Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk Halkına Yol Gösteren Veciz Sözleri

Mustafa Kemal Atatürk bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Türk Halkına Yol Gösteren Veciz Sözleri

    Atatürk Milliyetçiliği, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan;
    dil, ırk ve din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayrımı reddeden,
    birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil eder.

    Afgan milleti ile menşei Orta Asya olan ecdadımızın arasındaki münasebetler ve uhuvvet rabıtaları pek kadimdir. Tarih kayıtları Afganlı ve Türk büyükbabalarımızın bugünkü siyasi hudutlarımızın haricindeki sahalarda dahi devlet kurmakta yekdiğerine halef selef olduklarını göstermektedir. (20.05.1928)

    Ama biz de çökmeye mahkumuz. Hem de aynı sebepten!.. Gerçi Akdenizin, Kızıldenizin, Hint Okyanusunun eteklerindeyiz ama herhangi bir denize açılacak kudretimiz yok. Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı, kara kuvvetlerini getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karşı asla savunamayız!

    Anadolu’yu gözönüne getirmenizi rica ederim. Anadolu; bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor. Bu hücumların umumi hedefi bütün Şark’tır! Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefis müdafaası etmektedir. Anadolu bu müdafaası ile yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor. Belki bütün Şark’a müteveccih hücumlara set çekiyor! Bu hücumlar elbette kırılacaktır! Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. İşte ancak o zaman Garp’te, bütün cihanda hakiki sükun, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürecektir! (18.10.1921)

    Ancak devlet ferdin yerine geçmemeli, ferdin şahsi faaliyeti ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her yönden olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel meydana getirmemek demokrasi prensibinin mühim esasıdır. Kişiliğin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını oluşturur.

    Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı.

    Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

    Avrupa ülkelerinde duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaşmıştır! Ve bu yoğunlaşma yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Nihayet "Türkiye'yi ıslah etmek", "Türkiye'yi uygarlaştırmak" gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine sızmışlardır! Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.

    Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır! Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlenmişlerdir.

    Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.

    Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vaziyeti gözönüne getirilirse, filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür. Azerbaycan’ın bu mevki-i mahsusu vazifesini pek mühim kılmaktadır. (18.10.1921)

    *********************************

    Bağımsızlık, benim karakterimdir.
    Balkan Birliği’nin temeli ve hedefi karşılıklı siyasi müstakil mevcudiyete saygı ile dikkat ederek, iktisadi sahada kültür ve medeniyet vadisinde teşrik-i mesai eylemek olunca, böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez. (25.10.1931)
    Balkan milletleri bugün Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye gibi müstakil siyasi mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bütün bu devletlerin sahipleri olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır. Denebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti dahil olduğu halde, son asırlarda vücut bulan bugünkü Balkan devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının tarihi neticesidir. Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şamil müşterek bir tarihi vardır. Bu tarihin elemli hatıraları varsa, onlara sahip olmakta bütün Balkanlılar müşterektir. Türkler’in hissesi ise, daha az acı olmamıştır.
    Bana insan üstü bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.
    Baylar, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde hiçbir değeri, saygınlığı ve onuru kalmamıştı. Uluslararası hukukun dışında bırakılmıştı. Sanki güdüm ve kısıtlama altına alınmış sayılıyordu.
    Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923)
    Ben Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yı istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar, asfaltlar ve binalarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz, yakında olacak…
    Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklal bence bir hayat meselesidir! (24.01.1921)
    Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir!
    Benim, Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için, yüzde yüz elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların, dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü, gerçekte bu temel haklar güçle, hak edişle ve eylemli olarak alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntemine göre yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açıktı ve doğal haklarımıza dayanıyordu. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için, gücümüz de vardı; gücümüz de yeterliydi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak kanıtlamış olmamızdı.
    Binaenaleyh Cenab-ı Hakk’ın milletimizi meftur kıldığı istidat ve kaabiliyeti azami derecede inkişaf ettirmek ve memleketimize bahşeylediği bilcümle kuvvet ve servet kaynaklarından azami surette istifade için bundan böyle hiç bir fırsat ve vakti ziyan etmiyerek çalışmaya mecburuz. (06.12.1922)
    Bir an için bütün bu maziye gömülmüş olan hatıralardan sarf-ı nazar etsek bile, bugünün hakiki icapları, Balkan milletlerinin devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir.
    Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır. Beni bırakınız ki fırkamın lideri olarak Balkanlar’da bir seyahat yapayım. Balkan devlet adamlarıyla konuşayım ve efkarı umumiyeyi hazırlayayım. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği kurulabilirse,bir Avrupa Birliği’ne yol açılabilir. Batı devletleri de er geç birleşmiş olacaklardır. Evet,bir Balkan Birliği ve sonra da Batı Devletleri Birliği beşeriyeti ve ulusları, görünür görünmez felaketlerden koruyabilir. Yoksa insanlığın başına gelecek sefalet ve ıstıraplara ölçü yoktur. Dünya bir uçuruma doğru gidiyor…
    Bir devlet ki, kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz, gümrük işlemlerini, resimlerini memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten uzaktır... Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz... Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez! (17.02.1923, İzmir İktisat Kongresi)
    Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Ve silahlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz! (Suriye’de dağıtılan bildiriden)
    Bir gün bana
    - Programınız nedir? diye sorulduğunda Napolyon’un;
    - Ben yürürüm. Programım kendiliğinden çıkar, dediğinin hatırlatılması üzerine
    - Ama o türlü giden sonunda başını Saint Helen kayalarına çarpar… yanıtını vermişti.

    Bir gün gelecek, ben, hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkilapları başaracağım. Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demagoji mahsulü değildir. Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür. Saltanat ortadan kalkacaktır. Devlet mütecanis bir unsura dayanamayacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır. Batı medeniyetine döneceğiz. Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden alfabe seçilecektir. Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır. Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…
    (Ivan Manelof ile Selanik’te yaptığı konuşmadan/1906)

    Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler.

    Bir keresinde İsmet Paşa’yı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa benimle görüşmek istediğini söylemiş. Telefonu bana verdiler:
    - Beni aramışsınız, buyurun.
    - Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani geri çekilme gerekirse yönümüz ne olacaktır?
    Çok sinirlenmiştim, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana:
    - Paşa, paşa, gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir, dedim...
    Bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi; mutlaka o milletin hürriyet ve istiklale sahip olmasiyle kaimdir. (1921)
    Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.
    Bir Türk cihana bedeldir!
    Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur.

    Bir ulusun doğrudan hayatıyla, yükselişiyle alçalışıyla ilişkili olan ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve alçalış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. (08.02.1923)

    Bir ülkenin, bir ülke halkının, düşmandan zarar görmesi acıdır. Ancak, kendi soyundan, tanıdığı insanlardan vefasızlık, yıkım görmesi ondan daha acıdır. Bu, yürek ve vicdanlar için büyük acıdır.

    Bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden söz etmiyoruz. Zira birleşmenin böylesi, zayıfın kuvvetliye esir olması demektir. (02.01.1931)

    Birlik ve emelde kararlı olan ve israr eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir. (1927)

    Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen amaçlarıyla Türk milletini emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz! (20.06.1920)

    Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

    Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.

    Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz!.. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler.

    Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş milletiz. Ben şahsen bu vasıflara çok önem veririm. Bu vasıfların kendimde varlığını iddia edebilmek için, milletimin de aynı vasıflarla nitelenmesini şart ve esas bilirim!

