Kamu Yönetimi Borçlar Hukuku Ders Notları

Ansiklopedi bölümünde yer alan bu konu RayOfHope tarafından paylaşıldı.

  1. RayOfHope

    RayOfHope Üye

    BORÇLAR HUKUKU DERS NOTLARI
    Birinci Kısım
    GENEL HÜKÜMLER
    Giris
    TEMEL BĐLGĐLER
    1. BORÇLAR HUKUKUNUN KONUSU VE KAYNAKLARI
    I- KONUSU
    II- KAYNAKLARI
    2. BORÇ, BORÇ ĐLĐSKĐSĐ VE SORUMULULUK KAVRAMLARI
    I- BORÇ
    Borç sözcüğü çesitli anlamlarla kullanılmaktadır.
    _ Dar anlamda borç, bir bakıma sadece para borcunu ifade eder. Diğer taraftan
    dar anlamda borç deyimi ile iki kisiden birinin diğerine karsı yerine getirmekle
    yükümlü bulunduğu bir davranısı ifade eder.
    _ Genis anlamda borç, alacaklı ve borçlu diye isimlendirilen iki taraf arasında
    doğmus veya kurulmus olan hukuki bir bağı ifade eder ki, buna “borç iliskisi”
    denilmektedir.
    II- BORÇ ĐLĐSKĐSĐ
    A) Tanımı
    Borç iliskisi, iki taraf arasında kurunla ve taraflardan birini ( borçluyu ) diğerine ( alacaklıya )
    karsı belli bir davranıs biçiminde ( edimde ) bulunmakla yükümlü kılan hukuki bir bağdır.
    B) Unsurları
    1) Alacaklı
    Alacaklı, aralarındaki borç iliskisine dayanarak borçludan kendisine bir edimde bulunmasını
    istemek yetkisine sahip bulunan taraftır.
    2) Borçlu
    Borçlu, aralarında ki borç iliskisinden dolayı karsısındaki alacalıya bir edimde bulunma
    yükümlülüğü altına girmis olan taraftır.
    3) Edim
    Edim, aralarındaki borç iliskisi dolayısıyla alacaklının borçludan isteyebileceği, borçlunun da
    yerine getirmekle yükümlü olduğu bir davranıs biçimidir.
    a) Edim Konusu
    Edimin konusu, bir sey vermek, bir sey yapmak veya bir sey yapmamaktır. Edimin
    konusunun ahlaka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kisilik hakların aykırı
    olmaması aynı zamanda objektif anlamda imkansız olmaması sarttır.
    Edimin konusunun belli olması hiç değilse belli edilebilir olması gerekir.
    b) Edimin Türleri
    i) Olumlu ( Müspet ) Edim
    Bir sey vermeye, örneğin bir miktar paranın ödenmesine, satılan malın mülkiyet ve
    zilyetliğinin alıcıya geçirilmesine, bir seyin geri verilmesine iliskin edimler ile bir sey
    yapmaya, örneğin isçinin isveren bir hizmet görmesine iliskin edimlere olumlu edim denir.
    ii) Olumsuz ( Menfi ) Edim
    Bir sey yapmamaya, örneğin rekabet yasağı anlasmasından doğan rekabette bulunmaya veya
    alacaklı tarafından yapılan bir davranısa katlanmaya iliskin edimlere ise olumsuz edim denir.
    iii) Ani ( bir defalık ) Edim
    Bir fiil veya birden çok fiillerle bir anda yerine getirilen edimlerdir. Örneğin boyacının
    ayakkabıyı boyaması.
    iv) Sürekli Edim
    Kesintisiz bir fiil veya davranısla ifa edilen, yani belli bir süre borçluyu devamlı bir uyma
    ( riayet ) yükümü altında bırakan edimdir. Örneğin kira sözlesmesinde kiracının kiralanan
    seyi sözlesmede anlasılacak biçimde kullanması.
    v) Bölünebilen Edim
    Edimin konusu olan seyin niteliğinde veya değerinde esaslı bir değisiklik olmaksızın birbirine
    esit birden çok parçalara ayrılabilen edimlerdir. Örnek: Taksitli satıs sözlesmeleri
    vi) Bölünemez Edim
    Edimin konusu olan seyin niteliğinde veya değerinde esaslı bir değisiklik olmaksızın birbirine
    esit birden çok parçalara ayrılması mümkün olmayan edimdir.
    C) Kaynakları
    “Borç iliskisinin kaynakları” deyimi, iki taraf arsında bir borç iliskisinin doğmasına sebep
    olan olguları ifade eder.
    1) Hukuki Đslemler ve Sözlesmeler
    Hukuki Đslem: Bir kimsenin hukuki bir sonuç elde etmek maksadıyla iradesini açıklaması
    demektir.
    Sözlesme: Đki tarafın karsılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları sonucunda meydana
    gelen ( kurulan ) iki taraflı bir hukuki islemdir.Örnek: Kira sözlesmesi
    2) Haksız Fiiller
    Haksız Fiil: Haksız fiiller, hukuka aykırı olan, hukuk düzenini hos görmediği ve
    yapılmalarına izin vermediği zarar doğurucu fiillerdir. Bu tür fiillerle baskalarına zarar veren
    kisiler zararlarını tanzim etmek zorundadırlar. Örnek: Bir kimseyi dövmek, yaralamak
    öldürmek, harmanını yakmak.
    3) Sebepsiz Zenginlesme
    Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin malvarlığının
    zararına olarak çoğalması veya azalmaması demektir.
    III- SORUMLULUK
    A) Tanımı
    Bir borç iliskisinde borçlu, alacaklıya karsı belli, bir davranıs biçiminde bulunma, yani
    üstlendiği ( taahhüt ettiği ) edimi yerine getirme yükümlülüğü altına girmistir. Borçlu,
    üstlendiği, edimini kendi isteğiyle yerine getirmeyecek olursa, hukuk düzeni alacaklıyı
    borçlunun malvarlığına el koyabilme imkanının tanımaktadır ki buna sorumluluk diyoruz,
    Baska bir deyisli sorumluluk “alacaklının alacağını alabilmek için borçluya ait mal varlığına
    cebri icra yoluyla el koyabilmesi yetkisi ve borçlunun bunlara katlanmak zorunda olması”
    demektir.
    B) Türleri
    1) Kisi ile Sorumluluk
    Alacaklının alacağını elde edebilmek için doğrudan doğruya borçlunun bizzat kendisine
    ( sahsına ) el atabilmesi demektir.Örnek: Eski devirlerde alacaklı kisinin borcuna karsı kisinin
    vücuduna zarar veriyordu. Gözünü oymak, kulağını kesmek vb.
    Bu uygulama zaman yumusatılmıs önce hapis cezasına çevrilmis daha sonra ise hapis cezası
    da kaldırılmıstır.
    2) Mal ile Sorumluluk
    Modern hukuk sistemlerinde borçlu borcunu ifa etmesinden dolayı sahsı ile değil, fakat
    malvarlığı ile sorumlu tutulmaktadır.
    a) Sınırsız sorumluluk
    Borçlunun borcundan dolayı bütün malları ile ( tüm mal varlığı ile ) sorumlu olması demektir.
    Bu sistemde haczi caiz olmayan mallar hariç ( borçlunun kendisi ve mesleği için lüzumlu
    elbise ve esyasını, ailesine lüzumlu olan yatak takımlarını vb malları haciz edemez )
    b) Sınırlı sorumluluk
    aa) Belli mallarla sınırlı sorumluluk
    bb) Belli miktarla sınırlı sorumluluk
    Birinci Bölüm
    BORÇ ĐLSKĐSĐNĐN KAYNAKLARI
    Birinci Ayrım
    Hukuki Sözlesmelerden, Özellikle Sözlesmelerden Doğan Borç Đliskileri
    1. HUKUKĐ ĐSLEMLER
    I. Tanımı ve Türleri
    Hukuki Đslem ( Muamele ): Hukuki bir sonucu elde etmek üzere irade açıklamasında
    bulunmaktır.
    a. Tek Taraflı Hukuki Đslemler
    Bir kimsenin sadece kendi iradesini açıklamasıyla meydana gelen hukuki islemdir.
