Merhamet ve Estetiğin Sembolü : Kuş Evleri

Türk Kültürü bölümünde yer alan bu konu agent force tarafından paylaşıldı.

  1. agent force

    agent force Harbi Aktif Üye

    [​IMG]

    Kuşlar... Kaçımız bir an için bile olsa, onların yerine geçip kanatlanmak istemedik? Kaçımız onlar gibi kanat çırpıp dünyayı baştan başa gezmeyi düşlemedik? Bu düş değil miydi şu an içinde bulunduğunuz uçağı keşfettiren? Bir sabah, İstanbul halkının gözü önünde Galata Kulesi’nden kendini boşluğa bırakarak şehrin öte yakasındaki Üsküdar’a kadar kanatlanan ve böylece dünyanın ilk uçan insanı olarak tarihe geçen Hezarfen Ahmed Çelebi’nin ilham kaynağı kimdi? Evet, kuşlar...

    Uçağınız birkaç saat sonra havaalanına iniş yapacak. Peki ya kanat çırpmaktan yorulan kuşlar? Onların sığınacakları bir ‘liman’ları yok mu? Var. Hem de şehrin bir yerinde, iki yerinde değil... Dört bir yanında. Evlerde, camilerde, hanlarda, hamamlarda; her yerde... Neresi mi bu duraklar? Kuş evleri... İnsanoğlunun gökyüzü seyyahlarına naçizane bir armağanı... Git gide yitirmeye başladığımız ‘hayvan sevgisi’ ve ‘merhamet’ duygusunun en önemli ve en eski göstergelerinden biri...

    [​IMG]

    Serçe, saka, kırlangıç gibi kuşlar için inşa edilmiş kuş evlerinin geçmişi çok eskilere uzanıyor. 15. yüzyılda klasik Osmanlı mimarisiyle paralel şekilde sayıları çoğalan bu minik konutlardan kimileri, onların Osmanlı öncesi dönemlerde de ufak çapta da olsa inşa edildiğini gösteriyor. Türklerin 19. yüzyıla kadar yapımını devam ettirdiği bu sevimli kuş evlerinin amacı; uçsuz bucaksız göklerde özgürce salınan, ama bir o kadar yalnız olan kuşlara barınak sağlamak. Onları fırtınadan, yağmurdan, çamurdan, yakıcı güneşten korumak...

    AMAN KEDİLER KAPMASIN!
    Kuş evleri çeşit çeşit... Tıpkı biz insanların yaşadığı evler gibi. Gecekondu gibi derme çatma olanı da var, saray gibi olanı, gökdelen gibi çok katlısı da. Kuş yuvaları, ilk başlarda daha basit inşa edilirken, 18. yüzyılda ince bir estetiği yansıtan, konforlu yapılara dönüşmüşler. Sadece estetik yeterli değil tabii. Kuş evlerinin hepsinin belli standartları olmak zorunda. En başta geleni, kuşların kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamak.

    [​IMG]

    Evi, bir kedinin ulaşabileceği bir yere yapmanın ne anlamı var değil mi? Yuvaların şiddetli esen rüzgârlardan korunaklı, binaların daha çok güneş alan dış cephesine inşa edilmesi de gerekiyor. Sivil mimarinin en güzel örnekleri içinde yer alan kuş evleri, hemen her yapının gözbebeği. Kimileri binaya sonradan eklenmiş, kimileri de yapıyla birlikte inşa edilmiş. Nerede karşımıza çıkmıyor ki... Cami, medrese, kütüphane, ev, han, hamam, türbe, köprü, kilise, sinagog ve saraylarda. Kısacası, onlar insanoğlunun elinin değdiği her yerde var.

    KUŞLARIN BALKON SEFASI
    Kuş evleri, iki grupta toplanıyor. Birinci gruptakiler, kâgir yapıların cephe kaplamaları arasında özel olarak bırakılmış bir ya da yan yana birkaç küçük delik halinde. Yani cephe yüzeyinden dışa pek taşmayan yapılar. İstanbul’da Süleymaniye Cami, Yeni Cami ve Büyükçekmece Köprüsü bu grubun en başta gelen örneklerini oluşturuyor. Bir de bulundukları yüzeyin dışına taşan, çıkıntılı kuş evleri var.