    Bizde bugün geniş ölçüde bir iktisat inkılabı gerçekleştirmek için araçların ihtiyaca nispetle istenilen derecede bulunmaması, Devlet’i vakit kaybetmeksizin memleketin iktisadi gelişmesinin gerektirdiği tedbirlerle fiilen alakadar olmaya mecbur kılmaktadır.

    Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler akla gelirse hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten gelmiştir.

    Bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru, hakikaten çok kahir idi... Rakiplerimiz bu suretle inkişafa müsait sanayimizi mahvettiler!.. Ziraatimizi de rahnedar eylediler!... (Mart 1922)

    Bizim nokta-yı nazarımız hakimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Bizim milletimiz heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur. (02.08.1920)

    Bizim takip ettiğimiz devletçilik ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle iktisadi sahada devleti fiilen ilgili kılmaktır.

    Bizim telakkimize göre, siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. (1930)

    Boğazlardan vazgeçemez misiniz? Adalar denizi sahilinde Yunanlılar’a bazı imtiyazlar ve Fransızlar’a bazı imtiyazlar vermek, sizi sarsmaz zannederim..." Bu sözleri bana sarfeden Kafkasya’da mümessil olan Rawlinson adında bir kaymakamdır! Görülüyor ki, İngilizler bize karşı dostluk temini teklif ettikleri zaman, bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarının temin için istemişlerdir. Yoksa bizim menfaatimize ait hiç bir teşebbüsleri olmamıştır! (24.04.1924)

    Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki işte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri, bir türlü onaylamadıkları da budur. (18.03.1923)

    Bu devletin dayandığı temeller istiklal-i tam ve kayıtsız şartsız milli hakimiyettir! (05.02.1923)

    Bu kadar kesin bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir.

    Bu yurdun gerçek sahibi ve toplumumuzun büyük çoğunluğu köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bundan ötürü, bizim izleyeceğimiz milli eğitim politikasının temeli, önce… bilgisizliği gidermektir... Bir yandan bilgisizliği gidermeye çalışırken, öte yandan da yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve verimli kılmak için gerekli olan bilgileri uygulayarak öğretme yöntemi ulusal eğitimimizin temelini oluşturmalıdır…Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir. (15 Temmuz 1921, Maarif Kongresi, Ankara)

    Bugün dünya yollara fevkalade ehemmiyet vermiştir. Deniz yolları, kara yolları vücuda getirmişlerdir. Hatta Avrupalılar deniz yollarından gelerek bize rekabet bile ediyorlar. Nitekim buğday memleketimizde mebzulen yetiştiği halde, yollarımızın olmaması yüzünden Amerika’dan gelen unları yemeğe mecbur oluyoruz. (15.01.1923)

    Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur ,komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak… Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.

    Bundan böyle muharif herhangi bir devletin harb sefinelerinin boğazlardan geçmesi memnudur! (01.11.1936)

    Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız... Fakat bu sefer süngü zaferleri değil, ekonomi ve ilim ve irfan zaferleri olacaktır... Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecek zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım... Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.

    Bursa ziraat memleketidir, sanat memleketidir, ticaret memleketidir, şifa memleketidir. Bursa malik olduğu tabii mahasin ve bedayiiyle ferah ve neşat memleketidir. (11.09.1924)

    Bütün dünya bilmeli ki karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.

    Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir! (03.01.1922)

    Bütün tayyarelerimizin ve motorların memleketimizde yapılması, harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. (01.11.1937)

    Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.

    Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.

    *********************************

    Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki millet istiklaline sahip olmuştur. Filvaki, yalnız askerlikçe galebe etmek kafi değildir. Memleketimiz hakkında siyasi emelleri besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak veçhile siyaseten, idareten ve iktisaden kuvvetli olmak lazımdır!

    Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır.

    *********************************

    Çizdiğimiz hudut haricinde kalan dindaşlarımızla, aynı hudut dahilinde asırlardan beri vatandaşlık ettik. Bu kardeşlerimiz Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Şark’ta kendi dahillerinde muhafaza-i mevcudiyet ve temin-i istiklal için sarf-ı mesai ediyorlar. Bütün bu İslam parçalarının mazhar-ı istiklal olmaları alem-i İslam için ne büyük bahtiyarlık olur. (28.12.1920)

    *********************************

    Demek gaye hür olmaktan ibaret değilmiş! İş yüzmeyi öğrenmekte ve kurtulmanın çaresine bakmaktaymış. İşte meydan! Ordu vazifesini yaptı. Memleketin ilim ve irfan erbabı, mebusları, iş adamları re’sikara geçtiler. Kendilerini göstersinler. Bu vatanı hür ve mesut bir hale getirsinler!

    Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. Demiryolları inşaatı siyaseti hedeflerine ulaşmak için durmadan ve başarı ile tatbik olunmalıdır. (1.11.1937)

    Demiryolu ve karayolu ihtiyacı kendisini memleketin bütün ihtiyaçlarının o kadar başında duyurmaktadır ki, hiç bir hayal ve tasavvur peşinde aldanmadan memleketin bütün özkaynakları ve evlatlarının gücü ile işe devam etmek mutlaka lazımdır.

    Derhal bildirmeliyim ki, ben iktisadi hayat denince ziraat, ticaret, sanayi ve imar işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım.

    Devlet biçiminde örgütlenmiş bir milletin anayasasında ilk şart adalet bağımsızlığıdır. Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet olarak varlığı kabul edilemez. (1920)

    Devlet temel unsur olan çiftçiyi ve çobanı kuvvetlendirmek mecburiyetindedir. Bunu kuvvetlendirmek öyle lafla olmaz! İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve yollara fiilen girişmek lazımdır.

    Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler bu kadar değildi. Söz gelimi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Şu halde hayatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? (1923)

    Devletin siyasi ve fikri hususlarda olduğu gibi, bazı iktisadi işlerde de nazımlığını prensip olarak kabul etmek caiz görülmelidir.

    Devrimler, sizin , sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister... (26 Ağustos 1924-Muallimler Birliği Toplantısı)

    Diğer bazı devletlerin ikinci derecede görebileceği ve fertlerin teşebbüslerine bırakılmasında beis olmayan işlerden bir çoğu, bizim için hayatidir ve birinci derecede mühim devlet vazifesi arasında sayılmalıdır! Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin demokrasi esasından ayrılmamakla beraber, devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz hallere, şartlara ve mecburiyetlere uygun olur.

    Dine bağlı, din ve devlet işlerini bir arada yürütmeye çalışanlara teokratik idareler denir, bu çeşit idareler eninde sonunda çökmeye mahkumdur. Bugün dünyada bu şekilde idare edilen devletler dünyanın en geri kalmış ülkeleridir. Bunun için, laiklik ilkesini Anayasamızın en büyük ilkelerinden biri olarak kabul etmek ve buna dört elle sarılmak gerekir. Türk gençliğini bu ilkenin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar, bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olanlardır.

    Doğu’da ittifak vardır, Batı’da kara ve müthiş bir pençe sürüp gitmektedir! (25.09.1920)

    Durum incelenirse görülür ki, Türkiye doğu maneviyatıyla başlayan, batı maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyor. Batıya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamiyle soyutlanıyoruz! Hiç şüphesiz ki, bundan milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!

    Dünya yüzünde Türkten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.

    Dünyada müstakil bir devlet tasavvur olunabilir mi ki içişlerine henüz düşman sıfatını haiz olanların değil dostlarının dahi müdahalesine müsamaha etsin? (18.06.1922)

    Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik yaptıkları ve asırlarca beraber yaşadıkları tarihte görülmüştür. Bizim Balkanlar’da kurmak istediğimiz Birliğin tarihte geçmiş birliklerin çok fevkinde olmasını isteriz. Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı yalnız geçici politika esaslarında kalmaz! Bunun esas temel taşları lazımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun! (27.03.1937)

    Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.