    Örnek: Vasiyet
    b. Çok Taraflı Hukuki Đslemeler
    2. SÖZLESMELER
    I- Tanımı
    Sözlesme ( akit, mukavele ), iki tarafın bir hukuki sonucu elde etmek üzere iradelerini
    karsılıklı ve birbirine uygun surette açıklamalarıyla olusan bir hukuki islemdir.
    II- Türleri
    Sözlesmeler borç yüklenen tarafın sayısına göre;
    a) Tek tarafa borç yükleyen sözlesmeler
    Bu tür sözlesmeler de taraflardan sadece birisi borç altına girmekte, diğer taraf ise borç
    yüklenmemekte, bir alacağa sahip olmaktadır. Örneğin bağıslama bu tür sözlesmelerden
    biridir.
    b) Đki tarafa borç yükleyen sözlesmeler
    Bu tür sözlesmeler de ise taraflardan her ikisi de borç altına girmektedirler. Örneğin, satıs,
    trampa, kira, eser ve hizmet sözlesmeleri bu tür sözlesmelerdendir.
    3. SÖZLESMENĐN KURULMASI
    Bir sözlesmenin kurulabilmesi için, karsılıklı ve birbirine uygun surette yapılmıs olan iki
    irade açıklamasına ihtiyaç vardır. Bu irade açıklamalarından birine öneri ( icap ), buna cevap
    olusturan diğerine ise kabul denir.
    I. ÖNERĐ
    A) Tanımı
    Bir sözlesmenin kurulabilmesi için gerekli olan iki irade açıklamasından zaman itibariyle ilk
    öne yapılanına öneri ( icap ), bu açıklamayı yapan tarafa da öneren ( icapçı ) denir.
    Öneri, sözlesmenin kurulmasını sağlamak üzere girisimde bulunmak demektir. Bu girisim
    yani öneri, taraflardan herhangi birinden gelebilir; örneğin bir hizmet sözlesmesinde öneriyi
    isveren de, isçi de yapabilir.
    B) Mahiyeti ve Unsurları
    _ Öneri, tek yanlı ve karsı tarafa varması gerekli bir irade açıklamasıdır.
    _ Önerinin mutlaka da belli bir kisiye yapılması sart değildir; kamuya karsı da
    öneride bulunulabilir.Örnek: Mağaza vitrinleri
    Yapılan önerinin istenilen hukuki sonucu doğurabilmesi için bir takım unsurları içermesi
    gerekir.
    _ Öneri sözlesmenin esaslı unsurlarını içermis olmalıdır. Örneğin bir satıs
    sözlesmesi yapılmak üzere satıcı tarafından yöneltilen önerinin satısın konusu
    olan malı ve satıs bedelini içermesi gerekmektedir. Baska bir deyisle öneri o
    kadar tam ve mükemmel olmalıdır ki, karsı tafra hiçbir duraksamaya düsmeden
    kabul iradesini açıklayabilsin.
    _ Önerinin önerenin bir sözlesme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette”
    yansıtması gerekir. Eğer öneride böyle bir nitelik bulunmuyorsa, bu irade
    açıklaması öneri değil, bir öneriye davettir. Uygulamada öneriye davet çesitli
    seklerde ortaya çıkabilir; örneğin gazetelerde, radyo ve televizyonlarda fiyat
    gösterilmeksizin reklamlar, ilanlar yapılması;vitrinlerde fiyatı gösteren etiket
    konulmaksızın mal sergilenmesi hep birer “öneriye davet” tir.
    Acaba öneren, yapmıs olduğu önerisiyle ne zaman kadar bağlı kalacaktır ?
    Borçlar Kanunumuz bu konuyu önerinin “süreli” veya “süresiz” olmasına göre farklı sekilde
    düzenlemistir.
    C) Öneriden Dönme
    Öneren Borçlar Kanunumuzda öngörülen sartlara uymak kaydıyla önerisinden dönebilir.
    Önerinin geri alındığı haberi karsı tarafa önerinin varmasından önce veya öneri ile aynı anda
    ulasırsa , yahutta öneriden öneri den sonra ulasmıs olmakla beraber karsı taraf önerinin geri
    alındığını öneriden önce haber alırsa, öneriden dönülmüs ( rücu edilmis ) yani öneri hiç
    yapılmamıs olur.
    II. KABUL
    A) Tanımı
    Kabul, önerenin yapmıs olduğu öneriyi karsı tarafın, ( kabulcünün ) verdiği olumlu cevaptır.
    Diğer bir deyisle kabul, karsı tarafın kendisine yapılmıs olan öneri ile tamamen mutabık
    olduğuna ( öneriyi bütünüyle benimsediğine ) iliskin tek yanlı ve varması gerekli irade
    açıklamasıdır.
    B) Mahiyeti ve Unsurları
    Kabul, açık ( sarih ) olabileceği gibi örtülü ( zımni ) de olabilir.
    Açık ( Sarih ) Kabul
    Eğer kabul iradesi açık ve seçik olarak açıklanmıs, yani kullanılan ifade ve sözcüklerden
    önerinin kabul edildiği duraksamaya yer vermeyecek sekilde anlasılmakta ise buna açık
    ( sarih ) kabul denir.
    Örtülü ( Zımni ) Kabul
    Diğer tarafın öneriyi kabul ettiği açıkça anlasılmamakla beraber, takındığı tavı ve
    davranıslarından onun bunu kabul ettiği sonucu çıkarılabiliyorsa, buna da örtülü ( zımni )
    kabul denir.Örnek: Karsı taraf önerenin gönderdiği malları tüketir veya onları kullanmaya
    baslarsa öneriyi örtülü olarak kabul etmis sayılır.
    C) Kabulden Dönme
    Öneriden dönmede geçerli olan kurallar kabulden dönme için de geçerlidir.
    III. SÖZLESMENĐN KURULDUĞU AN
    4. ĐLAN YOLUYLA ÖDÜL SÖZÜ VERME
    5. SÖZLESMELERDE SEKĐL
    I. KAVRAM
    Sekil, iradenin muayyen bir tarzda ( belli biçimde ) veya muayyen vasıtalar ( belli araçlar ) ile
    beyan edilmesi ( açıklanması )
    II. TÜRLERĐ
    Sekil, çesitli ölçütlere göre ayırıma tabi olabilir. Gerçekten doktrinde genellikle kaynaklarına
    göre kanuni sekil – iradi sekil; amaçlarına göre ise, geçerlilik sekli – ispat sekli gibi ayrımlara
    rastlanmaktadır.
    A) Kanuni Sekil – Đradi Sekil
    Kanuni ( yasal ) sekil, bizzat kanunun öngördüğü sekildir. Baska bir deyisle, bir sözlesmenin
    geçerli surette kurulabilmesi ( meydana gelebilmesi ) için tarafların iradelerini hangi biçimde
    açıklamaları gerektiğinin bizzat kanun tarafından belirlenmis olmasıdır.
    Đradi sekil ise, kanunun herhangi bir sekle tabi tutmadığı bir sözlesmeyi tarafların kendi istek
    ve iradeleriyle bir sekle tabii kılmalarıdır.
    B) Geçerlilik Sekli – Đspat Sekli
    Geçerlilik sekli bir sözlesmenin geçerli surette kurulabilmesi için uyulması gereken sekildir.
    Diğer bir deyisle, eğer bir sözlesme öngörülmüs olan sekle uyularak yapılmadıkça geçerli
    olarak doğmayacaksa, bu sekil bir “geçerlilik sekli” dir.
