Fransa'da günlük yaşam ve yemek kültürü

Soru & Cevap bölümünde yer alan bu konu LAL tarafından paylaşıldı.

  1. LAL

    LAL Moderatör

    Fransada günlük yaşam ve yemek kültürü nasıldır

    Fransa'da Yasam

    Her bölgesi farklı kültürel zenginliklere sahip güçlü bir tarım ülkesi olan çağdaş Fransa, doğal güzelliklerini korumakta, geleneklerine sahip çıkmakta ve ürünlerinin orijinaliğini değerlendirmektedir. 6 milli park, 126 doğal sit alanı ve 400’den fazla biyolojik ortamı koruma bölgesi bulunmakatadır. Ve dahası tesadüfen Cathares şatoları, Larzac yaylası, Raz zirvesi, Auvergne bölgesinde volkanlar, vs…gibi keşfedeceğınız birçok yer bulumaktadır.

    Fransızların yarısı nüfusu 50 000 ‘in üzerinde olan şehirlerde yaşamaktadırlar. Paris ve Paris’in banliyölerinde yaklaşık 10 milyon kişi yaşamaktadır. Fransa’da nüfusu 350 000 ‘in üzerinde olan 12 şehir vardır. Lille, Lyon ile Marsilya ve bunların banliyölerinin her birinde 1 milyondan fazla kişi yaşamaktadır. Metropolleri terk edip orta ölçekli şehirlerde yaşamayı tercih eden Fransızların sayısı gittikçe artmaktadır.

    Etrafı 4 denizle çevrili Fransa’nın ( Kuzey ve Manş denizleri, Atlas okyanusu ve Akdeniz) 5500 kilometrelik bir kıyı kesimi vardır : Vahşi kıyılarıyla ünlü Brötanya, uzun plajlarıyla Landes bölgesi ve yıl boyunca güneş gören Akdeniz.

    Herkes kendi köyüyle, bölgesiyle, mutfak kültürüyle veya bölgesel « şarabıyla » gurur duymaktadır. Zaten General de Gaulle de bu zenginliği « peynir çeşiti 400'den fazla olan bir ülke nasıl yönetilir ! » şeklinde ifade etmiştir.

    Anglo-Saksonların aksine Fransızların misafirlerini basit bir şekilde ağırlama alışkanlıkları oldukça azdır. Ilk ağırlama genellikle gösterişli bir havada geçer. Bir Fransız aile tarafından davet edilmek birlikte uzun zaman geçirdikten sonra gercekleşen bir olaydır. Fransızlar selamlaşmak için el sıkışırlar.

    Sofrada yemeğe başlamadan önce yemeğin herkese servis edilmesi beklenir. Sigara içilecekse önce müsaade istenmesi uygun olacaktır. Telefon görüşmelerinizi saat 22'den sonra yapmaktan, bir davete saatinden önce veya bir randevuya geç gitmekten kaçının.

    « Siz » sözcüğü birisiyle konuşurken saygıyı, mesafeyi ifade eder. Az tanıdığımız veya kendimizden daha yaşlı kişilere, hiyerarşik üstlerimize seslenirken bu sözcüğü kullanırız. « Sen » sözcüğü sevgiyi, dostluğu ifade eder. Dostlar arasında senli benli konuşmaya genellikle kendiliğinden ve doğal bir şekilde geçilir. Kendimizden daha yaşlı biriyle, kendisi söylemediği sürece senli benli konuşulmamalıdır.

    İş günü sabah 8 ila 9 arasında başlar ve saat 17 ila 18 arasında biter. Fransız çalışanların çoğu saat 13’te öğle iznine çıkar ve çalıştıkları şirketin kafeteryasında veya o saatlerde çok kalabalık olan kafelerde yemek yerler. Tiyatro ve konser salonları daha geç saatlerde, yani 20 ila 21 arası, kapılarını halka açıyorlar.

    Mağazalar hafta içi ve cumartesi günleri 19 :30’a kadar açıktırlar ve sadece pazar günleri kapalıdırlar. Kent merkezinde veya kırsalda yaşayan Fransızlar hafta sonu cumartesi veya pazar sabahları pazara gitmekten hoşlanırlar.

    Müzeler hafta sonu açık salı günleri ise de kapalı olurlar. Bankalar da, özellikle Paris dışında, öğleden sonra erken kapanırlar ancak para çekebileceğiniz ATM’ler yaygındır. Visa ve Mastercard kartlar Fransa’da en çok kullanılan kartlardır.

    Paris'te Yaşam ve Mutfak

    Nüfusunun kazancının büyük bir bölümünü her şeyden çok yemeğe harcadığı bir ülkede, yemek bir yaşam biçimidir.



