günah psikolojisi

İslamiyet bölümünde yer alan bu konu gizems tarafından paylaşıldı.

  1. gizems

    gizems HaRbİ PrEnSeS

    Günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ imân nurunu çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre (inkâra) gidecek bir yol var. O günah, istiğfar edilerek çabuk imha edilmezse, küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
    Bu mevzuda Mutaffifîn sûresinin âyetlerinde şöyle buyuruluyor: "Yalanlayanların vay haline!.. Ki onlar, hesap gününü inkâr ediyorlar. Halbuki onu, ancak her azgın günahkâr inkâr eder. Ona âyetlerimiz okununca: "Geçmişlerin masalları" demiştir. Hayır onların zannettikleri gibi değil. Doğrusu onların kazandıkları günahlar, kalblerini kaplamıştır.''
    Âyetlerden anlaşıldığına göre: Dini yalanlayanlar, haddini aşan, günaha düşkün kimselerdir. Ceza günü olan kıyamet gününe inanmak hoşlarına gitmediği ve keyiflerini kaçıracağı için, din gününün aslı yoktur, derler. Allah'ın âyetlerine geçmişin masal ve efsaneleri nazarı ile bakarlar, işte bütün bunların sebebi: Kazançları, kazanıp durduktan ve kâr sandıkları günahların kalblerinin üzerine pas bağlamasındandır. O kalbler, o günahları itiyad edip ahşa alışa pas tutmuş aynalar gibi körlenmiş kararmıştır da artık duymaz ve göstermez olmuşlardır. İmam Ahmed ve Tirmizi Ebu Hureyre'den şu Hadis-i Şerifi rivayet etmektedirler: "Kul bir günahı işlediği vakit, kalbinde siyah bir leke yapar. Eğer tevbe edip çekinir, istiğfar eylerse, kalbi yine parlar, döner yine yaparsa o leke artar, nihayet kalbini istilâ eder."
    Zamanla günahların lekelerinin kalbi tamamen karartması ile inkâr duygusu gelişmiş olur. Meselâ, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının haberdar olmasından çok utandığı zaman, meleklerin ve ruhanilerin varlığı ona çok ağır geliyor. Küçük bir emare ile onları inkâr etmek arzu ediyor. Hem meselâ, Cehennem azabını netice veren büyük bir günahı işleyen bir adam Cehennem'in tehditlerini işittikçe istiğfar ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla Cehennem'in yokluğunu arzu ettiğinden, küçük bir emare ve bir şüphe, Cehennem'in inkârına cesaret veriyor. Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve kulluk vazifesini yerine getirmeyen bir adam, küçük bir amirinden, küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olduğundan, Ezel ve Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hakk'ın ısrarlı emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve manen diyor ki: "Keşke o kulluk vazifesi bulunmasa idi." Ve bu arzudan, Allah'a karşı manevî bir düşmanlığa işaret eden bir inkâr arzusu uyanır. Allah'ın varlığına karşı bir şüphe kalbine gelse, kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helak kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, gayet cüz'î bir sıkıntı, kulluk vazifesinden gelmesine karşılık, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müthiş manevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul eder.