    Düşmanım düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.

    Düşmanlarımız çetindir. Memleketimizi bir müstemleke haline getirmeye çalışıyorlar. Bizim mücadelemiz bitmemiştir. Asıl sulhten sonra elbirliği ile çalışmayı elden bırakmamak gerekir. Karşımızdaki düşmanlar böyle çalışıyorlar! (16.01.1923)

    Düşmanlarımızın emellerini yakından biliyoruz. Düşmanlarımızın bu emellerini elde etmek için, amaçlarına ulaşmak için keşfettikleri en güçlü araç yine bizi birbirimize çarpıştırmaktan ibaret olmuştur! (24.04.1920)

    *********************************

    Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yanlız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.

    Eğer ecnebi düşmanlığından o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa... Evet, bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir. Evvelce size açıkça söyledim: henüz güvenimiz tam değildir! Türkiye’de bulunan ecnebi teşebbüslerin, ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar, bütünüyle ortadan kalkmış değildir!
    Eğer vatan denilen şey kupkuru dağlardan, taşlardan, merzagi sahalardan, çıplak ovalardan; ve vatan şehirler, köylerden ibaret olsaydı O’nun zindandan hiçbir farkı kalmazdı!
    Eğitilmiş ve uzman anneler, çağdaş modern toplumu getirir.
    Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir. (1 Mart 1923’deki TBMM)
    Ekonomi demek, herşey demektir... Yaşamak için, insan varlığı için ne gerekse onların tümü demektir!.. (17.02.1923)

    Ekonominin gelişmesinde en başta gerekli olan yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaşım vasıtaları milli varlığın maddi ve siyasi kan damarlarıdır! İftihar ve güç vesileleridir.

    Ellerimiz deniz kıyısında zincirlerle bağlı bir halde bulunuyor ve “Ah bir kere hür olsak da, şu denizde bir yüzsek!” diyorduk. İşte bugün hürriyetimizi aldık, zincirlerimizi kırdık. Yüzmemize bir mani kalmadı. Fakat bir türlü suya giremiyoruz. Dalsak ta, yüzme bilmediğimiz için batacak, boğulacağız.
    Emperyalist kuvvetler; milletimizi hukuk, haysiyet ve istiklalden mahrum ve bunları gayr-ı müdrik bir hayvan sürüsü telakki ettiği için, böyle bir sürünün elinde sonsuz tabii kaynaklara malik kıymetli ve geniş bir memleketin bırakılmasını tabii caiz görmezlerdi. Onların telakkisine göre bu memleketi parçalamak ve bu memleketteki insanları esaretleri altına almak lazımdı. Harb-i Umumi’nin neticesiyle hasıl olan fırsattan istifade ederek, mütareke ile milletin ve ordunun elinden silahlarını aldıktan sonra fiiliyata girmişlerdir. Bir taraftan da dahilde bulunan gafil ve hain kuvvetler, memleket ve milleti adeta bu hariç kuvvetler gibi telakki ediyorlardı. Binaenaleyh onların dahi mesaisi, en hain düşmanların mesaisi mahiyetinde tecelliyatını göstermiştir. Halbuki milletimiz hiç bir vakit düşmanlarımızın telakki ettiği gibi hukukuna, istiklaline yabancı değildir! Bilakis büyük bir aşk ile ve vicdan bağı ile istiklal ve haysiyetine merbuttur! Ve yine milletimiz, dahildeki cahil ve gafillerin ve hainlerin telakki ettiği ve ifade ettiği mahiyette değildir. (13.10.1924)
    En gerçek ışık bilimdir.

    Endişemiz odur ki, İngilizlerle Bolşevikler Azerbaycan Türk alemi ile bizim aramıza bir Ermenistan dikmek istiyorlar. Bakalım kim galebe edecektir: Sovyetler mi, yoksa biz mi?

    Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Büyük küçük her türlü sanayii kuracağız, işleteceğiz! En başta vatan müdafaası olmak üzere en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zarurettir. (16.03.1923)

    Enver ve arkadaşları zaten daha önce Türk ulusunu uygunsuz duruma sokmuşlardı. Bu uygunsuz durum ordunun yabancı komutanların eline bırakılması, verilmesidir! Türk ulusunun güçsüz ve kaabiliyetsiz olduğu inancıyla, o heyeti ayaklarına kadar giderek memleketimize davet edenler onlardı. Ben ordunun kayıtsız şartsız bütün sırları ile Alman askeri heyetine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgündüm.

    Evvela millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz.

    *********************************

    Farkında değil misiniz ki, bu memlekette milli bir Genel Kurmay heyeti yoktur. Bir Alman genel kurmayı vardır. O Alman genel kurmayı ki, ilk iş olarak benim gibi dik başlı bir askeri ordudan çıkarmak kararı verdi.

    *********************************

    Garbın hiçbir vakit affetmeyeceğimiz zalimleri, memleketimiz Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin haysiyetini, istiklalini payimal etmek için verdikleri asırlık kararı en nihayet tatbike koyarken, milletimiz bugün cihana şamil inkılablar ve ihtilaller içinde mevcudiyetini muhafaza lüzumuna kanidir.

    Garp alemi, Osmanlı Devleti’ni yıkmak için ortaya Şark meselesi namıyla bir mesele çıkarmıştı. Garp öyle zannediyordu ki, Osmanlı Devleti’ni yıkmakla, onu vücuda getiren asli unsuru da yıkacaktı. (31.01.1923)
    Gayrımüslimlerin can ve mal güvenliği için her şeye ötedenberi devletimiz ve ulusumuzca riayet edilmişti. Gayrımüslimlerin yararlandıkları ayrıcalıklar, üçyüz yılı aşkın bir süredir fazlasıyla mevcuttur. (Ocak 1920)

    Gençliğe Hitabe:
    Ey Türk Gençliği!
    Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.
    Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
    İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
    Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
    Ey Türk istikbalinin evlâdı!
    İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
    (20 Ekim 1927)

    Gençliğin Ata'ya Yanıtı:
    Ey büyük Ata!
    Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklal ve Cumhuriyeti'nin ebedi bekçisiyiz.
    Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir.
    İstikbalde hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir.
    Bizler bütün hızımızı senden, milli tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez iman ateşinden alıyoruz.
    Senin kurduğun kuvvetli temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her hamle şuurludur.
    En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve cumhuriyeti, mevcudiyetimiz esası olarak eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir.
    Bu mukaddes emanete yönelen dahili ve harici bütün tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarpacak ve parçalanacaktır.
    İstiklal ve cumhuriyetimize kast edecek düşmanlar, en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, milli şuurumuzun ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır.
    Çünkü, istiklal ve cumhuriyetimize kast edenler karşılarında binlerce yıllık Türk tarihinin yılmaz evlatlarını, Cumhuriyet inkılaplarının feyizli ve imanlı gençliğini bulacaklardır.
    Ey en büyük Türk!
    İstiklal ve cumhuriyetimizi korumak mecburiyeti hasıl olunca, içinde bulunacağımız ahval ve şerait ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak; bütün engelleri aşıp, her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

    Göklerde bizi bekleyen yerimizi almak zorundayız! Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke ve millet elden gider! Halbuki biz Türkler hürriyet ve istiklale önder olmuş bir milletiz.