    Đspat sekli ise, bir hukuki islemin bir sözlesmenin varlığının kanıtlanması için öngörülen
    sekildir. Baska bir deyisle, eğer hukuki bir islemin veya bir sözlesmenin mevcudiyeti ancak
    belli bir sekilde ispat edilebilecek ise, bu sekil bir “ispat sekli”dir.
    C) Kanuni Geçerlilik Seklinin Türleri
    Medeni Kanunumuz ile Borçlar Kanunumuzun geçerlilik sekli olarak öngördüğü sekiller,
    “sözlü”, “yazılı”, “resmi” sekiller gibi çesitlidir.
    Sözlü sekil yani irade açıklamasının mutlaka sözle yapılması istenen sekil, Borçlar
    kanunumuzda olmayıp Medeni Kanunumuzda ve sadece iki hukuki islem hakkında söz
    konusudur ki, bunlar;
    1. Evlenme sözlesmesi
    2. Sözlü Vasiyet
    1) Yazılı Sekil
    “Yazılı sekil”den maksat, tarafların el yazısıyla, daktilo, bilgisayar, veya baska bir aletle bir
    senet ( belge ) düzenleyerek altını imzalamalarıdır.


    Yazılı seklin, biri “metin”, diğeri “imza” olmak üzere baslıca iki unsuru vardır.
    a) Metin
    Metin, tarafların irade açıklamalarını içeren belgedir. Taraflar bu belgede üzerinde karsılıklı
    olarak anlasmaya vardıkları hususları belirtirler. Metnin bizzat borçlu veya alacaklı tarafından
    kalem alınması sart değildir.
    b) Đmza
    Yazılı seklin ikinci ve önemli unsuru olan “imza”, bir kimsenin kimliğini belli eden ve
    genellikle o kisinin öz adı ile soyadının yazılmasından olusan bir isarettir.Yazılı seklin tam
    olabilmesi için metnin borç altına giren kisi tarafından imzalanmalıdır. Ülkemizde imza
    atamayanlar imza yerine parmak basma ve mühür kullanmaktadırlar.
    2) Resmi Sekil
    “Resmi sekil”den maksat, hukuki islemin yetkili resmi bir makam önünde yapılmasıdır.
    Bizim hukukumuzda bu makamlar “hakim”, “noter” ve “tapu memuru”dur
    III. SEKLE UYMAMANIN SONUÇLARI
    Hukuki islem, emredilen sekle uygun surette yapılmadığı takdirde hiçbir hüküm ifade etmez,
    yani batıldır. Hakim bu gibi durumlarda tarafların birinin ileri sürmesine gerek olmaksızın
    görevi gereği kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
    6. SÖZLESMELERĐN YORUMU
    7. ĐRADE ĐLE ĐRADE AÇIKLAMASI ARASINDAKĐ UYUMSUZLUK
    I. LATĐFE BEYANI
    II. ZĐHĐ KAYIT
    III. MUVAZAA
    A) Kavram
    Muvazaa ya da danısıklık bir sözlesmede her iki tarafın iradeleri ile irade açıklamaları arsında
    bilerek ve istenerek, yani kasten yaratılmıs uyumsuzluktur.Baska bir deyisle, “bir beyanın
    karsı tarafın da muvafakiyetiyle yalnız görünürde ( zahiren ) yapılmasına, yani beyan edilen
    seyin istenilen sey olmadığı hususunda tarafların uyusmus bulunmalarına muvazaa, bu sekilde
    yapılmıs muameleye de muvazaalı muamele adı verilir.
    B) Türleri
    Muvazaanın baslıca iki türü vardır: Mutlak muvazaa ( adi muvazaa ) ve nispi muvazaa
    ( mevsuf muvazaa ).
    Mutlak Muvazaa
    Taraflar gerçekte hiçbir islem yapmadıkları halde, baskalarına karsı sanki bir hukuki islem
    yapmıs gibi görünmek anlasılır.
    Örnek: Bir tacirin, mali durumu kötülesen bir tacir arkadasının ticari itibarını yükseltmek
    amacıyla sanki borçlu imis gibi ona borç senedi ( bono ) vermesi gidi islemler de mutlak
    ( adi ) muvazaa söz konusudur.
    Nisbi Muvazaa
    Taraflar aralarında yaptıkları gerçek hukuki islemi görünürdeki islemin arkasına gizlemek,
    yani sanki görünürdeki hukuki islemi yapmıs gibi görünmek konusunda anlasırlar.
    Örnek:Bir satıcının çok sevdiği çalısma arkadasına altın bir kolye bağıslamak istediği halde
    sırf karısı ile arasının bozulmaması için arkadasıyla anlasarak aralarında bir satım sözlesmesi
    yaparsa bu bir nisbi muvazaadır.
    C) Hükümleri
    Görünürdeki Đslem:Tarafların baskalarını aldatmak, gerçek iradelerini onlardan saklamak
    maksadıyla yaptıkları islemdir ki, buna görünürdeki islem denir.
    Gizli Đslem: Nisbi muvazaada ise bu isleme ek olarak tarafların görünürdeki islemin arkasına
    sakladıkları gerçek islem vardır.
    Görünürdeki islem hükümsüz olup bu hükümsüzlük kural olarak bütün üçüncü kisilere karsı
    ileri sürülebilir ancak kanunumuz bu konuya da bazı istisnalar getirmistir.
    Gizli islem ise geçerlidir. Ancak bunun içinde, gizli islemin kanunun emrettiği sekle uygun
    surette yapılmalıdır.
    IV. ĐRADE BOZUKLUĞU
    Đrade bozukluğu hallerinde, irade ile irade açıklaması arasındaki uyumsuzluk bilmeyerek ve
    istemeyerek, yani gayri kasti olarak meydana gelir. Diğer bir deyisle, irade ile irade
    açıklaması arasındaki uyumsuzluk ancak kanunda sınırlı olarak belirlenmis olan sebepler
    yüzünden meydana gelmis olabilir ki, istenmeyerek ortaya çıkmıs olan bu uyumsuzluk haline
    irade bozukluğu ya da irade fesadı denir.
    A) Sebepleri
    1) Yanılma
    Yanılmada ( hatada ) irade ile irade açıklaması arasındaki uyumsuzluk, iradesini açıklayan
    tarafın dikkatsizliğinden ileri gelir. Đradesini açıklayan kisi, yeteri kadar dikkat ve özen
    göstermediğinden hiç de arzu etmediği ve düsünmediği bir açıklamada bulunmus olur.
    Örnek: Bir tacirin 10 ton buğday satın almak istediği halde, yanlıslıkla iradesini 10 ton arpa
    alacağı seklinde açıklaması.
    2) Aldatma
    Aldatmada ( hilede ) bir kimse bir takım yalan dolanlar ve yanıltmalarla bir irade açıklamasın
    da bulunmaya yöneltilir. Diğer bir deyisle, bir kimse bir takım yalanlarla kasten yanılgıya
    düsürülerek bir sözlesme yapma durumuna getirilir.


    Örnek: Altın suyuna batırılmıs bakır bir bilezik gerçek altın bilezikmis ve değerinden çok
    ucuza satılıyormus gibi gösterilerek bir kimsenin bunu satın alması sağlanırsa, bu bir
    “aldatma” dır.
    3) Korkutma
    Korkutmada ( ikrah da ) bir kimsenin kendisine veya yakınlarından birine bir zara verileceği
    korkusu altında iradesini açıklama zorunda bırakılır. Bu nedenledir ki, açıkladığı irade ile
    gerçek iradesi ile uyumsuzluk doğmus olur.
    Örnek:Bir kimsenin alnına dayanan tabancıyla öldürülme korkusu altında evini kiraya
    vermeye veya tarlasını satmaya zorlamsı hallerinde “kokutma” vardır.
    Korkutmanın mevcut sayılabilmesi için;
    _ Ciddi olması
    _ Derhal gerçeklesebilecek ağır bir tehlike olusturması
    _ Korkutulanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kisiliğine malına
    yönelik olması
    _ Hukuka aykırı olması
    _ Korkutulanın o hukuki islemi yapmaya yöneltmis olması sarttır.
