Orhun Yazıtları

Tarih bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    Moğolistan'da Orhun ve Yenisey ırmakları arasında kalan bölgede, geniş bir alana yayılmış çok sayıdaki anıt özelliği taşıyan yazıtlar. Orhun Yazıtları; Moğolistan, Yenisey, Altay, Türkmenistan, Orta Asya Yazıtları adlarıyla da anılmaktadır. Yazıtlarda, Göktürk kağanlarının ve ileri gelenlerinin, ülkeleri ve halkları için yaptıkları, kendi ağızlarından anlatılmaktadır.

    Yazıtların önemi, Türk tarihine açıklık getirmesi ve Türkçenin en eski yazılı belgeleri olmasından kaynaklanmaktadır. Yazıtlar 730'lu yıllarda düz yazıyla ve söylev türünde yazılmıştır. Yaklaşık 800 kadar sözcük kullanılması, Türkçenin o zamanki gelişmişlik düzeyi hakkında fikir vermektedir.

    Orhun Yazıtları'nın en önemlileri Bilge Kağan Yazıtı, Kültigin Yazıtı ve Tonyukuk Yazıtı'dır. Kültigin Yazıtı'nı, ölümünden sonra kardeşi Bilge Kağan diktirmiştir. Kültigin Yazıtı, 3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cepheli, piramit biçimlidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer biçiminde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Yazıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13'er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzündeyse, devrin Çin İmparatoru'nun Kültigin'in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe metinler vardır. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan'ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong'ın yeğeni Çang Sengün'dür. Kültigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan "tepelik" kısımlarındaysa, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.


    Bilge Kağan Yazıtı, Kültigin Yazıtı'nın bir kilometre uzağındadır. 734 yılında ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu yazıt 735 yılında dikilmiştir. Yazıtta Bilge Kağan'ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta ve Kültigin'in ölümünden sonraki olaylar ilave edilmektedir. Ayrıca kağanın konuşmasından başka yeğeni Yuluğ Tigin'in kayıtları da yer almaktadır. Yaklaşık 3,75 metre yüksekliğinde olan yazıt, dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15'er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzündeyse, Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzün tepelik kısmının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır. Yazıtın güneydoğu, güneybatı ve batı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır. Yazıtta olayları nakleden, öğütler veren Bilge Kağan'dır. Yazıta Kültigin'in ölümünden sonraki olaylar da eklenmiştir.Yazıtın çevresinde Bilge Kağan'ın anıt mezarı ve balballar (mezar taşları) bulunmaktadır.

    Tonyukuk Yazıtı, Bilge Kağan'a ve diğer Göktürk kağanlarına 46 yıl danışmanlık yapmış olan Tonyukuk adına dikilmiştir. Yazıtlardaki anlatım, Bilge ve Kültiğin kağanların yeğenleri Yulug Tekin'e aittir. Tonyukuk Yazıtı dört cepheli iki dikilitaş hâlindedir. Yazılar, diğer taşlara göre daha silik durumdadır. Taşlarda Göktürklerin Çin esaretinden nasıl kurtulduğu, kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk'un neler yaptığı anlatılır. Birinci yazıt, 243 cm; ikinci yazıt ise, 217 cm yüksekliğindedir. Birinci yazıtta 35, ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır.

    Orhun Yazıtları, uzun süre bulundukları yerde öylece kalmıştır. 1709 yılında İsviçreli bir subay tarafından ortaya çıkartılmıştır. Daha sonra batılı Türkologların araştırmalarıyla okunan yazıtlardaki metinler, yabancı ve yerli Türkologlar tarafından yayımlanmıştır.
     
  2. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    · Orhun Yazıtları
    · Kültigin Anıtı
    · Bilge Kağan Anıtı
    · Tonyukuk Anıtı
    · Kültigin Abidesi Güney Yüzü
    · Kültigin Abidesi Doğu Yüzü
    · Kültigin Abidesi Kuzey Yüzü
    · Kültigin Abidesi KuzeyDoğu Yüzü
    · Kültigin Abidesi GüneyDoğu Yüzü
    · Kültigin Abidesi GüneyBatı Yüzü
    · Kültigin Abidesi Batı Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi Doğu Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi GüneyDoğu Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi Güney Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi Kuzey Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi Batı Yüzü
    · Bilge Kağan Abidesi GüneyBatı Yüzü
    · Tonyukuk Abidesi Birinci Taş (Batı Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi Birinci Taş (Güney Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi Birinci Taş (Doğu Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi Birinci Taş (Kuzey Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi İkinci Taş (Batı Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi İkinci Taş (Güney Cephesi)
    · Tonyukuk Abidesi İkinci Taş (Doğu Cephesi)
    · Orhun Alfabesi (Runik Alfabe)
    · Ana Çizgileriyle Köktürk Tarihi

    Orhun Yazıtları
    Orhun Yazıtları, Göktürk İmparatorluğu'nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan'ın kuzeyinde, Baykal gölününü güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı'nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir. Bilge Tonyukuk yazıtlarının, (Orhun Irmağı civarında olmamasına rağmen), Orhun yazıtlarıyla birlikte düşünülmesi, anılması Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile aynı döneme ait olması ve aynı konuları içermesindendir. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir.Yazıtların üçü çok önemlidir. İki taştan oluşan Tonyukuk 716, Köl Tigin (Kültigin) 732, Bilge Kağan 735 yılında dikilmiştir. Köl Tigin yazıtı, Bilge Kağan'ın ağzından yazılmıştır. Kültigin, Bilge Kağan'ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur. Orhun Abideleri'ni ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur. 1890'da bir Fin heyeti, 1891'de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur. Bu heyetler yazıları çözememişlerdir. Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen, 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Alfabenin dördü sesli, dördü sessiz harften oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez, kelimeler de birbirlerinden iki nokta üstüste konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun abidelerinde yazılar yukarıdan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.
     