    [​IMG]

    Bu tür kuş evlerinin daha çok 18. yüzyılda yapıldığını görüyoruz. Evden ziyade köşkü, sarayı andıran estetik ve zarif, süslü evler bunlar. Hatta kimilerinde sakaların, serçelerin beslenmesi için yemlikler, suluklar, inip çıkabilmeleri için yollar, başlarını çıkarıp etrafı kolaçan edebilecekleri balkonları bile bulunuyor. İnce işçiliğin ürünü olan bu evlerin en güzel örnekleri arasında, İstanbul Üsküdar’daki Yeni Valide, Ayazma, Selimiye camileri; Topkapı Sarayı’ndaki Darphane’nin iç avlusundaki bina yer alıyor. Şehrin kuş evine sahip diğer önemli yapılarından bazıları ise şunlar: Feyzullah Efendi, Seyyid Hasan Paşa medreseleri, III. Mustafa Türbesi, Çukurçeşme Hanı, Balat Ahrida Sinegogu.
    Sadece İstanbul mu kuşlara ev sahipliği yapan? Elbette hayır. Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar, nereye insan eli değdiyse orada da mutlaka bir kuş evi var. Kırklareli, Tekirdağ, Edirne, Bolu, Bursa, Milas, Antalya, Amasya, Kayseri, Ankara, Nevşehir, Sivas, Erzurum, Şanlıurfa, Doğu Beyazıt, kuş evi bulunan şehirlerden sadece bu sayfaya dökebildiklerimiz...

    [​IMG]

    TAHTA EVLER YOK OLDU
    Kuş evleri, Türklerin hayvanlara, özellikle kuşlara verdikleri değer ve önemin simgesi. Osmanlı döneminde hayvanların bakımı ve korunması için birçok vakıf faaliyet gösteriyordu. Soğuk kış günlerinde kuşların beslenmesi, hasta leyleklerin bakım ve tedavisi, hayvanlara gıda ve su verilmesi için kurulan vakıflardı bunlar. Kırlangıçların yuva yaptıkları evleri yangından koruduğu, kumruların aşıkları bir arada tuttuğu gibi inançların da belki etkisi vardır kuş evlerinin çoğalmasında. Ya kuşların koro halinde yaptıkları müzik... Bir minik serçenin, sakanın, kırlangıcın ev halkına “uyanın, güneş doğdu, sabah oldu” diye seslenişi... İşte insanın içini ısıtan bu cıvıltılar da bir sebepti insana kuş evini yaptıran...
    İnsanoğlunun en güzel tasarımlarından olan kuş evleri, ‘merhamet’ ve ‘sevgi’ gibi yüce duyguları sembolize etmekle beraber, dönemin mimarisini, o kuş evini yaptıranın zevkini, inceliğini de yansıtıyordu. Tuğla, kiremit, taş, harç ise kuş evlerinin inşasında kullanılan malzemelerden. Tahtadan yapılan yuvalar ise ne yazık ki günümüze kadar ulaşabilmiş değil.

    [​IMG]

    ‘KUŞLARI DA ISITIR MUTLULUK’
    Günümüzde bu şirin kuş evlerine ne yazık ki yenileri eklenmiyor. Var olanların kimileri de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Onlar için ekstra bir şeyler yapmak bir yana dursun, doğanın kuşlara sunduğu yaşama alanlarına bile müdahale ediyoruz kimi zaman. Gittikçe bencilleşiyor muyuz yoksa? Neyse ki, Yeni Cami’nin önünden geçerken, satıcıdan bir kese yem alıp kuşlara atma geleneği devam ediyor...
    Ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun ‘Kuş Evleri’ adlı şiirinin bir bölümüyle noktalıyoruz yazımızı... Hem sizin, hem de kuşların içi mutlulukla ısınsın diye… “Kuş evleri olmalı evlerin dış duvarları / Kanatlanmalı çocuklar gülüşünce. / Dış evleri kış olsa da duvarın / İç evinde yaz güneşi doğmalı / Kuşları da ısıtır mutluluk...”

    Yazı: FÜSUN AKAY
    Photos: İBRAHİM YOĞURTÇU
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 24 Nisan 2012
  2. l.genel

    l.genel Yeni Üye

    Keşke bu gelenekler hala devam etse...;)