Eserleri, Biyografisi Kemalettin Kamu Kimdir - Kemalettin Kamu Hayatı

Edebiyat TR bölümünde yer alan bu konu pesimist tarafından paylaşıldı.

  1. pesimist

    pesimist sanal alem

    Kemalettin Kamu Kimdir - Kemalettin Kamu'nun Hayatı
    5 Eylül 1901’de Bayburt’ta doğdu. 6 Mart 1948'de Ankara'da yaşamını yitirdi. İstanbul Darülmuallimini'nde (Erkek Öğretmen Okulu) son sınıf öğrencisi iken Kurtuluş Savaşı'na katılmak amacıyla Ankara'ya geldi. Matbuat ve İstibarat Müdüriyet-i Umumiyesi’nde (bugünkü adıyla Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü) çalıştı. 1923'te İstanbul'a döndü. Erkek Muallim mektebi'ni bitirdi. Anadolu Ajansı’nda çalıştı. 1933’te Paris’e gitti ve siyasal bilgiler okulundan mezun oldu. Rize ve Erzurum'dan milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Türk Dil Kurumu Terim Kolu Başkanlığı yaptı. Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerinde yazılar yazdı. Atatürk ve İsmet İnönü'nün çeşitli gezilerine katıldı. İlk şiirleri 1919'da Büyük Mecmua'da yayınlandı. Kurtuluş Savaşı sırasındaki şiirleriyle dikkat çekti. Hece ölçüsü kullandığı şiirleriyle Milli edebiyat akımına bağlı bir şair olarak bilinir. İlk şiirlerinde vatan sevgisi, milli mücadele, sonraki şiirlerinde aşk, gurbet, yalnızlık gibi konuları işledi. Şiirleri ölümünden sonra Rifat Necdet Evrimer tarafından "Kemalettin Kamu, Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri" (1949) adlı kitapta toplandı.



    GURBET

    Gurbet o kadar acı
    Ki, ne varsa içimde
    Hepsi bana yabancı
    Hepsi başka biçimde

    Eriyorum gitgide
    Elveda her umide
    Gurbet benliğimi de
    Bitirdi bir biçimde

    Ne arzum ne emelim
    Yaralanmış bir el'im
    Ben gurbette değilim
    Gurbet benim içimde



    KİMSESİZLİK

    Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında
    Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi
    Muzdaribim bu duvarın dış tarafında
    Şefkatine inandığım biri var gibi

    Sanıyorum saçlarımı okşuyor bir el
    Kıpırdanmak istemiyor gözkapaklarım
    Yan odadan bir ince ses diyor gibi "gel"
    Ve hakikat bırakıyor hülyamı yarım

    Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın
    Kulaklarım komşuların ayak sesinde
    Varsın gene bir yudum su veren olmasın
    Başucumda biri bana "su yok" desin de



    BİNGÖL ÇOBANLARI

    Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum
    Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum
    Bekçileri gibiyiz ebenced buraların
    Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların

    Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla
    Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni
    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini
    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek
    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek
    Dolaştırıp dururuz aynı daussilayı
    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda
    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam
    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
    "Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam
    Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla
    Çoban hicranlarını basar bağrına yayla
    - Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al -
    Diye hıçkırır kaval:
    Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun
    Daima eğeceksin başkalarına boyun
    Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları anbaktabul
    Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
    Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden
    Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
    Anlattı uzun uzun.
    Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
    Nadir duyabildiği taze bir heyecanla
    Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
    Bingol yaylalarının mavi dumanlarına
    Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına
    (gurbetçi şair olarak ünlendiren şiiri)



    GÜZ

    Kurudu ardık otlar
    Bitmiyor tazeleri
    Birikinti sularda
    Yaprak cenazeleri

    Döndü yayladakiler
    Erdi dağlara batı
    Ovalar daha geniş
    Kayalar daha katı

    Başım acuçlarımda
    Bir ağır külçe hüzün
    Düşüyor gözlerime
    Çiğ taneleri güzün