    Görüyorsunuz ki, Balkan milletleri yakın maziden ziyade uzak ve derin mazinin kırılmaz çelik halkaları ile birbirine pekala bağlanabilir! Binbir türlü beşeri ihtiraslarla, dini ayrılıklarla, bazı tarihi hadiselerin bıraktığı dargın izlerle geçmiş zamanlarda gevşetilmiş, hatta unutturulmuş olan hakiki bağların ihya olunmasının lüzumlu ve faydalı olduğu, yeni insani bir devre girdik.

    Güzel vatanımızı yoksulluğa ve memleketi yıkıntıya sürükleyen sebepler içinde en önemlisi iktisadi hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur!.. Yabancı devletler şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gösterişli müsaadelerde bulunuyor gibi görünüyorlar, lakin iktisadi esaretle bizi felce uğratıyorlardı... Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi vaziyet alırlar, hakikatte iktisatta elimizi kolumuzu bağlarlardı.

    *********************************

    Halk Fırkası nazarında halk mefhumu herhangi bir sınıfa münhasır değildir. Hiç bir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumiyetle kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden bütün fertler halktandır. Halkçılar hiç bir ailenin, hiç bir sınıfın, hiç bir cemaatin, hiç bir ferdin imtiyazlarını kabul etmeyen ve kanunları vaz’etmedeki mutlak hürriyet ve istiklali tanıyan fertlerdir. (1923)

    Halkçılık, sosyal düzenini, çalışmasını haklarına dayandırmak isteyen bir sosyal sistemdir. Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı emin bulundurabilmek için bütün toplumumuzca, bütün milletimizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşmayı caiz gören bir yolu izleyen insanlarız! (01.12.1921)

    Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir! Türkiye bu yanlış zihniyetle malul olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür! Bu düşüş, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiç bir önemi yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türkiye halkı ahlak bakımından da düşüyor!

    Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh ki bütün bir vatandır.

    Havacılar! Şunu unutmayınız ki, yarının en büyük tehlikeleri havadan gelecektir! Bu nedenle sizler ani gelebilecek olan tehlikelere karşı koymak için daima hazır bulunmaya ve o şekilde yetişmeye gayret edeceksiniz.

    Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.

    Hiçbir iyi devrim, gerçeği görenler dışında, çoğunluğun oyuna baş vurarak yapılamaz. Uysal ve Asyalılara özgü inanışlara bağlı, sinsi ve sindirici batıl inanışlar, köstekleyici yanlış alışkanlıklarla tekelci güçlerin etkisine sürüklenebilecek yığınlarda iyi devrimler için halkoyu yapılamaz. (11.04.1934-İzmir)

    Hiçbir zafer gaye değildir! Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için vasıtadır.

    Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir! (1921)

    Hürriyet, Türk’ün hayatıdır. Artık Türkiye’de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türk yurttaşları demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır.

    *********************************

    Irak’a gelince, genel olarak Osmanlı Memleketi’nin bir parçası olmayı kabul ettiler. Biz onlara Suriyeliler’e söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: "Kendi dahilinizde kendi güçlerinizle kendi varlığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. Ondan sonra birleşmemiz için hiç bir engel kalmaz." Bugün bile dış görünüşü ne olursa olsun, bizi yok etmeye çalışan düşmanlar, Suriye ve Irak’taki milli faaliyetlerle bize karşı kullandıkları kuvvetleri azaltmaya mecbur olmuşlardır. Bugün dahi dış görünüşü ne olursa olsun, Iraklıların, Suriyelilerin, dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraberdir.

    Islah olunacak şeyler “iktisadiyat” ve “maarif”tir... Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktır.

    *********************************

    İhracatımız ancak sahillere kadar gidiyor, oradan sevkedilirken ağyar eline geçiyor. Kazancımızın kısm-ı mühimmi bu suretle elimizden çıkıyor! Onun için ihracat menbalarımız bizden olan tüccarlarımızın elinde bulunmalıdır!.. (20.03.1923)

    İki şeyi birbirinden tefrik etmek lazımdır: Biri bolşevik olmak, diğeri Bolşevik Rusya ile ittifak etmek... Bolşevikler bütün milletleri bu içtimai esaslara uydurmaya imkan olmadığından İslam alemi ile ittifak lazım geldiğine kani olmuşlar ve bir milletin dini ve milli esaslarına riayet etmeye karar vermişlerdir. İslam alemini kendilerine müttefik yapabilirlerse, Garp’te emperyalizme karşı galebe çalacaklarına kanidirler. (29.05.1920)

    İktisadi faaliyeti istinat ettireceğimiz esaslar, doğrudan doğruya memleketimiz topraklarını koklayarak ve bu topraklarda bizzat çalışan insanların sözlerini işiterek tespit olunacaktır. (16.01.1923)

    İktisadi kalkınma savaş gibidir!.. Bunun için bütün Türk milletini cephede bulunan ordu, düşünce, duygu ve hareket yolundan bilgilendirmeliydim... Yalnız düşman karşısında bulunanlar değil; köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes silahla vuruşan savaşçı gibi kendini vazifeli sayarak bütün varlığını mücadeleye adamalıydı!

    İstanbul’da çıkan bir gazeteyi Kaşgar’daki Türk de anlayacaktır.

    İstikbal göklerdedir!

    İstiklal ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Bu milletler bütün güçlüklere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Bugün esaret elemleri altında inleyen pek çok dindaşımız vardır. Bunlar için de istiklallerini kesbetmeleri ve memleketlerinin refah ve itilasına gayret sarf eylemeleri en büyük temennilerimizdendir. (16.01.1923)

    İstiklal Savaşımızın amacı olan tam bağımsızlık kavramının adaletin bağımsızlığını da kapsaması tabiidir. Bu nedenle, her bağımsız devletin vazgeçilmez bir hakkı olan adaletin dağıtımı görevine kimseyi karıştırmayız. (1922)

    İstiklal-i tam, bizim bugün deruhte ettiğimiz vazifenin ruh-i aslisidir! Bütün halkımız yalnız bir nokta çevresinde toplanmış ve sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta tam bağımsızlığımızın sağlanması ve sürdürülmesidir! (05.10.1919)

    İstiklal-i tam denildiği zaman tabii siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve her hususta tam istiklal, tam serbestlik denilmektedir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalinden mahrumiyeti demektir! (Mayıs 1919)

    İstila fikri ile açılmış olan Cihan harbini hitama erdiren galipler, teklif ettikleri barış şartları ile ana topraklarımızı, istiklal ve hürriyetimizi elimizden almaya, asırlardan beri islamın ve Türklüğün fedakar muhafızı olan milletimizi esir derecesine indirmeye kalkıştılar! (14.10.1921)

    İşte siz muhterem Balkan milletleri mümessilleri, mazinin karışık his ve hesaplarının üzerine çıkarak, derin kardeşlik esasları kuracak ve geniş birlik ufukları açacaksınız. İhmal olunmuş ve unutulmuş büyük hakikatleri ortaya koyacaksınız. Balkan milletleri içtimai ve siyasi ne çehre arz ederlerse etsinler, onların Orta Asya’dan gelmiş, aynı kandan, yakın soylardan müşterek cedleri olduğunu unutmamak lazımdır.

    İthalattan ziyade ihracattır ki, bu memleketi zengin yapacaktır!

    İtilaf devletleri Bolşeviklerle Türkler’in arasını Kafkas milletleri aracılığı ile kesmek planını bulmuşlardır. Bağımsızlıklarını tasdik ederek onları kendi yönlerine çevirdiler. (29.05.1920)

    *********************************

    Kafkas Seddi’ni arkadan yıkacak yığınaklara başlamak. Yeni Kafkas hükümetleriyle özellikle Azerbaycan, Dağıstan gibi İslam hükümetleriyle acele temasa geçerek İtilaf planlarına karşı kararlarını ve durumlarını anlamak. Bize sed olmaya karar verdikleri takdirde, taarruz harekatımızı birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşmak gerek.