    B) Hükümleri
    Yukarıda gördüğümüz irade bozukluğu hallerinden birinin yani yanılma, aldatma, veya
    korkutmanın söz konusu olduğu bir sözlesme, iradesi bozulmus bulunan tarafı bağlamaz,
    fakat karsı taraf sözlesmeyle bağlıdır. Diğer bir deyisle irade bozukluğu hallerinin yaptırımı,
    tek taraflı bağlamazlıktır.
    Đradesi yanılma, aldatma, veya korkutma dolayısıyla bozulmus olan taraf, bu sözlesmeyi iptal
    edebilir. Bunun içinde bu yoldaki iptal iradesini, yani sözlesme ile bağlı olmadığını
    açıklaması gerekli ve yeterlidir. Ancak kanunumuz bu açıklamayı bir yıllık bir hak düsüm
    süresine bağlamıstır.
    8. SÖZLESMENĐN KONUSU
    9. ASIRI YARARLANMA ( GABĐN )
    I. Kavram
    Đki tarafa borç yükleyen sözlesmelerde taraflardan birinin darda kalmasından,
    düsüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak edimler arasında yaratılan açık
    oransızlıktır.
    II. Sartları
    A) Edimler Arsında Açık Bir Oransızlığın Bulunması
    ( Objektif Sart )
    Örnek: Bir dis hekimini bir dis çekimi için 500 milyon talep etmesi.
    B) Açık Oransızlığın Karsı Tarafın Özel Durumundan Yararlanılarak Yaratılması
    ( Sübjektif Sart )
    Edimler arasındaki oransızlığın asırı yararlanma dolayısıyla sözlesmenin iptali imkanının
    doğurabilmesi için, belli sebeplerden ileri doğması sarttır. Bu sartlar;
    Darda kalma, genellikle bir kimsenin zor durumda bulunması, büyük bir sıkıntı içinde
    kalması demektir.
    Örnek: Açlıktan ölmek üzere olan bir kisinin çok düsük bir ücretle çalısmaya razı olması.
    Düsüncesizlik, bir kimsenin giristiği hukuki islemlerin sonunun düsünmemesi, kendi
    menfaatlerini iyi hesaplayamaması, aldatılmaya ve sömürülmeye müsait ( elverisli ) olması
    demektir.
    Deneyimsizlik, is hayatının gidisini bilmemek veya belli bir isin özelliklerinin gerektirdiği
    bilgi düzeyine erisememis olmak demektir.
    Örnek: Kendisine hediye edilmis antika bir tablonun değerini anlayamayan bir kimse onu
    fiyatının çok altında satarsa karsı taraf onun deneyimsizliğinden yararlanmıs olur.
    III. Hükümleri
    Borçlar kanunumuz zarara uğramıs ( gabine maruz kalmıs ) olana tek yanlı bir irade
    açıklamasıyla sözlesmeyi iptal etme yetkisini tanımaktadır. Asırı yararlanma yüzünden zarara
    uğramıs olan taraf, söz konusu sözlesmenin kurulmasından itibaren bir yıl içinde tek yanlı bir
    irade açıklamasında bulunarak sözlesmeyle bağlı olmadığını karsı tarafa bildirerek verdiği
    seyi geri isteyebilir.
    10. TEMSĐL
    1. Kavram
    Bir hukuki islem genellikle o islemle ilgili olan kimse tarafından bizzat yapılır. Ancak bazı
    durumlarda bir hukuki islemi bizzat yapmamızı engelleyen maddi veya hukuki bir takım
    engellerin bulunduğu durumlarda, bu islemin bizim tarafımızdan yapılmasını sağlayan
    kuruma ihtiyaç vardır. Đste bu “temsil kurumu”dur. Diğer bir deyisle temsil, bir hukuki
    islemin bir kimsenin adına ve hesabına bir baskası ( temsilci ) tarafından yapılmasıdır.
    Temsil iliskisinde daima üç kisi vardır.
    Temsil Olunan
    Temsilci Üçüncü Kisi
    Temsilci ( Mümessil ): Bir hukuki islemi baskasının adına ve hesabına yapan kimsedir.
    Temsil Olunan: Kendi adına ve hesabına bir hukuki islem yapılan bir kimsedir ki, ona temsil
    olunan deriz.
    Üçüncü Kisi: Temsilci ile o hukuki islemi yapan kimsedir.

    2. Türleri
    A) Vasıtalı Temsil
    Kendisine yetki verilmis olan temsilci, hukuki islemi yaparken üçüncü kisiye onu baskasının
    “adına” yapmakta olduğunu söylemez ise burada vasıtalı temsil söz konusu olur.
    Örnek: Samsun’daki memur, Ankara’daki arkadasına kendisine uygun bir ev kiralaması için
    temsil yetkisi vermistir. Ankara’daki arkadası bu yetkisine dayanarak bir ev kiralar ve bu evi
    arkadası adına kiraladığını ev sahibine söylemez ise bu sözlesmeden doğan haklar ve borçlar
    temsilciye ait olur. Bu kisi daha sonra söz konusu bu hak ve borcu temsil olunana devreder
    kira sözlesmesinin hükümleri ancak bu devirden sonra temsil olunana geçmis olur.
    B) Vasıtasız Temsil
    Bu temsil türünde ise, kendisine yetki verilmis olan temsilcinin yapmıs olduğu hukuki islemin
    hüküm ve sonuçları, yani bütün hak ve borçlar islemin yapıldığı andan itibaren, doğrudan
    doğruya “temsil olunana” ait olur. Temsilci bu islemden hiçbir hak kazanmadığı gibi, hiçbir
    borç altına da girmez. Đslemin hükümlerinin bastan itibaren temsil olunana ait olması
    dolayısıyladır ki, bu tür temsil doğrudan doğruya temsil de denilmektedir.
    Vasıtasız temsilin söz konusu olabilmesi için, baslıca iki sartın gerçeklesmesi gereklidir;
    1. Temsil Yetkisinin Bulunması
    Vasıtasız temsilin birinci sartı, temsilcinin temsil yetkisine sahip bulunmasıdır. Temsilcinin
    temsil yetkisi ya kanundan ya da temsil olunanın iradesinden doğmus olabilir. Gerçekten,
    velayet altındaki küçükler ile kısıtlanmıs olanları temsil eden kimselerin, yani “veli” ve
    “vasi”lerin temsil yetkileri doğrudan doğruya “kanundan” doğmaktadır.
    2. Temsil Olunanın Adına Hareket Etme
    Vasıtasız temsil yetkisine sahip olabilmesi için, temsilcinin temsil yetkisine sahip bulunması
    yeterli değildir; onun ayrıca “temsil olunanın adına hareket etmesi” de gereklidir. O halde
    temsilci, hukuki islemi yaparken bunu kendi adına değil, baskasının adına yaptığını, yani
    kendisinin temsilci sıfatıyla hareket etmekte olduğunu karsısındaki üçüncü kisiye
    bildirecektir. Ancak bu kuralında bazı istisnaları vardır;
    Bu istisnalardan birincisi, üçüncü kisinin kendisiyle hukuki islemi yapılmakta olan
    kimsenin temsilci olduğunu hal ve durum dan çıkarabilmesidir.
    Örnek: Tacir ile bir firmanın arasına “seyyar tüccar memuru” arasında yapılan sözlesme.
    Bu istisnalardan ikincisi ise, hukuki islemin temsilci veya temsil olunandan biri ile
    yapılmasının üçüncü kisi için önemli olmaması halidir.
    Örnek: Bir hizmetlinin bedelini ödeyerek amiri için bir sise mürekkep alması.
    Temsilci, baskasının adına ve hesabına hukuki islemler yaparken temsil olunanın iradesini
    değil, bizzat kendi iradesini açıklar, ki bu onu haberciden ayırır; zira haberci ( ulak), bir
    hukuki islem yapılarken bir tarafın irade açıklamasını diğer tarafa ileten kimsedir.