  3. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    Orhun Âbideleri


    Göktürk Devletinden kalma, 7 ve 8. asra âit en eski taş kitâbeler. Üzerinde, Türk Edebiyâtının ilk örnekleri bulunan �bengü taşları�dır. Moğalistan�ın kuzey-doğusunda, eski Orhun Nehri yatağına dikilmiş oldukları için bu kitâbelere Orhun Âbideleri, Göktürk Devletine âit oldukları için de Göktürk Kitâbeleri denmiştir. Âbidelerde adı geçen Ötüken Ormanı, Türklerin Birinci İstiklâl Savaşını kazanan Kutluk Kağan tarafından, yeni Türk devletine idâre merkezi olarak seçilen yerdir. Orhun civârında Orhun yazısı ile yazılı daha başka kitâbeler de bulunmuştur. Belli başlıları altı tânedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri üç tânesidir. Birincisi olan Kül Tigin Âbidesini, ağabeyi Bilge Kağan, 732�de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan Âbidesini de ölümünden bir yıl sonra 735�te kendi oğlu diktirmiştir. Üçüncü olarak vezir Tonyukuk Âbidesi ise 720-725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.
    Kül Tigin Âbidesi: Kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci derecede rolü olmuş kahraman kardeşine karşı, Bilge Kağan�ın duyduğu minnet duygularını ifâde eden, bizzât hükümdâr ağzından yazılmış hitap eder. Yere devrilmiş vaziyette bulunmuştur. Rüzgâra mâruz kalan kısımlarında tahribât ve silintiler vardır.Yüksekliği 3,75 metredir. Saf olmayan mermerdendir. İtina ile yontulmuş, yukarı doğru daralmaktadır. Dört cephelidir. Âbidenin doğu cephesinin üstünde kağanın işâreti vardır. Batı cephesi Çince kitâbe ile kaplıdır. Diğer üç cephesi Türkçe kitâbelerle doludur.
    Âbidedeki kitâbeleri, Bilge Kağan ve Kül Tigin�in yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Satırlar yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve sağdan sola doğru istif edilmiştir. Satırların uzunluğu 235 cm kadardır. Cetvelden çıkmış gibidir. Âbidenin Çince kitabesinde Türk-Çin dostluğu, Türk İmparatorluğu ve Kül Tigin methedilmekte, tanıtılmakta ve târihler düşürülmektedir.
    Bilge Kağan Âbidesi: Aynı yerde Kül Tigin Âbidesinin bir kilometre uzağındadır. Şekli, tertibi ve yapısı, tamâmiyle birincisine benzemektedir. Yalnız biraz yüksektir. Bu âbidede Bilge Kağan hitabeder. Ayrıca Kül Tigin�in ölümünden sonraki vak�aların ilâve edildiği görülür. Bu eser hem devrilmiş hem parçalanmıştır. Tahribat ve silinti bunda çok fazladır. Bu âbideyi de yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Her iki âbidede de Bilge Kağan�ın sözlerinin dışında Yollug Tigin�in kitâbe kayıtları ve ilâveleri yer almaktadır.
    Vezir Tonyukuk Âbidesi: Diğer iki âbidenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmemiş, dikili, dört cepheli iki taş hâlindedir. Birinci ve daha büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27 satır vardır. Bu âbide, İltiriş Kağan�ın isyânına iştirâk eden ve o günden Bilge Kağan devrine kadar devlet idâresinin baş yardımcısı olarak kalan, VezirTonyukuk tarafından diktirilmiştir. Âbidede bu kudretli ve tecrübeli müşâvir vezirin kendisi konuşmaktadır.
    Orhun âbideleri, Göktürk Devletinin kuruluşundan yarım asır sonra, Türk Beylerinin anayurttan uzaklaşarak, kendilerini Çin�in yumuşak ipeklerine ve hileci siyasetine kaptırıp bozulduklarını anlatır. Eskisi gibi iyi ve bilgili olmayan bu beylerin elinde Türk Devletinin nasıl sarsılıp yıkıldığını aydınlatır. Bu yüzden tam elli yıl, Çin ilinde esir yaşayan doğu Türklerinin, esirlik hayâtına alışamıyarak, durmaksızın isyan ettiklerini ve sonunda muvaffak olduklarını, yeniden istiklâl kazandıklarını anlatır. Sekizinci yüzyılda, Çinlilere karşı yapılan İstiklâl Savaşı kazanıldıktan ve Türk bütünlüğü sağlandıktan sonra, bunların unutulmaması için diktirilmiştir.
    Orhun Âbideleri çok yönlü vesikalardır. Şöyle ki: �Türk milletinin adının geçtiği ilk Türkçe metin olup; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk târihi; Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi; milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazîfeleri; Türk nizâmının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesîkası; Türk askerî dehâsının, Türk askerlik sanatının esasları; Türk feragat ve fazîletinin büyük örneğidir.
    Türk içtimaî hayâtının yüksek tablosu; Türk hitâbet sanatının şâheseri, hükümdarâne edâ ve ihtişamlı hitap tarzı; Türk milliyetçiliğinin temel kitabı; Bir kavmi bir millet yapabilecek eser; Türk yazı dilinin ilk örneği ve başlangıcını mîlâdın ilk asırlarına çıkartan delil, Türk ordusunun kuruluşunu ilk asırlara götüren vesîka; insanlık âleminin sosyal muhtevası bakımından en mânâlı mezar taşlarıdır.
    Orhun Kitâbelerinden, 12. asırda târihçi Cuveynî, Târîh-i Cihângüşâ�sında bahsetmiştir. Ayrıca Çin kaynaklarında da bu âbidelerden bahsedilmektedir. 1709�da Poltava Savaşında Ruslara esir düşen İsviçreli subay Strahlanberg, 13 sene Sibirya�daki sürgün hayâtında serbestçe gezip dolaştığı yerlerde incelemelerde bulunmuş, 1730�da kendi vatanına döndüğünde araştırmalarını yayınlamıştır. Bunun üzerine 1890�da Heikel�in başkanlığında bir Fin, 1891�de de W. Radloff�un başkanlığında bir Rus ilmî heyeti kitâbelerin mahalline gönderilmiştir. Her iki heyet âbideleri tetkik edip, fotoğraflarını Avrupa ilim merkezlerine dağıtmışlardır. Danimarkalı Bilgin V. Thomsen 1893�te Orhun yazısını çözmeyi başarmıştır. Son olarak Türk bilgini Talat Tekin, Amerika�da Orhun Türkçesinin bir gramerini ve kitâbelerinin yeni bir neşrini yapmıştır. Orhun Kitâbelerinin metninden bir kısmı şöyledir:
    �Kişi oğlında üze eçüm apan Bumin Kağan İstemi Kağan olurmuş, Olırıpan Türk Buduning ilin törüsin tutan birmiş, iti birmiş.
    Tört bulung kop yagı ermiş. Sü sülepen tört bulungdaki budung kop almış, Kop baz kılmış. Başlığıg yükündürmüş tizliğig sökürmiş.
    İlgerü Kadırgan yışka tegi, kirü Temir Kapıg-ka tegi kondurmuş. İkin ara idi oksız Kök Türk ança olurur ermiş, Bilge Kağan ermiş, Alp Kağan ermiş, Buyrukı yime bilgi ermiş erinç, alp ermiş erinç, Beğleri yime, budunı yime tüz ermiş, Anı üçün ilig ança tutmış erinç.�
     
  4. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    Kültigin Anıtı
    3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Anıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13'er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru'nun Köl Tigin'in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan'ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong'ın yeğeni Çang Sengün'dür. Köl Tigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan "tepelik" kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.
     
