Kurtlar Vadisi senaristleri ile röportaj

Gündem bölümünde yer alan bu konu LAL tarafından paylaşıldı.

  1. LAL

    LAL Moderatör

    Kurtlar Vadisi senaristleri kimler?
    [​IMG]
    Türk televizyon tarihinin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi’nin senaristleri Cüneyt Aysan ve Bahadır Özdener ile dizinin geleceğini konuştuk. Aleme nizam verme duygusunun bu topraklarda genetik olduğunu savunan senaristler, Kurtlar Vadisi’nin yerli izleyiciye özgüven aşıladığında hemfikir. Dizinin kahramanı Polat Alemdar’ın aşkı ve adaleti simgeledinin söyleyen Aysan-Özdener ikilisi Polat’ın can güvenliği ile ilgili yüreklere su serpiyor: “Daha İhtiyarlar’ın başına geçececek.” Ancak yine de son kararı Polat’ı canlandıran Necati Şaşmaz’a bırakıyorlar...

    Yeni kuşaklar çok şanslı… Bizler Süpermen, Batman, Tarzan ve James Bond nesliyiz. Bize kahraman olarak bu figürler sunuldu. Gerçi Karaoğlan, Battalgazi, Köroğlu gibi figürlerimiz yok değildi. Ancak onlar da Batı’nın dev prodüksiyonları karşısında ezildi. Ve ne yazık ki alay konusu oldu. Kısacası beyazperdede gururumuz olacak bir milli kahramanımız uzun süre olmadı. Bıyıkları yeni terlemeye başlayan nesillere idol olabilecek milli kahramanlara kavuşabilmek için ancak 2000’li yılları beklemek zorunda kaldık. Bugün Türkiye’de “Polat Alemdar” fenomeni var. Onunla tanışalı yaklaşık on yıl oldu. Ve Polat, geçen zaman içinde bizimle birlikte olgunlaşmaya başladı. Biz de yayına girdiği saat diliminde reyting rekorları kıran dizinin kahramanı Polat’ı önümüzdeki günlerde ne gibi maceraların beklediğini öğrenmek için PANA Film’in Nişantaşı’ndaki merkezine gittik. Dizinin iki senaristi Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’a Polat Alemdar’ı ve ihtiyarları sorduk. İkisi de sorulara içtenlikle cevap verdi.

    “İhtiyarlar” konusu neden bu kadar tuttu?

    Cüneyt Aysan: Bir tarih bilinci var. Öyle veya böyle. Kökenlerle ilgili konuyu seviyoruz. Yani geçmişimiz, şanlı mazimiz, Türk bilinci, Türk destanları. O destanlarla büyüdük. Bilmeyen insanlara da o cazip geliyor. Bir de hiçbir bağlantısının olmaması, çok güçlü olması, iki bin yıldır nüfuz edilememesi, yönlendirilememesi, içine sokulamaması çok önemli bir şey. O gizem çok önemli. İki bin yıldır nüfuz edilemeyen bir yapı var. Şu anki algı ne? Dünyanın her yerinde büyük devletler her şeye müdahale edilebiliyor, her şeye sızabiliyorlar ve bir Türk yapısına, sızamamaları çok cazip geliyor.

    Türklerin çok büyük teşkilatlanmaları oldu. Nizam-ı alem diye bir şey var yani. Bunu yapmak için de çok büyük bir organizasyon lazım. Ve bu organizasyonun da büyük bir akılla oluşturulması lazım. Şimdi bizim devlet aklı diye dediğimiz olay o. Türklerin en büyük özelliği o. Akıl ve bu aklı yayacak ve bu aklı insanlara dizayn edecek teşkilat lazım. İhtiyarların en büyük gücü o.

    Peki bu ihtiyarlar bekardır, evlenmezler, özel seçilmiştir gibi şeyleri dramatik unsur olsun diye mi koyuyorsunuz yoksa onun bir temeli var mı?

