Orucun Farz Kılınması

Ramazan bölümünde yer alan bu konu cicozz tarafından paylaşıldı.

  1. cicozz

    cicozz Çocukluk cicozlarda saklı

    Orucun farz kılındığı ayet, Orucun farz oluşu

    Oruç, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.

    Orucun müslümanlara farz olduğu Bakara sûresindeki:

    "Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız" 15 âyetiyle bildirilmiş, ayrıca aynı sûrenin 185. âyetinde de "sizden kim bu aya (Ramazan'a) erişirse oruç tutsun" buyurularak oruç ibadetinin yerine getirilmesi emredilmiştir. Peygamber Efendimiz de, İslâm'ın beş temelinden birinin Ramazan ayında oruç tutmak olduğunu bildirmiştir. 16

    Birinci ayetten açıkça anlaşılıyor ki oruç, ilk peygamber Âdem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberlere ve onlara inananlara farz kılınmıştır. Oruç, insanlığın ilk zamanlarından beri yerine getirilmesi emredilen bir ibadettir. Çünkü, ruhen arınıp ahlâken olgunlaşmak bakımından insanın oruca ihtiyacı olduğu gibi maddî ve manevî pek çok faydaları da vardır.

    Anlamlarını sunduğumuz ayetlerde orucun, müslümanlara farz olduğu bildirilmiş; hasta, yolcu ve oruç tutmaya gücü yetmeyenler için getirilen kolaylıklar hakkında da şöyle buyurulmuştur:

    "(Oruç) sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler kadar diğer günlerde oruç tutar. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir yoksulu doyuracak fidye gerekir."17

    Bu ayette, geçerli mazereti olanların, orucu Ramazan'dan sonraya erteleyebilecekleri bildirildikten sonra sürekli mazereti olup da ömürboyu oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bunun karşılığında fidye vermeleri emredilerek gerekli kolaylık sağlanmıştır. Ciddî ve geçerli bir mazeret olmadıkça belirli şartları taşıyan müslümanların ise bizzat oruç tutarak Allah'ın emrini yerine getirmesi gerekir.