  5. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    Bilge Kağan Abidesi


    Göktürkleri, elli yıllık Çin esaretinden kurtararak, ikinci defa Göktürk Hakanlığını kuran, İlteriş (İl�i, devleti toplayıp tanzim eden) unvanı ile anılan Kutluk Kağanın büyük oğlu. 684 yılında doğdu. Babası Kutluk Kağan öldüğü zaman kardeşi Kültigin�le birlikte, küçük yaşta olmaları sebebiyle, amcaları Kapağan Kağanın ve millet emektarı, büyük müşavir Vezir Bilge Tonyukuk�un himayesinde büyüdü. O zaman Bilge Kağan 8, Kültigin Han 7 yaşında idiler. Amcası Kapağan Kağan tarafından 14 yaşında �şad� tayin edilerek devlet hizmetine girdi. Vezir Tonyukuk kumandasında, Göktürk Hakanlığının İnal ile birlikte sevk ettikleri batı orduları grubunda yer aldı. İnal Kağanla birlikte Altayları aşarak Bolçu�da On-ok ordusunu mağlup etti ve Seyhun (Sir derya= İnci Nehri) kıyılarına ulaştı. Tonyukuk�un başkumandanlığını yaptığı bu ordunun başında Maveraünnehir�e kadar dayanan Bilge Kağan, Kızıl Kum Çölüne girerek güney istikametini aldı. Göktürk Abidelerinde tezik şeklinde zikredildiği gibi, ilk defa olarak batıda Müslüman Araplarla karşılaşıldı (701). 709 yılında Kırgızlar�ın komşusu olan ve Yukarı Kem-İrtiş arasında bulunan Çikler ile Isıg Gölünün batısında yaşayan Azları, Hakanlığa bağladı. 710 yılında kardeşi Kültiginle birlikte zaman zaman başkaldıran Kırgızları mağlup etti. 714�te Çin�in yığınak merkezi olan Beşbalık�ın kuşatılmasına, İnal Kağan, Tung-lu Tekin ve eniştesi ile birlikte katıldı. 22 Temmuz 716 tarihinde Çinlilerle münasebet kuran Bayırkular�ın amcaları Kapağan Kağanı pusuya düşürerek öldürmeleri üzerine karışıklığa sürüklenmiş olan devletin yükünü, Kapağan Kağanın oğullarını ve taraftarlarını bertaraf ederek, kardeşi Kültigin�le birlikte yüklendi. Kültigin�le birlikte seferler yaptı. Memlekette karışıklıklar çıkaran Dokuz Tatarlar ve Oğuzlar üzerine yürüyerek bozguna uğrattı. Kültigin�in aşırı derece ısrarı üzerine 716 yılında hükümdar oldu. Göktürk orduları başkumandanlığını yüklendi. O zamana kadar bu vazifede bulunan baba yadigârı, Bilge Kağanın kayın babası vezir Tonyukuk da devlet müşaviri olarak kaldı. İçte ve dışta yaptığı mücadelelerde büyük başarılar kazandı. Yurtsuz milleti yurtlu, fakir halkı zengin ettiği gibi, devleti ve milleti için canla başla çalıştı. 717 yılında Uygur İl-teber�i Kargan Savaşında yendi. Bir yıl sonra da isyana teşebbüs eden Karluklarla savaştı ve galip geldi.
    Bilge Kağan, Çinlilerle iyi münasebet kurmak istiyordu. Bu Tonyukuk�un da arzu ettiği bir durumdu. Fakat Çinliler, Türk birliğini bozmak için Beşbalık�taki Basmıllar ile anlaşmışlardı. Bütün bunlar, Çinlileri çok iyi tanıyan ve vaktiyle Kutluk (İlteriş) Kağanla birlikte istiklal mücadelesi veren Vezir Tonyukuk tarafından gayet iyi biliniyordu. Onun planı sayesinde Basmıllar, Beşbalık�ta kuşatılarak mağlup edildi. Entrikalarının boşa çıktığını gören Çin de baskı altına alındı. Çin ordusu, Kan-su�da bozguna uğratıldı (Eylül 720). Daha sonra çeşitli seferler düzenlendi. Kitanlar ve Tatabılar saf dışı bırakıldı (722-723).
    Bütün bu hadiselerden sonra Çin, iyi geçinme noktasına geldi. 725 yılında Çin İmparatoru tarafından gönderilen elçiyi Bilge Kağan, Kültigin ile Tonyukuk�un hazır bulunduğu bir mecliste kabul etti.
    Bilge Kağan, 725 yılında kayınbabası Tonyukuk�u 731 yılında da 47 yaşında olan kardeşi Kültigin�i kaybetti. Bu iki Türk büyüğünün ölümü, hakanlıkta büyük boşluklar meydana getirdiği gibi, millet de, başta Bilge Han olmak üzere büyük üzüntü içine düştü. Orhun Kitabeleri�nde bu husus: �Küçük kardeşim Kültigin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu, zamanın takdiri Tanrı�nındır. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştır, kendimi bıraktım, gözden yaş akıtarak, gönülden feryad ederek yanıp yakıldım� şeklinde Bilge Kağan�ın ağzından, kendi inançlarına göre, bir nevi tevekkül içinde anlatılmaktadır.
    Bu iki büyük millet ve devlet emektarının hatırasına, Bilge Kağan zamanında bengü taşlar (kalıcı eserler) dikilmiş, hizmetleri ve düşünceleri kendi ağızlarından verilmiştir.
    734 yılının yazında K�i-tan ve Tatabılara karşı Töngez Dağında kazanılan savaş, Bilge Kağanın en son zaferi oldu. Bütün ömrünü milletinin birliği ve büyüklüğü için geçirmiş olan Bilge Kağanın, 19�u �şad� 19�u da �kağan� olmak üzere 38 senelik bir hizmeti vardır. Son zamanlarında, Çinli bir prenses ile evlenme arzusu, Çin imparatoru tarafından kabul edilmişse de, Çinlilerce aldatılan Buyruk-çor tarafından zehirlenmiş ve 25 Kasım 734 tarihinde, milleti büyük bir yas içinde bırakarak 50 yaşında vefat etmiştir. Adına, oğlu tarafından Baykal Gölünün güneyinde, Orhun Nehri Vadisinde, Koşo Tsaydam Gölü civarında Bilge Kağan Abidesi diktirilmiştir. Abideyi, yeğeni Yollug Tigin kaleme almış ve 34 günde tamamlatmıştır.
    Kitabelerde görüleceği üzere, Bilge Kağan, milletine bağlı, dindar bir hükümdardır. Böyle olmasına rağmen, yeni bir dinin arayışı içinde olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü onun yerleşik hayata geçmek isteği ve kuracağı şehirlerde Budist mabetlerine yer verme teklifi, kayın babası Tonyukuk tarafından reddedilmiştir. Şayet sağlıklarında İslamiyet, ülkelerine ulaşabilseydi, Türklüğün eski yurdunda alperenlerin, gazilerin daha erken görüleceği büyük ihtimal dahilindeydi. Tonyukuk�un, Bilge Kağanı bu iki düşüncesinden men edişi, Çin�e karşı kendilerini müdafaa şuuru iledir. Fakat bu fikir, netice olarak sonraları Türk dünyasının İslam'a girmesine zemin hazırlamıştır.
     
