yağarken yeryüzüne
    Görmeliydim gülistân ellerini
    Kalbim sökülüyor yuvasından
    Rengini yitiren zamânlarda
    Kalan mı benim, giden mi?
    Yokluğunda gidenler mi yoksa kalanlar mı gurbetçi
    Bırakma beni sensizliğin bitimsiz kuytuluğuna
    Sıcak bir aşkın en müntehâ kapısında
    Sana kavuşmadan unutmam beklemeyi
    Sen’i unutmam, unutmam çağların çağını
    Biliyorum bir gün ansızın geleceksin
    Sen’in yağmurunda ıslanacak dünyâ
    Yaşanmamış bahârları getirmek için
    Yeniden yazmak için aynaların sırrını
    Rahvan atlarla geleceksin biliyorum
    En çok, tanımamalar kanatır beni
    Tanıyan sever, sevenler özler Sen’i
    Buralar gayrı şaşkınlığın son halkası
    Gayrı buralar acem mülkü
    Sevdâlar acem, karlar, yağmurlar acem
    Martılar bu denizi terk edeli beri
    Rüyalarıma da uğramıyorsun artık
    Özlemler rüyada başlar, sevdâlar rüyada dâim
    Sen’den başka sığınacak divan yok
    Güneşe renk veren renkler ülkesinde
    “huzur” ver içimdeki yalnızlığa sesinle
    Utanmıyorum gözyaşlarımdan anarken Sen’i
    Sana geç kalmışlığımdan
    Bu şehre depremler iniyor bir bir
    Sen’siz her şeyde yarım kalmışlığın izi
    Sen’i unuttuğumdan
    Kuşlar da terk ediyor beni
    Şehirler gibi şiirler de kirlendi ardından
    Perdeler kalkmadı, filizlenmedi tanyeri
    Pişmanlıklar kalbimde tutam tutam gül
    Bu karda kışta, bu ışıksız duldalıkta
    Beni, sevenlerini, özleyenlerini
    Korku tûfanında hiçlik karanlığına bırakma
    Yokluğunda, anne bağrı da gurbet, vatan da
    Kuru bir hurma kütüğü kadar olmasa da
    Yokluğunu yoksulluk sayan bütün kalbimle
    Özledim diyorum, özledim Sen’i
    Süvâriler vuruldu, Sen gelmedin, bahâr gelmedi
    Belli ki Sen’i özlemeyi bile beceremiyorum

    Zafer Şık

    Ah Efendim

    Ümmetin seni özler içten içe…
    Ah efendim

    Ümmet seni özler aslında içten içe -farkına varmaz- bir gelsen de hayatımızı Hayy’a doğru çizsen… Sevdalarımızı, yüreğimizin fırtınalı bir deniz gibi olduğu şu dönemde aşka erdirsen, yelkenleri kontrolüne alsan…

    Ah efendim

    Sensiz bu alem bize yabancı kalıyor; yalancısı oluyoruz inandıklarımızın… Yalancısı oluyoruz yüreğimizin… Avunamıyoruz ki avutalım sol yanımızı… Bir gelsen ağrımayacak o tarafımız; ağır gelmeyecek hayat bize. Biz yükle(n)meye talip olacağız sevdayı heybemize… Bir gelsen, pervanesi olacağız Aşk’ın; razı olacağız yanmaya…

    Ah efendim

    Şimdilerde her halimiz bir garîb! Sevdalarımız anlamsız; sevgimiz -kuş kadar hafif- her rüzgârda savruluyor bilmediğimiz sokaklara; toparlayamıyoruz hallerimizi Bir’de! Toparlanıp gidemiyoruz Bir’e…

    Şimdilerde sevdiklerimiz de bir garîb; bize değer vermez, vefamızı bilmez…

    Ah efendim

    Bir gelsen şu gönül evimize; müsrifliğimizle duygularımızın bereketini boşluğa savurur bulursun bizi. Bir yerleri doldurabilmek için, daha büyük boşluklara razı olur halde bulursun bizi; bizi boşluğa düştüğü halde içinin huzuru aradığını fark edememiş halde bulursun…

    Ah efendim

    Aradığının “sen” olduğunu bilmeyen bir ümmet mi olduk biz yoksa aramanın mahiyetini mi bilemez olduk? Bulma ümidimiz mi bitti yoksa? Bulanları gören gözümüz mü köreldi? Yüreğimizin üzerindeki perdeler kalınlaşır da kalınlaşır; hikmeti setreyler yüreğe karşı...

    Ah efendim

    Ümmet garîb kaldı doğup büyüdüğü kentte; içinde. Ümmetin içi vasfını değiştirdiğinden olsa gerek, tanıyamaz oldu kimse kendini... Tanıyamaz olduk birbirimizi; kendimizi… Bundandır ki efendim, uzak kaldık bizim vasfımızla değerli Kılan’a; uzaklaştık bilgisizliğimizin dehlizinde… Efendim, bize bir nefes eyle; ümmetine düşkün bir peygamber duası; içimiz özler inşirahı…

    Efendim, artık iftidah zamanımızdır; bize dua eyle... Bizi huzuruna çağır! Bu garîblik bize dokundu…

    Ah efendim

    Bu garîblik bize dokundu… Gel de bize “yâr” olmayı anlat, sevmeyi, sevilmeyi, vermeyi, verdiğinin ardından bakmamayı, “ummadan vermeyi”,
    Bize hayatımızın efendisi olmayı öğret,
    Bize irademizi elimizde tutmayı öğret,
    Bize yüreğimizle konuşmayı öğret,
    Murakabemiz, seni yüreğimize murakıp bilişimizi getirsin…

    Gel de hallerden hale geçiş yapalım artık,
    Bitsin şu oyalanma faslımız,
    Dizinin dibinde oturup sevban misali yok olalım gözlerinde,
    Sevelim aşkla vuslat eyleyen hıçkırıkları...

    Gel de şikâyet etmeyelim artık acıdan,
    Dilimiz hep şükre dokunsun…

    Anonim​
    medine-resmi.jpg

    Gönül Sızım

    Uzun olur gecelerim hep ismini hecelerim
    Tütmez oldu bacalarım gönül sızım ah Efendim

    Müptelâ-yı mihnet-i mâsivâyım Efendim!
    Garîk-i bahr-i isyân u rüsvâyım Efendim!

    Açılsın ne olur cemâl-i pâkinden nikâb!
    Yüzüne aşinâ-yı pür-vefâyım Efendim!

    Varıp bezmine âşıkân bin bir leâl ister
    Ben bir garîb-i nâlân u şeydâyım Efendim!

    Geçerler candan girenler nur halene bir kez
    O dertten bin belâya müptelâyım Efendim..!

    Olur Mecnûn görenler ruhsârını a cânân!
    Kapında mülk-i serâp bir gedâyım Efendim!

