okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak

Soru & Cevap bölümünde yer alan bu konu soru tarafından paylaşıldı.

  1. soru

    soru Üye

    okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak için ne yapmalıyız? çevrenizde okuma alışkanlığını y aygınlaştırmal amacıyla bir kampanya düzenlemeniz bu kampanya ile ilgili çalışmalarınızı dosya halinde sınıfta sunmanız beklenmektedir lütfen yardımcı olurmusuruz ? gerçekten yardıma ihtiyacım var illa gerçekleşmesi gerekmiyo kitap okuyana çeyrek altın vermek falan olabilir ama bu bana saçma geldi yardım ediiiiin !
     
  2. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?
    Kitap Okuru Bir Toplum Muyuz-2?
    Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi.

    Orhan Pamuk “Yeni Hayat” kitabında der ki “ bir kitap okudum hayatım değişti”.
    Aslında çok anlamlı bir ifade. Özellikle kitap kurdu insanlar bilirler ki okudukça yaşamları
    anlam kazanır. Yaşamı daha iyi algılar, karşılaştıkları sorunu daha kolay çözebilmektedirler.
    İnsanın yaşama anlamlı başlaması, kendisine erken yaşlarda bir yol haritası çizmesi
    geleceğinde birlikte olduğu insanları daha iyi, daha doğru daha güzel görmesinin yollarını
    aramasını sağlayacak düşünme gücü katacaktır. Kitapların, kendini, ortamını, ülkeni, öteki
    ülkeleri, yer altı yer üstü zenginlikleri gökyüzünü size tanıtacaktır. Kitap insan kişiliğini,
    karakterini ve doğrularını tanıtacak, geleceğe yeni ufukların açılmasını sağlayacaktır.

    “Bilginin insana verdiği mutluluk ne para ne de servet ile sağlanabilir” özdeyişinin
    önemini ancak bunu yaşayanlar bilir. E. Gibban “ okumayı hiçbir servetime değişemem”
    ifadesi ile yaşamdan aldığı tadı vurgulamaktadır. İbn-i Sina gibi dünyaca ünlü bilgin “
    gecelerim hep okumakla geçerdi” diyor. Katip Çelebi “ mumlar tükenir, güneş, doğar, ve ben
    hala okurdum” diyerek okuma alışkanlığını ortaya koymaktadır. Montesquie ise “ okuma ile
    üzüntülerimi gideriyorum” diyor. Ünlü kimya bilimcisi Madam Curie “ bütün yoksulluğuna
    karşın geceleri sokak lambaları altında ders çalışarak eğitimini tamamladığını belirtiyor,
    yaşam öyküsünde.

    Yaşamın farkına varmak, olayları sentezlemek veya analiz etmek için belirli bir
    bilincin oluşması yaşamdan zevk almak için okumak ve mutlaka okumak gerekir. Aksi
    taktirde Uğur Mumcunun meşhur sözü olan “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunur”.
    Maalesef bir çok kişinin TV ekranlarında veya birilerinden duydukları bir iki ifadeyi
    kullanarak uluorta konuştukları görülmektedir.

    Gelişmiş Ülkelerde Okuma Alışkanlığı Bir Yaşam Biçimine Dönüşmüştür.
    Sık sık batı ülkelerini ziyaret eden öğrenciler ve yetkililerin hayran kaldıkları bir olgu,
    bindikleri toplu taşıma araçlarında gördükleri okuyucu kitlesinin çokluğudur. Otobüs veya
    trene bindiğinizde bizler hariç herkesin elinde bir kitap iki durak arasını bile
    değerlendirmesidir. Parkta bahçede, tatilde, deniz kenarında, yemekhanede boş anda kitaplar
    açılıyor ve bir sayfada olsa okunuyor.

    Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde halen kitapçıların önünde sepetleri ile kitap satın
    almak için kuyrukta bekleyen insanlara sıkça rastlamaktayız. Temmuz 2005’in başında
    Portekiz’de Lizbon üniversitesinde düzenlenen bir kursa eğitmen olarak bulunduğum
    dönemde ilgimi çeken en önemli olgu insanların her fırsatta kitap okuması olmuştu. Kursun
    yapıldığı mekan ile konakladığımız yer arasında hatırı sayılır nitelikte bir mesafeyi her gün bir
    tren, bir metro ve otobüs ile sağlamaktaydık. Tren istasyonuna girer girmez insanların işine
    yetişmek için acelesi yanında her köşede insanların ellerine bedava gazete tutuşturmaya
    çalışan kişilerin çabası hayatımda okumaya verilen önemin en büyük işareti olmuştu. Metroda
    yine aynı heyecan. İçimden keşke benim ülkemde de belediyeler böylesi bir etkinlik
    düzenleseler. Lizbon biraz da İstanbul’a benzemesi nedeniyle keşke bizde de herkese
    sabahları okunacak birkaç sayfalık bir gazete verilse belki bir kaç insanımız boş zamanının
    değerlendirir diye düşündüm. Merak ettim Portekizce bilmememe rağmen genel içerik ve
    hedefledikleri anlayışı öğrenmek için yerel arkadaşlara sordum. Dağıtılan 15 sayfalık tabloit
    türü gazete, yerel yönetimin faaliyetleri, genel haberler, sağlık, reklamlar, hava durumu vs.
    her şeyden önce insanların trende ve metroda bir durakta olsa otururken genel bir bilgi sahibi
    yapmaktır. Ayrıca bazı batı ülkelerinin üniversitelerinde günlük veya haftalık “Kampus”
    gazetesi belirli noktalara yerleştirilen kumbaralarda ücretsiz alınabilmektedir. Hep yurt dışına
    çıkanlarımız sık sık belediye otobüslerinde kitap okuyan insanların davranışlarını gıpta ile izlediklerini söylerler. Nedense hep söyleriz ancak kendimiz okumayız. Bu konuda biraz kötü
    bir örnek olduğumuzu söyleyebilirim. Sanırım biraz “mış” gibi yaşıyoruz. Prof. Dr. Doğan
    Cüceloğlu “Mış Gibi Yaşamak” adlı kitabında dünyadaki gelişimlerin tersine bizde
    okumuşların olayların farkına varılabilirlik konusunda sıradan insandan daha geri olduğunu
    ve güven vermediğini belirtiyor.

