İbretle Okuyacaksınız: Osmanlı'nın Ticaret Ahlakı

Osmanlı bölümünde yer alan bu konu Ömer tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer

    Ömer Yönetici

    Osmanlı Devleti doğruluk ve adaleti tekke, medrese ve kışla sacayağı üzerine temellendirmiştir. Nizamı âlem düsturunu tüm cihanda tesis etmek istemiş ve kendi hüküm sürdüğü topraklarda adaleti ve doğruluğu her zaman gözetmiştir.

    Osmanlı’nın adalet üzerine dünyaya parıltılar saçtığı o günlerde, Hollanda Ticaret Odası’nda bir mevzu üzerine oylama yapılmış ve oyların eşit çıkması neticesinde oda başkanı:

    “İçinizde Türklerle alış veriş yapan oldu mu?” sorusunu sormuş, bir kişiden “Evet” cevabını almış ve sonrasında o cevabı veren kişinin oyunu daha muteber kabul etmiş ve onun oyuna imtiyaz tanıyıp iki oy olarak kabul edip oylamayı karara bağlamıştır. ¹

    Dönemin Avrupası’nda Türklerle alış veriş yapan tüccarların bu ticaretleri kendilerine ayrı bir paye ve itibar kazandırmaktaydı. Bu ticaretleri neticesinde gittikleri her yerde hürmet görürler ve imtiyaz sahibi olurlardı. Çünkü Osmanlı’da ticaret dürüstlük ve ahlak en mühim değerlerdi.

    Yine o zamanlarda Avrupalı bir kumaş taciri Osmanlı topraklarında bir kumaş imalathanesine gelmiş ve beğenip almak istediği kumaş toplarını imalathane sahibine gösterdikten sonra mal sahibi gösterilen kumaşları hazırlarken bir kumaş topunu ayrı bir yere ayırır. Avrupalı tacir bunu garipser ve bunun sebebini sorar. Osmanlı esnafı “O kumaş topunu size veremem, çünkü o ürün kusurludur” der.

    Tacir ise “Önemli değil onu da alayım” demesinin üzerine esnaf o kumaş topunun vermemekte ısrar eder ve “Biliyorsunuz ben bu kumaş topunun kusurlu olduğunu dile getirdim. Ama siz almakta ısrar ediyorsunuz. Siz bu kusurlu malı götürüp memleketiniz de satarken müşterinizin benim bu ikazımdan haberi olmamış olacak. Böylece ben müşterinize kusurlu mal satmış olacağım.” der ve ekler “Neticede Osmanlı’nın gururu, şerefi ve haysiyeti rencide olacak ve bizi de hilekâr sanacaklar. O nedenle bu defolu kumaş topunu asla size veremem” ²

    18. yüzyılında sonlarına doğru Osmanlı topraklarında Türklerle birlikte 25 yıl kadar yaşayan Ignatius Mouradgea D'ohsson (daha sonralar Muradcan Tosunyan ismiyle de bilinir) şöyle demiştir:

    “Osmanlılar, Kur’an-ı Kerim’de ifade edilen doğruluk, ahlak ve namus prensiplerine sımsıkı bağlıdırlar. Aralarındaki bütün sosyal münasebet ve düzen, iyi niyet ve şefkate üzerinedir. Başka ülkelerin aksine aralarında bir konuda yazılı anlaşma yapmaya lüzum duymazlar. İyi niyet ve söz, her şeyi halleder. Osmanlılar, verdikleri sözün esiridirler. Bu hassasiyetleri sadece dindaşlarına karşı da değildir. Hangi dinden ve milletten olursa olsun, yabancılara karşı da böyle hareket ederler. Sözlerini tutma hususunda, onlar için Müslim ve Gayri Müslim ayrımı hiç yoktur. Gayri meşru olan her kazancı, ahlaksızlık ve dine aykırı kabul ederler. Haksız ve gayri meşru olarak kazanılmış en ufak bir şeyin, bu dünyada da, ahirette de insanı bedbaht edeceğine samimi bir şekilde inanırlar.” ³

    Osmanlı Devletinin son dönemlerinde 1850’lere kadar kalmış ve İstanbul’da yaşayan değişik milletilerin karakteristiklerini yakından tanıyan batılı bir tarihçi olan Abdolonyme Ubicini’nin hatırlarında;

    “Prensip olarak Ermeni tüccara istediği paranın yarısını, Rum tüccara üçte birini, Yahudi tüccara dörtte birini, ama Müslüman bir tüccara ise ürünün fiyatından emin olarak istediği miktarın tamamını veriniz.” diye yazmaktadır.

    1716 – 1718 yılları arasında İstanbul’da İngiliz büyükelçiliği görevini yürüten Edward Wortley Montagu’nun eşi Mary Wortley Montagu’nun bir hatırası Osmanlı toplumundaki ticaret ahlakını gösteren başka bir güzel örnektir. Lady Montagu hatırasında ülke insanının ticaret hususundaki tutumunu şöyle dile getirmiştir:

    “İngiltere’de yalancılar yalancılıklarıyla övünürler. Burada (Osmanlı’da) yalan söylediği kesinleşen yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun şayet bizde uygulanacak olsa, birçok güzel yüzün bozulduğunu, nice asil konumda bulunan kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur kaldıklarını görürdük.” ⁴

    Günümüz ticari ahlakı nazara alındığında geldiğimiz nokta maalesef pek iç açıcı değil. Ayıplı mal satan mı ararsın, sahte parayla esnafı kandırmaya çalışan müşteri mi? Sizce bu ortamda bu kadar ulvi bir ticaret ahlakına sahip olan atalarımızla ve de tarihimizle övünmeye hakkımız var mı? Bir kez daha muhasebe edilmesi gerek.

    1. İbrahim Refik; Tarih Şuuruna Doğru, Cilt 2, Gökkuşağı Yay. İstanbul 1998, S. 36
    2. İbrahim Refik; Tarih Şuuruna Doğru, Cilt 1, T.Ö.V. Yay. İzmir 1995, S. 153
    3. Abdulkadir Dedeoğlu; Osmanlılar Albümü, Cilt 1, Akit Gazetesi Yay. İstanbul 1999, S. 21
    4. İbrahim Refik; Tarih Şuuruna Doğru, Cilt 1, T.Ö.V. Yay. İzmir 1995, S. 153