    Esîr-i dâm-ı firkatte hep yandım yakıldım;
    Her subh u şâm inim inim bir nâyım Efendim!

    Seherler bûy-ı huzûrunla tüterken her şeb
    Ben neden nâr-ı hicrana yanayım Efendim!

    Kerem eyle bırakma bendeni bu hicrânla!
    Kerem kılmazsan nasıl dayanayım Efendim!

    Köyünün yoluna düşsem yüzümü tozuna sürsem
    Günahkarım yandım desem gel dermisin ah Efendim

    Ya HabibAllah şu kalbim olsa dahi meskenin
    Meskenim cennet olurdu nerde olsam bendenin!
    Rahmetel lil alemin mihmanım ol gir kalbime
    Büsbütün dünyaya tırnağın değişmem ben senin!

    Vasılı cennet olursam istemem bir arka yer
    Aşıkın zindanı elbet yar yanından başka yer
    Aşıkım maşuka vasıl olduğum yerdir cennetim
    Onsuz el vermez saadet Onsuz olmaz aşka yer
    Gel dermisin ah Efendim gönül sızım ah Efendim…

    Yusuf Ziya Özkan
    dahilek-ya-resulallah.jpg

    Derdimendim

    Derdimendim yâ Rasûlallah, devâ ol derdime,
    Destgir ol, yâ Habiballah, bu asî mücrime! ..
    Sen şefâat kânı varken, yalvarayım ben kime? ..
    Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
    Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım..

    Bûy-i vaslındır, muattar eyleyen sünbülleri,
    Nur cemâlinden eserdir, bağ-ı aşkın gülleri,
    Gül cemâlindir Habîbim, mesteden bülbülleri,
    Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
    Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım

    Cânını cânâne kurban eyliyor pervâneler,
    Bezm-i vaslın neş'esinden, gaşyolur mestâneler,
    Aşıkın gözyaşlarından, doldu hep peymâneler,
    Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
    Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım..

    Ermek istersen, O şâh'ın himmet-ü imdâdına,
    Cânü dilden âşık ol sen; 'İsm-i zât' evrâdına,
    Ses verir (Ulvî) ; melekler âteşin feryâdına,
    Ben Rasûl-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.
    Mücrimim gerçi, cemâl-i Mustafâ hayrânıyım.

    Ali Ulvi Kurucu
    GEL Kİ
    -kan değil-
    GÜL KOKSUN DÜNYA!

    -Gül kokulu yâre-

    O kutlu diyarlardan gönlümüze estikçe
    Kokun gelecek diye yelde aradım seni.
    Sabahın seher vakti, bâd-ı sabâ aşkıyla
    Raks ederken yapraklar dalda aradım seni.

    Unuttuk sünnetinin hem tadını, tuzunu
    Sevgi güneşi ile; erit gönül buzunu
    İsrâ, mîraç dönüşü ayağının tozunu
    Yüzüme sürmek için yolda aradım seni.

    Ne çileler çektiler her devirde her nebî
    Yusuf'a mekân oldu karanlık kuyu dibi
    Yeniden ufkuma doğ, n'olur; dolunay gibi
    Dolaştım kalpten kalbe dilde aradım seni.

    Eğer sen gelmeseydin dünya dönerdi ine
    Dünden de çok muhtacız getirdiğin o dine
    En güzel örnek oldun Habîb'im; sakaleyne
    Zaman selâma durdu yılda aradım seni.

    Yoldayken yol aradım akıl için yol birken
    Nasıl oldu şaşırdım önde rehberim varken
    Yitiği yitik yerde aramam gerekirken
    Yeşili şaşı gördüm alda aradım seni.

    İnsanlığın burcunda en zirvesin, kemâlsin
    Ördün vahiy peteğin kutsal yüke hamalsın
    Sen misin O, O mu sen, Kur'an ile hem hâlsin?
    Öyle farklı ki tadın balda aradım seni.

    Dermek üz're gülünü girsem İrem bağına
    Vahyi koklamak için çıksam Hıra dağına
    Belki dokunur diye ayağım ayağına
    İzine basmak için çölde aradım seni.

    Rûz-i elestten beri koku saçan bir gülsün
    Refik-i âlâ diye Hakk'a uçan bir gülsün
    Onca dikene rağmen çölde açan bir gülsün
    Kokun mu gül, ten mi gül; gülde aradım seni?

    Ey sevgili Sultan'ım gözüm, gönlüm hep sende!
    Şefaat-ı kübrânla kurtar bizi dar günde
    Ruhları mest eyleyen o güzelim nağmende
    Beste, güfte sır olmuş telde aradım seni.

    Yok ki başka bir kapı in/cin sana kul Rabb'im
    Yolların en doğrusu gösterdiğin yol Rabb'im
    Yakmadın Halil'ini yakma bizi ol Rabb'im
    Cennette cemâlini kulda aradım seni...! ! !