  6. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    Kültigin(Gültekin) Kitabesi

    "Oğuz Beyleri!Türk ulusu,dinleyiniz!Yukarında Tanrı ezmeden,aşağıdan yer çökmeden,ey Türk
    ulusu,ülkeni,yasaklarını kim bozdu?Türk Ulusu tövbe et!Baş eğerek yükselttiğin Hakan'ının güzel yurdunu aldattın.Kötülüklerinle,fenalıklarınla,özgür yaşadığın güzel yurdu tutsaklar yurdu edip kirlettin.Yabancı komşuların amaçlarına uşaklık ettin.Kendi yurdundan kaçıp düşmanlarının yanına sığındın.
    "Türk ulusunu dağıtıp sürmek için mızraklar nereden geldi?Onları getiren sen oldun."
    "Ey Ünlü Ötüken Ormanın ulusu!Çin'e kaçtınız!Varanlarınız vardı,kalanlarınızı sığındığınız Çinliler öldürdü.Kaçtığınız erde sizi uşak yaptılar.Kanınız su gibi aktı.Kemikler dağ gibi yığıldı.Bay oğlun kul oldu.Temiz kızın gön oldu.Korkaklığından,bilgisizliğinden amcam Hakan uçtu,gitti.Artık adın değişti,Çince ad aldın.
    "Amcam Han ölünce Türk ulusu büsbütün parçalandı.Akağım Kağan uçuruma uçtukta da inim Gültekin 7 yaşında geldi.
    "Amcamın oğlu Küçük Han bize başkaldırdı.Tanrının yardımıylan Hakan oldum.Babam hanı,ulusun adı,üne bitmesin diye beni Hakan yaptı.
    "Ben yoksul,fakat ışığı yeri göğü aydınlatan bir ulusa Hakan oldum.Karnı aç,sırtı çıplak,dilini,yurdunu unutmuş yoksul ve dağınık,fakat ışığı gözler kamaştıran bir ulusa Hakan oldum.
    "Kardeşim Gültekin Hakanlığı istemedi.Benimle sözleşti.Babamızın,amcamızın üzerinde çalışmış oldukları büyük Türk Uslunun da adı,ünü yeryüzünden silinmesin diye gece uyumadık,gündüz oturmadık;küçük kardeşim Gültekin,iki başbuğ ile birlikte,bitecek ayrılığı birleştirdik,gerek birbirlerine,gerek bana karşı ateşle su gibi olmalarının önüne geçtik.Ulusa ıssı değil köle olduk.Ayrılan Türk ulusnu bir ettik.
    "Ben Hakan olunca özge diyarlara,yabancı ellere gitmiş Türk ulusu,yalınayak, başıkabak,temiz dilini,bayrağını unutmuş,yoksul bir halde geri geldi.
    "Baş kaldıran kardeşlerimizin de,küçük kardeşim cihan kahramanı Gültekin ak azman atına binip üzerlerine vardı.Hepsini Kızıl Tuğun altında topladı.Ulusun yoksul düşmüşleri,Türk'ün kutlu ülkesi Ötüken'e döndüler.
    "Çıplak Türk ulusunu giydirdim,kandırılarak unuttuğu dilini öğrettim.Karanlık Ötüken'i şenlendirdim.
    "Çin gibi büyük şarlar,ordumuzun konduğu yerlerin çevresine kaleler yapmak istedim.
    "Fo ve Leo-Tseu adına barklar yaptırmak istedim.Fakat kayınbabam çnüme geçti.Türk ulusu azlıktır,atı üzerinde gezmeye alışıktır.Şarda otururlarsa çokluk olan Çinlilerin saldırışına karşı koyamaz,yok olurlar,at üzerinde bulundukça kuvvetli iken Çin'e akın ederler,kuvvetsiz iken geri çekilir,ele geçmezler.Yağ gibi kaygan olmalıdırlar,dedi.
    "Buda ve Leo-Tseu dinine gelince,Türkleri ulus ve memleket ülküsünden başka imana alıştırmak onlar için fena olacaktır,bu iki dinde insanlara acımak,boyun eğenlik,miskinlik aşılamaktadır,vazgeç,dedi.
    "Bu dinlere girenler atılganlıklarını,cesaretlerini yavaş yavaş elden kaçırırlar.Bir gün gelir ki,Türk ulusu kendi kendine bir iş yapmayan Buda ve Le-Tseu'nun gelip kendisine yardım etmesini beklemekten başka bir şey düşünmeyen elleri koltuklarında uyuklayan bir sürü miskin Çinli haline girer,dedi.
    "Kayınbabamın sözünü dinledim.
    "Ey büyük Türk budunu,sen kutlu yurdunu bırakma,sen güzel dilini unutma,uydurma yabancı dillerlen konuşma!Düşmanın ile ilerin için danışma!Senin i.in kardeşim Gültekin'le birlikte çok çalıştım.Çin camokaları Pasimilerle,Hıtay Beyleriyle birleştiler,bize doğru yürüdüler.
    "Ben bunları karşılayacağıma geri çekildim.Yurtlarından çok uzağa düşen bu üç ulusu uzak yollarda aç ve susuz bıraktım.Teker teker karşılarına çıkıp baskın verdirdim.Üçünüde ayrı ayrı tepeledim.
    "Bu sırada Kırgızlar da başkaldırdı.Gültekin 36 yaşında iken Kırgızlara karşı asker gönderdik.Mızrak boynunda karı söküp Gökmen ormanında apansız çıkarak Kırgızları bastık. Hanlarıyla orman içinde savaşa girdik,burada Gültekin Bayrko'nun ak aygırına binip ileri fırladı.
    "Cihan Kahramanı Gültekin'i Önlerinde gören ordu da ardından atıldı,bir başbuğlarını mızrakla deldi,tepeledi.Bu atılışta ak aygırın beli kırıldı.Gültekin yayan olarak saldırdı. Hakanlarını öldürdü,ülkenlerini aldı.
    "Gültekin 46 yaşında iken Altındağı ve İrtiş ırmağını geçerek Türkeşler üzerine yürüdük.Türkeş Han ateş ve Bora gibi belçe namındaki savaş alanına yetişti.
    "Dövüştük,Kardeşim Gültekin Başko adındaki kır atına binip meydana çıktı.Başko Adındaki kır at(Bilge Han'ın Taş üzerine kazdırdığı Orhun Kitabesinin bu kısmı siliktir.Okunamamıştır.)
    "Önüne geçti.İkincisini kendi eliyle tepeledi.Kendi eliyle Türkeş Han'ın başbuğlarını tutuk aldı.Türkeş Hakan'ını orada öldürdü.