    C. A.: Dramatik unsur olarak koyuyorsun. Özel aile şeyi var. Yani bu komplo teorilerinden. Biz biraz da komplo teorileriyle uğraştığımız için. İşte Kayıboyu’nun o özel, on iki boydan bazı boyların özel seçilmiş olduğu. Bu Metehan’ın, Bilge Kağan’ın... Ben bizim geldiğimiz Orta Asya’ya Peygamber indiğine inanıyorum. Ve o Peygamberin ailesi nasıl şu anki bizim Hazreti Muhammed’in (sas) soyu kutsalsa ben orada o şeyi görüyorum. Aynı şeyin orada da olduğuna inanıyorum. Çünkü Evlad-ı Resul nasıl bizde çok özeldir, çok kutsaldır. Aynı şekilde Türkler seyit ve şeriflere çok büyük hürmet gösterirler. Araplar kadar değil, daha üstün. Türklerde Evlad-ı Resul sevgisi, Ehl-i Beyt sevgisi çok farklı. Ben aynı olayın orada da olduğuna inanıyorum. O soy dediğimiz şey, oraya inmiş peygamberlerin soyu gibi, belki ben kendim öyle olmasını arzu ediyorum.

    Genetik kodların devam ettiğini mi söylüyorsunuz?

    C. A.: Tabii. Çünkü onlar özel aileler. Yani Peygamber özel seçilmiş bir insan ve onun sulbü ayette de var yani. Onu sevenleri ben seveceğim, onlara izzet, ihtiram gösteriliyor. İhtiyarların o soydan gelmesini ona bağlıyorum. Yani Türklerin Peygamber sevgisi ve Peygamber ailelerine olan hürmeti, ihtiramı olarak düşünüyorum. Belki bu benim içsel yaşadığım bir şey. Sadece o değil, Türkler değil, o ihtiyar heyetinde Kürt var. Ama o da yine seçilmiş. Bu defa da şeyden seçilmiş, Müslümanlık tarafından seçilenler var. Sadece Türk kanı olarak değil Müslüman kanı da geliyor. Yani biz onları daha açmadık, Kürt’ü var içinde, Arnavut’u var içinde. Onları daha açmadık.

    Yani Kurtlar Vadisi’nin kendi seyri, tipik bir Türk mitolojisinin devamı gibi.

    C. A. : Şimdi çok şey gibi, Türk ve İslam. Türk-İslam sentezi diyecekler. Benim sevdiğim bir şey, bizim sevdiğimiz bir şey. Türklerin dünyaya nizam vermek gibi ideali var. Bunun da amacı ne? Adaletsizlik var, hukuksuzluk var, büyük zulüm var. Bizim Türk kavminin en büyük özelliği bunlara çözüm getirecek evrensel bir proje üretiyor. Bu niye var bunu da bilmiyorum. Bu genlerle ilgili bir şey. Bulunduğumuz her yerde bunu sağlamak. Okuyoruz hepimiz de, mefkure dediğimiz şey var yani, çocukluğumuzdan beri bize öğretilen bir şey var.

    Seyirci diziyi ‘umutsuzlukla’ da seyreder

    Peki biri size beş sene önce deseydi ki ‘bahsettiğiniz ideali Memati’siz anlatacaksınız’ mümkün müydü?

    C. A.: Çatışmalarımızın en büyük nedeni bir karakter, iki konsept idi. Ya konsept yukarı çıkıyordu ya karakter yukarı çıkıyordu. Çünkü Kurtlar Vadisi’nin iki temel özelliği senaryosunun başarı gösterdiği iki önemli özellik: Karakter ve konsept çıkarması. Ve bunları da çok etkili ve inandırıcı bir üslupla yapar. Başından beri de Kurtlar Vadisi’nde karakterler eğlendiriyorsa seyirciyi, dinamik tutan unsur da konseptidir. Ve hiçbir konuya kurtarıcı olarak yaklaşmaz. Konuyu işler, anlatır ve o konsept bittiğinde ondan vazgeçebilir. Yani diyelim ki Kurtlar Vadisi Irak filmi çok seyredildi, o dönemde birinci sırada yer aldı. Kurtlar Vadisi Irak 2’yi yapmak hiçbir zaman bizim aklımıza gelmedi. Irak’ı anlattıysam ben, Filistin’i de anlatırım, iddiasında oldu ekip. Yani bu anlamda o çok önemli.