    Kanını taşıyandan başkasına inanma!

    Kapitülasyonlar bir devleti behemehal münkariz eder!.. (07.02.1923)

    Kapitülasyonların Türk milleti için ne derece nefret edilir bir şey olduğunu size tarife muktedir değilim... Bunları diğer şekil ve adlar altında gizleyerek bize kabul ettirmeyi başaracaklarını düşünen ve tahayyül edenler bu konuda pek çok aldanıyorlar! Zira Türkler kapitülasyonların devamının kendilerini pek az bir vakitte ölüme sevkedeceğini pek iyi anlamışlardır. (25.12.1921)

    Karadeniz’in şimal ve cenup yollarıyla, binlerce seneler, deniz dalgaları gibi birbiri ardınca gelip Balkanlar’da yerleşmiş olan insan kitleleri, başka başka adlar taşımış olmalarına rağmen, hakikatte bir tek beşikten çıkan ve damarlarında aynı kan deveran eden kardeş kavimlerden başka bir şey değildir.

    Karaya kapanmış durumdayız, tıpkı Ruslar gibi... Boğazları ve Çanakkaleyi tıkamakla Rusları Karadenizin içine kapamış oldum ve eninde sonunda çökmeye mahkum ettim. Müttefikleriyle irtibatını kesmiş oldum çünkü.

    Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak için kafi değildir. Bir milletin ruhu zabtolunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez. (1924)

    Kırım muharebesinden sonra Avrupalılarla yakın temasımız sonucu halkımızın yiyecek giyeceklerinde, evlerinin düzeninde büyük değişiklikler doğdu. Zamanın padişahından millet fertlerine kadar herkes ziynete ve gösterişe düştü. Kumaşlar Avrupa fabrikalarına ısmarlanmaya başladı. Yerli kumaşlar gözden düştü... Memleketimiz sefalet içinde kaldı. Zenaat ve ticaret hususunda islam ahali yüzde beşyüz zarara uğradı. Zavallı halkımız bundan sonra emile emile iskelet haline geldi.

    Kişiler, şirketler, devlet teşkilatına nispetle zayıftırlar! Serbest rekabetin içtimai mahzurları vardır. Zayıflarla güçlüleri yarışta karşı karşıya bırakmak gibi! Nihayet fertler bazı büyük ortak milli menfaatleri tatmine muktedir olamazlar.

    Kişilerin hak ve özgürlüğü devlet egemenliği ve isteklerinin saklı bulundurulmasına bağlıdır. Devlet felce uğratılırsa kişi özgürlüklerini koruyacak hiçbir güç ve araç kalmaz. Vatandaş olan kişiler kendi özgürlüklerinin bir kısmını rızaları ile severek ve gerekli görerek devlete vere gelmişlerdir. Devlet, kendine özgü istekle kişisel özgürlüklerin bir bölümüne, o özgürlükleri sağlamak için sahip olur. Yeter ki devletin buyrukluğu ulusun genel mutluluk ve refahına, vatandaş özgürlüklerinin sağlanmasına harcanmış olsun. (17.02.1931)

    Köylü hepimizin velinimetidir. Bu necip unsurun refahını düşüneceğiz.

    Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.

    *********************************

    Lozan Barış Antlaşması’ndaki kuralları, öbür barış önerileriyle karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin (suikastın) kırılıp önlenişini bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku anıtıdır!

    *********************************

    Maarif programlarımız gibi devlet şubeleri için tasavvur olunacak programlar dahi iktisat programına istinat etmekten kendilerini kurtaramazlar. (17.02.1923)

    Mademki; devlet bir idare ve hâkimiyeti maliktir, onu ifade ve infaz için bir takım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları ihtiva eden devlet teşkilatında millet meclisi ve hükümet teşkilatı esastır. Demokrasi prensibi hâkimiyeti milliye prensibi şekline inkılâp etmiştir. Bir vatandaş kendi hürriyet ve hakkını kendi maddi kuvvetine dayanarak temine kalkışamaz. Bu hususlar fertlerin kuvvet ve teşebbüsleri ile değil, milletin iradesini haiz olan devletin kudret ve nüfuzu ile temin olunabilir.

    Mahiyetimizi bilelim! Kurtulmak ve yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Binaenaleyh her birimizin hakkı vardır. Selahiyeti vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını çalışmaktan uzak geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur!

    Mahkum olmak istemeyen bir milleti esaret altında tutmaya muktedir olacak kadar kuvvetli müstebitler, artık dünya yüzünde kalmamıştır! Türk milleti son mücadelesiyle, bilhassa burada ihzar ettiği zaferle, izhar ettiği azim ve irade ile malum olan bu hakayıkı, bir defa daha sine-i tarihe çelik kalemle haak etmiş bulunuyor! (30.08.1924)

    Mali bağımsızlığın ilk şartı bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır! Dolayısıyla devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın memleketin gelir kaynaklarıyla idareyi temin çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür! (01.03.1922)

    Medeniyetin bugünkü araçlarını, hatta bugünkü düşünce yapısını yayabilmek demiryolu olmaksızın düşünülemez!

    Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir. (1925)

    Memleketi mamure haline getirecek olan iktisadi sebepler ve amiller ve iktisadi faaliyettir.

    Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için hamiyet, hüsnüniyet, fedakarlık elzem olan evsaftandır. Fakat bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek için bu vasıflar kafi gelmez. Bu vasıfların yanında ilim ve fen lazımdır. (27.10.1922)

    Memleketi yıkan iç cephenin düşmesidir. Bu gerçeği bizden iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Başarı da sağlamışlardır. (1927)

    Memleketin temel sanayiinin kurulması bitmedikçe her bakımdan yürek istirahati duymamıza imkan yoktur. (1933)

    Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır.

    Mevcudiyetimizi muhafaza ve milli emellerimizin temini için hakiki dayanağı hariçte değil, dahilde bulmak prensibini İcra Heyeti kabul etmiştir. Şuradan buradan gelecek kuvvetlere dayanarak emel takip edersek, hayal kırıklığına uğrarız. Bunun için önce kendi kuvvetimize önem veriyoruz.

    Mevki sahibi kimseler memnundular. Çünkü görünüşte büyük bir bağımsızlık sağlamışlardır. Hakikat-i halde milleti manen miskinlik çukuruna atmışlardır. Bunlar iktisadi mahkumiyeti anlamayan bedbaht hayvanlardı!

    Mısır'ın delta kısmı 16.000 km. karedir. Halbuki Adana’da aynı kıymette bulunan topraklar 50.000 km. karedir. Adana’yı üç büyük nehir suluyor. Fakat bu nehirler ilim ve fennin tesisatından mahrum olduğu için tuğyanlar fayda yerine zarar veriyor. Hasıl olan bataklıklar yüzünden ovalar sıtmalıdır. Harp’ten önce Mısır 7.5 milyon kantar pamuk istihsal ediyordu. Adana’nın bu miktarda pamuk istihsaline hiç bir mania yoktur. (16.03.1923)

    Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı’nda benim de milletime ettiğim bir takım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için el birliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur.

    Millet ve memleketin menfaatleri icab ettirirse, milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!

    Milletimiz asırlardan beri iki müstebit kuvvetin, iki imhakar kuvvetin baskısında müteessir ve müteellim olmakta idi... O iki kuvvetten birisi doğrudan doğruya memleket ve milleti idare etmek iddiasında bulunan müstebitler, ikincisi bütün bir emperyalist ve kapitalist alemdir! Asırlarca bu iki kuvvetin baskısı altında kalmış olan millet, tabii gayet zebun bir haldedir.

    Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çabasını çağdaş ekonomik tedbirlerle azami haddine ulaştırmalıyız. Köylünün çalışmasının sonuçlarını ve ürünlerini kendi menfaati lehine azami haddine çıkarmak ekonomimizin temel ruhudur. (01.03.1922)

    Milletimiz çok büyük elemler, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bu olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa, bunun sebebi şudur: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. (1923)

    Milletimizin isteği tek kelime ile de özetlenebilir: İstiklal! Avrupa’nın yöneticilerinden ve sermayedarlığından ayrı olan asıl milletleri, bize hayatımızı çok görmüyorlar. Eğer bugün Fransız milleti, İtalyan milleti ve hatta İngiliz milleti ile düşmanlık halinde bulunuyorsak, bu milletlerin seslerini işittirememelerinden ve kendi yöneticilerinin istila ve sermaye emelleri için bizi yok etmelerine ses çıkarmamalarındandır! (02.07.1920)

    Milletimizin kurduğu yeni devletin mukadderatına, muamelatına, istiklaline, ünvanı ne olursa olsun hiç kimseyi müdahale ettirmeyiz! (Mayıs 1919)

    Milletimizin medeniyet yolunda ilerlemesi için devletin bütün iş bölümlerinde almış olduğumuz maddi, manevi bütün tedbirler, ancak demiryolu ve karayolu çalışmalarının verimli sonuçları ile gerçekleşebilir.

    Milletleri yükselten hususlara bir amil daha ilave edelim: Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır.

    Milli benliğini yitirmiş uluslar başka milletlerin avıdır.

    Milli iktisat hayatında çok güçlü ve değerli bir neden vardır ki o da halkın devlet önlemlerine karşı güven duymasıdır.

    Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, herşeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.

    Misak-ı milli dahilinde vatan bir bütündür! O’nun muhtelif kısımları birbirinden ayrılamaz!

    Misak-ı Milli’mizde muayyen ve müsbet hat yoktur! Kuvvet ve kudretimizle tesbit edeceğimiz hat, Hatt-ı Hudut olacaktır! (10.10.1921)

    Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra, düşman devletler, Türkiye’ye dört kez barış koşulları önermişlerdir. Bunların birincisi, Sevr tasarısıdır. Bu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce tartışılmaya bile değer görülmemiştir. İkinci barış önerisi, Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra toplanan Londra Konferası’nın bitiminde, 12 Mart 1921’de yapılmıştır. Bu öneri, Sevr Antlaşması’nda bazı değişiklikler yapılmasını öngörmekteyse de; değinilmemiş sorunlarda, Sevr tasarısındaki maddelerin tümünü olduğu gibi bırakmıştır. Bu öneri, bizce tartışma konusu olmadan, İkinci İnönü Savaşı’nın başlamasıyla sonuçsuz kalmıştır. Üçüncü barış önerisi, 22 Mart 1922’de, yani Sakarya Utkusu’ndan ve Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması’ndan sonra, Paris’te toplanan İtilaf Devletleri dışişleri bakanlarınca yapılmıştır. Bu öneri de, ulusal amacımızı gerçekleştirecek nitelikten uzaktı. Dördüncü öneri ise Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelere konu olmuştur.

    Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın.

    Muvaffakiyetimizi Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz.

    Müstehlik yaşamak iyi değildir, müstahsil olalım!.. (24.08.1925)

    Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiç bir renk ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı egemen olacaktır!.. (1933)

    *********************************

    Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklalinden mahrum bir millet uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz.

    Nehirler başka memleketlerde servet menbaı iken, bizim memleketimizde harabi menbaıdır. (27.01.1931)

    *********************************

    Öğretmenlere Söylev

    Muallime hanımlar ve muallim efendiler, bu irfan yuvası altında hepinizi bir arada görmekten ve hepinizi selamlamaktan çok memnunum. Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, gerçek mutluluğa ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri memleketin geleceğini yoğuran irfan ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha değerlidir, hangisi bir diğerinden üstündür? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz. Bu iki ordunun ikisi de hayatidir. Yalnız siz irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun değer ve yüceliğini anlatmak için şunu söyleyeyim ki sizler ölen ve öldüren birinci orduya, niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz. Biz iki ordudan birincisine, vatan çiğnemeye gelen düşman karşısında kan akıtan birinci orduya -bütün dünya bilir, bütün dünya şahit oldu ki- pek mükemmelen sahibiz. Vatanın dört sene önce düştüğü büyük felaketten sonra, yoktan var olan bu ordu, vatanı yok etmeye gelen bu düşmanı kutsal vatan toprağında boğup mahvetti. Yalnız bu orduya sahip olmakla işimiz bitmiş, gayemiz bu ordunun zaferiyle son bulmuş değildir. Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferin köklü sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür. Bu ikinci ordu olmadan birinci ordunun elde ettiği kazanımlar sönük kalır. Milletimizi geçek mutluluğa, kurtuluşa ulaştırmak istiyorsak bizi ölümden kurtaran ve hayata götüren bugünkü idare şeklimizin sonsuzluğunu istiyorsak bir an önce büyük, kusursuz, nurlu bir irfan ordusuna sahip olmak zorunluluğunda bulunduğumuzu inkar edemeyiz. Eski idarelerin en büyük kötülüklerinden biri de irfan ordusuna layık olduğu önemi vermemeleridir. Eğer önem verilseydi, geleceği emanet ettiğimiz sizlere, gelecek kadar güvenilir bir mevki verilmesi gerekirdi. Henüz üç dört senelik hayata sahip olan milli idaremizde irfan ordusu ile layık olduğu kadar ilgilenilememiştir. Fakat buradaki mecburiyeti milletin münevverleri olan sizler elbette ki daha iyi takdir edersiniz. Bütün kuvvetimizi yalnız cephede toplamaya mecbur olduğumuz bu kısa süre içinde tabiatıyla irfan ordusuyla gereğince meşgul olamadık. Lakin Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki düşman karşısındaki aziz ordumuz için harcadığımız bütün emekler mutlu sonucunu verdi. Artık bundan sonra aynı kuvvet, aynı faaliyet, aynı istekle irfan ordusu için çalışacak ve birincide olduğu gibi bu ikinci ordudan dahi emeklerimizin, faaliyetlerimizin mutlu ve başarılı sonuçlarını aynı parlaklıkta elde edeceğiz. Arkadaşlar, asker ordusu ile irfan ordusu arasındaki birliktelik ve alakayı belirtmek için şunu da ifade edeyim, kıymetli bir eserde ordunun ruhu kumanda heyetidir deniliyor. Hakikaten böyledir. Bir ordunun kıymeti kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. Siz öğretmenler, sizler de irfan ordusunun kumanda heyetisiniz. Sizin ordunuzun kıymeti de sizlerin kıymetinizle ölçülecektir. İstiklal mücadelesinde üç dört senedir düşmanı topraklarımızda mahvetmek için yaptığımız savaşla ordunun ruhu olan kumanda heyeti değerlerinin yüksekliğini nasıl ispat etmişse, bundan sonra yapacağımız yenilikler milletimize bir karanlık gibi çöken genel cehaleti mağlup etmek savaşında da irfan ordusunun ruhu olan siz öğretmenlerin aynı yeteneği ortaya koyacağınıza eminim. Bu konuda size güveniyor ve saygı ile selamlıyorum.
    Mustafa Kemal – Kütahya Lisesi / 24 Mart 1923