    Hanifi KARA

    Sevgililerin En Güzeline
    muhammed-ismi.png
    Kimse unutamaz seni!
    Mümkün mü seni unutmak
    Mümkün mü adını anmadan bir an yaşamak
    Ruhum sende bulur yeniden dirilişi,
    Ve sende kavuşur sevdaların en güzeline.
    Her an sana doğru bir hicret başlar yüreğimden.
    Gizler beni örümcek ağı; gizler hicretin güvercini,
    Büyürüm hicretinle her an yeniden çoğalırım.
    Seninle doğarım ben her dakika,
    Ve her dakika bir yaşıma daha girerim seninle.
    Seni bulurum mevsimlerde,
    Dakikalarda seni yaşarım.
    Yere düşen her yağmur tanesinde bir kez daha seninle ıslanırım…
    Her yağmur tanesinde bir nur inermiş yeryüzüne,
    İşte sen bize inen nursun,rahmetsin üzerimize,
    Yağ üstümüze nurunla; yine,yeniden sırılsıklam ıslat bizi ya nebi,
    Sana o kadar ihtiyacımız var ki:
    Sensiz yaşamayı öğrenemedik
    Sensiz ayakta kalamadık.
    “Mü’min’in mü’mine gülümsemesi sadakadır derdin”
    Gülümsemek şöyle dursun; birbirimize bakmayı bile unuttuk,
    Unuttuk öğrettiğin şarkıyı,
    Ve unuttuk biz olmayı…
    Hadi söyle şarkını yine yeniden öğret bize;
    Öğret ki yeniden dirilsin,yeniden huzura kavuşsun şu ümmetin.
    Şu anda durabiliyorsak yeryüzünde,
    Paylaşabiliyorsak acıları,sevgileri hepsi senin varlığındandır.
    Sen en canlı resimsin zamanın yüzünde,
    Yeryüzüne gelmenin anlamı,en yüce sevilensin
    Güneşimiz,kurtarıcımız,rehberimiz,önderimizsin;
    Neşesi yağmalanmış hayatlarımıza en büyük tesellisin sen.
    ..Asırlar geçti; dünya yine o bildik dünya,
    Mevsimler bıraktığın gibi; yine birbirini kovalıyor.
    Ama değişen bir şeyler var: Sevgiler uzun yaşamıyor artık,büyümeden ölüyorlar.
    Kavgalarsa; hani dokuz canlı derler ya tıpkı öyle;
    Asıldıkça asılıyorlar hayata,düşmek bilmiyorlar yakamızdan.
    Tükendi miras bıraktığın ümitler,yitirdik renklerin en neşelisini,
    Unuttuk severek yaşamayı;
    Ve unuttuk “Kötülüğü terk edip iyiliği emretmeyi”.
    İşte gökyüzü; bir bir kaybediyor yağmura gebe bulutlarını,
    İşte yeryüzü; özlüyor üzerinde gezdiğin her anı;
    Ve özlüyoruz o kutlu yürüyüşünü,
    Öyle ki,yürüyüşünün ritminden ıslanırdı Mekke,
    Kopmak istemezdi torak bıraktığın ayak izinden.
    Ve onu da kaybettik,kaybettik ayak izini; Kalakaldık çölün ortasında.
    Şimdiyse; hüznün gölgesi vurmuş yüzümüzle,
    Göğsümüze bastırdığımız güllerle,
    Dudaklarımızda dualarla gömülüyoruz şehre.
    Hüzün hiç yakışmamıştı bize bu kadar;
    Niçin yakışmasın?
    Mahzun bir peygamberin ümmeti değimliyiz?
    Ümmetin olmak bunu gerektiriyorsa;
    Bitmesin hiç hüznümüz,susmasın hiç sevda türküleri,
    Hiç dinmesin aksın gözyaşımız.
    Bırakma bizi efendim,bakışlarını hiç ayırma üstümüzden; Sımsıkıca tut ellerimizden,aşkınla sars yüreğimizi;
    Ve sen bizi yürüyenlerin en güzeline yoldaş eyle Allah’ım…

    Yasir Babaarslan

    Bu Çağrı Sanadır

    Bir damla su gönder bana
    Eğer gönderebilirsen
    Ana sütü gibi tertemiz olsun
    Bir damlası Karadeniz
    Bir damlası Akdeniz olsun

    Bir avuç toprak gönder bana
    Edirne koksun, Ağrı koksun
    Her zerresi burcu burcu
    Türkiye koksun
    Anadolu’dan çağrı koksun

    Bir dilim ekmek gönder bana
    Yiyince lezzetini hissedeyim
    Bereketini hissedeyim
    Köy köy, tarla tarla
    Memleketimi hissedeyim

    Bir demet çiçek gönder bana
    Renkleri;
    Sarı, kırmızı, beyaz ve mavi olsun
    Râyihâsı, estetiği
    Semâvi olsun

    Bir tutam sevda gönder bana
    Veysel Garani’nin, Yunus Emre’nin
    Sevdasından olsun
    Mevlâna’nın Mevlâ’sından olsun
    Sevdâların hasından olsun

    Bir rüya gönder bana
    Yürürken, otururken
    Güneşi, Ayı seyredeyim
    Aradan kalksın tüm duvarlar
    Mâverâyı seyredeyim

    Bir damla alınteri gönder bana
    Yazdığın şiirleri gönder bana
    Okumaya ihtiyacım var...

    Abdurrahim KARAKOÇ


    Utanıyorum Ya Resulallah

    Affet ey Nebiler Nebisi, canım sultanım,
    Bu cürümlerle mi huzuruna varacaktım,
    Bunca hata, isyan ve günahla mı,
    Huzurunda boynum bükük, gözüm yaşlı,
    Utanıyorum bu günahkarlığımla sana seslenmeye…

    Sana hakkıyla ümmet olamadım,
    Seni layıkıyla anlatamadım,
    Bir Bilal olamadım, Sümeyye gibi ölemedim,
    Haykıramadım cihana adını,
    Utanıyorum bu vefasızlığımla sana seslenmeye…

    Savunamadım seni dinsizlere karşı,
    Ebu Cehillere baş kaldıramadım,
    Sensiz bir başıma kaldım, yetişemedim Efendim,
    Gönül güllerini solmaktan kurtaramadım,
    Utanıyorum bu biçare halimle sana seslenmeye…

    Gül Ravza’na varamadım Gülerin Şahı,
    Anlatamadım cihan-ı beşere senin güzelliğini,
    Nebilerin Nebisi,Timsali rahmet olduğunu anlatamadım,
    Oysa sen ümmetim ümmetim diye nelere göğüs gerdin,
    Utanıyorum bu nisyanımla sana seslenmeye…

    Rabbimin en sevgili kulusun sen Sultanım,
    Var mıydı senden çok ibadet eden, var mıydı ey Nebi,
    Anlatamadım kulluğunun yüceliğini, anlatamadım,
    Dünyaya saltanat kurmuş biçare nefislere anlatamadım,
    Utanıyorum bu gafletimle sana seslenmeye…

    Yetimlerin babası oldun, şefkat Peygamberim,
    Karanlık dünyamda güneş gibi açtın ey Nebi,
    Affet beni Sultanım, anlatamadım karanlık gönüllere seni,
    Anlatamadım bu karanlık çağda, yansıtamadım güneşini affet,
    Utanıyorum bu çaresizliğimle sana seslenmeye…

    “Kişi sevdiği ile beraberdir” demişsin Sultanım,
    Beni de seni sevenler kervanına kabul edecek misin,
    Utanıyorum, hakkım yok şefaatını istemeye,
    Ama sen ümitsizlerin ümidisin, bana da şefaat edecek misin?
    Sen Hidayet Güneşi, sen Resul-ü Kibriya, sen Eşref-ül İnsan,
    Ne olur, ne olur geri çevirme, utanarak huzuruna geldim,
    Bana da şefaat edecek misin?

    Kamer

    Seyrimde bir şehre vardım

    Seyrimde bir şehre vardım
    Gördüm sarayı güldür gül
    Sultanımın tacı tahtı
    Bağı divanı güldür gül

    Gül alırlar gül satarlar
    Gülden terazi tutarlar
    Gülü gül ile tartarlar
    Çarşı pazarı güldür gül

    Toprağı güldür,taşı gül
    Kurusu güldür, yaşı gül
    Has bahçesinin içinde
    Selvi çınarı güldür gül

    Gülden değirmen döndürür
    Anın ile gül öğütür
    Akar arkı, döner çarkı
    Bendi pınarı güldür gül

    Ak gül ile kırmızı gül
    Çift yetişmiş bir bahçede
    Bakışırlar hâra karşı
    Hârı, eshâr-ı güldür gül

    Gülden kurulmuş bir çadır
    İçinde nimeti hazır
    Kapıcısı İlyas Hızır
    Nârı şarâb-ı güldür gül

    Ummi Sinan gel vasfeyle
    Gül ile Bülbül devrini
    Meğer şu garip bülbülün
    Ahu figanı güldür gül.

