Koruyucu- Guy De Maupassant

Kitap Özetleri bölümünde yer alan bu konu akrep_zehiri tarafından paylaşıldı.

  1. akrep_zehiri

    akrep_zehiri ''єѕяαяℓı gözℓєя''

    KORUYUCU
    Bu denli şanslı olduğunu düşünde görse inanmazdı. Taşralı bir mübaşirin oğluydu Jean Marin. Hukuk öğrenimi yapmak için Paris’e, Quartier Latin’e, gelmişti. Sürekli gittiği birahanelerde, bira içerek dur durak bilmeden hep politikadan konuşan çenesi düşük bir sürü öğrenciyle arkadaşlık kurmuştu. Onlara büyük bir hayranlık duyuyor, hep onlarla arkadaşlık ediyordu. Parası olduğu zaman da, onların yiyip içtiklerinin hesabını bile ödüyordu.
    Öğrenimini tamamlayıp avukat oldu. Birçok davaya girdi çıktı; fakat hepsini kaybetti. Bir gün, gazetelerden eski bir arkadaşının milletvekili seçildiğini öğrendi.
    Eskisi gibi, yine arkadaşının peşinden ayrılmaz oldu; onun angaryalarını yapmaya başladı. Parlamentoya giren arkadaşı, bir gün Bakanlık görevine getiriliverdi. Altı ay sonra da, Jean Marin Danıştay üyesi oldu.
    Danıştay üyeliğine atanınca, kendini kaybetme derecesine ulaşan bir kibre kapıldı. Kendisini görenlerin Danıştay'da üye olduğunu tahmin edeceklerini sanıyor ve bu zevki tatmak için sokaklarda dolaşıyordu. Alışveriş yaptığı dükkân sahipleri, gazete satıcıları, hatta faytoncular ile konuşurken, en önemsiz konulardan bile söz ederken, "Danıştay üyesi olan ben..." diye söze giriyordu.
    Jean Marin, sonraları, bulunduğu yüksek görevin ve mesleğinin verdiği güçlü adam olmanın etkisiyle başkalarını koruma duygusuna kapıldı. Her fırsatta, bitmez tükenmez bir cömertlikle, herkese yardımcı olmaya çalışıyordu.
    Sokakta yürürken tanıdık birini görse, hoşnut bir edayla ona doğru ilerliyor, içten bir şekilde elini sıkarak hal-hatır soruyor ve cevap vermesini beklemeden, "Biliyorsunuz, ben Danıştay üyesiyim; her zaman emrinize hazırım. Size herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, hiç çekinmeden bana söyleyin. Görevim dolayısıyla etkili bir kişiyim" diyordu. Sonra da, arkadaşını hemen bir kafeye sokuyor, garsondan kâğıt kalem isterken, "Yalnızca bir sayfa, tavsiye mektubu yazmak için" diye eklemeyi de unutmuyordu.
    Ve bu şekilde, kentin en ünlü kafelerinde, belki de günde yirmi, otuz ya da elli tavsiye mektubu kaleme alıyordu. Yargıçlardan Bakanlara varıncaya kadar bütün devlet memurlarına kentin en ünlü kafelerinde bu tavsiye mektuplarından yazıyordu. Bu, onu çok mutlu ediyordu.
    Bir sabah, işe gitmek üzere evden çıktı. Yağmur yağıyordu. Faytona binip binmemekte kararsızdı. Binmedi ve yürümeye başladı.
    Yağmur iyice hızlanmış, caddeler ve kaldırımlar su içinde kalmıştı. Mösyö Marin, daha fazla ıslanmamak için bir kapının eşiğine sığınmak zorunda kaldı. Beyaz saçlı, yaşlı bir papaz da oraya sığınmıştı. Marin, Danıştay üyesi olmadan önce din adamlarından hiç hoşlanmazdı. Ama bir kardinalin önemli bir konuda kendisine akıl danışmasından bu yana din adamlarına daha dikkatli davranıyordu.
    Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu; Marin ve papaz, yoldan sıçrayan çamurlardan korunmak için önünde durdukları binaya girmek zorunda kaldılar. Kendini belli etmek için her zaman aşırı bir konuşma hevesi içinde olan Marin, sonunda dayanamadı:
