Hz.Ali(r.a.)'nin İsimleri ve Özellikleri

İslamiyet bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    HZ. Ali’nin ismi anılırken (K.V.- Keremallhü Veche) denir. Bu onun İslam öncesi hiç putlara tapmadan müslüman olduğu için verilmiş bir unvan veya taltiftir. Hz. Ali sahabenin en büyüklerindendir. Hayatta iken Cennetle müjdelenen on sahâbeden biri ve İmamların birincisidir.

    Arap yarımadasında o zamanlar bir gelenek vardır. Insanlara hitap edildiği zaman çocuklarının ismi okunur ve onun babası diye hitap edilirlerdi. Bu günkü türkçe ile yorumladığımızda Ahmet’in babası veya Mustafa’nın babası anlamında kullanılabilir. Ayrıca o yörenin bir diğer geleneği ise biraz da Yahudilerle inatlaşma sonucu edindikleri bir mentalitedir. Yahudi inancında, bu inancın devamı genellikle kız çocukları üzerinden devam eder. Yani Yahudi bir aileden doğan bir kız başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, ondan doğacak çocuklar otomatikmen Yahudi’dir. Ancak Yahudi bir aileden doğan bir erkek başka inançtan biri ile örneğin bir Budist ile evlense, onun çocukları Yahudi değildir. Yahudi olabilmeleri için bir takım Yahudi inanç presedürlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Bu vesile ile soyun, yani neslin yürümesi bu coğrafyada çok önemli görülmektedir. Bu hem Kabile yaşamının bir töresi, hem de dini değerlerin devamı için önemsenen bir değerdir. Arap yarımadasında yaşayan insanların erkek evlatları varsa zaman zaman çocuklarının adları anılarak babalarına hitap edilmesi, ayrıca onları onere eden, onları sevindiren bir hitap biçimidir. Onların soylarının devam edileceğinin tasdik edilmesi, bunun müjdelenerek telaffuz edilmesi anlamına gelir.

    Bu vesile ile Hz. Ali’nin diğer künyeleri ise çocuklarının adlarından ötürü Eb’ül Hasan ve Eb'ül Hüseyin’dir.

    Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye hitapta bulunarak kendisine "Ebû Türâb" demiştir. Ebu Türap yoprağın babası anlamına gelir. Ayrıca mütevazilik, her türlü bencillik ve kibirlikten uzak olmak, basit bir deyim ile yer olmak, kendisini halk için herkesden daha alçakgönüllü demeye de Turap olmak adı verilir. Hz. Ali’ye bu ismin verilmesinin diğer anlamı da onun yukarıda saydığımız özelliklere sahip olmasıdır. Bu Ulu zat bir sözünde şöyle der ‘’ Ben müminlerin Emiriyim. Onların en yoksulunun yediğini yemeli ve giydiğini giymeliyim ki yoksul olanlar hallerinden utanmasın, şükretsinler’’ Bu mütevazilik ancak kendisine toprak kadar tevazu gösteren insanların genişliğidir. Turaplık ayrıca bir doğa ve evren yasasıdır. Başka bir deyimle Varolma yasasıdır. İnsan topraktan gelmiş ve doprağa dönecektir. Bir insanın kendisini toprak görmesi onun büyüklüğü ve ululuğudur.

    Başka bir açıdan baktığımızda da Turaplık (Toprak) cömerttir. İnsanoğluna karşılıksız nimet verendir. Ona ürün ve ihsan ulaştırma, onun gıda deposodur. Toprak olmadan insanoğlu yaşayamaz. Toprak olmadan insanoğlu onun içinden çıkan enerji ve maddelere, doğal madenlere sahip olamaz. Toprak doğayı, başka bir deyimle evreni var eden temel etkenlerden biridir. Güneş, su, hava ve toprak insanoğlunu var eden, ona yaşam olanağı verebilen temel etkenlerdir.

    Cenabı Allahın, Hz. Adem’i topraktan yaratması bundandır. Toprağın varlığını ve nimetini red edip onu küçümseyerek ‘’Ademi çamurdan yarattın, beni ateşten. Ben ondan üstünüm ve ona itaat etmem’’ diyen, Allaha başkaldıran ve nimeti red eden Şeytandır. Şeytan turaba, yani doğaya isyan etmiştir. Varolma yasasına isyan etmiştir.