    Ummi Sinan

    Hani bir gün Alemlerin Efendisi Aişe validemızden bir bardak su ister.Validemiz suyu getirince "Önce sen iç ya Aişe" der.Hz. Aişe suyu içer.Efendimiz bardağı alır ve suyu bardağın validemizin ıçtiği kenarından içer.SU GÜLDÜR O AN, BARDAK GÜLDÜR, DUDAK GÜL..

    Hani validemiz sorar bir gün:
    " Ya Resulallah beni nasıl seviyorsunuz?"
    "Kördüğüm gibi ya Aişe."

    Seneler sonra bir kez daha sorulur aynı soru.Cevap aynıdır:
    "Kördüğüm gibi."

    Peygamber Efendimiz'in dünyada ki son günleridir.Soru tekrarlanır." Beni nasıl seviyorsunuz ya Resulallah?" " Hala ilk günkü gibi ya Aişe..." SORU GÜLDÜR O AN, CEVAP GÜL, GÖNÜL GÜL...

    Muhabbetin Rengi GÜLDÜR,gönüllerin nakşı GÜL
    Aşkın l-kokusu GÜLDÜR,Dostun bakışı GÜL
    o zaman birgüzellikten söz açırsa ilk söz gül olur,
    son söz GÜL
    GÜL alınıp gül satılan pazarlar,GÜLÜN GÜL ile tartırdığı diyarlar vardır.
    Gönüllerde o diyardan bir neşe taşınacaksa söze gülle başlamalı.
    GÜL KOKULARI YAYILMALI HANELERE

    Efendim S.A.V

    Yokluğunda seni özledik

    Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim

    Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz’anı, feraseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik

    İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledik

    Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu

    Efendim,

    Sen kendini ‘abduhu ve rasuluhu: O’nun kulu ve elçisi’ olarak takdim etmiştin Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan ‘kurtarıp’ melekleştirerek hayattan dışladılar Bu ifrata karşı başka bazıları da tefrite sapıp seni ‘güzel örnek’ olmaktan çıkarıp bir ‘postacı’, bir ‘ara kablosu’ seviyesinde görerek hayattan dışladılar

    Bunların hepsi sana iman ediyordu Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bize Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiştirmedi

    Allah seni ‘güzel örnek’ olarak gösterdi Sen, Kur’an’ın konuşanı, yürüyeni, hareket edeniydin Tıpkı bir an¬nede spermin insana, bir ağaçta suyun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyordu

    Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla ‘kitab’ı, kitapları örnek göstermekte direndiler Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi örnek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

    Efendim,

    Kitapsızlıktan değil, ‘peygambersizlikten’ kırıldık Yokluğumuz pey¬gamber yokluğu Seni hatırlatan, seni andıran insanların hasretim çekiyoruz Çocuklarımız peygamberi sorunca ‘evladım onun ahlakı tıpkı fa¬lancanın ahlakı gibiydi’ diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az

    İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek ‘peygambersiz kitap’ gelmemişti Sayemizde yaşlı dünya ona da şahid oldu efendim Peygambersiz Kitab’a, Muhammed aleyhisselamsız Kur’an’a da şahid oldu Şimdi Kur’an mahzun efendim, Kur’an öksüz Seninle Kur’an’ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla to¬humun, anayla evladın arasını ayırır gibi

    Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melaline Bıraktığın din tanınmaz hale geldi Bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar tünedi

    Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın

    Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu

    Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık Efendim Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın ‘bütünün kendisi’ olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler ‘Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu ’ Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup ‘hak benim’ dedik

    Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkar Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir Bunu farkedemedik Efendim

    Efendim,

    İsrailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardı Biz de senin güzel hatıratını, emanetini, adını ve sünnetini katlettik Seni katlettik Efendim

    Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar

    Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın Onlar hep senden mahrum yaşadılar Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler

    Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim?

    Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz

    Bize kırgın mısın Efendim?

    Mustafa İslamoğlu


    Seni görmekten, Seni duymaktan aciz!
    Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ RasûlALLAH?

    Bu dava mahzun, bu dava garip, bu dava öksüz büyüdü.
    Bir Veysel, Seni tâ Yemenden görürdü.
    Görürdü de, Senin dişini kıran o taşa üzülürdü,
    Üzülürdü de, sıkıntıdan kendi dişleri dökülürdü.
    Yâ RasûlALLAH, Sen buyurmuştun ya hani, Yemen tarafına bakarak
    Bu taraftan iman kokusu geliyor diye!
    Bu yüzden o iman kokulu yâre, o göz nuru hırkanı bırakmıştın.
    Kimdir bu yâ RasûlALLAH? diyenlere ise,
    O beni görür ben de onu görürüm
    O Veyseldir. buyurmuştun

    Sen kâinatın yaradılış sebebi
    Sen Ademin affedilme nedeni
    Sen Rabbin biricik sevgilisi
    Hal böyle iken yâ RasûlALLAH,
    Sen açlıktan karnına taşlar bağlıyordun
    Bizler, daha Senin gibi, bir gün olsun karnımıza taş bağlamadık!
    Bırak taş bağlamayı
    Sıcak döşeklerimizi terk edip bir gece olsun,
    Gönülden teheccüde kalkamadık
    Vazgeçtik nafilelerden
    Umut kestik ya
    Ümmetin içinde farzları ihmal edenleri görüyor musun yâ RasûlALLAH?
    Görüyorsun da içinde kırıklıklar mı oluşuyor?
    Neredesin ey Rasûl, neredesin yâ RasûlALLAH?