    "Türkeşler geri çekildiler.Karakış başladı.Bizim ordunun ne yiyceği neden konacağı yeri vardı.Biz de geri çekildik.Kahraman Gültekin'i az kuvvetle yağının üzerine sardık.Gültekin onarlı kovalamış,Kara Türkeşleri orada öldürerek boyun eğdirmiş.
    "Dokuz Oğuzlar kendi ulusum idi.Gökte,yeryüzünde kötülükleri çoktur.Çekememezlik,düşmanın kandırıcı sözleri gözlerini kararttı,kardeşlerini kıskandılar,bize düşman oldular,Türk ulusu ikiye ayrıldı.
    "İlk Çarpışmamız Togozalık kasabasının yakınında oldu.Kardeşim Gültekin'in emrindeki Tür ordusu Tolga suyunu atları ile yüzerek geçtiler.Gültekin,Azman adındaki kır atıyla meydana atıldı.Yağıyı tepeledi,ülkelerini aldı.
    "İkinci uğraş Dokuz Oğuzlardan Edizlere oldu.
    "Gültekin bu kez az yağız atına binerek Edizleri Koşliganda parça parça etti.Svaşıda ben kazandım.
    "Üçüncü savaş Organ'da oldu,bu uğraşı da kazandık.Oğuzların yurdunu aldık.İkiye bölünen ulusu bir ettik.
    "Dördüncü uğraş Çuşi başında oldu.Bu dört savaştan ordumuz yorulmuştu.Ölülerimizi gömerken Oğuzlar yeniden üzerimize geldiler.Gültekin kızdı,ortaya atılarak Toganlardan Alpago adındaki ünlü Türk yiğidi ile birbiri ardısır 10 kahramanı öldürdüğünden Oğuzlar korkarak kaçtılar.
    "Beşinci uğraş bu savaşların en zorlusudur.Ezgenti Kodaz'da oldu.Bu savaşı da az yağız atına binerek Gültekin açtı.Birbiri ardı sıra iki oğuz kahramanı öldürünce Oğuzlar Gültekin'den korkup darmdağın oldular.Bu çağda kış bastı.Bışı Angon Koruganı'nda geçirdim.Kış zorlu oldu.Atlarımız,sürülerimiz soğuktan öldü.Açlık erlerimizi kırdı.
    "İlkyazda orduyu Gültekin ardına aldı.Dokuz oğuzların üzerine yürüdü.Dokuz oğuzlar askerlerini üçe ayırdılar.1 Kol Gültekin'e Karşı gitti.2. Kol önlerine gelen sürüleri,konakları yakıp yıkarak yürüdü.3. Kol benim ,yani Göktürk Hakan'ının bulunduğu karargâhı bastırdı.
    "Türk ulusu,Türk bayrağı yeryüzünden kalkacaktı.Atam,kızlarım,hatunlarım,çocuklarım tutsak olacaktı.Baskına Uğramıştık.
    "Fakat Gültekin bunu duydu.Karşısındaki düşmanı bir solukta ezdi sonra öküz atına bindi,dağı,taşı aştı.Basılan otağımızım yardımına yetişti.Bir atılışta 30 tane Dokuz oğuzla savaş erini yere yıktı.Yel gibi esti,Ölüm gibi biçti.Sağa koştu vurdu,sola sıçradı yıktı."
    "Oğuzlar yıldırım gibi yeten kardeşim Gültekin'i Görünce gene korktular.Bozulmak üzere olan Türk Ordusu,Meço Han ve benim Hakanlığımın bütün uğraş sonucu kazançlarını omuzda taşıyan Cihan Kahramanı Gültekin'i Görünce yeniden canlandılar.Dokuz Oğuzları darmadağın ettiler.
    "Fakat!Ey Büyük Türk Ulusu!.. Göğsünde yetiştirdiğin kahramanların en şanlısı,dosta düşmana boyun eğdiren,en büyük olgun,yiğit kardeşim Gültekin bu kavga sonunda dünyaya gözlerini yumdu.Türk bayrağının yere değmemesi,Türk Ulusunun birleşmesi,Türk ulusunun tutsak gitmemesi için birçok bahadır kardeşimizle birlikte temiz kanını son damlasına kadar akıttı.Türk bayrağını yükseltti,yere değdirmedi.Bnei kurtarmak için canını verdi.
    "Türk ulusu kurtuldu fakat büyük kahraman Gültekin Koyun yılının 27. gününde çok sevdiği savaş alanında gözlerini birdaha açmamak üzere yumdu.(30.5.731)
    "O,Türklerin en ünlü kahramanı idi,onun namı yeryüzünde kalsın diye yuğ yaptım, bark yaptım,başucunda heykelini diktim.üzeirne kümbent yaptım,kahramanlıkalrını taşlara kazdırdım,başucuna diktim.Çin'den,Hıtaydan,dört acundan elçiler geldiler;son savaşında yendiği Dokuz Oğuzlar bile onun yiğitliğine aşık olduklarından yuğ günü destur dileyip geldiler,ölüsünün ardından yürüyüp saçlarını,başlarını yoldular,ağladılar
    "Bende büyük derde düştüm.Görür gözüm görmez oldu.Bilir bilgim bilmez oldu.Tutar kolum tutmaz oldu.Tanrı dilediği gibi bizi kullanıyor,Âdem oğulları bir bir gidiyor.Öyle acı çekiyorum ki,gözlerimden yaşlar,gönlümden acılar akıyor,acılarım artıyor;başbuğlarımın küçüklerimin,yiğitlerimin,oğullarımın baylarımın,bütün ulusumun gözleri kirpikleri ağlamaktan çürüyecek sandım.Ağlayarak,sızlayarak Kıtay ve Tatayi uluslarından Odarsegin geldi.Çin Hakanından İsiyi Ligennğ geldi.Bir tümenlik eşya ile sayısız altın ve gümüş geirdi.Tibet Hakanından Bölen geldi,geriye gn batısından Suğdaklar,Farslar,Buhara Uluslarından Kırgızlar,Oğuzlar geldi.Çin Hakanı Bark yapmak taşları oymak,süslemek için çıkan(heykeltıraş) gönderdi.
    "Ey büyük Türk ulusu!Dört bir yerden taşçılar getirdim bu barkı yaptım.İçine dışına Cihan Kahramanı Gültekin'in uğraşlarını yazdım,resimlerini yaptım.Gönlümdeki dilekleri bu taşa kazıdım.Sen büyük bir ulussun,sana beni Hakan yapan Tanrıya bin alkış.
    "Ey Büyük Türk Ulusu!Bizden sonra gelenler bunu görün,böyle bilin.Ölmez taşı işledim,bu ıssız yere diktim.Üzerine her şeyi yazdım.Oku!Türk Ulusunun birleşmesi için sen de sırasında kanını akıtmaktan korkma!

