Kürtlerin Osmanlıya sadakati ve Kurtuluş savaşı yılları (Türk-Kürt kardeşliği - 4)

Televizyon - Radyo - Gazete bölümünde yer alan bu konu Enver Paşa tarafından paylaşıldı.

  1. Enver Paşa

    Enver Paşa Yeni Üye

    Kürtler, “Azınlık” Olmayı Lozan Döneminde Reddettiler

    [8 Ekim 2004 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
    Kürtler, bu ülkede azınlık değildir. Nitekim Lozan’daki barış görüşmeleri sürerken de, Kürt milletvekilleri “azınlık” tanımlamasını şiddetle reddetmişlerdi. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, şöyle diyordu:

    Avrupalılar diyorlar ki, ‘Türkiye’de yaşayan azınlıkların en büyüğü, Kürtlerdir. Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm… Sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar… Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz.”

    Kürtler’in Osmanlı’ya Sadakati

    Kürtlerin “azınlık” kavramına tepkisini anlamak için, Osmanlı içindeki tarihlerine bir göz atmak gerekir.

    Kürtler, kendi istekleriyle Osmanlı egemenliğine girdikleri 16. yüzyıldan bu yana Türklerle bir arada kardeşçe yaşadılar. Ortak düşmanlarla karşı, omuz omuza birlikte mücadele ettiler. Osmanlı’nın parçalanma döneminde de, impatorluğa büyük bir sadakat gösterdiler. Bu sadakatinin en çarpıcı göstergesi, 1912′den 1918′ye kadar aralıksız devam eden kanlı savaş yıllarında imparatorluk ordularında çarpışmalarıydı. Ardarda gelen Trablusgarp, Yemen ve Balkan Savaşları ve hemen sonra patlak veren I. Dünya Savaşı’nda, pek çok Kürt Osmanlı ordusunda görev aldı. Kürt tarihi uzmanı David McDowall şöyle yazar:

    “Kürtler Osmanlı ordusuna kayda değer bir insan gücü sağladılar. Binlerce Kürt asker, Sarıkamış’taki Üçüncü Ordu’da ve diğer cephelerde hayatını kaybetti. Doğal olarak, düzenli orduda görev yapmaya karşı evrensel bir gönülsüzlük vardı, ama bu durumda bile, çoğu silah altına girdi. Bölgedeki (doğu Anadolu’daki) Osmanlı kuvvetlerinin büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu.”

    Kürtler, sadakatlerini, oldukça da ağır bir bedele rağmen korudular. Dünya Savaşı yılları boyunca, Rus-Ermeni kıyımları, ardından gelen açlık ve salgın hastalıklar sonucunda yaklaşık 500 bin Kürt sivil yaşamını yitirdi. David McDowall, savaşa katılan askerlerle birlikte bu rakamın 800 bine çıkarılabileceğini belirmektedir. Bunun anlamı, 300 bin Kürt’ün de Osmanlı orduları safında savaşırken can verdiğidir.

    Kürtler, Kurtuluş Savaşı’na da büyük destek verdiler. Atatürk, Samsun’a çıkışından hemen sonra Kürt ileri gelenlerine telgraflar çekmiş ve onlardan büyük destek görmüştü. Bu destek, Milli Mücadele boyunca sürdü. Urfa ve Maraş’ın düşman işgalinden kurtarılmasında, Kürtler çok önemli roller üstlendiler. İsmet İnönü’nün yıllar sonra belirttiği gibi, “Kürtler… Milli Mücadelenin devamınca canla başla gayret gösterdiler.”

    Öte yandan Milli Mücadele lehindeki fetvayı Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen Kürt din alimleri de imzaladılar. Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1920 tarihli sayısında yayınlanan ve Halife’nin “esaret ve hakaret”ten kurtulmasını savunan fetvayı imzalayanlar arasında; Diyarbakır, Urfa, Hizan, Bayezid, Diyadin, Hınıs, Siverek, Viranşehir, Bitlis, Silvan, Van gibi Kürt yoğunluklu bölgelerin Kürt müftülerinin de isimleri yer alıyordu.

    Kürt Mebuslar: “Azınlık Değiliz”

    Kurtuluş Savaşı’na “canla, başla” destek veren Kürtler, savaşın ardından başlayan Lozan görüşmeleri sırasında da, Türklerle kader birliği yaptılar.
    Lozan’da da, Avrupalı devletler Kürtler’in “azınlık” olduğunda ısrar edince, İsmet Paşa buna karşı çıkarak şöyle demişti:

    Türkler ve Kürtler Türkiye’nin ana unsurlarıdırlar. Kürtler bir azınlık değildir. Ankara Hükümeti hem Türklerin hem de Kürtlerin hükümetidir.”