    Gül Sevdası

    Eskilerde sana sevdalı. Sana âşık… Sana meftun…
    Gül adına pazarlar kurulmuş, gül alınıp gül satılmış,
    Ölçü birimi gül olmuş gülden terazi yapılmış.
    Bende seviyorum, Gül’üm sebebini bilmiyorum
    Belki gül oluşun için, belki herkes sevdiği için,
    Belki de âşık olunacak en güzel canlı sen olduğun için.
    Ne bülbüller senin etrafında döndüler…
    Senin güzelliğin uğruna canlarını verdiler…
    Tüm hücrelerim sana sevdalı… Üstüne gül koklamam
    Senin üstüne bir canlı tanımadım, tanımam
    Seni yüreğimde hapsediyorum
    Bende senin hücrene giriyorum
    Seni sevmek eğer bir cezaysa
    Hücrende cezamı çekmek istiyorum.
    Yaşama dair tek umudumsun,
    Tutunacak dalım sığınacak yurdumsun,
    Kâinat benim olur eğer beni seversen
    Kaybeden ben olurum. Eğer beni sevmezsen
    Bilinmez diyarlara kendimi atarım.
    Ölen aşkımın ebediyen yasını tutarım.
    Zaman hırsızı beni benden çalmadan
    Artık gel! Yoruldum Vuslat çetelesi tutmaktan
    Ey sevgili söyle neredesin, hangi bahardasın,
    Kimlerin sohbetini taçlandırmakta
    Hangi gönülleri güzelliğinle doyurmaktasın
    Bir gün ama bir gün can’la canan kavuşacak
    O an belki kalbim heyecandan çatlayacak
    Azamdaki her düğüm Belki de sökülecek
    Perdeler çekilecek biricik gül görünecek
    Fani sevgiler gidin sizleri tepiyorum
    Ben gül’üme aşığım, tek onu seviyorum

    Mehmet Orhan Durdu

    Gül Yüzünü Rüyamızda

    Gül yüzünü rüyamızda
    Görelim ya Rasulellah
    Gül bahçene dünyamızda
    Girelim ya Rasulellah

    Sensin gönüller sultanı
    Getiren yüce Kur'anı
    Uğruna tendeki canı
    Verelim ya Rasulellah

    Aşkınla yaşarır gözler
    Hasretinle yanar özler
    Mubarek ravzana yüzler
    Sürelim ya Rasulellah

    Veda edip masivaya
    Yalvarıp yüce Mevlaya
    Şefaat - Mustafa' ya
    Erelim ya Rasulellah

    Levleke dedi sana hak
    Bağışla yüzümüze bak
    Huzurullaha yüzü ak
    Varalım ya Rasulellah

    Derviş derki kardeşlere
    Çok selavat ver kardeşlere
    Gül yüzünü göre göre
    Ölelim ya Rasulellah

    Konyalı Hacı Kişi

    SENİ KOYDUM YÜREĞİME

    Artık ne sıradan bir aşk ,
    Ne de geçici sevgi alamaz yerini.

    Veremem sana olan sevgimi hiç kimseye
    Ben yıllardır yanarken hasretinle;
    Olurda bir gün, bir gün değer verdiklerimin
    En başında yer almanı hayal ederken
    Şimdi; değerlerin en değerlisi ve sevgilerin en yücesindesin, Sevgili.
    Nasıl sunabilirim sana açtığım bu aşk kapısını bir başkasına.
    Sen ki huzur veriyorsun her ağlayışımda bana,
    Sen ki rahatlatıyorsun benliğimi her anışımda seni.
    Dertlerim sevinç oldu bana, senin çektiğin çile yanında
    Derdimi unutuyorum ey Sevgili! Her anışımda seni.
    Seni sevmek bu kadar tatlı, bu kadar güzelken
    Başka aşklarda işim ne...

    Dostum sensin, yarim sensin şimdi bana.
    Ne sahte dostlar gibi sırtımdan vuruyorsun
    Ne sahte aşklar gibi vefasız çıkıyorsun
    Sen beni büyük bir rahmetle kucaklıyorsun.
    Geceler boyunca sana ağlıyorum;
    Göz yaşlarım aktıkça seviniyorum, çünkü ben başkasına değil
    Sana ağlıyorum!!!
    Hiç ağlarken bu kadar sevinmemiştim, ey Sevgili!
    Sevinç göz yaşları, hasret göz yaşları bunlar, hasretim sana şimdi,
    Nasıl toprak susarsa suya, bende toprak gibi susadım sana.
    Sen ki ümmetine feda ediyorsun sevdiklerini!
    Fatıma, Zehra, Hatice, Kübra, Hasan ve Hüseyin’im
    Feda olsun ümmetime diyorsun...
    Ne cenneti, ne Burak’ı ne de Mahmut makamını
    İstemem ümmetim olmayınca diyorsun...

    Ey Sevgili! Senin ümmetin bunlara layık değil ki,
    Sevdiklerini feda ettiğin bu ümmet; nasıl şefaatini bekleyebilir ki?
    Bizler! Acizane kullarız, şefkatine muhtacız.
    Gün değişti,mevsimler değişti,insanlar değişti
    Artık çağdaş yaşantı varmış bu zamanda
    Ümmeti için onca çile çeken, göz yaşı döken Habib’i
    Örnek almak yok şimdi,
    Körpecik yürekler perişan, gençler neyin mutsuzluğunu yaşıyor
    Onu bile bilmiyorlar; seni sevmek ayıp geliyor şimdi ki çağa
    Senin hayatını yaşamak, hem de hiç eksiksiz yaşamak var şimdi,
    Bunu yaşatmak; gelecek nesillerde bu yaşantıyı görmek var.

    Seni yürekten sevmek var şimdi.
    Ben sana aşığım ya Rasulallah!
    Başka aşk istemem gönlümde; göz yaşlarım sana aksın,
    Sözlerim seni söylesin, ahlakım senin ahlakın olsun!
    Şimdi güllerde solgun, senin hasretinden susamışlar suya!
    Sana kavuşmayı günbegün arzuluyorum ey Sevgili!
    Bitsin artık benim dünya sürgünüm...

    Seni sevmek var şimdi;
    Körpecik yüreklerde seni sevmek,
    Gelecek nesillerde seni sevmek,
    Bu zamanda seni sevmek, var şimdi...

    Ben Seni Sevdim

    Sendin, ya dost! Sendin!
    Seni sevdiğimi anladığım günden beri,
    Senin gibi olanları hep sevdim!
    Çünkü sen yetimdin, sonra sen öksüz!
    “kişi sevdiğiyle beraber” derdin ya hani!
    Ben bu umutla sevdim seni inan ki!
    Birde yılmamacasına, bıkmamacasına sevdim!
    Senin uğruna bir zerrede ben olayım diye sevdim!
    Ve azmimi kamçıladım hep, durmadan.
    Gönlümde hüzün vardı, hem gülen yüzün, hem de güller.
    Gül: gülümseyen yüzüne aşık olduğundan, hep gül açtı.
    Gül rayihalarının sırrınca, tenindeki gül kokusunu...
    Ter olarak hediye eyledikleri zaman,
    O kokuyu sürenlerin çocukları da...
    hep gül can ve gül ten oldular.
    Gül; seninle muhabbetini özdeştirirken,
    Gül Muhammed’i oldular sayende, ya ResulALLAH!
    Şefaat, gözlerinden yansırken sıcaklık oluşurdu.
    Oysa çölde sıcaklık artarken, senle olanlar serinlerdi hep.
    Sevdim seni, merhametinin o sonsuz iştiyakıyla!
    Cömertliğinin en eli açıkları bile şaşırtmasıyla sevdim!
    Varlığının yokluğu simgelemesiydi her hal.
    Balı bulan kovanı neyler? Misali gibiydin!
    İşte bu yüzden sevdim!
    “Tok gönüllü bir abid” senin vasfındı bu sanırım.
    Ebu kubeys’in altınları kandıramamıştı hiçbir zaman seni!
    Kıyamete kadar ümmetinin arasında...
    Hep en güzel, hep en Resul kalabilmek bahşedildiydi de;
    “Rabbime kavuşmayı dilerim” demiştin!
    “selam ile gel Habibim” dediğinde ise,
    şefkatin, şefaatını engelleyememişti!
    Büyüklere, büyük işler yaraşırdı ya, o misali;
    Büyük günahlara da şefaat sunmuştun!
    Senin himayende öksüzler, yetimler en öndeydi!
    Kucak açmıştın onlara, her dem itirazsızca!
    Ve son vedan da bile, onlardı tek derdin!
    İşte ya ResulALLAH! Ben seni sevdim!
    Ya ResulALLAH! Ben seni bu yüzden sevdim