    C) Yetkili Temsil
    Temsilciye baskasının adına ve hesabına hukuki islemler yapabilme yetkisi verilmisse yetkili
    temsil, verilmemisse yetkisiz temsilden söz edilir.
    1) Temsil Yetkisi
    a) Kavram
    Temsil yetkisi, baskasının adına ve hesabına hukuki bir islem yapabilmek hususunda
    temsilciye verilmis olan izindir. Temsil yetkisi ya “kanun” dan ya da temsil olunanın
    “irade”sinden doğabilir. Yetki kanundan doğmakta ise, buna kanuni temsil; iradeden
    doğmakta ise, ona iradi temsil deriz.
    Kanundan doğan temsil yetkisine örnek olarak “veli” ve “vasi”lerin temsil yetkilerini
    gösterebiliriz.
    Đradi temsil “tek taraflı bir hukuki islemdir”. Temsilcinin, bu yetkiyi kabul ettiğini
    bildirmesin, hatta kendisine y6etki verildiğinden haberdar olmasına dahi ihtiyaç yoktur, ki bu,
    “temsili” vekaletten ayıran en önemli özelliktir.
    b) Sekil
    Borçlar Kanunumuzda bu açıklamanın belli bir sekilde yapılacağı konusunda herhangi bir
    hüküm yoktur. Bu itibarladır ki, temsil yetkisi sekilsizce verilebilir. Bununla beraber
    uygulamada, örneğin bankalarda temsilciden yetkisini gösteren bir belge aranmaktadır. Keza
    tapuda yapılacak islemlerde de temsil yetkisini yazılı, hatta noterlikçe resen düzenlenmis
    resmi bir belgeyle kanıtlanması gerekmektedir. Temsilcini temsil yetkinsi kanıtlayan bu
    belgeye “salâhiyet name” veya “yetki belgesi” denir.
    c) Kapsamı
    Temsil yetkisinin kapsamı çesitli bakımlardan sınırlandırılmıs olabilir. Temsil yetkisi her
    seyden önce süre bakımından sınırlandırılabilir, yani “belli bir süre” için verilebilir.
    Diğer taraftan, temsil yetkisinin kisi bakımından sınırlandırılması da mümkündür. Baska bir
    deyisle, temsil yetki ancak “belli kisiler ile” hukuki islemler yapmak üzere verilebilir.
    Nihayet temsil yetkisi konu bakımından da sınırlandırılmıs bulunabilir. Örneğin temsil yetkisi
    “belli bir veya birkaç hukuki islem” yapmak üzere verilmis olabilir ki buna özel ( hususi )
    temsil yetkisi denir. Eğer temsil yetkisi, temsil olunana ait her türlü islerin görülmesi için
    verilmisse, buna da genel ( umumi ) temsil yetkisi adı verilir
    2) Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
    a) Sona Erme Sebepleri
    Temsil yetkisi çesitli sebeplerle sona erebilir. Gerçekten yetki, belli bir hukuki islemin
    yapılması için verilmisse, bu islemin yapılması ile son bulur. Aynı sekilde, belli bir süre için
    verilmis olan temsil yetkisi, bu sürenin geçmesi ile son bulur. Temsil yetkisini sona erdiren
    bir baska hâl, temsilcinin veya temsil olunanın ölümüdür.Nihayet temsil yetkisine son veren
    bir diğer sebep de, temsil olunanın evvelce vermis olduğu yetkiyi geri alması, yani temsilcini
    görevine son vermesidir.
    b) Sona Ermenin Sonuçları
    Temsil yetkisinin sona ermesinin doğuracağı sonuçları, sona ermenin temsilci veya üçüncü
    kisilerce bilinip bilinmemesine ve yetkinin daha önce üçüncü kisilere bildirilmis olup
    olmamasına göre ayrı ayrı incelenir.
    Temsilci, yetkisinin sona ermis olduğunu bilmiyorsa, bunu öğrendiği ana kadar yapmıs
    olduğu hukuki islemler temsil olunanı veya onun haleflerini bağlar. Fakat, üçüncü kisiler
    yetkinin sona ermis olduğunu biliyorlarsa, yani iyi niyetli değillerse, yapılan hukuki islem
    temsil olunanı veya haleflerini bağlamaz.
    Temsil yetkisi daha önce ilan ve sair suretlerle üçüncü kisilere bildirilmis bulunuyorsa, geri
    alınmıs olduğunun da aynı sekilde onlara bildirilmesi gerekir. Bildirilmediği takdirde,
    yetkinin geri alınmıs olması iyi niyetli, yani bunu bilmeyen veya bilmesi de gerekmeyen
    üçüncü kisilere karsı hiçbir hüküm doğurmaz.
    Görüldüğü üzere kanun bu halde “iyi niyetli” üçüncü kisileri korumaktadır.
    D) Yetkisiz Temsil
    1) Kavram
    Bir kimsenin hiçbir yetkiye sahip olmaksızın veya sahip olduğu yetkiyi asarak bir baskasının
    adına ve hesabına hukuki islemler yapması demektir.
    Örnek: Bir memurun gayet ucuz bulduğu dolmakalemlerden bir tane de arkadası için satın
    alması.
    2) Hükümler
    Sözde temsilcinin temsil olunan adına ve hesabına yapmıs olduğu hukuki islem, temsil
    olunanı bağlamaz, yani bu islemden doğan haklar ve borçlar temsil olunana ait olmazlar. Bu
    islemin temsil olunan hakkında hüküm ifade edebilmesi, yani hak ve borçların ona ait
    olabilmesi için, temsil olunanın yapılmıs olan islemi tasvip etmesi ( uygun bulması ) , yani
    onam ( icazet ) vermesi gerekir.
    Onam sekle bağlı olmayan sözde temsilciye yapılan yek yanlı bir irade açıklamasıdır. Temsil
    olunan onam verdiği takdirde, yapılmıs olan hukuki islem aynen yetkili bir temsilcinin
    yapmıs olduğu bir islem gibi yapıldığı andan itibaren temsil olunanı bağlar.
    Uyarı: Asağıda ismi yazılı olan konu sınava dahil olup Borçlar Hukuku kitabında 77- 85
    arasındadır.
    Bu konuyu da hazırlayacaktım ama ne yazık ki zaman kalmadı
    Tüm arkadaslara sınavlarda basarılar…
    Đkinci Ayırım
    HAKSIZ FĐĐLERDEN DOĞAN BORÇ
    ĐLSKĐLERĐ
    BORÇLAR HUKUKU DERS NOTLARI
    VĐZE SONRASI
    Kusursuz Sorumluluk
    I. Kavram
    Niteliği itibariyle tehlike yaratan bir girisimde bulunan kimse, kusurlu olmasa dahi girisimin
    sebep olduğu zarardan sorumlu olduğu zarardan sorumlu tutulmalıdır. Bu sorumluluk türüne
    mahiyetine uyacak biçimde tehlike sorumluluğu denmektedir.
    Öte yandan bazı hallerde hakkaniyet, bir kimsenin kusuru olmasa bile doğmus olan zarardan
    sorumlu tutulmasını gerektirmektedir ki, bu tür sorumluluğa da hakkaniyet sorumluluğu
    denilmektedir.
    Kusura dayanan genel sorumluluğun yanında objektif sorumluluk veya sebep sorumluluğu
    seklinde isimlendirilen kusura dayanmayan ( kusursuz ) sorumluluk türünün de özel olarak
    kabul edilmis olmasında yukarıda açıkladığımız tehlike ve hakkaniyet sorumluluğunun da
    büyük etkisi olmustur.