    Birçok güçlü ülke ile savaşabilecek bir güç insanlara güven mi aşıladı?

    C. A.: Bizim işte en büyük mücadelemiz de oydu. Bu soğuk savaş konseptinin kalıntıları. İşte ‘bunlar yenilmez’, ‘bunlarla mücadele etmek olmaz’, o zaman bizim inancımıza ters yani.

    Bahadır Özdener: Türkleri esir almak istiyorsanız, Türkleri, Kürtleri, Farslıları hatta Rusları, Bulgarları esir almak istiyorsanız, onları ne kadar akılsız olduklarına, ne kadar beceriksiz, ne kadar çapsız, ne kadar hayallerinin olmadığına, ne kadar kendi içlerindeki aslında iyi insan profilinin; çünkü iyi insan kendisini yargılar ve sorgular, becerilerine değil beceremediği şeylere bakar, bunların aşısını verirsiniz. Kurtlar Vadisi, başlı başına bir özgüven unsurudur. Çok basit bir şey söyleyeyim, Kurtlar Vadisi’nin senaryo ekibi de kendi hayatlarında belki olmadığı kadar özgüveni mesleklerinde gösterirler. Hiçbir karaktere bağımlı değildirler, hiçbir konsepte bağımlı değildirler. Sadece bu özgüvenin yansıması bile seyirciyle bütünleşir. Dolayısıyla seyirci diziyi sıkılmadan, umutla ve umutsuzlukla seyreder.

    Umutsuzluk?

    B. Ö. : Umutsuzlukla kastettiğim şu, on yıldır bu dizi bitecek endişesi vardır. Bu sene son. Yok artık eski tadı vermiyor. On yıldır. Bakın, Çakır 44. bölümde öldü. 2004 yılının bir nisanında. Dokuz yıl önce. En benim eğlendiğim konulardan bir tanesi, ‘Çakır öldü ben diziyi seyretmiyorum’ diyenler. Dokuz yıl oldu yani, evet yani, sen sadece 44 bölüm seyretmişsin. Üstüne iki yüz bölüm, dört film olmuş. Çünkü kuşaklar beğenilerine göre devridaim oldular.

    Polat aşkı ve adaleti temsil ediyor

    Şimdi gelelim asıl kritik soruya, “Kurtlar Vadisi Polat’sız olur mu?”

    C. A. : Polat’sız da olur. Ama gelinen nokta o. Ama Polat’ın yerine bir şey vermek vaadiyle. Polat veliaht sunmak vaadiyle bunu yapabilir.

    B. Ö. : Yani o Memati’nin ismi ölüm ya. Maalesef şarklı toplumlarda, doğulu toplumlarda tırnak içerisinde bir ölüm severlik vardır. Ve Kurtlar Vadisi’nin bayrak açtığı şeyler birinci bölümden itibaren budur. ‘Ölüm, ölüm dediğin nedir ki gülüm? Ben senin için yaşamayı göze almışım.’ diye bir mottosu vardır. Ve bunun da en somut simgelerinden bir tanesi, adı ölüm olan ve yaşamayı seven bir karakterdir. Ama maalesef medyamız Memati’yi öldürmeyi seven adam olarak lanse eder. Hayır. Memati yaşamayı seven, hayatın içerisinde bir adam olduğu için adı ölümdür. Böyle bir zıtlıkla, büyük bir metaforla anlatmayı başardık. Ve burada özellikle ilk konseptte, Raci Bey’in başarısı tartışılmaz. Cüneyt Bey’in de asıl başarısı buradan, bu her zaman başarı formülüdür. Karakterlerle çok büyük kitleleri dinamik tutabilirsiniz, ama bunun üstüne ya da yanına çıkabilme cesaretini göstermiştir. Çünkü senaristler cesur doğar, muhafazakârlaşır. Çünkü kitlelerin esiri olursunuz. Sizi bir çırpıda bir perşembede 40 milyon insan seyrediyorsa 39 milyon sizi kesmeyebilir. Ama yeni konseptin, yeni iddiaların, tırnak içerisinde büyük mefkurenin sizi ayağınızdaki prangalardan kurtarmasına izin verdiniz, bu da benim başarımdır.