    Sır gibi Saklarım

    Efendim... olanca ihtişamınla gel,
    Ahşap kulübeme sazlık üstünde,
    Lütüf buyur kalksın engel,
    Söylemem geldiğini, sırrını tutarım.
    Ey daldıkça derinleşen deniz gözlerine,
    Uyandıkça dalınan rüyada,
    Anladıkça anlaşılmayan ey!
    Kucakladıkça kaçan ışıklı ceylan,
    Tutarım sırrını söylemem gel.
    Aydınlık ankalara taşır seni bakışlarımla,
    üst üste binen dalgalarla gel.
    Uyuşmuş yaprakta bir ömür sakla,
    şimşeği gönder ümitlerle gel.
    ümit ki yaşamdır nâm-ı diğer,
    Benliğime gömülmüş şu dünyayı zorla,
    Kanatları yorulmuş kuşlarla gel.
    çağlayanları sakla yüreğimin tâ dibine,
    Uykulara gömülmüş düşlerle gel.
    Tenin kavrulsun ne çıkar ateşine,
    Ağlamaya dursun, taşlarla gel.
    Bir bekleyenin var aczinin kapısında
    Ruhu uçuran kıyamet sularına
    Her an karışan yaşlarla gel.

    Efendim...!

    Ey Nebi

    Benim Seni övmede aczim vardır EY NEBİ,
    Çünkü Sensin âlemin, Cennetlerin sebebi!

    Ay'ların güneş'lerin nuru nurundur Senin,
    Fazlına erişmeye imkânı yok kimsenin!..

    Peri gibi güzeller zülfünün teli olmaz,
    Kadrin öyle yüce ki, dengi, bedeli olmaz!..

    Nebiler ve Velîler gıpta eder hep Sana,
    Salât okur gece gün her gonca-i leb Sana!..

    Nûrun öyle nurdur ki, her şeyin bir payı var,
    Rab o sebepten etti, güneşi var, ay'ı var!

    Süreyyalar, zühreler, nurunun pervanesi,
    Yâ ResûlALLAH, Sensin varlığın bir tanesi!

    Şânını vasfedecek ne dil, ne bir kelâm var,
    Yetişmez mi bu devlet, hep Rabbinden selâm var!

    Sensin zaman boyunca gönül yakan tek güzel,
    Yüce ALLAH zâtını yaratmıştır pek güzel!..

    Adına kaç bin güzel, ey Nebi, kurban Senin,
    İki âlem bağında devlet Senin, şan Senin!

    Ayak bastığın yere yıldız yağdırır semâ,
    Sen Rabbinin lütfuna müstahaksın dâima!

    Bütün âleme yeter o kadar çok şefkatin,
    Seni bilmeyen kişi zanneder yok şefkatin!

    Derdini döktü kütük, döktü ceylan, kuş Sana,
    Yerde gökte ne varsa hep hayran olmuş Sana!

    Elin ipekten narin, gözlerin gökten derin,
    Hiçe yaktın gönlünü Selman'ın, Ebû Zer'in!

    Fazlının karşısında akıl topal serçedir,
    Kimseye nasib değil, künhüne ermek nedir!

    İlmin diyeceği söz: O bir beşerdir ama,
    Nur olmuş, can olmuştur, Melâke-i Kirama!'

    Fazilette ona denk bir varlık bulmak muhal,
    Öyle mübarektir ki hayâle sığmaz bu hâl!..

    Dünya ve âhiretin en yüce rahmeti O,
    İstemez hiç kimseye derdi ve zahmeti O!..

    Cennetin kapısını ilk açacak el O'nun,
    Hayranıdır her Nebi, her şah, her güzel O'nun!..

    Mahşerin Seyyidi O, denk değiliz biz O'na,
    Enbiyâ diyecektir: 'Haydi gidin, siz O'na!..

    Bugün derdimiz büyük, ah, bugün başımız dar,
    Cenâb-ı Muhammed'dir âlem halkına Medar!..

    Bu mahşer meclisinde değse nazarı kime.
    Artık o kişi gider çiçekten bir iklime!..

    Çünkü âleme RAHMET, çünkü Hûr-i Huda O,
    Şan verdi, şeref verdi, Bedir'e, Uhud'a O!..

    Mecnun ve Leylâ gibi kim çekse de çok aşkı,
    Hiçbir kulun ALLAH'a O'nun kadar yok aşkı!..

    Şefaati Hak O'nun, ümmetine var bağış.
    Bu yüzden mücrimleri edecektir Yâr bağış!..

    Ey nebî! Yüzüm kara, kimseye geçmez nazım.
    Hesabım görülürken bana ihsanın lâzım!..

    Vasfından âcizdir söz, âcizdir kelâm Senin,
    Hep üzerine olsun salât ve selâm senin!

    Mustafa Necati BUSRSALI

    Naat

    Seccaden kumlardı....
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip, göklerde buluşan
    Ezanların vardı! .

    Mescit mümin, minber mümin...
    Taşardı kubbelerden tekbir,
    Dolardı kubbelere “amin”..

    Ve mübarek geceler dualarımız;
    Geri gelmeyen dualardı...
    Geceler ki pırıl pırıl
    Kandillerin yanardı..
    Kapına gelenler ya Muhammed,
    - uzaktan, yakından –
    Mümin döndüler kapından...

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
    İki dünyada aziz ümmet;
    Muhammed ümmetiydi.

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Şimdi seni ananlar,
    Anıyor ağlar gibi...
    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi...
    Nerde kaldın ey Resûl,
    Nerde kaldın ey Nebi?

    Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
    Çağlar ne çağlardı:
    Daha dünyaya gelmeden
    Mü’minlerin vardı...
    Ve bir gün, ki gaflet
    Çöller kadardı,
    Halîme’nin kucağında
    Abdullah’ın yetimi
    Âmine’nin emaneti ağlardı.
    Hatice’nin goncası,
    Aişe’nin gülüydün.
    Ümmetinin gözbebeği
    Göklerin resûlüydün...

    Elçi geldin, elçiler gönderdin...
    Ruhunu Allah’a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan
    Medine’ye göçerdin.
    Biz bu dünyadan nereye
    Göçelim, yâ Muhammed?

    Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor...
    Diller, sayfalar, satırlar
    “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
    Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
    Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlidine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
    Adına alışkın dudaklarımız!
    Artık, yolunu bilmiyor;
    Artık, yolunu unuttu
    Ayaklarımız!
    Kâbe’ne siyahlar
    Yakışmamıştır, yâ Muhammed
    Bugünkü kadar!

    Hased gururla savaşta;
    Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
    Onu da yaralarlar kanadından,
    Gelse bir şefkat meleği...
    İyiliğin türbesine
    Türbedâr oldu iyi.

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan yarına,
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Âdem oğullarına!

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
    Fethedemedik, yâ Muhammed,
    Senelerdir.

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi...
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi...
    Günahın kursağında
    Haramların peteği!

    Bayram yaptı yapanlar;
    Semâve’yi boşaltıp
    Sâve’yi dolduranlar...
    Atını hendeklerden -bir atlayışta-
    Aşırdı aşıranlar...
    Ağlasın Yesrib,
    Ağlasın Selman’lar!

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı...
    Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Yüreklerden taşsın
    Yine, imanlar!
    Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
    Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
    Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
    Kayışzâde Osman’lar
    Na’tını Galip yazsın,
    Mevlid’ini Süleyman’lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan’lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel, ey Muhammed, bahardır...
    Dudaklar ardında saklı
    Âminlerimiz vardır...
    Hacdan döner gibi gel;
    Mi’râc’dan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
    Hızır kanad, Cibril kanad;
    Nisan kanad, bahar kanad;
    Âyetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanad...
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilâl-i Habeşî sustuysa
    Ezânlarını Dâvûd okusun!

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
    “Hû hû”lara karışsın âminler...
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Arif Nihat Asya

     
  2. Betül17

    Betül17 denizimsi

  3. Betül17

    Betül17 denizimsi

    Bir Gece

    On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
    Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi
    Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
    Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
    Nerden görecekler göremezlerdi tabi
    Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
    Bir kere de ma'mure-i dünya o zamanlar
    Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
    Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
    Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi

    Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
    Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
    Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
    Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
    Alemlere rahmetti evet şerr-i mübini
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
    Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
    Medyun ona cemiyeti medyun ona ferdi
    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
    Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

    Mehmet Akif Ersoy

    Rûhum sana âşık

    Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
    Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.

    Ecrâm ü felek, Levh u kalem, mest-i nigâhım,
    Dîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim.

    Mahşerde nebîler bile senden medet ister,
    Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır Efendim.

    Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhı,
    Medheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.

    Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,
    Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.

    Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâ
    Nûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.

    Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârın
    Feryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.

    Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl, kovma kapından,
    Âsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim.

    Ali Ulvi Kurucu

    Su Kasidesi

    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
    Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
    Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

    Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
    Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

    Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
    İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

    Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
    Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

    Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
    Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

    Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
    Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

    İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
    Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

    Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
    Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

    Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
    Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

    Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
    Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

    Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
    Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

    Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
    Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

    İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
    Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

    Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
    İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

    Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
    Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

    Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
    Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

    Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
    Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

    Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
    Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

    Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
    Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

    Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
    El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

    Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
    Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

    Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
    Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

    Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
    Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

    Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
    Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

    Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da
    Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

    Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
    Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

    Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
    Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

    Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
    Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

    Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
    Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

    Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
    Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su.

    Fuzuli

    Sakın Terk-i Edebden

    Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
    Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu
    Sakın edebi terk etme.
    Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır
    Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır
    Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
    Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
    Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil
    Amâdan açdı mevcûdât düş ceşmin tûtiyâdır bu.
    Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha
    Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu Ey Nâbî

    Nabi

    O'nun ümmetinden ol

    Beri gel serseri yol!
    O'nun ümmetinden ol!
    Sel sel kümelerle dol!
    O'nun ümmetinden ol!

    Sen hiçliğe karşı yön
    Hep sıfır arka ve ön
    Dosdoğru kıbleye dön!
    O'nun ümmetinden ol!

    Gel, dünya murdar kafes
    Gel gırtlakta son nefes
    Gel arşı arayan ses
    O'nun ümmetinden ol!

    Solmaz, solmaz bu bir renk,
    ölmez, ölmez bir ahenk,
    insanlık; hevenk, hevenk
    O'nun ümmetinden ol!

    Gökte çakıyor haber:
    Geber, çelik put geber!
    Doğrul yeni seferber!
    O'nun ümmetinden ol!

    Necip Fazıl Kısakürek

    Nat-ı Şerif

    Sultân-ı rüsûl, şâh-ı mümeccedsin efendim
    Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim
    Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin efendim
    Menşûr-ı le’amrüke mü’eyyedsin efendim
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Tâbiş-dih-i ervâh-ı mücerred güherindir
    Mâlişgeh-i ruhsâr-ı melik hâk-i derindir
    Ayîne-i dîdâr-ı tecellî nazarındır
    Bû Bekr Ömer, Osmân ü Ali yârlarındır
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda
    Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda
    Gül-bâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâda
    Esmâ-i Şerîfin anılır arz u semâda
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim

    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim
    Ol dem ki velîlerle nebîler kala hayrân
    Nefsî deyü dehşetle kopa cümleden efgân
    Ye’s ile usâtın ola ahvâli perîşân
    Destûr-ı şefâ’atle senindir yine meydan
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Bir gün ki dalıp bahr-ı gama fikrete gittim
    İlden yitirip kendimi, bî-hodluğa yitdim
    İsyânım anıp, âkıbetimden hazer itdim
    Bu matlâ’ı yâd eyledi bir seyyid işitdim
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Ümmîddeyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz
    Ser-mâye-i îmânı tebâh eylemeyiz biz
    Bâbın koyup ağyâre penâh eylemeyiz biz
    Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Bî-çâredir ümmetlerin isyânına bakma
    Dest-i red urup, hasret ile Dûzâha kakma
    Rahm eyle amân, âteş-i hicrânına yakma
    Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma
    Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin efendim
    Hakdan bize sultân-ı mü’eyyedsin efendim

    Şeyh Galib

    Naat

    Günahtan gayri yok bir özge kârım yâ Rasûlallah
    Geçer gafletle her leyl ü nehârım yâ Rasûlallah

    Serâpâ dolmada defterler a'mâl-i kabîhimle
    Kirâmen Kâtibîn'den şermisârım yâ Rasûlallah