    Şeytana lanet edilmesi ve tüm kötülüklerin anası olarak kudsi kitaplarda yer verilmesi bundandır.

    Toprak ayrıca ayıpları örtendir. Tüm atıklar ve artıklar doprağa atılır. Toprağa gömülür.

    Toprak bundan küsmez. Nimet ve ihsanda cimri davranmaz. Yeşillik verir. Bitki örtüsü ile süslenerek insana yaşamı sevdirir. Bu yüzden ona Toprak ana da denilir. O toprakların belirli bir yerinde dünyaya gelip yer yurt edinen insanlar oraya Anavatan derler. Onu sever ve onunla bütünleşirler. Ona sahip çıkarlar. Belirli yerlerini çizerek üstüne harita yapar ve bayrak dikerler. Uğruna şiirler okur, destanlar yazar ve gerekirse paylaşamadıkları için birbirleri ile savaşırlar.

    İnsanoğlu toprağın üstünden yararlanır, toprağın altından yararlanır, toprağın çeşidinden yararlanır. Tarih var oldukça üzerinde en çok müzakere edilen, paylaşımında çelişki duyulan gene topraktır.

    Toprak kucaklayandır. Toprak bütünleyen, toprak örten, toprak yaşamın temel yasasıdır. İnsanoğlunun üstüne basıldığından dolayı kendini toprak görmesi her ne kadar mütevazilik ise de, diğer güzellikleri ile bir erdemdir. Güzellik ve zenginliktir. Geniş ve büyük olmaktır.

    Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye Ebu Turap demesinin ve onun bu künyeyi severek kullanmasının derinliği onun çok yönlü erdemidir.

    Hz. Ali’ye Kahramanlığı ve çok cesur olmasından dolayı ona verilen isimlerden Aslan, Allahın Aslanı, Haydar, Kerrâr veya Haydar’ı Kerrâr deyimlerini bir arada değerlendirelim. Haydar, Kerrâr veya Ebu Kerrâr kavramları yiğitliği, kararlılığı, gözüpekliği simgelerler.

    Haydar-ı Kerrâr döne döne ve tekrar saldıran, vaya dönerek yılmadan saldıran yiğit anlamında telaffuz edilir. Tanrının Aslanı düzeyinde yiğitliği simgeleyen ve Hz. Ali için söylenen Haydar ismi, Alevi inancında derin bir yer edinmiş ve bı isim nesiller boyu yeni doğan çocuklara verilerek Hz. Ali sevgisi sahiplenilmiştir.

    Zaten Hz. Ali’nin en bilinen özelliği yiğitliği, özverisi ve yılmadan her tehlikede öne çıkmasıdır. Onun bu yiğitliğinden dolayı pek çok temsili resmi çizilmiş ve pek çok resimde elinde Zülfikârı ile Düldül üzerinde görülmektedir. Hz. Ali ve Hz. Muhammed tarafından Uhud savaşında kendisine hediye edilen çift ağızlı Zülfikâr adı kılıç bütünleşmiş bir simgedirler. Hz. Ali resimleri de bu anlamda genellikle Zülfikâr ile birlikte temsil edilir.

    Halıcılarda, kilimcilerde, fotoğrafcılarda bu şekilde çizilmiş pek çok Hz. Ali ve Zülfikâr fotoğrafları vardır. Ancak bu fotoğraflar veya bunu içeren kavramlar sadece ticari alanlarında değil, halkın öz değerleri içinde de geniş yer edinmiştir.

    Anadolunun pek çok köy veya kasabalarında kadınlar ve kendileri için çeyiz hazırlayan gelinlik genç kızların pek çoğu bu pozisyonu içeren danteller, örgüler, yastık yüzleri, bebek örtüleri ve benzeri el işleri yapar, bu görüntüyü yaşamlarının bir parçası olarak kabul ederler.