    Lozan’daki Türk heyetinin azınlıklar konusundaki en büyük destek ise, Meclis’teki Kürt temsilcilerden gelmişti. Erzurum milletvekili Necati Bey ile Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922′de Meclis kürsüsünden yaptıkları konuşmalarda Lozan’daki Türk heyetinin tezine yürekten destek vermişlerdi. Yusuf Ziya Bey, Sevr’i bir “paçavra” olarak niteleyip Avrupa devletlerine karşı çıkarak, Türk-Kürt kardeşliğini vurgulamıştı. Bu konuşma, Meclis tutanaklarında şöyle geçiyor:

    Avrupalılar diyorlar ki: ‘Türkiye’de yaşayan azınlıkların en büyüğü, en kalabalığı Kürtlerdir. Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. (Alkışlar) Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyle bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki Elcezire Cephesi’nde çarpıştık. (Alkışlar) Nasıl ki, Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz. (Alkışlar) Binaenaleyh sözüme son verirken muhterem heyetinizden rica ederim ki, azınlıklar mevzuubahis edildiği zaman Kürtlerin hiç bir talebi olmadığını ve Kürtlerin kanaatine tercüman olarak buradan söylediklerimi söylesin ve iddia etsin.”

    “Türk, Kürt Tek Bir Vücuttur”

    TMBBB’nin bir sonraki celsesinde ise, Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır, Van milletvekillerinin hepsinin altına imza attıkları şu metin yayınlanmıştı:

    Türk, Kürt tek bir vücuttur. Kürtler, hiç bir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiç bir kuvvetin tesiri yoktur. Avrupa hükümetlerinin Kürtleri müdafaa etmeye salahiyetleri olmadığı defaatle memleketimiz halkıyle beraber protesto edilmiş olduğu halde, yine azınlıkların mevzuubahis edilmesi şayanı teessüftür. Kürtler her vakit Türklerle beraber vatan uğrunda daima ölmüş ve ölmeye hazır oldukları cümlenin malumudur.”

    25 Aralık 1922′de ise, Sivas milletvekili Hüseyin Rauf Bey, yine Meclis Kürsüsü’nden şöyle konuşmuştu:

    “Malumu aliniz efendiler, İngiliz’lerin Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürtleri imha edebilmek için teşebbüsatlarının hepsi bu iki necip milletin birliği karşısında iflas etmiştir. Her türlü fesadları din kardeşi, kan kardeşi, emel kardeşi olan insanların karşısında erimiştir… [Kürtlerin] Türkiye halkı ile mukadderatları birdir, her şeyleri birdir, gayeleri, dinleri birdir. Azınlıklar bunlara teşmil olunamaz. Bugün Kürt için azınlık mevzu bahis etmek, Türk için azınlık bahsetmek demektir. Şu halde bu tamamen reddolunmuştur.”
    Türkiye, bu atmosfer içinde Lozan’a gitti ve orada, bu ülkede sadece gayrimüslimlerin azınlık olduğu tezini dünyaya kabul ettirdi. Kürtler, bunu sonuna kadar desteklediler.
    .
    .
    ...
    Referans Gazetesi - Mustafa AKYOL

     
  2. ebru46300

    ebru46300 Üye

    ermeni bozmaları kendilerni kürt diye tanıttılar kürtlerin de akıllarını çeldiler ama kürtlerin bi çoğu gerçeği gördüler bi kürt pkk lının itirafını dinlemiştim kürdistan kuracaklarını söyleyip kandırmışlar kendisiyle savaşan pkk lı teröristlerin cesetlerinin sünnetsiz olduğunu görünce günlüklerini okumuş ve onların aslında ermeni olduğunu anlamış daha sonrada kamptan kaçmış tek amaç ermenistanın kurulması malesef kürtler kendilerini kullamdırıyorlar ne sanıyolar ermenistan kurulunca onlara ayrıcalık mı tanınacak asıl o zaman kürtlere katliam yapılır
     
  3. Enver Paşa

    Enver Paşa Yeni Üye

    pkk nın kökünün ermenistandan çıktığını, asala tarafından kurulduğunu herkes biliyor zaten, müslüman olan bir insan nasıl olur da başka bir müslümanı öldürebilir ki zaten, başlarında şerefsiz 3-5 adam var, para ve mevki uğruna şereflerini satanlar bunlar... Sonra doğuda çoğunu zorla , bazılarının da çocukluğundan cahilliğinden faydalanıp aklını çelerek dağa çıkartıyolar... Eğitim olmayınca, okul öğretmen olmayınca böyle oluyor işte, çocuk doğruyu göremeden yanlışın içine düşüyor... Birileri abdnin kucağında, birileri ermenilerin kucağındayken; OLAN DA BU VATANIN GENÇLERİNE OLUYOR...