     
  2. muhsin iyi

    muhsin iyi Yeni Üye

    Hastaların ve Yolcuların Oruç Tutmalarındaki Faziletler

    Hastaların ve Yolcuların Oruç Tutmalarındaki Faziletler
    Orucun sırrı olan bağışlanma, merhamet duygularını Kuran-ı Kerim’de farz edilen ayetleri okurken çıkarabiliriz. Yüce Allah İslam’ın diğer farzları olan namaz kılmak ve zekât vermek için Kuran-ı Kerimde pek çok ayetle emir buyurmuşlardır. Bunların sayısı yüzden fazladır. Yani ilgili emirler pek çok surede defalarca kez tekrar edilir. Ama oruç için böyle değildir. Bunun için Bakara suresinden sadece beş ayet tahsis edilmiştir (183- 187 Ayetler ). Bir de Kuran-ı Kerim’de namaz kılmak ve zekât vermek için bunların hiçbir surette affı olmadığını beyan sadedinde genellikle sert ifade olan emir kipi kullanılmışken, oruç içinse bambaşka bir ifade, merhamet hissi, bir hoşgörü ve bağışlama atmosferi içerisinde beyan buyurmuşlardır. İsterseniz bütün bunları görmek için ilgili ayetleri birlikte okuyalım. 183.’Ey iman edenler, size oruç farz kılındı, sizden öncekilere de farz kılınmıştı. Umulur ki korunursunuz.’ Allah (c.c.) bu ibadetin nefse ağır geleceğini bildiği için ‘sizden öncekilere de farz kılınmıştı’ ibaresi ile havayı yumuşatmakta, tıpkı okula yeni başlayıp da gitmek istemeyen çocuğunu ikna sadedindeki bir babanın, ‘Bak ağabeyin de, ablan da, komşumuzun çocukları da okula gitmişlerdi.’ demesi gibi yüce Allah da bu farziyetin sadece bu ümmete mahsus olmadığını söylerken nefsimizi önceki ümmetlerin durumuyla teselli etmektedir. Bizim bu ibadetin ağırlığı ile üzüntüye düşmemizi önlemek istemektedir. Bu bir çeşit gönül alma, alttan almadır… Evet, bu tesellinin birincisi. 184.’Size farz kılınan oruç sayılı günlerdedir….’ Evet, bu ikinci teselli. Tıpkı askerdeki, hapisteki kişiye yapılan teselli gibi: ‘Sayılı günler tez geçer…’ Ayet devam ediyor. ‘İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan diğer günlerden sayısınca tutar.’ Üçüncü teselli, ama burada teselliden ziyade merhamet, hoşgörü duyguları daha ağır basıyor. Ayet devam ediyor. ‘Ona dayanamayanların fidye vermesi gerekir, bu bir fakir doyumudur. Kim de hayrına fidyeyi artırırsa hakkında daha hayırlıdır. Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ Evet, fidye yolu ile Allah bizleri dördüncü kez teselli etmekte. Bu tesellide de bir hoşgörü ve bağışlama ifadesi kendisini göstermektedir. Ama gizli, manevi, ima yollu bir rica da ayetin son cümlesinde ifade ediliyor. ‘Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ İşte bu yazımız bu ayet temelinde yazıldı. Yani yazımızın asıl konusu bir insan hasta veya yolcu olduğunda oruç tutması ona ne kazandıracaktır? Böyle kişilerin orucu Allah katında nasıl karşılanır? Böyle kişiler ruhsatı bırakıp da oruç yoluna, yani azimete girerlerse Allah indinde bu ne anlama gelir? Ama önce orucu farz kılan bu ayetlerdeki Allah’ın bizleri kaç kere daha nasıl teselli ettiğini bir görelim. 185.’O Ramazan ayı ki, insanları irşat için hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kuran onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya yetişirse onda oruç tutsun.’ Beşinci teselli de bu ayın büyüklüğü ile yapılmıştır. Çünkü bu ay Kuranın bir bütün olarak dünya semasına indirildiği, oradan da peyderpey ilk vahyin peygamberimize ulaştığı aydır. Ramazan bu faziletiyle, yani Kuran’ı taşımasıyla diğer ayların sultanıdır. Kuran ise mahlûk değildir, Allah’ın sözüdür. Ondan daha üstün bir şey olamaz. Çünkü Allah’ın sözü şey değildir. Allah’ın sözü ezeli ve ebedidir. Allah’a aittir. Bir hadisi şerifte Ramazan ayının ümmete tahsis edildiği, Recep ayının Allah’a, Şaban ayının da Rasullulah’a beyan buyrulur. Ramazan ayının ümmete tahsis edilmesi bu ayın biz günahkâr kullar için büyük faziletler ve nimetler içermesindendir. Öyle ki bu ayda gündüzünü oruçla geçirenin, gecesini de teravih namazı ile ihya edenin Allah’ın izni ile günahlarının ağırlıklarından kurtulacağı pek çok hadisi şerifle belirtilmiştir. Bütün bunların temelinde Ramazan ayının Kuran’ı Kerim’i taşımasındaki ağırlığı ve büyüklüğü vardır. Ayete devam edelim: ‘Kim de hasta yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.’ Evet, bu konu, yani hasta ve yolcuların oruç tutmama konusundaki ruhsatı 184. ayette de geçmişti. Peki, bir ayet sonra bu konu niçin tekrar ele alındı? Çünkü 184. ayette yüce Allah hasta ve yolculara oruç tutmama konusunda ruhsat verdikten sonra bir manevi ricayla, ‘Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’ demişti. Yukarıdaki ayette isebu konudaki manevi ricayı hafifletiyor. Daha doğrusu manevi rica sözünü tekrar etmeyerek ümmet-i Muhammedialtıncıkez teselli etmektedir. Çünkü Allahın ricasında, bu manevi veya ima yolu ile de olsa, Allah’ın rızası gizlidir. Müslümanlar da O’nun rızasını aradıklarına göre bu ricayı emir telakki edip hasta olduklarında ve yolculuklarında oruç tutacaklardı. Allah ezeli ve ebedi bilgisi ile bunları bildiği için bu ağır yükü müminlerin sırtından almaktadır. Ama yine de yiğit hasta ve yolcular için yukarıdaki 184. ayet kapı gibi durmaktadır. Dileyen oradan da içeriye girip Allah’ın rızasına kavuşabilir. Allah’ın rızasından da daha büyük bir şey yoktur. Allah’ın ruhsatı ise yiğitler için değil zayıf kulları içindir. 186.’Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, muhakkak ki ben çok yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler.’ Evet, bu ayet de yedinci teselliyi içermektedir. Ama bu ayette oruç tutanlara hitap yok, diye okuyucu itiraz edebilir. Doğru yok, görünüşte oruç tutan tutmayan bütün Müslümanlara, hatta ‘kullarım’ hitabı geçtiğine göre bütün insanlara yüce Allah hitap ediyor. Fakat siyak sibak açısından baktığımızda yani bundan önce ve bundan sonra gelen ayetlere baktığımızda konu oruç olduğu gibi konuya muhatap olan kişiler de oruç tutanlardır. Dolayısıyla bu merhamet, bağışlanma, şefkat, icabet müjdelerini içeren ayeti kerimenin oruç tutanları teselli babında olduğu anlaşılacaktır. Bu teselli insanın gözlerini yaşatacak oranda derindir, artık oruç tutmak farz değil, yaşamın temel amacı gibi olmaktadır. Zira Allah’ın bize yakın olması, dualarımızı kabul etmesi en büyük nimetlerdir. Allah bunun için bizden kendisinin davetine koşmamızı ve kendisine hakkıyla inanmamızı istiyor. Bunlar da hâlihazırda, daha doğrusu bu ayetlerde oruçla simgelenmiştir. 187.’Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız (cinsel ilişki) size helal buyruldu. Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için tövbenizi kabul buyurdu ve sizi af etti. Şimdi onlarla ilişkiye girin. Allah’ın sizler için yazdığını isteyin ve fecrin beyaz ipliği siyah iplikten seçilinceye kadar yiyin için. Sonra da ertesi geceye kadar oruç tutun. (…)’Bu ayetin oruç tutanlar için tesellisini sahabeler en iyi bilirler. Çünkü bu ayet inmeden önce oruç önceki ayetlerle farz kılındığında akşam yemekten sonra yatanlar için artık oruç başlamış bulunuyordu. O kişi geceleyin uyandığında bir şeyler yemiyor içmiyor, cinsel ilişkiye de giremiyordu. Çünkü oruçlu oluyordu. Yani sahur yapamıyordu. Çünkü önceki ümmetler orucu böyle tutuyorlardı. Ama Muhammed ümmetine Allah merhamet ederek onları bu ayetle sekizinci kez teselli etmiştir. Sonuç olarak sanki oruç biz ümmetine emir buyrulmamış da rica edilmiş gibi… Burada benim bu sözüme bazıları hemen itiraz edebilir: ‘Nasıl olur canım, oruç farz değil mi?’ Biz orucun farziyetini inkâr etmiyoruz. Oruç farz bir ibadet, hatta bir emir. Ama yüce Allah bu emri verirken namaz kılma ve zekât verme ibadetlerini yapmamız için söylediği ifadeden farklı bir ‘üslup’ kullanmıştır, bu üslup adeta bir rica özelliği taşımaktadır. Biz buna dikkati çekmek istedik. ‘Demek ki emri rica yerine koyup farzın ağırlığını manevi olarak tahrip mi ediyorsunuz?’ Elbette öyle bir niyetim yok. Allah’ın ricası da sonuçta bir emirdir. Yerine getirilmediği zaman sorumluğunu taşırız. Fakat şöyle bir düşünürsek ricanın emirden daha güçlü bir motivasyona sahip olduğuna da kanaat getirebiliriz. Namaz kılmada ve zekât vermede nefsin bahanesi olamaz. İnsan yatalak derecede hasta olsa bile duruma göre oturarak, uzanarak bazı rükünleri ima yoluyla da namazını ikame edebilir. Zaten zekât zenginlerin ellerinin kiridir, o kadar ağır bir ibadet değildir. Ama oruçta öyle değil, çünkü oruç bedeni bir ibadettir. Bedenin de sağlıklı olmasını şart koşar. Daha doğrusu bazı hastalıklar açlığı, susuzluğu kolay kolay kaldıramaz. Hele bir de hasta ilaç alıyorsa durum daha da kritik olabilir. Ama fedakârlık… Hastalığı veren Allah orucu farz kılarken kulunun bunu kaldıramayacağını elbette biliyordu. Ama o sağlığından fedakârlık yaparak orucu tercih ederse, onun ricasını emir telakki edip öne atılırsa, ruhsatları kullanmazsa… İşte böyle birisi