Kibir ile ilgili Hikayeler

Hikayeler bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Kibirle ilgili Hikaye,
    Kibir ile ilgili Hikayeler


    Hindistan Sultanı Mahmut Gaznevi Delhi de orduları ile giderken bacası tüten bir kulübe görür içeriye girer bakar ki Ebul Hasen Harkani hazretleri kitapları ve talebeleri ile ilgilenir Sultana ilgi göstermez. Sultan ise bu duruma çok öfkelenir; fakat belli etmeden der ki:

    - Hoca
    - Ne var?
    - Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?

    Ebul Hasen Harkani hazretleri hocasının adını duyunca der ki:
    - Hocam öyle bir zat idi ki müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa iman ile şereflenirdi.

    - Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü imana gelmedi senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir:

    - Ebu Cehil ve diğer müşrikler Peygamberimizi Ebu Talibin yetimi olarak gördüler Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne bir ateist veya Yahudi bu Bayezid-i Bistami hazretleridir diye baksa iman ile şereflenir.

    Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri Sultanı dışarıya kadar uğurlar. Sultan şaşırıp der ki:
    - Seni anlayamadım geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?
    - Gelirken kibirle içeri girdin giderken tevazu ile gidiyorsun şimdi güzelleştin.
     
  2. Ömer

    Ömer Yönetici

    Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.

    Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.

    - Alo.kızım, nasılsın?

    - İyiyim anne. Ne oldu *

    - Sana bir surprizim var.

    - Surpriz mi?

    - Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş..

    - Eee kimmiş.

    - Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.

    - Ben mi?

    - Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.

    - Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.

    - Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.

    - Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım.

    -Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.

    -Tamam anne..tamam.

    - Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.

    - Hemen darılma, tamam dedim ya.

    O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.

    ***

    Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.

    Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü.

    Köylü kadın çekinerek seslendi;

    - Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?

    "Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.

    - Ne var, adres mi soracan! ..

    Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;

    - Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.

    - Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

    Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.

    "-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.

    Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;

    - Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı.

    Kadın dayanamadı;

    - Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! .

    - Oooo... laf yapmayı da biliyormuş

    -Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.

    Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.

    ***

    Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.

    - Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?

    - Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.

    - Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.

    Genç kız bir an durakladı.

    -Küçük bir kız mı?

    - Evet

    - Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?

    - Kültürsüz değil ama zengin değil.

    - Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.

    - Köyden gelen kadına ne denir ki! ..

    - Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.

    - Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ' - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.

    -Ne istiyormuş?

    - Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.

    - Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?

    Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;

    - Kızım, sen bebekken biz köydeydik.

    - Eee.

    - Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.

    -Evet, hatırladım.

    - O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.

    - Herhalde şimdi anlatacaksın.

    - Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu.

    - Niçin?

    - Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı.
     
  3. Ömer

    Ömer Yönetici

    Bundan çok zaman önce bir çiftlik varmış. Bu çiftlikte kümes hayvanlarının tamamı bulunur; bütün çiftlik hayvanları mutlu mutlu yaşarmış. Bu çiftlikte herkesin yaptığı işi
    küçümseyen bir tavuk varmış. Kimsenin yaptığı
    işi beğenmez her zaman:
    - Ben olsam daha güzelini yapardım seninki de bir şey mi diye bütün hayvanların yaptığı şeyleri küçük görürmüş. Kimi gün ineğe takılır kimi gün keçiye kimi zaman ördeğe bazen de eşeğe. Birine “Ben senin yerinde olsam daha fazla süt veririm birine ben senden daha zekiyim birine ben senden daha güzel yüzerim eşeğe de ben
    senin kadar olsam senden daha fazla yük taşırdım.” deyip dururmuş. Oysa kendisinin bütün marifeti her gün yaptığı bir yumurtacıkmış. Onu da yapınca gıdaklaya gıdaklaya çiftliktekilerin kulaklarını sağır edermiş. Sonra da diğer tavuklara döner “Var mı içinizde benim kadar güzel yumurta yapabilen?” deyip onların yumurtalarını küçümsermiş. Öyle bir zaman gelmiş ki çiftlikteki hayvanların tamamı bu kibirli tavuktan bıkmış usanmış. Çiftliğin yakınındaki derede ördekler kibirli tavuktan bahsederken kurbağa konuşulanları duymuş. Onlara şöyle akıl vermiş:
    - Dostlar yaklaşın yanıma size diyeceklerim var. Bir ders vermeli bu tavuğa.
    - Doğru söylüyorsun kurbağa kardeş böyle dost düşman başına.
    - Bu dostumuz çok beğeniyor madem kendini yağmurlu bir günde onu alın da gelin yanıma.
    - Ne ders vereceksin kurbağa kardeş bize de söyle Allah aşkına.
    - Sizin gibi yüzebileceğini söylüyorsa eğer onu böyle imtihan etmeye değer. Suyun derin olmadığı yerlerde sizinle birlikte süzülsün yağmurla birlikte kanatları güzelce büzülsün.
    - Ya sonra ne olacak kurbağa kardeş?
    - Bir zaman sonra siz havalanın bakalım. O zaman görelim sizden güzel uçsun kartal kanatlım.
    - Bu söylediğin iyi bir ders olacak bizimkine. Şimdi dönelim biz çiftliğe. Yağmurlu bir gün onu da alır geliriz dereye. Aradan çok zaman geçmeden bir gün başlamış bir yağmur. Ama ne yağmur. Ördekler tavuğun aklını çelmişler “Yağmurlu günde daha güzel yüzülür uçarken de kanatlarından sular süzülür.” demişler.
    Bu kadar lafın altında kalamamış tavuk. Keşke demiş daha giderken “Yapmasaydım bu kadar ukalâlık.” Neyse gelmişler dereye yüzmüşler sığ yerlerde biraz ördeklerin ağzında
    şarkı ellerinde saz. Kurbağa da selâmlamış tavuğu sonra da:
    - Efendim ne güzel yüzüyorsunuz bilmeyenler zanneder sizi kuğu. Tavuksa belli etmemeye çalışıyormuş giderek ağırlaştığını. Ördek gibi yüzemediğini anlamış anlayınca gövdesinin suya battığını.
    - Dostlar ben ettim siz etmeyin beni burada boğulmaya terk etmeyin. Ördekler de demiş:
    - Bizden güzel uçuyordun ya hani kanatlarını çırp da kurtarsın seni.
    - Dostlar ben dersimi fazlasıyla aldım kurtarın beni inanın çok bunaldım. Yaşadıklarım olsun bana ders kimsenin işine karışmam artık pes. Artık kurbağa da anlamış tavuğun dersini aldığınıonun için demiş ki:
    - Kurtarın şu zavallıyı. Ördekler suya inip kurtarmışlar tavuğu. Sonra hep birlikte dönmüşler çiftliğe. O günden sonra tavuk bırakmış kendini beğenmişliği. Ne zaman yağmuryağsa aklına gelmiş eski günleri. Bir daha kimsenin işine asla karışmamış. Kendi hikâyesini genç tavuklara anlatmış.