    Zamanını Okuyarak Geçiren Bir Toplum Değiliz
    Son yıllarda sıkça şikayet konusu olan zamansızlık nedeniyle kitap okunamamasının
    gerekçesinin arkasındaki en güçlü etki çoğumuzun farkına varmadan zamanımızın önemli
    kısmında TV izlemesi yatmaktadır. İnsanların mesai sonrası saat 17 00 ile yatsıya kadar olan
    22 00 kadarki programların büyük çoğunluğu tele vole, şiddet ve ideolojik ağırlıklı
    görüntüler. Türk toplumunun yine sayın Temizel’in ifadesi ile dünya birinciliği ile ortalama
    TV izleme alışkanlığı 4-5 saat arasındadır. Günde Internet ve TV ile geçirdiğimiz zamanı
    düşünürsek okumaya ne kadar zaman kalır merak etmeye başladım. Doğal olarak Internet ve
    TV’den de bilgi alınabilir ancak uzmanlar okumanın daha etkili olduğunu belirtiyorlar.
    Belgesel, kültürel, sinema, sanat, tartışma, reklamsız haber neredeyse yok denecek kadar az.
    Bugün artık insanların yokluk ve diğer nedenlerden dolayı neredeyse tek eğlence kanalı ve
    zaman geçirebildiği tek objesi olan TV ekranları neredeyse insanları karşısına kilitlemektedir.
    Büyük çoğunluğu genç olan nüfusun bu kültür ile yetiştirilmesinin gelecekte yaratacağı
    etkileri şimdiden düşünmek zorundayız.

    Türkiye Okuyan İnsanı Sevemedi
    Bizde maalesef bu alışkanlık yok ve kitap okuma da başta devlet tarafından kötü ve
    zararlı olarak gösterilmiştir. 12 Eylül sonrası kitap okumak sanki ideolojik guruplara özgü bir
    davranış gibi gösterilerek yakalanan şahıslar ile birlikte okuduğu kitaplar, ders kitapları dahi
    ayırt edilmeden kamuoyuna zararlı diye tanıtıldı. Kim gerçekten suçlu ve zararlı tespiti
    yapılmadan, özellikle de okuyan ve düşünen kişiler bu süreçte hep mağdur duruma düşürüldü.
    Maalesef ülkemizde gelişen dinamik gençliğin eleştiri yapma şansı elinden alınarak sistemi
    eleştirmeyen ve kabullenen bir gençlik yaratıldı. Çok genç yaşta evden başlayarak sürekli
    dövülen, sus sen bilmezsin, aklın ermez, büyüğüne saygı, otoriteye saygı kişinin kişiliğini
    önemli ölçüde zedelemiştir. Kitap okuma alışkanlığı kazandırılamamış toplum ne yapacağını
    bilemeyecektir. Devlet kitap okuyanı ve okutanı hain ve düşman ilan etmiştir. Kitapların bir
    taraftan yasaklanması, diğer taraftan yayıncıların yasaklanması yanında pahalı olması kitap
    okunmasının önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.
    Sanırım geçmişte kitabın yanlış tanıtılması ve okuyucunun mağdur duruma
    düşürülmesinin okuma alışkanlığının azalması üzerinde büyük bir etkisi oldu. Ancak
    hepsinden önemlisi okuma alışkanlığı kültürü toplumumuza yerleşmedi.
    Türk toplumu ne yazık ki batı toplumu ile karşılaştırıldığında okuma alışkanlığı
    yeterince gelişmiş değildir. Cumhuriyet kurulduğunda toplumun %90’nı okuma yazmadan
    yoksun olduğu şeklindedir. Bugünde halen Cumhuriyet kurulduğundan bu yana okuma yazma
    tam olarak sağlanamadı. Türkiye de OKUR YAZAR olmayanların ORANI bugün Türkiye
    genelinde 8.5; Güneydoğuda ise bu oran 22.8. Kadınların %30’una yakını okuma yazmadan
    yoksun. Ne yazık ki okuryazar olmakda yetmiyor.
    Bu durum bile okuma yazmanın önemini yeniden düşünmemizi sağlamaktadır. Bilgi
    çağında halen okuma yazma bilmeyen ve var olanların da oranının 4 olması ile Türkiye'nin
    insani gelişmişlik düzeyi arasında ciddi bir ilişki olduğunun göstergesidir.
    Ancak son yıllarda en çok üzüldüğüm bir olgu da, gençliğin gerek eğitmenler ve
    gerekse de aileler tarafından kitap okuma yerine sürekli sınava hazırlanma telkinin
    yapılmasıdır. Sürekli sınava hazırlanan ve kitap okutulmayan milyonlarca genç eli kolu bağlı
    durumdadır. Bu anlayış maalesef bugün insanımızı duygu, düşünce ve iç zenginlik yönünden köreltmiş, tir. Kişinin öğrenme becerilerinin tamamlandığı 20 yaşı sonrası çok sayıda insan iş
    yapamaz konuma gelmektedir.