    II. Kusursuz Sorumluluk Halleri
    A) Ayırt etme gücünden yoksun olanların sorumluluğu
    Ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olanlar fiil ehliyetine sahip değillerdir. Bu itibarla
    bu kisilerin, fiil ehliyetine giren hukuki islem ehliyeti, tasarruf ehliyeti, dava ehliyeti ve
    özellikle haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti de yoktur.
    Ancak, ayırt etme gücünden yoksun olması sebebiyle zarar verenin doğan zarardan sorumlu
    tutulamaması, bazı hallerde hakkaniyete ters düsebilir, hak duygusuyla bağdasmayabilir. Đste
    böyle durumlarda hakkaniyet sorumluluğu ayırt etme gücünden yoksun olan kisiyi verdiği
    zararı gidermekle yükümlü tutmayı gerektirmektedir.
    Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybetmis olanlar, bu durumda iken haksız fiilleriyle vermis
    oldukları zararlardan sorumludurlar, bu sebeple de zararları gidermekle yükümlüdürler.
    Ancak ayırt etme gücünü kaybeden kisi bu duruma kendi kusuruyla düsmediğini ( içkisine
    uyusturucu ilaç koyulması, tehdit vb,) ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
    B) Baskasını çalıstıranların sorumluluğu
    Baskalarını istihdam eden ( çalıstıran ) kimse, emrinde çalıstırdığı kimselerin ve amelesinin
    hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan sorumludur. Öyle ki böyle bir zararın
    doğmaması için hal ve maslahatın icap ettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut
    dikkat ve itinada bulunmus olsa bile olayın doğumuna engel olamayacağını ispat ederse
    sorumlu olmaz. Bununu dısında, zarar, çalısanın çalıstıranın isini görürken verilmis olmalıdır.


    O halde zarar ile hizmetin ifası ( isin görülmesi ) arasında yakın bir iliski bulunmalıdır. Bu
    sart fonksiyonel bağlılık olarak ortaya çıkmaktadır.
    Bununla beraber, Borçlar Kanunumuz baskasını çalıstırana iki halde sorumluluktan kurtulma
    imkanının tanımaktadır.
    1. Çalıstıranın zararın doğmaması için hal ve sartları gerektirdiği bütün dikkat ve özeni
    göstermis olması.
    2. Hal ve sartların gerektirdiği bütün dikkat ve özeni göstermis olsaydı bile zararın
    doğmasını önleyemeyeceğini ispat etmesidir.
    Çalıstıran bu kosullardan birini ispat ederse kurtulur buna “kurtulus beyyinesi” denir.
    C) Hayvan bulunduranların sorumluluğu
    Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o kimse hal ve maslahatın
    ( durumun ) icap ettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını yahut bu dikkat ve itinada bulunmus
    olsa bile zararın doğmasına engel olamayacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur.
    Hayvan bulunduran kimse deyimiyle kastedilen, “hayvanın muhafazasında, gözetiminde,
    bakım ve kullanılmasın da karar yetkisine sahip olan sahıstır”.
    Hayvan bulunduranın mutlaka da hayvanın maliki olması sart değildir. Hayvanı kendi
    hakimiyeti, altında tutan kiracı veya intifa ya da rehin hakkı sahibi ve hatta hayvanı çalmıs
    olan hırsız bile “hayvan bulunduran” sayılır.
    Sorumluluktan kurtulma sartları baskasını çalıstıranların sorumluluktan kurtulma sartlarıyla
    aynı.
    D) Bina ve diğer yapı eseri maliklerinin sorumluluğu
    Bir bina veya imal olunan herhangi bir seyin maliki, o seyin fena yapılmasından yahut
    muhafazadaki kusurundan dolayı sorumludur.
    Maddede geçen “imal olunan sey” deyimiyle imal olunan herhangi bir sey değil, sabit,
    toprağa doğrudan doğruya veya dolayısıyla bağlı, insan tarafından imal edilmis seyler, kısaca
    “yapılar” “muhafazadaki kusur” deyimiyle ise bakım eksiği ifade edilmek istenmektedir.
    Bina ve diğer yapı eserinin maliki, bina ve diğer yapı eserinin yapılısındaki bozukluk ve
    bakımındaki eksiklik yüzünden uğradığı zararlardan sorumlu tutulacaktır.
    E) Araç isletenin sorumluluğu
    Üçüncü Ayırım
    Sebepsiz Zenginlesmeden Doğan Borç Đliskileri
    Sebepsiz Zenginlesme
    I. Kavram
    Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine
    çoğalması ( zenginlesmesi ) demektir.
    II. Sartları
    A) Zenginlesme
    Sebepsiz zenginlesmeden söz edebilmek için, her seyden önce bir tarafın mal varlığında bir
    zenginlesme ( çoğalma ) meydana gelmis olmalıdır. Yahut mal varlığının eksilmemesi yani
    mal varlığından çıkması gereken bir kıymetin çıkmaması seklinde de olabilir
    B) Fakirlesme
    Bir tarafın mal varlığındaki zenginlesme, diğer tarafın malvarlığının aleyhine olarak
    gerçeklesmeli, yani bir tarafın malvarlığı zenginlesirken diğer tarafın malvarlığı o oranda
    fakirlesmis olmalıdır.
    C) Đlliyet Bağı
    Bir tarafın malvarlığında meydana gelen zenginlesme ile diğer tarafın malvarlığında meydana
    gelen fakirlesme arasında bir illiyet ( nedensellik ) bağı bulunmalıdır. Baska bir deyisle bir
    malvarlığında ki çoğalma diğer malvarlığındaki eksilmeden meydana gelmis olmalıdır.
    D) Haklı bir sebebin bulunmaması
    Sebepsiz zenginlesmenin söz konusu olabilmesi için gerekli olan son sart, bir malvarlığında
    diğerinin aleyhine olarak gerçeklesmis olan zenginlesmenin haklı bir sebebe dayanmamasıdır.
    Baska bir deyisle zenginlesme haklı bir sebebe dayanıyorsa burada sebepsiz zenginlesmeden
    söz edemeyiz.
    III. Hükümleri
    A) Geriverme Borcu
    Yukarıda sartlarını kısaca açıkladığımız sebepsiz zenginlesmeden zenginlesen için doğan
    borç, geri verme ( iade ) borcudur. Borçlar kanunumuz bunu “Haklı bir sebep olmaksızın
    baskasının zararına mal edine kimse, on geri vermeye mecburdur” demek suretiyle
    belirtmistir.
    Geriverme borcunun kapsamı, sebepsiz zenginlesen kimsenin iyi niyetli olup olmamasına
    göre değisir. Gerçekten, zenginlesen kimse iyi niyetli ise, yani malvarlığında gerçeklesen
    zenginlesmeyi geri vereceğini bilmiyor veya bilmesi gerekmiyorsa, geri verme anında elinde
    kalmıs olan miktarı vermekle borcunda kurtulur, daha önce elinden çıkmıs olan kısmı geri
    vermekle yükümlü değildir
    Buna karsılık zenginlesen kimse iyi niyetli değil ise malvarlığında gerçeklesen çoğalmayı
    tamamen geri vermekle yükümlüdür. Aynen geri vermenin mümkün olduğu durumlarda,
    zenginlesme para olarak geri verilir.




    B) Masrafların Ödenmesi
    Sebepsiz zenginlesen taraf, sebepsiz olarak malvarlığına katılmıs bulunan sey için bir takım
    masraflar yapmıs olabilir. Borçlar Kanunu bu kisiye yapmıs olduğu masrafları isteme hakkını
    tanımaktadır. Ancak bu hak kisini iyi niyetli olup olmamasına göre değismektedir.
    Kisi iyi niyetli ise yaptığı zorunlu ve faydalı masrafların hepsinin ödenmesini isteyebilir.
    Buna karsılık yaptığı lüks masrafları isteme hakkı yoktur. Ancak bunu esyaya zarar vermeden
    söküp alabilir. Ancak, fakirlesen kisi sökülmek istenen eklemlerin bedelini ödeyeceğini
    bildirerek sökülüp alınmasını önleyebilir.