    C.A. : Şimdi Bahadır orada doğru bir şey söylüyor. Nasırlaşma diye bir şey var, statüko diye bir şey var. Bizim en büyük özelliğimiz farklı ruh hallerimiz var. Raci Bey’in, Bahadır’ın, benim. Birbirimizin yarasına nasır bağladığında bıçak atabilen bir yapımız var. Çünkü körleşme ve demin söyledi ya kırk milyon izliyor ne gereği var yeni bir şey yapmanın? Ama bu nasırlaşmanın göstergesi. O nasırlaşmaya bıçak atmazsanız...

    B. Ö.: Çok basit bir şey var, sizi kırk milyon seyrediyorken şimdi 200 milyon seyrediyor. Dünya artık yekpare. Çin’deki bir Türk bu diziyi seyrediyor.

    C. A. : 38 ülke miydi?

    B. Ö. : Avustralya’daki Türk de, Arap da, Kürt de, Bulgar da bu diziyi seyrediyor. Çünkü artık teknoloji o kadar muazzam bir şey ki neredeyse o alt yazısını kendi koyuyor, kendi seyrediyor. Çok sayıda kişi Türkçe öğreniyor. İşin misyonerliği bir tarafa bunu zevkini ve coşkusunu yaşıyoruz. Eğer biz karakterlere saplansaydık yine bu kadar insan seyredecekti. Ama orada dediği gibi Cüneyt Bey’in birbirimizin yarasına saygılı, fakat tedavi amaçlı olmamız onuncu yılında bu röportajı yapmayı getirdi ve şu soruyla ‘Polat’sız Kurtlar Vadisi olur mu, olmaz mı?’

    C. A. : Şimdi Polat bizde neyi temsil ediyordu? Bir adaleti, bir aşkı. Adalette nerede bir kusurluk varsa, bu kendi ülkesinde olur, kendi hayatında kendi bölgesinde, o zaman savaş açmakla kendini görevlendirmiş, yetkilendirmiş. İkincisi aşk. Bunu hem bir vatan aşkı büyük bir ideal aşkı, aynı zamanda bir kadın-erkek aşkı gibi düşünün. Şimdi Türk milleti iki şeyden vazgeçemiyor. Biri adalet, hukuksuzluğa, kargaşaya, düzensizliğe tahammülü yok. İkincisi aşk. Türk milletinin en büyük özelliği. Polat bunları temsil ediyor, kabul ediyorum.

    Bu söyledikleriniz Polat’ın diziden ayrılacağı konusunda kamuoyu ikna çalışması mı acaba?

    B.Ö. : Şöyle düzelteyim. Necati abinin dizide oynamamak isteme hakkı bizde saklıdır. Çünkü bunu geçen yıl Gürkan’la (Memati) yaşadık. Gürkan kardeşimiz 9 yıl Memati karakterini ete kemiğe büründürdü. Biz ancak onun arzusuna saygı duyduk. 9 yıl boyunca bu diziye ve sevenlerine hizmet etti. Medyun-u şükranız. Bu da şuradan belli ki onun iradesine, onun tercihine saygı duyduk. Bunu Gürkan’a yaptığımız gibi Necati abiye de yapmak yükümlülüğündeyiz. Necati abi derse ki ben başka bir hayatı tercih ediyorum, ben eşimle çoluğumla çocuğumla bir hayat süreceğim, istemiyorum yoruldum; bunları dedi demiyorum, derse diyorum, şüphesiz onun tercihine saygımız var. O yüzden de diyorum ki eğer böyle bir tercihi olur ise, biz anlatmak istediklerimizi bir formülle anlatmaya çalışacağız.

    C. A. : Durun daha Polat Alemdar’ı ihtiyarların başkanı yapacağız. Adamın projesi var. O kadar mücadelesi var. Bu mücadelede artık kendi ideolojisini, kendi stratejisini, hem Türkiye hem bölgeye uygulama amacı var. Polat’ın o yaşa ve olgunluğa da geldiğini unutmayalım.

    Kaynak: Zaman
    Röportaj: Erkan Acar