    Okuma Alışkanlığı Kazandıralım
    Yapılan bütün araştırmalar, erken dönemde okuma alışkanlığı kazanan çocukların
    kelime hazinesi ve düşünme yeteneği artmakta buna bağlı olarak yaratıcı zeka, dinleme
    konuşma yeteneğinin geliştiği belirtilmektedir. Benim de kendi gözlemim okuma alışkanlığı
    olmayan kişinin istediği kadar derece alsın, makam ve mevkiye gelsin, alternatif düşünme,
    yaratma ve farklılık yaratma konusunda yetersiz olduğu görülmektedir. Kitap insanın
    kişiliğini, karakterini ve doğrularını tanıtmak, geçeği yeni ufukların açılamasını sağlaması
    bakımından önemli. Kitap ve bilgi yaşamı gönül gözü ile görülmesini sağlayarak iç zenginlik
    yaratması bakımından önemlidir.
    Gallius, “kitaplar sessiz öğretmenlerdir” diyor. Bazen toplum eğitimi için bazı teknikler
    geliştirerek okuma alışkanlığı kazandırabiliriz. Basından öğrendiğimizi kadarı ile, 21 Ekim
    tarihli Hürriyet Gazetesi Kahramanmaraş ili Türkoğlu ilçesinde lise öğrencilerini taciz eden
    bir gence okullar için önerilen 100 temel eserden üç tanesini polis gözetiminde zorunlu okuma
    cezası getirmiştir. Çok anlamlı ve yapılması önerilen bir ceza. Ne yazık ki ceza alan genç bir
    süre sonra kitap okumak yerine cezaevinde kalmayı tercih etmiş. Savcının bu anlamlı teklifini
    maalesef gencimiz sanırım bilincinin yetersizliği nedeniyle doğru değerlendirememiştir. Genç
    birkaç gün sonra okumaktan vaz geçmiş ve cezaevinde olta atmayı benimsemiştir. Yine de
    savcıyı kutluyorum. Benzer bir davranış Doğuda bir ilimizde gerçekleşmiştir. Şanlıurfa’da bir
    okul müdürü okumayı yaygınlaştırmak için muz ve meyve suyu promosyonu yaratmış.
    Söylenti o ki bazı öğrencileri bu sayede ilk defa muz’un tadına bakmışlardır.

    Eğitilmiş İnsanlara Toplumu Aydınlatma Görevi Düşüyor
    Batıda gördüğümüz gibi başta aydınlarımız, öğretim üyeleri, öğretmenler,
    mühendisler, doktorlar, okuma zevkini topluma benimsetmek isteyen tüm kişilerin
    örgütlenmesi ve topluma örnek olmasının yolları aranmalıdır. Herkesin yanında kitap
    bulundurması ve bir dakika bile zamanı olsa kitap okumaları örnek bir davranış olacaktır.
    Özellikle batıda trende ve otobüslerde insanların oturur oturmaz kitabını açma alışkanlığını
    ülkemize benimsetmek için örnek oluşturalım. Özellikle gençler için okumanın öneminin
    beyin gelişimi ve düşünme sistematiğinin kazanılması açısından önemlidir. Gençliğin erken
    dönemlerde okuması ve dağarcığını doldurması ve edindiği bilgi ile geleceğinin yol haritasını
    çizmesi sağlıklı bir Türkiye için önem arz etmektedir.
    Evde mutlaka her akşam çocuklarımızın yanında kitap okuyarak örnek olmamız
    gerekir. Gerekirse biraz da TV ekranlarını çok önemli programların olduğu saatlerde
    izleyelim, yoksa her saatte TV izlemenin gerekli olamadığını gösterelim. Bizleri
    zenginleştirecek kitap okuma kursları düzenleyelim, çevremizdekileri sürece teşvik edelim,
    kitap üzerine sohbetler yapalım. Bir şekilde kitap sevgisini birbirimize sevdirmeye çalışalım.
    Bize bu şekilde yaşamak yakışır.