    "Bayrağını düşmana kaptırma!
    "Yurduna yabancı ayak bastırma!
    "Dilini unutup yabancı dillerlen konuşma!
    "Düşmanın verdiği öğütlere kanıp kardeşlerini küçük görme!
    "Yurdunu Bırakıp yağıya(düşman) yanaşma!
    "Ey büyük Türk ulusu!

    "Dünyada yapamayacağın hiçbir iş yoktur;Çünkü sen Gültekin gibi kahramanlar yetiştirmiş bir ulusun oğlusun!Bunu böyle gör,böyle dinle!Bayrağımızın rengi solmasın, Gölgelice kaba ağaçlarımız kesilmesin,ulusumuzun arasına ikililik girmesin,yurdumuza yağı ayak basmasın,ey büyük Türk Ulusu!
     
  7. mayyak_uur

    mayyak_uur Manyaq üyé

    Runik Yazılar

    TANRI DAĞLARI’NDA YENİ BULUNAN ESKİ RUNİK TÜRK YAZILARI

    Prof. Dr. S. G. KLYAŞTORNIY
    Rus Bilimler Akademisi, Doğu Araştırmaları Enstitüsü

    Türkiye Türkçesine Aktaran:

    Mustafa KALKAN
    Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi,

    Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

    1996-2000 yıllarında Kırgız arkeologları Kubatbek Tabaldiyev ve Orozobek Soltobayev, Koçkor bölgesinde yapmış oldukları arkeolojik kazılar sırasında büyük bir taşın üstüne işlenmiş runik yazılarından yeni bir öbek (9 metin) bulmuştur. Taşlar farklı biçimlerdedir.

    Koçkor bölgesi, Çüy ırmağının yukarı yatağında deniz seviyesinden 1800-2200 m. yükseklikte yerleşmiştir. Bölgenin uzunluğu 80 km., genişliği 20 km. kadardır. Kuzeyinde Kırgız, kuzey-batısında Cumgal, güneyinde Teskey Ala dağ silsileleri ile çevrilmiştir. Isık-Köl’ün güney-batı tarafından başlayarak Çüy ırmağının yukarı yatağındaki düzlükte bulunan Koçkor, bilinen eski devirlerde büyük ipek yolunun bir kolu üzerindedir.

    Koçkor bölgesi, eski Türk devrinde m. s. VI-X. yüzyılda bilinen kurganları, merhumları hatırlatan balbal taşları ile oldukça zengindir. Bunların araştırılmasında Kubat Tabaldiyev’in katkısı büyüktür (Tabaldiyev, 1996).

    Runik yazıları olan büyük taşlar, bölgenin güney-doğu tarafında, Ükök dağ silsilesinin eteğinde, Kök-say denen yerde bulunmuştur. Yazılardan başka gölgeye benzer çizimler, dağ koyunları, taşa işlenmiş dağ keçileri, iki örgüçlü develer, atlı kişiler, canavarlara karşı mücadele veren yaya avcıların resimleri bulunmuştur. Yazılar için geniş büyük taşların, parlak yüzleri seçilmiştir. Yazılar kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen uruğ damgaları ile, öbürleri ise geniş resimlerle işlenmiştir.

    2000 yılının Ağustos ayında K. Tabaldiyev bana yazıların kopyasını, fotoğraflarını, yayınlanan makaleler ve kitabenin yerleştiği yerin plânını verdi. Şimdi ben araştırmalarımın sonuçlarını açıklıyorum. Metinlerin yazılışı K. Tabaldiyev’in verdiği düzen üzere gösterilmiştir.

    Metin 1. Yazının uzunluğu 1 m., damgaların (işaretlerin) büyüklüğü 15 sm. kadardır. 8 tane damga okunmaktadır, yazının altında uruğlara-boylara ait damgalar çizilmiştir.

    Çevriyazısı: er atуm adуγ on oq...