affedilmeyi hak eder, büyük ikramlara da nail olur Allahın izniyle… Çünkü Allah’ın bu ricasının içerisinde bir anne ve babanınki gibi merhamet hissi, bir hoşgörü vardı ve bunlar o kişi için artık rahmete, kurtuluşa ve ebedi nimetlere, en önemlisi de O’nun rızasına dönüşecektir. Çünkü hastalıkta karşılaşılan sıkıntılar görece bir durum arz ettiği gibi böyle bir durumda olup da oruç tutanların katlandıkları fedakârlıkların derecesini de ancak yüce Allah bilir. Hastanın yanında, bugün ulaşılan teknolojik seviyenin verdiği konforla yolculuk yapan seferinin durumunu mevzubahis bile etmek istemiyorum. Oruçta samimi bir sevgi ve aşk dili vardır. Bunu hasta ve yolcu kullanırsa Allah indindeki durumu nedir? Oruç tutan kişi hal diliyle şöyle demektedir: ‘Allah’ım ben Sen’i soğuk sudan, lezzetli yemeklerden, eşimle cima etmekten daha çok seviyorum.’ Oruç tutan hasta ise, ‘Ben Sen’i bunların yanında hayatımdan daha çok seviyorum.’ demektedir. Oruç tutan hasta hal diliyle şöyle devam eder: ‘Doktorlar, eş dost, evlat ayal oruç tutma diyorlar, ama ben Sen’in oruç tutma konusundaki ricanı affedilmeme ve daha da önemlisi rızan için bir vesile olarak görmüşüm, affet beni Allah’ım, zaten bu hastalık da başıma geçmiş günahlarımın affı için gelmiş bir sabır kapısı, daha doğrusu rahmet kapısıdır, oruçla bunu ben daha muhkem yapmak istiyorum….’ Size soruyorum, bir insana anasından babasından daha merhametli olan Allah, hal diliyle böyle diyen bir hasta kuluna nasıl muamele edecektir? Oruç yüce Allah’a aşkı ve sevgiyi ifade etmede öyle kuvvetli bir hal dilidir ki, buna kendi hayatımdan bir örnekle değinmek istiyorum. Hem annemi hem babamı altı yedi yıl önce peşi sıra kaybettim. Babamı pek düşünmüyorum, ama annem her zaman hep aklıma geliyor. Gelen sahne de hep şu: Aslında bu sahne bütün çocukluğum boyunca annemle hemen her gün oynadığımız bir oyundu. Oyunun en acıklı sahnesi şöyle geçerdi: Rahmetli, canı çekmiş olacak, dolaptaki son elmayı, portakalı, havucu vs. alıp yavaş yavaş soymaya başlardı. Çok yavaş ve itina ile soyardı. Her şeyi soyardı. Şeftaliyi de soyardı. Ben önce uzaktan şöyle bir seyrederdim. Soyma işlemi biter bitmez koşarak yanına gelip soyduğu şeyi hemen elinden alırdım. Ama o, ‘Dur,’ derdi. Dilimlerdi. Dilim dilim bana verirdi. Oyunun en acımasız yeri bir dilim de olsa anneme bir şey yedirmememdi. Gerçekten o hiç bu oyunu kaybetmedi. Ben her dilimi sonuna kadar yerdim. Doysam bile inadına sonunu getirirdim. Kendisi için kestiği şeyden ona hiçbir şey nasip olmazdı. İşte ben ömrümce bu aşkın ve sevginin ötesinde başka bir aşk ve sevgi görmedim. Göreceğimi de sanmıyorum. Bu yüzden annemi hemen her gün hatırlıyorum ve ona olan şükran duygularımı manevi hediyelerle ödemeye çalışıyorum. Ama bu borç günden güne artıyor ve ben altından kalkamıyorum. İşte ben bu sahnelerin etkisiyle orucu çok iyi anlıyorum. Nasıl annem canı çektiği halde bir dilim meyveyi kendi nefsinden esirgeyip bana yedirerek fedakârlık yaptıysa oruçlu kişi de annem gibi nefsini gün boyunca canı çektiği şeylerden esirgemektedir. Ben aciz bir kul olarak annemin bu fedakârlığı karşısında eridim ve ezildim. Ona karşı büyük bir aşk ve sevdaya düştüm. Yıllardır sevabını onun ruhuna yolladığım manevi hediyelerle ödemeye çalışıyorum. Son iki yıl da haftada bir gün oruç tutup onun ruhuna hediye etmeye başladım. Peki kullarına karşı haya sahibi, vefakar, lütufkar, merhametli olan yüce Allah kendisi için oruç tutan kullarına karşı nasıl bir duygu taşımaktadır? Benim anneme taşıdığım duyguların fevkinde, hem de sonsuz fevkinde değil midir? Hele bir de bu oruç tutan kullar arasında hasta ve yolcu olanlar varsa, bu fedakârlıklarıyla bunların Allah indindeki durumlarını tasavvur etmek elbette çok zordur. Ahrette oruç tutan hasta ve yolculara imreneceğimiz apaçık ortadır. Onun için fazla söze hacet yok. Allah’ın hasta ve yolcular için büyük rızasının gizli olduğu ayeti tekrar okuyup onun üzerinde biraz daha düşünelim ve mümkünse kararımızı oruç tutma lehinde kullanalım: 184.’Size farz kılınan oruç sayılı günlerdedir….İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan diğer günlerden sayısınca tutar. Ona dayanamayanların fidye vermesi gerekir, bu bir fakir doyumudur. Kim de hayrına fidyeyi artırırsa hakkında daha hayırlıdır. Bununla birlikte oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilmek isterseniz.’