    *********************************

    Rumeli ve Anadolu halkı, Azeri kardeşlerinin kalbinin kendi kalbi gibi çarptığını bilirler. Azeri Türkleri’nin de bir daha esarete düşmemeleri arzusunu izhar eylerler. Azeri Türkleri’nin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir. Türk’ün saadeti ve mazlumların halası yolunda Azerbaycan Türkleri’nin de kanını dökmeye amade bulunduklarına dair olan beyanatınız, istilacılara karşı Türk’ün ve mazlumların kuvvetini arttıran pek kıymetli bir sözdür. (Azerbaycan Elçisi İ. Abilof’a hitaben)

    *********************************

    Sakarya’dan dönüşünde Çankaya köşkündeki bir sohbet sırasında Mustafa Kemal:
    - Ben galiba en iyi şu askerliği yapabiliyorum, demişti.
    Daha ileri atılmak için çekilmeler yaptıkları sırada sırt vere vere ta Ankara kapılarına kadar geleceklerini göz önünde tutarak;
    - Bu hat da elden giderse hangi hattı savunacağız? diye üzülerek soran bir komutana
    - Vatanı müdafaada hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. Bu satıh baştanbaşa vatandır... yanıtını vermişti.

    Saldırgan emperyalizmi köylü, işçi, esnaf, memur, zabit, asker omuz omuza verip nasıl “Misak-ı Milli” ile yenip kovduysak; aynı emperyalizmi ekonomik alanda bir “Misak-ı Milli” içinde omuz omuza verip yenelim ve kovalım!

    Savaş sırasında düşman hatlarımızda tehlikeli bir gedik açmış, genişletiyordu. Bu gedik hemen kapatılmalı, düşman süngü hücumu ile geri çevrilmeliydi. Atatürk yedek kuvvetlerin hemen oraya gönderilmesini istedi. Yedek kuvvet kalmadığı cevabını verdiler. Yalnız Giresunlu Osman Ağa’nın çetesi vardı. Onların da süngüleri yoktu. Mustafa Kemal:
    - Süngüleri yoksa bellerinde bıçakları vardır, düşman üzerine atılacaklar, onu eski yerine kovacaklardır, dedi.
    Bu kahraman çocuklar eğri bıçakları ile Yunanları eski yerlerine kadar sürdüler.

    Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milleti savaşa götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça savaş bir cinayettir.

    Servet ve onun tabii neticesi olan refah, saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır!

    Sinema gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir. Japonya’daki kadın, Amerika’daki zenci, Eskimo’nun ne dediğini anlayacaktır. Tek ve birleşik bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler açan matbaa, barut, Amerika’nın keşfi gibi olaylar oyuncak nispetinde kalacaktır.

    Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar iktisadi zaferlerle taçlandırılmazlarsa sürekli olamaz, az zamanda söner. (Şubat 1923)

    Siyasi ve fikri hayatta olduğu gibi, iktisadi işlerde de fertlerin teşebbüsleri neticesini beklemek doğru olmaz! Mühim ve büyük işleri ancak milletin toplam servetine ve devletin bütün teşkilat ve kuvvetine dayanarak, milli hakimiyetin uygulanmasını ve yürütülmesini düzenlemekle görevli olan hükümetin mümkün olduğu kadar üzerine alıp başarması tercih olunmalıdır!

    Subaylara Hitaben Konuşma:
    Efendiler! Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.
    Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkum ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak -ki milletin vicdanî imanıdır- mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır.” O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakar olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakarlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.
    Afyonkarahisar Kolordu Dairesi (31 Temmuz 1920)

    *********************************

    Şahane bir armağan olarak ecnebilere bağışlanmış olan ve bir lütuf diye ülke dahilindeki müslüman olmayan azınlıklara verilmiş olan her şey, kazanılmış hak sayıldı. Yabancılar her gün bu hakları biraz daha çoğaltmak için çareler aradılar ve buldular. Bir taraftan içerdeki azınlıkları kışkırtıyorlardı, diğer taraftan da kendileri müdahale ediyorlar ve her müdahalede devlet ve millet aleyhine olmak üzere yeni yeni bir takım ayrıcalıklar, haklar alıyorlardı! (1923)

    Şarki Trakya hinterlandımızın gayr-ı kabil-i fek bir kısmını teşkil etmekte ve Türk ekseriyetini haiz bulunmaktadır. Trakya’nın diğer aksamı için biz maalmemnuniye rey-i amm’a müracaat olunmasını kabul edeceğiz.

    Şark’ta Ruslar’la aramızda tabii bir dostluk mevcuttur. (13.10.1924)

    Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum!

    Şunu da ehemmiyetle tebarüz etmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk Milleti'nin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek, milli ülkümüzdür.

    *********************************

    Tam bağımsızlık bizim bugün üzerimize aldığımız görevin temelidir. Uygulanıp uygulanamıyacağı üzerinde çok düşündük. Sonunda edindiğimiz kanı ve inanç, bunda başarı kazanacağımız oldu.

    Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım!

    Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendisini müdafaa edemeyen iktisadiyatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zincirleri ile bağladı! Temettü vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri eşyayı istedikleri şerait altında memleketimize sokuyorlardı! Bütün iktisat şubelerimize mutlak hakim olmuşlardı!

    Tanzimattan sonra ecnebi sermayesi memlekette ayrıcalıklı bir yere sahip oldu... Denilebilir ki, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır... Artık Türkiye buna muvafakat edemez!.. Burası tutsaklar ülkesi yapılamaz!.. (07.02.1923/İzmir İktisat Kongresi)

    Tarihimiz bir çok parlak zaferler kaydeder. Fakat zaferle beraber her şey bırakılmış ve semerelerini toplamayı ecdadımız ihmal etmiştir. (16.01.1923)

    Taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir.

    Ticaret için iki şey lazımdır: Mahsulatı harice sevkedebilmek için bütün kuvvetimizle bir an evvel otomobiller, şoseler, ve şimendifer yapmaya mecburuz. Saniyen ithalat ve ihracatımıza tavassut vazifesi gören ticareti ağyar elinden kurtarmaktır. Maalesef milli ticaret müesseseleri birer birer elimizden çıkmıştı. (20.03.1923)

    Tüm yurdun ve koskoca bir ulusun yaşam ve ölümü sözkonusu olurken yurtseverim diyenlerin kendi geleceklerini düşünmesine yer olmamalıdır.

    Türk; yurdunun dağlarında, ormanlarında, denizlerinde, her bucağında nasıl bir bilgi ve kendine güvenle yürüyor dolaşıyorsa, yurdun göklerinde de aynı suretle dolaşabilmelidir.

    Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesi yanlışına son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.

    Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

    Türk çetin işler başarmak için yaratılmıştır!

    Türk Çocuğu! Her işte olduğu gibi, havacılıkta da en yüksek düzeyde, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın! (03.05.1935)

    Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

    Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!

    Türk Devletinin donanması da mühim ve kuvvetli olmalıdır! O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. Mükemmel ve kaadir Türk Donanması’na malik olmak gayedir.

    Türk esarete asla tahammül edemeyen, hür doğmuş ve hür yaşamış olan bir millettir. Türk hürriyet ve iradesini kimseye vermez!

    Türk ferdi hürriyetinden ve menfaatlerinden teşkilatı esasiye kanununda tayin olunduğu kadarını cumhuriyete bırakmıştır.

    Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için dahili ve harici bedhahlar (düşmanlar) karşısında hayatını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız fedakarlıklara katlandı; ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu.

    Türk köylüsünü efendi yerine getirmedikçe, memleket ve millet yükselemez!

    Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaya kaadirdir! Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Tecavüzün küçüğü, büyüğü yoktur! Milletin müdafaada sebatı devam ettikçe, garp milletleri kendi hükümetlerinden başka türlü düşünmeğe başladılar. Fransızlar, İtalyanlar hakikaten son zamanlarda fikirlerini tashih ve tebdil ettiler. (13.10.24)

    Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.

    Türk milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

    Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir.

    Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

    Türk milliyetçiliği, terakki ve inkişaf yolunda ve beynelmilel temas ve münasebetlerinde bütün muasır milletlere muvazi ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber; Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini, başlı başına müstakil hüviyetini mahfuz tutmaktadır!

    Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz, büyükbabamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu Türk olmanın içinde buluruz.

    Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi halkın öteden beri maruz bulunduğu sefalet sebeplerini yeni vasıtalar ve teşkilat ile kaldırarak yerine refah ve saadet ikame etmeyi başlıca hedefi sayar. Bundan dolayı toprak, eğitim, adalet, maliye, iktisat ve evkaf işlerinde ve diğer meselelerde içtimai uhuvvet ve yardımlaşmayı hakim kılarak halkın ihtiyaçlarına göre yenilikleri ve kuruluşları meydana getirmeye çalışacaktır. Bunun için de siyasi ve içtimai ilkelerini milletin ruhundan alma ve uygulamada milletin eğilimlerini ve geleneklerini gözetmek fikrindedir. (1.Meclis 1920)

    Türkiye halkının Şark milletleriyle, Rusya ile, Azerbaycan ile, Afgan’la, İran ile olan bağları yalnız hissiyat üzerine mübteni değildir. Hakiki, maddi, değişmesi mümkün olmayan bir takım esaslara dayanmaktadır. Düşmanlarımızın içimize girerek yapacakları telkinler ile bu bağların gevşemesine imkan tasavvur etmek doğru değildir. (07.07.1922)

    Türkiye Türklerindir.

    Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını, bir defa daha teyit etmek istiyorum! Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün Şark’ın davasıdır! Ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, Şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. (Temmuz 1920)

    Türkiye’nin fikir adamları adeta kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki, "Biz adam değiliz ve olmayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." Canımızı varlığımızı bize düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılar'a kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı! "Onlar bizi idare etsin" diyorlardı. (06.03.1922)

    Türkiye’nin istiklali her sahada kamilen tasdik olunmak şartıyla, kapılarımız bütün yabancılara genişçe açık kalacaktır.

    Türkiye’nin nasılsa başına geçmiş olan bir takım insanlar galip düşmanlar karşısında susmaya mahkummuş gibi, Türkiye’yi atıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Korkak ve mütereddit idiler.

    Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi üretici olan köylüdür. O halde herkesten çok vefa, saadet ve servete hak kazanan ve layık olan köylüdür. Dolayısıyla TBMM hükümetinin ekonomik siyaseti, bu temel amacın gerçekleşmesine yöneliktir.

    Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.

    Türklük benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.

    Türk’ün haysiyet, izzetinefis ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun, evladır! Binaenaleyh ya istiklal, ya ölüm! (Mayıs 1919)

    *********************************

    Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım.
    Böylelerine karşı 'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim.

    *********************************

    Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke tarihte Türktü, bugün de Türktür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.

    Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. (10. Yıl Söylevi'nden)

    *********************************

    Varlığımızı ve hayatımızı korumak için dışarıdan bir kaynak aramak lazım gelirse, yine daima kendi görüşlerimiz baki kalmak koşuluyla her kaynaktan yararlanmayı da uygun gördük. (Nisan 1920)

    Vatanın bütün mıntıkaları çelik raylarla birbirine bağlanacaktır. Bütün vatan bir demir kütle haline gelecektir. Demiryolları memleketin tüfenkten, toptan daha mühim bir emniyet silahıdır. Türkiye’de iktisadi hayatın inkişafı ancak demiryollarıyla olacaktır. Demir sanatının naşiri olan Türk, o vatanında tamamlanmış olan bu lazimeyi elbette muasır medeniyetin bütün dünyada yükselttiği dereceye getirecektir. (13.02.1931)

    *********************************

    Ya istiklâl ya ölüm... İşte halâs–ı hakiki isteyenlerin parolası bu olacaktır.

    Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir!

    Yedi asırdan beri cihanın dört köşesine sevk ederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkir ve tezlil ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakarlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık ve cebbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz (memleketimizin) bu asil sahibinin (köylülerin) huzurunda bugün ihtiramla hakiki vaziyetimizi alalım.( 1 Mart 1922-TBMM)

    Yeni devletimizin bütün esasları, bütün programları “iktisat programı”ndan çıkmalıdır!.. Binaenaleyh evlatlarımızı o suretle talim ve terbiye etmeliyiz. Onlara o suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki; ticaret aleminde, ziraat ve sanatta ve bütün bunların faaliyet sahalarında müsmir olsunlar, müessir olsunlar, faal olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar.

    Yeni Türk yazısı, Türk’ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolaşan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur.

    Yeni Türkiye Devleti bir iktisadi devlet olacaktır!.. Japonlardan az müstait olmadığını bilfiil ispat edecektir.

    Yeni Türkiye’nin adına “Çalışkanlar Diyarı” densin!

    Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, milli an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.

    Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

    Yüzyıllardır düşmanlarımız, Avrupa ulusları arasında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri telkin etmişlerdir. Bu fikirler bir zihniyet meydana getirmiştir. Avrupa’da bugün de Türk’ün her türlü ilerlemeye düşman bir adam olduğu, gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu sanılmaktadır. Bu çok büyük bir yanılgıdır! Bizi aşağı olmaya mahkum bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan batı, yıkılmamızı çabuklaştırmak için ne lazımsa yapmıştır! (1923)

    *********************************

    Zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi elde etmek için gereken en belli başlı araçtır. Gaye, düşüncedir. Zaferin, bir düşünceyi kazandırdığı kadar değeri vardır. Bir düşünceyi kazandırmaya yaramayan zafer kalıcı olamaz. Her büyük meydan savaşından sonra yeni bir alem doğmalıdır. Yoksa başlı başına boşa bir çaba olur.

    Zannolunmasın ki, biz yabancı sermayeye düşmanız... Hayır!.. Çok say ve semayeye ihtiyacımız vardır. Kanunlarımıza riayetkar olmak şartiyle, yabancı sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız... Fakat eskisi gibi değil! (07.02.1923)

    Zayıf, kararsız hükümetler İtilaf’ın baskılarına baş eğerek iç kuvvetlerin gelişmesini kısıtladıkları gibi, kamuoyunu da devamlı suretle korku ve endişe içinde tutarak kararların alınmasına kesin şekilde engel olurlar. Bundan başka İtilaf Devletleri İstanbul’un önemli şahsiyetleri ile doğrudan ilişki kurarak millete devamlı açık olmayan, doğru olmayan ümitler telkin etmektedirler! (1920)

    Zulüm altında tutulan Asya ve Afrika halkları ile Batıdaki işçiler milletlerarası kapitalizmin kendilerini efendilerinin çıkarları için istismar etmek gayesiyle sabırlarını suiistimal ettiklerini anladıkları zaman burjuva sınıfının kuvveti ortadan kalkacaktır. Sovyet Rusya’nın Avrupa işçileri üzerindeki yüksek otoritesi ve müslüman dünyasının Türk milletine olan bağlılığı herkesi Batılı emperyalistlere karşı birleştirmeye kafi geleceğini açık şekilde göstermektedir. (28.11.1920)
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 22 Nisan 2012