Mehmet Akif Ersoy Necid Çöllerinde Şiiri

Şiirler bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Mehmet Akif Ersoy Necid Çöllerinde Şiiri

    Yâ Nebî, şu hâlime bak!
    Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahrânın;
    Benim de rûhumu yaktıkça yaktı hicrânın!
    Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
    Gerildi karşıma yıllarca âilem, yurdum.
    ” Tahammül et!” dediler… Hangi bir zamâna kadar?
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
    Önümde durmadı artık ne hânümân, ne ocak…
    Yıkıldı hepsi… Ben aştım diyâr-ı Sûdân’ı,
    Üç ay “Tihâme!” deyip çiğnedim beyâbânı.
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;
    Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
    Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
    İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,
    Bir ân için bana yollarda durmak oldu harâm.
    Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;
    Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
    Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir…
    Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
    Beş altı sîneyi hicrân içinde inleterek
    Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
    Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden;
    Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!
    Nedir o meş’âle? Nûrun mu? Yâ Resûlallâh!

    Sükûn içinde bir an geçti, sonra bir kısa “ah!”
    Ne gördüm, oh! Serilmiş zemîne Sûdanlı...
    Başında, ağlıyarak bir zavallı Seylânlı,
    Öpüp öpüp kapıyor elleriyle gözlerini…
    Bitince harice nakliyle gasli, tekfini
    Baki’a gitti şehidin vücûd-i fanisi
    Harem’de kaldı,fakat, rûh-i cavidanisi.

     
    Son düzenleme: 16 Ekim 2012
  2. Ömer

    Ömer Yönetici

    Mehmet Âkif'in kaleminden Sudanlı genç

    İSTİKLAL şairimiz merhum Mehmet Âkif, hayatının son günlerinde tüm ıslam coğrafyasını dolaşmaya çalışır. Resulü Ekrem'e duyduğu sevgiden dolayı o kutsal beldelerde dolaşır durur. Mısır'dan Suriye'ye ve oradan da Medine'ye gider; Müslümanların dertleriyle dertlenir, ıstırap duyar.

    Bir gün Medine'dedir. Peygamberimizin kabrinin huzurunda. Orada müthiş bir hadiseye şahit olur.

    Ravda-i Tahire'nin yanı başında duruyordum ki, birdenbire bir ses yükseldi:

    -Ya Nebi! şu halime bak, diyordu bu ses. Sağıma döndüğüm zaman parmaklıklar üzerine abanmış bir Sudanlı gördüm. Kendi kendine Efendimize (sav) şunları söylüyordu:

    -Nasıl ki çöle güneş vurduğu zaman bağrı yanar, ben de senin hicranınla senelerce yandıkça yandım Ya Rasulullah! Senelerce arzu ettiğim halde, harem-i pakine gelip başımı ayaklarının dibine koymayı düşündüğüm halde, memleketim, evladı iyalim karşıma çıktı, bu ziyaretimi geciktirdi. Nihayet hepsini yıktım, çevremi terk ettim. Sudan diyarından ayrıldım, Tihame Çölü diye üç çölü teptim durdum. Senin çölün diye...

    Senin çölünde gezerken burcu burcu senin kokunu duydum. Eğer senin kokun imdada yetişmeseydi ben bu yolu kat edemezdim Ya Rasulullah! Elli üç yaşına kadar senin hicranının azabını sinemde taşıdım, yanına geldiğim zaman şu başımı çarptığım demir kafes de nedir Ya Rasulullah!

    Hâlâ vuslat olmayacak mı? Tihame Çölü'nü kat ettim gözlerime uyku girmedi. Arzu edersen yıldızlara sor. Sor ki şu üç aylık zaman içinde bu gözler bir kere uyudu mu? Uyumadı diyecekler Ya Rasulullah! Derdimi geceye döktüm Ya Rasulullah! Nihayet huzuruna geldim.

    Resulü Ekrem'in (sav) kabrinin parmaklıklarından tutan bu aşık, son sözlerini söylerken bitkinleşmiştir, titremektedir.
    Akif şöyle bitiriyor:

    Kısa bir sessizlikten sonra adam şöyle diyordu:
    - Şu kadar mesafeyi geçip huzuruna geldim, bu hasta gönlümü bir daha ayak ucundan ayırma Ya Rasulullah! Tahammülüm yoktur artık senin ayrılığına.

    Sonra bir sessizlik oldu, bir “ah” feryadı duydum. Döndüğüm zaman parmaklıkların dibine yıkılıp gitmişti. Sudanlı gözlerini kapatıyordu bu âleme. Birkaç dakika sonra da bir iki ölü yıkayıcısı ve bir iki taşıyıcı geldi. Cennetül Baki'ye kaldırdılar mübarek cenazesini. Fakat ruhu muhtemelen Ravda-i Tahire'nin parmaklıklarına takılıp kalmıştı. Resulullah'a (sav) yürekten aşık olan bu genç:

    “Artık bu hasta gönlümü hak-i payinden ayırma Ya Rasulullah!” diyordu.

    Doç.Dr.Nihat Hatipoğlu

    Dursun Ali Erzincalı Mustafa Demirci Ya Nebi