    Zenginlesen kisi iyi niyetli değilse, sadece yaptığı zorunlu masrafları ile geri verme
    zamanında seyde meydana gelen fazlalık oranında faydalı masrafları isteyebilir.
    Zorunlu Masraflar: Seyin varlığını ve değerini korumak için yapılması gerekli olan
    harcamalardır.
    Faydalı Masraflar: Seyin değerini ve verimini arttırmak için yapılan harcamalardır.
    Lüks Masraflar: Bu iki masraf dısında kalan ve zenginlesenin kendi zevkine göre seyin
    güzellesmesi için yapılmıs olan harcamalardır.
    Sebepsiz zenginlesmede geri verme, fakirlesen tarafın zenginlesene karsı açacağı bir davayla
    sağlanır; bu davaya sebepsiz zenginlesme davası denir. Bu dava bir ve on yıllık zaman asımı
    sürelerini tâbidir.
    Đkinci Bölüm
    BORÇ ĐLĐSKĐSĐNĐN HÜKÜMLERĐ
    Birinci Ayırım
    Borçların Đfa Edilmesi
    1. Borcun Đfası
    I. Kavram
    Đfa, bor iliskisinin konusu olan edimin borçlu tarafından alacaklıya karsı yerine getirilmesi ve
    böylece borç iliskisinin sona erdirilmesidir. Đfa her borç iliskisinin amacıdır.
    Đfanın konusu, borcun konusunun aynı olmalıdır. Baska bir deyisle borçlu, borç iliskisinden
    doğan edimi ne ise, aynen onu ifa etmelidir.
    Eğer borcun tamamı muaccel ( vadesi gelmis ) olmussa, tamamının ifa edilmesi gerekir;
    alacaklı kısmi ifayı kabul etmek zorunda değildir., dillerse kabul edebilir. Bu durumda kısmi
    ifa, alacağın sadece ifa edilen kısmını sona erdirir.
    Đfanın hüküm ifade edebilmesi için, borçlunun yüklendiği edimini belirlenen “yer” ve
    “zaman”da yerine getirmesi gerekir.
    II. Đfa Yeri
    Đfa yeri, borcun ifa edilmesi gereken yerdir. Đfa yeri her seyden önce bizzat taraflarca
    belirlenmis olabilir. Bu, açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Borçlar Kanunumuz taraflar
    arasındaki anlasmazlık olasılığına karsılığına karsı 73. maddesine ifa yerini 3 bent halinde
    belirtmistir;
    1) Para borçları, ödeme zamanında alacaklının yerlesim yerinin bulunduğu yerde
    ifa olur.
    Para borçları kaideten “nakit olarak” ve “memleket parası” ile ödenir. O halde para borcunun
    “çek ile” veya “alacaklının bankadaki hesabına para yatırılması” suretiyle ödenmesi, ancak
    alacaklının bunu kabul etmesi sartıyla ifa sayılır.
    Para borçlarının ifa yeri ile ilgili kuralın bir takım istisnaları da vardır. Bunlardan en önemlisi
    “kıymetli evrak” da görülür. Gerçekten bir kıymetli evrak bazen “görüldüğünde” veya
    “ibrazında tediye” kaydını içerir. Đste bu durumda borçlu, borcunu alacaklının yerlesim yerine
    götürmez, aksine alacaklı borçluya gelerek senedi ibraz etmek suretiyle ifayı istemek
    zorundadır.
    2) Belli bir seyin teslimi borcu, o seyin sözlesme yapılırken bulunduğu yerde ifa
    olur.
    Burada “belli bir sey”den maksat “ferdiyle belli bir sey”, yani özel nitelikleri ile ( adı
    numarası vs. ) belli edilmis bir seydir. Örneğin “yasemin” adlı yarıs atı, ressam Çallı’nın su
    isimli tablosu, sasi numarası 125432 olan Mercedes marka otomobil ferdiyle belli seyler, yani
    parça borcudur.
    3) Diğer borçlar, yani yapmak, yapmamak ( kaçınmak ) ve nev’iyle belli bir seyin
    borçları ( cins borçları ) doğdukları anda borçlunun yerlesim yerinin bulunduğu
    yerde ifa edilir.
    Nev’iyle belli bir sey, özel nitelikleri ile değil, sadece cins olarak belirtilmis olan seydir ki,
    bunlar çoğunlukla “misli bir sey” yani ölçülebilen, tartılabilen, sayılabilen ve yerine yenisi
    koyulabilen seylerdir; örneğin pamuk, üzüm, kömür, zeytinyağı, pirinç, portakal vs. gibi
    III. Đfa Zamanı
    Đfa zamanı borcun ifa edilmesi gereken andır. Kural olarak her borç doğduğu andan muaccel
    olur ve hemen ifası istenebilir. Çesitli yollarla belli bir süreye bağlanmıs olan, yani ifa zamanı
    henüz gelmemis bulunan borçlara müeccel borç denir ki, bu süre geçmeden, yani borç
    muaccel olmadan borcun ifası alacaklı tarafından istenemez.
    Vade olarak bir ayın bası veya sonu belirlenmise, bundan ayın birinci ve sonuncu günü
    anlasılır. Ayın ortası belirlenmisse, bundan da ayın on besi anlasılır.
    Vade Pazar ve kanunen tatil olan bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil
    olmayan ilk güne geçer.
    Borçlu borcunu “vaktinden önce ifa” edebilir, fakat borcunu vaktinden önce ifa etmesinden
    dolayı borçtan bir indirim yapılmasını isteyemez.


    IV. Đfanın Konusu
    Đfanın konusu, yani borçlunun neyi ifa etmekle yükümlü olduğu, taraflar arasında mevcut borç
    iliskisi esas alınarak tespit edilir. Borçlu bu iliskide ne vereceğini, ne yapacağını veya neyi
    yapmaktan kaçınacağını üstlenmisse, onu ifa etmekle yükümlüdür. Borçlu üstlendiği edimden
    baska bir edimi ifa ederse, kural olarak ifa yükümlülüğünü yerine getirmis olmayacağı gibi,
    bu davranısı bir tür borca aykırılık olusturur.
    Maddi edimlerin konusunu olusturan borçlar “parça borcu” ve “cins borcu” olmak üzere iki
    türden ibarettir.
    V. Kısmi Đfa
    Borçlu, muaccel olmus bulunan borcu kısmen ifa ederek borcundan kurtulamaz. Nitekim
    Borçlar Kanununa göre, borcun miktarı belirli ve tamamı muaccel ise, alacaklı kısmen yapılan
    ifayı reddedebilir. Alacaklı, kısmen ifayı kabul ederse, borçlu borçtan kabullendiği kısmi ifa
    etmekten kaçınamaz.
    Kısmi ifanın söz konusu olabilmesi için, borçlanılmıs olan edimin bölünebilen edim olması
    sarttır.
    VI. Đki Tarafa Borç Yükleyen Sözlesmelerde Đfa
    Satıs, kira, hizmet gibi sözlesmeler iki tarafa da borç yükleyen sözlesmelerdir. Bu
    sözlesmelerde her iki taraf, hem borçlu hem de alacaklı durumundadır ve tarafların edimleri
    karsılıklı olarak değisilmektedir.
    Taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğü yoksa, her iki taraf edimlerini aynı
    anda ifa etmek zorundadır.
    Aynı anda ifa zorunluluğunun söz konusu olduğu durumda alacaklı, kendi edimini ifa
    etmemis veya ifa önerisinde bulunmamıs olduğu halde borçluda edimini ifa etmesini isterse,
    borçlu ona karsı “ödemezlik defini” ileri sürebilir. Bu defiyle borçlu borcundan kurulmus
    olmaz, zira ödemezlik defi ifayı geciktiren bir defidir.