    Hz. Ali ve Zülfikâr, Alevi toplumunun yüreğinin en derin yerine işlemiş, Zülfikârı simgeleyen resim ve kolyeler her eve girmiş ve neredeyse her Alevi gencinin boynuna asılmıştır. Türkiye’nin veya Dünyanın her hangi bir yerinde bir Alevinin başka bir Aleviyi kolaylıkla tanıyacağı ve ayırd edeceği bir simge haline gelmiş, bazen üzerinde bir çok güzel sözlerin de yazılı olduğu bu simgeler beyinlere bir daha çıkmamak üzere kazınmıştır.

    Bu vesile ile Zülfikâr ve Hz. Ali’nin birlikte olduğunu yansıtan bu portreler artık Aleviliğe mal olmuş ve Hz. Ali sevgisi olarak, onun adına gönüllere kazınmıştır.

    Alevilik konusunda fazla bilgileri olmayan Alevi canlar bile bu imge ile Hz. Ali’nin gönüllerine taht kuran bir yiğit, mazlumun ahını alan bir kahraman olarak görmüş ve kabul etmişlerdir.

    Hz. Ali’nin halk arasında kabul gören ve telaffuz edilen bir ismi de Allahın Aslanıdır. Hz. Ali’nin yiğitliğini formüle eden bu imge, onun bir aslan ile olan görüntüsüdür.

    Hz. Ali ve Aslan portreleri hem Hz. Ali’nin Allahın Aslanı olduğunu, yani onun adına savaşan, onun yiğidi, onun kahramanı olduğunu içeren bir isim ve kavram, hem de Hz. Muhammed’in 621 yılında Mirac’a giderken yolda gördüğü ve karşılaştığı bir aslanla olan bağıdır.

    Hz. Muhammed’in Mirac’da karşılaştığı bir aslanın ağzına yüzüğünü vermesi ve bu yüzüğün 40’lar Ceminde Hz. Ali tarafından ağzından çıkarılarak Hz. Muhammed’e tekrar iade edilmesi, Alevi inancında, Hz. Ali ve Aslan kavramlarını bütünleştirir. Bu yüzden de Hz. Ali’nin diğer çok bilinen ismi ise Allahın Aslanı (Esedullah) oluşudur.

    Hz. Ali’nin diğer bir ismi ise Şahı Merdan Hz. Ali’dir. Bu isim de yiğitler yiğidi, bilgeler bilgesi Hz. Ali anlamında kullanılır. Bu sözü yiğitlerin en Şahı ve Şahların en yiğidi olarak da kabul etmek mümkündür. Ama asıl anlamı özünü fakir gören, mütevazi yiğitler yiğididir. Başka bir deyimle kuvvetine ve kudretine güvenip benlik getirmeyen, sürekli tevazu da bulunan yiğitler yiğidi olarak algılamamız gerekir. Bütün bu kavramlar Şahı Merdan Hz. Ali isminde bütünleşirler.

    Hz. Ali için kullanılan başka bir isim de Pirlerin Şahı Hz. Ali veya aynı anlamı içeren Evliyalar Şahı Hz. Ali ismidir. 18 bin Alemi var eden nura gösterdiği Takdiri ilahiyyeye ve tam rızâdan dolayı ona "Mürteza" adı da verilmiştir. Evliyalar Şahı ve Murteza isimlerini bir arada değerlendirdiğimizde, onun Hakka tam teslim olmuş, hikmetine Evliyaların ve Ermişlerin akıl sır erdiremediği bir Veliyullahtır.

    Hz. Ali’nin makam ve yeri Pir, Piran, yani Pirlerin Şahı, Pirlerin en Ulusu, en büyüğü olarak algılanır. Bu ululuk aynı zamanda Murteza, yani Allah rızasını kazanmış ve ilahiyete tam rıza göstermiş olmakla birlikte ele alınır.

    Hz. Ali’nin diğer bir ismi ise Turnalar Şahı Hz. Ali’dir. Hz. Ali’nin sesinin yani avazının çok güzel olduğu ve kulağa hoş geldiği anlamında, çok sonraları onun hakkında telaffuz edilmiştir. Turnanın sesinin çok güzel olduğuna inanılarak Hz. Ali ile Turna bir araya getirilmiştir.