    - Ne kötü bir hava değil mi, sayın papaz? diye söze girdi.
    Yaşlı papaz, hafifçe öne eğildi:
    - Evet Mösyö, hele birkaç gün için Paris'e gelmişseniz, iyice tatsız oluyor.
    - Aaa, taşradan mı geldiniz?
    - Evet Mösyö, yalnızca birkaç günlüğüne geldim.
    - Gerçekten, başkente birkaç gün için geldiğinizde yağmur yağması çok tatsız. Ama bütün yıl Paris'te oturan biz devlet memurları için bu önemli değil...
    Papaz, hiç yanıt vermedi. Dışarı bakıyordu. Yağmur biraz hafiflemişti. Birdenbire, kadınların eteklerini kaldırması gibi, cübbesini yukarı doğru çekti.
    Marin, papazın gitmeye hazırlandığını görünce, seslendi:
    - Sırılsıklam olacaksınız Sayın Papaz. Birkaç dakika daha bekleyin, yağmur diner, dedi.
    Yaşlı papaz, kararsız bir şekilde durdu, sonra konuşmaya başladı:
    - Acelem var, gitmek zorundayım. Önemli bir randevuya yetişmeliyim.
    Marin, üzgün bir ifadeyle:
    - Nereye gideceğinizi sorabilir miyim? dedi. Papaz, bir an durakladı, sonra “Kraliyet Sarayı tarafına” diye yanıtladı.
    - Öyle mi? İzin verirseniz Sayın Papaz, size şemsiyemi sunacağım. Ben de Danıştay'a gidiyorum, Danıştay üyesiyim.
    Papaz, Marin'e bakarak:
    - Çok teşekkür ederim Mösyö. Memnuniyetle kabul ederim dedi.
    Marin, papazın koluna girdi ve yürümeye başladılar. Yürürken ona yolu gösteriyor, kendisini dikkatle süzüyor ve uyarılarda bulunuyordu:
    - Şu su birikintisine dikkat edin Sayın Papaz. Özellikle arabalara dikkat... çünkü arabaların tekerleklerinden sıçrayan sular insanı tepeden tırnağa çamur içinde bırakır. Gelen geçenlerin şemsiyelerine de dikkat edin. Gözler için şemsiyelerin sivri tellerinden daha tehlikeli bir şey yoktur. Özellikle kadınlar son derece tehlikelidir. Hiçbir şeye dikkat etmezler ve şemsiyelerini hep insanın yüzüne çarparlar. Hiç kimse için kendilerini sıkıntıya sokmazlar. Sanki bütün kent onların sanırsınız. Ben, onların eğitiminin son derece ihmal edildiği kanısındayım.
    Marin, bütün bunları söyledikten sonra gülmeye başladı. Papaz, hiç yanıt vermedi. Ayakkabılarını ve cübbesini çamurlamamak için adımlarını dikkatle atıyordu.
    Marin, tekrar söze girdi:
    - Hiç kuşkusuz, Paris’e biraz eğlenmek için geldiniz, öyle değil mi?
    - Hayır, diye yanıtladı papaz, bir iş için geldim.
    - Ya! Önemli bir iş mi? Neyle ilgili olduğunu sorabilir miyim? Eğer size yardımım dokunabilirse, emrinizdeyim.
    Papaz sıkılmış görünüyordu.
    - Yo! Önemsiz, kişisel bir iş. Piskoposla bir anlaşmazlığımız var. Sizi ilgilendirmez, Kilise ile ilgili bir sorun bu.
    Mösyö Marin sabırsızlıkla:
    - Ama bu tip işlerle Danıştay ilgilenir. Bu durumda, belki size yararlı olabilirim, diye yanıt verdi.
    - Evet Mösyö, dedi papaz, ben de zaten Danıştay'a gidiyorum. Çok iyisiniz. Mösyö Lerepère ve Mösyö Savon’u, belki Mösyö Petitpas'yı da görmem gerek.
    Jean Marin söze girdi:
    - Onlar benim arkadaşlarım, Sayın Papaz. Meslektaşlarım ve en iyi dostlarımdır. İyi insanlardır. Sizi üçüne de tavsiye edeceğim, bana güvenebilirsiniz.