    2. Alacaklının Direnimi ( Temerrüdü )
    I. Kavram
    Alacaklının direnimi, alacaklının ifaya katılmaktan ve özellikle borçlu tarafından kendisine
    gereği gibi, tam ve doğru olarak sunulan edimi kabulden veya edimin ifasına iliskin hazırlık
    fiillerini yapmaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınmasıdır.
    II. Sartları
    A) Borçlunun ifayı önermis olması
    Alacaklının direnime düsmüs sayılabilmesi için, borçlu yüklendiği edimi ifa amacıyla borç
    iliskisine uygun biçimde sunmus olmalıdır. Bundan maksat, yapılacak verilecek sey gerek
    miktar ve nitelik, gerek ifa zamanı ve yeri bakımından sözlesmeye uygun biçimde sunulmus
    olmalı ve kural olarak bu sunulmus borcun tamamını, varsa faiz ve sair giderleri içermelidir.
    B) Alacaklının ifa önerisini reddetmesi
    Alacaklının direnime düsmüs sayılması için, kendisine borçlu tarafından usulüne uygun
    biçimde yapılmıs bulunan ifa önerisini, kabulden kaçınmasını haklı gösterecek hiçbir sebep
    olmadığı halde reddetmis olması gereklidir.
    III. Sonuçları
    A) Seyi tevdi etme hakkı
    Borçlar Kanunu borçluya borçlandığı seyi tevdi etmek suretiyle borçtan kurtulma hakkını
    tanımıstır. Buna göre borçlu, konusu verme olan edimini bir yere tevdi etmek suretiyle
    borcundan kurtulabilir.
    B) Seyi satarak bedelini tevdi etme hakkı
    Borcun konusu olan seyin mahiyeti veya isin türlü tevdie imkan vermiyorsa veya verilecek
    sey bozulmaya uğrayabilecek nitelikteyse ya da saklanması büyük masraf gerektirecekse
    borçlu alacaklıya uyarıda bulunduktan sonra bu seyi hakimin izniyle açık arttırma suretiyle
    sattırarak bedelini tevdi edebilir.
    C) Sözlesmeden dönme hakkı
    Borcun konusu bir seyin teslimi değilse, yani borç bir verme borcu olmayıp bir yapma borcu
    ise, borcun tevdi edilmesi mümkün olmadığından, kanun koyucu borçluya sözlesmeden
    dönme hakkı tanımıstır.
    Đkinci Ayırım
    BORÇLARIN ĐFA EDĐLMEMESĐNĐN SONUÇLARI
    1. Borcun Đfa Edilmemesi
    I. Kavram
    Borcun ifa edilmemesi, borçlunun, yüklenmis ( taahhüt etmis ) olduğu edimi hiç veya gereği
    gibi yerine getirmemesi veya ifasının gecikmis olması demektir. Borca aykırılık, genis
    anlamda borcun ifa edilmemesi demektir.
    Borca aykırılık baslıca üç halden dolayı söz konusu olabilir.
    A) Kusurlu imkansızlık – Hiç ifa etmeme
    Borçlu, her seyden önce edimini kendi kusuruyla imkansızlastırmıs olduğu için ifada
    bulunamaz. Buna zoraki kusurlu imkansızlık deriz. Örneğin; antika porselen bir vazoyu
    satmıs olan satıcı, onu alıcıya teslim etmeden önce elinden düsürerek kırarsa, edim kendi
    kusuruyla imkansızlastığından vazoyu teslim etme borcunu ifa edemez. Buna karsılık, edim
    borçlunun kusuruna dayanmayan bir sebeple, örneğin “beklenmedik hâl” veya “mücbir
    sebep” yahut “alacaklının kusuru” dolayısıyla imkansızlasmıs ve borçlu da bu yüzden
    borcunu yerine getirememis ise, bu duru borca aykırılık değildir. Bu durumda kusursuz
    imkansızlık olduğundan borçlu borcundan kurtulmus olur.
    B) Gereği gibi ifa etmeme
    Borçlu, borcunu yerine getirmis olmakla beraber, yapılan ifa “gereği gibi” değilse, yani
    miktar, yer ve vasıf olarak sözlesmeye uymayan bir ifa ( kötü ifa ) ise, bu da genis anlamda
    ifa etmeme, yani bir borca aykırılık halidir. Örnek: Borçlunun son kullanma tarihi geçmis
    olan gıda maddesini teslim etmisse, burada kötü ifa söz konusudur.
    C) Borçlunun direnimi
    Đleri ki bölümde değinilecektir.
    II. Sonuçları
    A) Aynen Đfa
    Borcun konusu verme edimi ise, alacaklı borçludan edimini aynen yerine getirmesini istemek
    hakkına sahiptir. Borçlu alacaklının istemde bulunmasına rağmen borcunu yerine getirmezse,
    bu durumda alacaklı borçluya karsı bir ifa davası açabilir.
    B) Tazminat
    Borcun ifa edilmemesinin her üç halinde de, yani hem kusurlu imkansızlık, hem kötü hem de
    borçlunun direniminde alacaklı borçludan tazminat ( giderim ) isteyebilir.Zaten kusurlu
    imkansızlık halinde borcu aynen ifasını istemek mümkün değildir.
    C) Sözlesmeden Dönme
    Alacaklının gecikmis olarak aynen ifa veya tazminat isteme yollarından birine gitmeyerek
    sözlesmeden dönem yoluna gitmesi de mümkündür. Ancak bu yol Borçlar Kanununda sadece
    iki tarafa borç yükleyen sözlesmelerde borçlunun direnimi hali için açıkça tanınmıstır.
    Borçlunun Direnimi ( Temerrüdü )
    I. Kavram
    Borçlunun direnimi, halen ifası mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından
    alacaklının uyarmasına karsın, zamanında ifa edilmemesi, yani borcun ifasında gecikilmis
    olmasıdır.
    II. Sartları
    A) Borcun Muaccel Olması
    Borçlunun direniminin ilk sartı, borcun muaccel olmasıdır.
    Borcun muaccel olması, borçlu tarafından ifa edilmesinin gerekli bulunduğu, aynı zamanda,
    alacaklının da borçludan ifayı talep ve dav edebileceği anın gelmis olması demektir.
    B) Uyarı ( Đhtar )
    1) Kural
    Borçlunun direniminin söz konusu olabilmesi için, borcun muaccel olması yeterli değildir.
    Bundan baska, alacaklının borcun ifa edilmesi istemiyle borçluya uyarıda bulunması da
    gereklidir. Ancak bu iki sart bir arada gerçeklestiği takdirdedir ki borçlu direnim haline
    sokulmus olur.
    2) Uyarıya gerek olmayan haller
    a) Đfa gününün taraflarca birlikte belirlenmis olması
    Eğer taraflar borcun ifa edileceği günü ( vadeyi ) beraberce kararlastırmıs ( belirlemis ) iseler,
    salt bu günün gelmesiyle borçlu o anda direnim haline girmis olur, alacaklının ayrıca bir
    uyarıda bulunmasına gerek yoktur.
    b) Đfa gününün bir bildirimle ( ihbarla ) belirleme hakkının
    taraflardan birine bırakılmıs olması
    Bildirim ( ihbar), varması gerekli tak yanlı bir irade açıklaması olup kural olarak her hangi bir
    sekle bağlı değildir.
    c) Uyarının faydasız görünmesi
    Borçlunun hal ve davranıslarından uyarının faydasız olduğu anlasılmakta ise uyarıya gerek
    olmaksızın borçlunun direnime düsmüs olacağı sonucuna varılabilir. Örneğin; borçlunun
    borcunu ifa etmeyeceğini bildirmesi, uyarının kendisine ulasmasına engel olmak üzere bir
    takım kötü niyetli davranıslara girismis bulunması gibi hallerde ona yapılacak bir uyarı etkisiz
    kalacaktır.
    Öyleyse bu gibi hallerde borçlunun, uyarılmasına gerek kalmaksızın direnime düsmüs olacağı
    kabul edilir.
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 21 Mart 2010