    Çevirisi: Benim er (kahraman, yiğit) atım-Adık (‘Ayı’). On ok...

    (Мое мужское имя-Адык («Медвед»). Десят стрел...).

    Metin 2. Uzun geniş taşa uzun kaftan giymiş bir adamın resmi çizilmiştir. Sol yanında birinci metinde görüldüğü gibi uruğ damgaları, bununla birlikte atın ve kuşun resmi vardır. Uruğ damgalarının altında uzunluğu 3 m.ye yakın yazı, damgaların büyüklüğü 25 sm.’dir. Damgaların büyük bölümü bozulduğundan doğru bir biçimde okumak mümkün olmamıştır.

    Metin 3. Büyüklüğü 2 m.’ye yakın genişlikte taşa parlak demirlerden yapılmış (levha) zırh giymiş, beline balta sıkıştırılmış atlı askerin resmi çizilmiştir. Sağ kolunda uzun kuyruklu kuş (kuş takımları ile) resmedilmiştir. Sol kolu ile atın gemini tutmaktadır. Resimdeki atlının ayağı sallanır biçimde atın boynuna yakın olarak resmedilmiştir, atın üstünde örtüsü var, eyeri yok gibidir. At boylu, boynu uzun, başı küçük, sırtı etlidir (dolgundir). Runik yazıda atlının sağ yönü yani üst yanının uzunluğu 75 sm.’dir. Damgaların (harflerin) büyüklüğü 17 sm.’dir bunların üçü sağlam olarak okunabilirken, kalan beş tanesi okunamayacak kadar bozuktur.

    Çevriyazısı: er atуm adуγ on oq

    Çevirisi: Benim er (kahraman, yiğit) atım Adık. On ok...

    (Мое мужское имя-Адык. Десят стрел...).

    Metin 4. Taşın doğu yüzünde yazımı tamamlanmamış iki satır yazı vardır. Üstteki yazının uzunluğu 1,25 m. Aşağıdaki biraz daha kısadır ve tam olarak saklanmamıştır, harflerin büyüklüğü 20 sm. kadardır. Yukarıda rastlandığı üzere yazının üst tarafında bir uruğa ait damga mevcuttur.

    Çevriyazısı (1): munda ilgerü eb (?) qoš (qaš?)

    (2): er atуm adуγ on oq

    Çevirisi: Bundan önce (M. S. Doğu tarafında) komşu (konar göçer olarak hayatını sürdüren yerler).

    Benim er (kahraman, yiğit) atım Adık. On ok...

    (Мое мужское имя-Адык. Десят стрел...).

    Birinci satırın çevirisinin ikinci varyantı: Önceden doğu tarafının (komşuların, konar göçer olarak yaşayan yerlerin?) sınırlarında.

    Metin 5. Yazı geniş, uzun bir taşa yazılmıştır. Uzunluğu 2,25 sm., damgaların büyüklüğü 17-21 sm.’dir. 18 damga iyi saklanmıştır, fakat birinci ve son damgalar okunmuyor. Yazının baş tarafında yukarıdaki uruğ damgaları çizilmiştir.

    Çevriyazısı: er atуm adуγ on oq jer jarуšуmуz

    Çevirisi: Benim er (kahraman, yiğit) atım Adık. Benim (bizim?)Yarış on ok ülkesinde.

    (Мое мужское имя-Адык. Мой (наш?) Ярыш в стране десяти стрел).

    Metin 6. Yukarıda (Nu: 5) taşın arka yüzünden iki damga düşmüştür. Bu damgalar okunamamaktadır.

    Metin 7. Uzunlamasına bir taşa yazılmıştır. Yazının uzunluğu 2 m. damgaların büyüklüğü 18 sm.’ye kadardır. 13 damga iyi bir biçimde görülmektedir. Yazının sonunda belirgin olmayan bir damga daha vardır, bu damga okunamamaktadır. Yazının üst tarafında bir uruğa ait olan damga mevcuttur.

    Çevriyazısı: er atуm adуγ on oq (satır aralığı) jarуšуmуz

    Çevirisi: Benim er (kahraman, yiğit) atım-Adık. Benim (bizim)Yarış on ok ülkesinde.

    (Мое мужское имя-Адык. Hаш Ярыш (в стране) десяти стрел.

    Metin 8. Piramit biçimindeki taşta 5 damgadan oluşan bir söz vardır. Damgaların büyüklüğü 22 sm. kadardır.

    Çevriyazısı: jarуšуmуz

    Çevirisi: Bizim Yarış

    Hаш Ярыш

    Metin 9. Piramit biçimindeki taşta 5 damgadan oluşan bir söz vardır. Damgaların büyüklüğü 22 sm. kadardır.

    Çevriyazısı: jarуšуmуz

    Çevirisi: Bizim Yarış

    Hаш Ярыш

    Sonuç olarak, runik yazıların yeni öbeğini oluşturan damgaların repartuarı Talas yazılarına daha yakındır. Talas yazılarından, paleografik yönden, yazılış yönünden ve damgaların genişliği itibariyle ayrılmaktadır. Talas’taki metinler taşa tamamen her yönüne yazılmasına rağmen, Koçkor’daki metin horizantal olarak düz bir biçimde yazılmıştır. Koçkor yazılarında damgalar geniş yazılıdır ve ön yüzünde (levha olarak) olduğu bilinmektedir. Üstünden 1,5-2 m.’den iyi bir biçimde görünüp, atlı bir kişi rahatlıkla okuyabilecek biçimdedir. Bunu dikkate almadan ikisinin paleografik yönden benzerliğine bakarak onları aynı yazı yazma geleneğini taşıyan ve bir devre ait olan eserler olarak kabul edebiliriz.

    Talas yazılarının ortaya çıkış dönemlerini 716-739 yılarına tarihlemiştim, M. S. Yedi-su’da, Tanrı dağlarında eski ‘On ok ülkesi’ adını koruyan Türkeş Kağanlığı’nın hüküm sürdüğü yıllara denk gelmektedir (Klyaştorniy, 1999: 30-33: Kljshtorny, 1990: 219-221). Koçkor yazıları Talas yazıları gibi Türkeş elinin yazma kitabeleri olarak kabul edilmektedir.