    Nide pervâz edem uçmağa ferdâ kalmışım âciz
    Kemend-i nefs ü şeytâna şikârım yâ Rasûlallah

    Eşiğin görmeğe bin cânım olsa eylerim kurban
    O rütbe hadden aştı intizârım yâ Rasûlallah

    Ölür isem gubâr-ı Ravzana yüz sürmeden tâ haşr
    Döğünsün taş ile seng-i mezârım yâ Rasûlallah

    Senin evsâfını kaabil midir etmek Şeref îfâ
    Ne çâre elde yoktur ihtiyârım yâ Rasûlalla

    Şeref Hanım

    İlahi Salavat

    Hamdini sözüme sertac ettim
    Zikrini kalbime mi’rac ettim
    Kitabını kendime minhac ettim
    Ben yoktum var ettin
    Varlığından haberdar ettin
    Aşkınla gönlümü bi-karar ettin
    İnayetine sığındım, kapına geldim.
    Hidayetine sığındım, lütfuna geldim
    Kulluk edemedim, affına geldim
    Şaşırtma beni, doğruyu söylet
    Neş’eni duyur, hakikatı öğret
    Sen duyurmazsan ben duyamam
    Sen söyletmezsen ben söyleyemem
    Sen sevdirmezsen ben sevemem
    Sevdir bize hep sevdiklerini
    Yerdir bize hep yerdiklerini
    Yar et bize erdirdiklerini
    Sevdin habibini, kainata sevdirdin
    Sevdin de hıl-at’i risaleti giydirdin
    Makam-ı İbrahim’den
    Makam-ı Mahmud’a erdirdin
    Server-i asfiye kıldın
    Muhammed Mustafa kıldın
    Salat-ü selam, tahiyyat ü ikram
    Her türlü ihtiram O’na,
    Onun ailesine, aline, ahbabına
    Ashabına ve etbaına Ya Rab!

    Elmalılı M. Hamdi Yazır

    Bir gece Muhammed'e

    Bir gece Muhammed'e
    Çalab'dan geldi burak
    Seni okur Zülcelal
    Ne durursun kıl hazırlık.
    Sallallahu alâ Muhammed
    Sallallahu aleyhi ve sellem

    Hep melekler geldiler
    Burakdan idirdiler
    Yüzünü döndürdüler
    Ol dem yürüdü yayan
    Sallallahu alâ Muhammed
    Sallallahu aleyhi ve sellem

    Nice bin yıllık yola
    Bir anda vara gele
    Yunus eydür kim ola
    Ol Muhammed'dir mutlak
    Sallallahu alâ Muhammed
    Sallallahu aleyhi ve sellem

    Yunus Emre

    Benim Muhammedim
    Cebrail’im selam eyle dostuma
    Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
    Söyle gelsin çıksın arşım üstüne
    Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

    Arşımı donattım gelsün göreyim
    Kullarım halinden haber sorayım
    O gelsin ben ona haber vereyim
    Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

    Arşımın üstünde seyran eyleyen
    Kürsüm üzerinde cevlan eyleyen
    Mirac’da ümmetin Hakk’tan dileyen
    Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

    Derviş Yunus severiz Muhammed’i
    Her andıkça verelim salavatı
    Kadir Mevlam ana mahbübum dedi
    Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

    Yunus Emre
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 4 Aralık 2013
  4. Betül17

    Betül17 denizimsi

  5. Betül17

    Betül17 denizimsi

  6. Betül17

    Betül17 denizimsi

  7. Betül17

    Betül17 denizimsi

  8. Betül17

    Betül17 denizimsi

    guvercin-simli.gif

    Yüreğin kıblemdi
    Meltemler getirirdi gül kokunu
    Gözlerin Firdevs'in gül bahçeleriydi
    Ümmeti! ümmeti! diye akan gözyaşların
    Ecrin en güzide akçeleriydi
    Meleklerin şeydâ şeydâ dillerinden dökülen
    Sana olan hasret incileriydi

    Yüreğin evimdi
    Sevgi sarmaşıkları sarmıştı
    Sana meftun, sana aşık yıldızlar düşüyordu
    Aşkın en safi, en duru hali okunuyordu
    Lebbeyk! Lebbeyk! diye kalp dilin oynuyordu
    Rabbimin her an tecellisi, rahmet olmuş yağıyordu
    Hiç bir yere sığmayan Mevlam
    Kâinâti yaratan yüce Allah(c.c.)
    Yüreğine sığıyordu

    Yüreğin hâbibim'di
    Sevgi bal peteği olmuş, yüreğine dokunmuştu
    Rabbimin nazar eylediği her an gül yüreğinde
    Işıklar benek benek, muştu muştu
    Sen bizler için uykulardan feragat edip
    Her gece ellerin semâya yükselirken
    Üfürdüğün her zerre sevgiler uçuşurdu
    Gördüğümde; rüyanın en yalın asaletini
    Düşündüğümde, yüreğim erir, ruhum titrer
    Gözyaşlarımı muştuların siler
    Her gecenin bitiminde
    Usulca uyuttum içimdeki hasretini

    Yüreğin kabemdi
    An zamanı, yutup küçülürken
    Özlemlerim bir nehir gibi sana doğru akarken
    Biliyorum sana giden yollar hep sabır ister
    Dokunduğun her dal, her yürek çiçeklenir
    Benliğime hasretin eklenir
    Sevgini ipek kanatlı bir melek gözlerime bıraktı
    Ne dilinde bir sitem vardı, ne gözlerinde acı
    O nûr yüzün, gül kadar güzel, su gibi berrâktı
    İşte o an şükrü edâ için
    Başım yere eğilmişti
    Seccadem topraktı

    Yüreğin sevgiliydi
    Güneş gibi her yeri sarıveren
    Nerde masum bir çift göz görsem
    Ellerimle hemen saçlarını okşuyorum
    Biliyorum çocukları çok sevdiğini
    Sonra avuçlarımı doyasıya kokluyorum
    Gül kokun ellerime sinmiştir diye
    Sonra
    Uzun uzun eğilip gözlerine bakıyorum
    O masum enginlikte
    Seni görebilir miyim diye
    Her ışıltıda seni arıyorum
    Seni arıyorum
    Yüreğimdeki sevgili! ..

    Fatimâ Hümeyrâ Kavak
     
  9. xisyankarx

    xisyankarx !!!.isyankar.!!!

    ya betülcüm çok güzel ya valla hayran kaldım süper resimler çook sagol
    herşey için tekrar sagoll
     
  10. Betül17

    Betül17 denizimsi

    Sende sağol........:)
     
  11. xisyankarx

    xisyankarx !!!.isyankar.!!!

    rica ederim ama hayran kaldım o güzel sözlere o resimlere süper ya sende aynısın
     

Bu sayfa için etiketler

  1. ağlatan peygamber şiirleri