    Turnalar Şahı demek, Turna gibi yüksek avazla Ehli Beyt figanını paylaşanların Şahı anlamında söylenmektedir.

    Turna imgesinde söylenmek istenen aslında Turnanın kendi değildir elbette. Hz.Ali’yi sevenlerin bağrı yanıktır. Ehli Beytin ve sırf onları sevdikleri için acımasız zulümlere maruz kalan Alevilerin acıları, türkülerden ziyade ağıt tarzında deyişlere, beyitlere aktarılmış ve büyük bir içtenlikle söylenmektedir. Alevi deyiş ve beyitlerin içeriğini sade bir dille aktaracak olsak, çekilen acıyı o kadar içten dile getirmektedir ki en sert yürekler, en merhametsiz taş kalpler bile yumuşamakta ve hüzün çekmektedirler.

    Bu yüzden Alevi Cemlerinde beyitler okununca katılımcılar genellikle huşu içinde ağlamakta, Ehli Beytin haksızlıklar ve acı dile getirilerek, gözyaşı, feryat ve figan ile paylaşılmaktadır.

    Cemlerde çalınan saz ve bağlama bu yakarışa daha içten bir rutin kazandırmakta, çekilen acılar karşısında çaresizlik, daha içten Ehli Beyt sevgisine dönüşmektedir.

    Turnanın sesinin güzel ve tiz oluşu, bu güzel hayvanın avazının güzelliği olarak algılanmakta, daha yüksek sesle ve daha içten bir avazla yakılan deyişler doğrultusunda Ehli Beyt aşk ve sevgisi dile getirilmektedir.

    Alevi Ozanlar ve Erenler bundan dolayıdır ki, Turnada Hz. Ali’nin avazı var diyerek onu Hz. Ali ile sevgisi içinde anar olmuşlardır.

    Buna benzer bir durumda şudur. Bazı Alevi bölgelerinde Kaz adeta kutsal görünmektedir. Kazın ayağının 3 parmaklı oluşu ile Hakk Muhammed Ali arasında bir benzerlik kurulur ve kaza ayrı bir sevgi gösterilir. Tabii kaz ayağının 3 parmaklı oluşu kazı kutsal yapmaz. Sadece kudsiyetin kazda sergilendiği gösterilerek Hakk Muhammed Ali sevgisine bağlılık aşılanır.

    Hz. Ali’nin diğer bir ismi de Şiriyezdan'dır ve Allah'ın arslanı anlamında kullanılır. Allahın Aslanı ile ilgili değerlendirme yukarıda yapıldığı için bu örnekte yenilemeye gerek görmüyoruz.

    Ayrıca Şahı Velayet (Velayet eden ve İman edenlerin Şahı), Serpinhan (yardımcı Can, yardımsever Can), Halük-ül Rahman ( bağışlayıcılığın yaratıcısı), Emirül Müminin ( Müminlerin Emiri / İnananların başı), Bab’ıl İlim (İlim Kapısı), anlamında sevilen isimleri vardır.

    Bazı kaynaklar Hz. Ali’nin bin bir isminin olduğunu, güzel olan her şeyde onu gördüklerini, ne kadar güzel eser varsa hepsinde Hz. Ali’yi gördükleri inancından hareketle bu isimleri çoğaltırlar. İsim sayısının bir kaç tane daha fazla yada eksik olması onun şahsında fazla bir önem arz etmez. Ancak Alevi toplumu onu öylesine bir içtenlikle sahiplenmiş ki, sadece Ali isimleri değil, ona yakıştırılan diğer isimleri bile aynı içtenlikle sahiplenmiş ve nesiller boyu yeni doğan bebeklere bu isimleri vererek bağlılık örnekleri göstermiştir.

    Alevilikte başka hiç bir isim ve kavram yoktur ki üzerinde Hz. Ali kadar geniş ve derin bir iz bırakmış olsun. Aleviler yüzyıllardır bu duygu ile sadece Ali ismi değil, onu başka şekilde çağrıştıran Türabi, Mürteza, Haydar, Bin Ali, Ali Ekber, Ali Haydar, Ali Can ve daha nice isimleri çocuklarına takarak ona bağlılıklarını sergilemektedirler