    Papaz, Mösyö Marin'e teşekkür etti ve belli belirsiz bir şeyler mırıldandı.
    Marin çok memnundu.
    - Şanslı olduğunuz için sevinebilirsiniz Sayın Papaz. Göreceksiniz, benim sayemde işiniz hemen halledilecek.
    Danıştay'a geldiler. Marin, papazı odasına çıkardı, oturacak yer gösterdikten sonra kendisi de masasına oturdu ve yazmaya koyuldu: “Sayın meslektaşım, Kilise mensuplarımızın en saygıdeğerlerinden olan Sayın Papaz Mösyö...
    Durdu ve papaza dönerek, “Adınız neydi?” diye sordu.
    - Papaz Ceinture.
    Marin, tekrar yazmaya başladı:
    “...Sayın Papaz Ceinture, size söz edeceği küçük bir iş için yardımınıza ihtiyaç duymaktadır. Sayın meslektaşım, kendisine yardım edeceğinizden emin olarak...”
    Ve alışılmış nezaket cümlelerini de yazarak mektubunu bitirdi.
    Üç mektubu da tamamladıktan sonra Marin bunları koruması altına aldığı papaza verdi. Yaşlı papaz, defalarca teşekkür ederek odadan çıktı.
    Jean Marin, işini bitirdikten sonra evine gitti; akşam olunca yatıp uyudu. Sabah kalktığında, ilk işi gazeteleri getirtmek oldu.
    Eline aldığı ilk gazete, radikal görüşleri savunan bir gazeteydi. "Din adamları ve devlet memurları" başlıklı bir yazı vardı; okumaya başladı:
    “...din adamlarının yaptıkları kötü işleri sergilemeye devam edeceğiz. Hükümete karşı komplo kurduğu ortaya çıkan, burada belirtemeyeceğimiz alçakça davranışlarda bulunan, sonradan papazlığa dönmüş eski bir Cizvit tarikatı mensubu olmasından kuşkulanılan, utanç verici olduğu söylenen bazı sebepler yüzünden bir piskopos tarafından görevinden alınan ve durumuyla ilgili açıklamalarda bulunmak üzere Paris'e çağrılan Ceinture adında bir papaz, Marin adındaki bir Danıştay üyesi tarafından can başla savunulmuş ve bu üye, meslektaşlarına hitaben yazılmış tavsiye mektuplarını bu cübbeli arsıza vermekten çekinmemiştir. Danıştay üyesinin bu anlaşılmaz tutumunu duyuruyor ve durumu Bakanın dikkatine sunuyoruz...”
    Mösyö Marin, yerinden ok gibi fırladı, hemen giyinerek, meslektaşı Mösyö Petitpas'ya koştu. Petitpas, “Siz delirdiniz mi? Bu ihtiyar komplocuyu bana tavsiye ediyorsunuz”, diye sordu.
    Marin, çılgına dönmüş bir halde, kekeleyerek konuşmaya başladı.
    - Hayır... Görüyorsunuz ki aldatıldım... Çok namuslu görünen bir adamdı. Bana oyun oynadı, alçakça bir oyun oynadı... Sizden rica ediyorum, onun çok şiddetli bir cezaya çarptırılmasını sağlayın. Yazacağım, söyleyin bana, onu mahkûm ettirmek için kime yazmam gerekiyorsa, ona yazacağım. Başsavcı ve Paris Başpiskoposuna gideceğim, evet Başpiskoposa...
    Marin, birdenbire Mösyö Petitpas'nın masasına oturdu ve yazmaya başladı:
    “Monsenyör, benim iyi niyetimi kötüye kullanan Ceinture adında bir papazın yalanlarının ve entrikalarının kurbanı olduğumu bilgilerinize sunmama izin veriniz. Bir din adamının yalanlarıyla aldatılan ben...”
    Marin, mektubu imzaladı zarfa koyup mühürledikten sonra meslektaşına dönerek, “Görüyorsunuz değil mi, aziz dostum? Bu size ders olsun ve hiçbir zaman, hiç kimse hakkında tavsiyede bulunmayın!” dedi.


    Guy De Maupassant