    Bununla birlikte, Koçkor yazılarını mahiyeti yönüyle ele aldığımızda (işlevi yönüyle) Talas yazılarından farklıdır. Talas kitabeleri-Yenisey Kırgızlarının ölülerinin mezarlarının üzerindeki taşlara yazılan yazılar gibi yazılardır. Fakat Koçkor yazılarının arasında mezar taşları üzerine yazılan kitabe yazılarından bir tane bile yoktur, bunlar Türk runik yazısının başka bir grubuna girmektedir. Bu guruba giren yazıları ilkin 1978 yılında Moğolistan’ın kuzey-doğusundaki Hentey yazılarını basarken ayırmıştım (Klyaştorniy, 1978: 156-158). Yine bunlara benzer birkaç yazıyı Güney Gobi’de bulmuştum (baskıya hazırlanmaktadır). Tamamı kışlaklardan (köylerden) bulunmuştu, hepsinde üç özellik ortaktır: Yazıyı yazan kişinin adı, uruğ damgası ve yerin adı. Bazen örnek olarak Hentey yazısında 12 yıllık yıl hesabına göre Kıştagan yılı birlikte yazılmıştır.

    Bunlara benzer yazıların birbirlerinden farklılıkları olup konar-göçer halkların eski hukuk kitabeleri olarak kabul edilmektedir. Türk, Moğol halklarında mülkiyet olarak yerin ve köylerin kullanılışında belirli kıstaslar vardır. Meselâ köylerin yerleşik olarak kullanılışı-yaylak arazisinin bir boy tarafından fazladan kullanılış hukukunun uzun zamandır sürdürüldüğüne ve eskiden beri bilindiğine delil olarak bu bilgiler kabul edilebilir. Kazaklarda örnek olarak geçen yüzyılda buna ispat niteliği taşıyan bilgi olarak yere kazık çakma ve yaylaya yakın yere nakşedilen uruğ damgası görülmektedir. Taşa yazılan yazı yerleşen kişinin ne zaman kaç kez yararlandığına inanılır delil olarak görülür. Bunun için bir anlamdaki yazı çoğu kez belki her yıl görünen bir yere büyük damgalar ile tekrar tekrar yazılsa gerektir.

    Fakat Koçkor yazılarının farklı bir özelliği daha vardır. Yazılarda Koçkor bölgesinin eski adı –Yarış olarak saklanmaktadır, buranın ‘On ok ülkesine’ olan gerekliliği anlatılmaktadır. Bölgenin hakimi ‘er, yiğit –Adık’ ülkesinin adını söylemektedir. Adık denen adın arkasında acaba ne sır vardır?

    Talas ve Koçkor yazılarının yazılış döneminde, Sir-derya’nın batı boyunda Araplar ile vuku bulan savaşlar sırasında Orta Asya’nın geleceği çözülmektedir. Sogd ve Huttal sakinlerinin başkalarına tabi olmadıkları ve kendi dinlerini korudukları bilinmektedir. İslâm ordularına karşı mücadelelerinde onların müttefiki Türkeşlerdir. Mücadele sırasındaki değişimleri İslâm tarihçisi at-Tabarî [839-923] tasvir etmiştir. Onun Tarih’inde Türkeş Kağanlığı’nın nasıl asker topladığı ve savaş hazırlığı yaptığı aşağıdaki gibi açıklanmaktadır: “Kağan maiyeti altındakilere savaşa hazırlanmak için emir verdi. Kağanın mülkiyetinde sazlıklar, düz otlaklar ve korunan dağlık bölgeler vardır. Buralara hiç kimse yaklaşıp av avlayamamaktadır, buralar savaş için hazırlık yeri olarak kullanılmaktadır. Bataklıklarla, ekili araziler arasındaki yerler birbirine üç günlük uzaklıktadır. Bunu için halk savaşa hazır olarak bekliyordu. Onlar mallarını sazlık bölgelere salarak, avladıkları hayvanların derisini kurutarak taslar yapıp, ok ve zırh hazırlamağa başladılar” (Tabarî, 1987: 242).

    Raşid ed-din, sonradan Türk-Moğol beylerinin askerlerini savaşa nasıl hazırladıkları ve sınır bölgelerindeki bu araziler hakkında bilgi vermiştir. Türkeş Kağanlığı’nın bu arazisi nerdedir? Bu soruya Tonyukuk yazıtı cevap vermektedir.

    Tonyukuk, 711 yılında Yenisey Kırgızlarını yenilgiye uğrattıktan sonra Kırgızların müttefiki olan Türkeş Kağanlığı ile savaşmak için hazırlık yapmaktadır. Türkeş Kağanlığı’nın niyetini öğrenmek amacıyla batıya doğru öncü birliklerini (casuslarını) göndermiştir. Tonyukuk’un öncü birlikleri “Yarış ovasında Türkeşlerin on tümen asker topladığını” öğrenmiş ve bu haberi bildirmişlerdir. Öbür üç öncü birlik ‘On ok’ askeri birliklerinin harekete geçtiğini, Türkeş kağanının onların ‘Yarış ovasında’ toplanması için emir verdiğini öğrenerek bildirdikleri görülür (Malov, 1951: 62).

    Bunun için İslâm tarihçisinin verdiği bilgiler, Tonyukuk’un ifadesi ve Adık’ın taşa yazdırdığı yazılar birbiriyle örtüşmektedir. Türkeş Kağanlığı’nın askerlerini topladığı Yarış ovası bugün Koçkor diye adlandırılan yer olmalıdır. Yarış ile kağanın merkezi olan Suyab’ı, Çüy ırmağı boyundan at ile geçilen (Boom kapçıgayı üzerinden) iki günlük yol bölmektedir.

    KAYNAKLAR
    История ат-Табари., (1987), Ташкент.

    КЛЯШТОРНЫЙ С. Г., (1999), Рунические памятники Таласа: проблеми датировки и топографии // Изучение културного наследия Востока. Културные традиции и премственность в развитии древних култур и цивилизаций, Санкт-Петербург.

    KLJSTORNY S. G., (1990), The date of the ancient inscriptions of Semirechie // Altaice Oslonesia, Oslo.

    КЛЯШТОРНЫЙ С. Г., (1978), Наскалные рунические надписи Монголии // Тюркологический сборник, Москва.

    МАЛОВ С. Е., (1951), Памятники древнетюркской писменности. Тексты и исследованная, Москва-Ленинград.

    ТАБАЛДИЕВ К. Ш., (1996), Курганы средневековых кочевников Тянь-Шаня, Бишкек.