    Fransa'nın gastronomik ve bölgesel çeşitliliği, büyük olasılıkla diğer tüm ülkelerden daha fazladır. Çileden çıkan Charles de Gaulle bir keresinde şu ünlü sözü söyleyivermişti: "256 farklı çeşit peynir üreten bir ülkeyi sadece bir kişinin yönetmesi nasıl beklenebilir?" (Resmi rakamlara göre yaklaşık 400 peynir çeşidi var.) Ayrıca La Rochelle'den İspanya sınırına kadar dolaşırsanız 500'den fazla farklı türde deniz mahsulü yemeği tadabilirsiniz.
    Fransızların yemek zevki en çok sokak pazarlarında göze çarpar. Sabit yiyecek dükkanları da pazar ganlerinde işlek günlerini yaşarlar; Fransız kasaplarıyla balıkçılar, zanaatlarının ustalarıdır ve her satışta sözlü yemek tarifleri verirler. Ayrıca peynir ya da meyve satıcıları da satın almak istediğiniz şeyin akşam için mi, yoksa ertesi gün için mi olduğunu sorup buna göre ürün seçerler.
    Geleneksel fransız bageti yağsız yapılır ve birkaç saat içinde bayatlar. Fırıncılar günde iki kez (sabah erken ve akşam üstü) ekmek çıkarmaya gönülsüz oldukları için, Fransızlar alışkanlıklarını değiştirdiler. Eskiden olduğu gibi günde iki kez yerine artık günde sadece bir kez ekmek alıyorlar. Ve baget, koruyucu maddeler eklenmeye devam ettikçe gevrekliğini kaybedecek gibi görünüyor. Modern Fransa'nın hızlı yaşam biçimi, mikrodalga yemekleri ve fast-food restoran zincirleriyle besleniyor. McDonalds burada Macdo olarak biliniyor.
    Ünlü Fransız gastronomi ve 32 ciltlik La France Gastronomique adlı yapıtın yazarı Curnonsky, birbirinden farklı 4 tür Fransız mutfağı betimlemişti: "La Haute Cuisine, La Cuisine Bourgeoise, La Cuisine Régionale, et La Cuisine Improvisée." Yarım yüzyıl sonra bu sınıflamalar halen geçerlidir.



    Haute cuisine, ünlü uzman şeflerin profesyonel aşçılığıdır. Bu sınıflama bu günkü terimlerle, tam olarak Güney Savoy ve Alain Ducasse gibi Michelin yıldızlı şefleri karşılar. Nouvelle cuisine, haute cuisine'in modern bir yorumudur. Ünlü şefler, klasik Fransız yemeklerini, 1980'lerin daha az tereyağı ve krema içeren, daha az soslu hafif yemek talepleri karşısında yeniden düzenlediler. Özgün biçimiyle bu üslup kısa ömürlüydü, ama nouvelle cuisine, Fransız haute cuisine'i üzerinde iz bıraktı; klasik yemekler, bugün, 20 yıl öncesine oranla çok daha hafif bir tarzda hazırlanmaktalar. Buna karşın cuisine improvisée, kökeni açısından köylüdür. Bu mutfak jambon, sosis, yahni ve omletten oluşan çiftlik yemeklerini içerir.
    Ama Fransa'nın mutfak haritasını en çok biçimlendiren diğer iki mutfak olmuştur. Cuisine bourgeoise , sade ve üstünlüğü kimseye bırakmayan orta sınıf Fransız aşçılığıdır. Cuisine régionale ise Provence'in bouillabaisse ' ı, Bourgogne'nın coq au vin 'ı ve Toulouse'ın cassoulet 'si gibi Fransa'nın klasik yemeklerdeki mükemmel bölgesel spesiyalitelerden oluşur.



    Restoranlar çok farklılık gösterir. En basitleri, yerel peynirlerle, büyük olasılıkla yerel fırından alınan tatlılarla ev yapımı yemekler sunan küçük aile işletmeleridir. Tipik yemekler arasında steak pommes frites (genellikle Fransa'nın ulusal yemeği olarak tanımlanır); estouffade de boeuf ve blanquette de veau'nun yanısıra soğuk etler ve peynirler vardır. En seçkin olanlarsa, zarif bir mekanda klasik haute cuisine sunan en üst düzey restoranlardır. Fiyatlar daha pahalıdar, ama çoğu kez şaşırtıcı kalitede, özellikle öğle vakti, sabit fiyatlı mönüler bulunur.

    Ve tabii Café'ler...

    Parislilerin yaşamında café'nin özel bir yeri vardır: Burada dostlarıyla buluşur, günün olaylarını tartışır ve dünyanın geçip gitmesini izlerler. Bazıları için caféler neredeyse ikinci adresleridir. Birçok Paris café'si, sanatçılar ve entellektüellerin fikir alışverişinde bulunup geliştirdikleri bir buluşma noktası olarak çok ünlü bir geçmişe sahiptir. Bir dergi okumak, bir şeyler atıştırmak, yaşamın anlamını tartışmak ya da yalnızca oturup izlemek istiyorsanız, gideceğiniz yer bir café'dir.
    Geleneksel café kültürü, son yıllarda Paris'teki café sayısı önemli derecede azalmış olsa da geçmişte olduğu kadar bugün de güçlüdür.
    En az baget kadar Fransız olan, günlük yaşamı gözlemleyebileceğiniz fotoğraf pencereleri. Café'siz köy, köy değildir! Café yaşam biçimini benimsemek için, sadece bir kahveyle saatlerce nasıl ilgilenilir onu öğrenmeniz gerekir.




    Café de Flore
    Café de Flore'a uğrarsanız, sıcak çikolata ve gofreti deneyebilirsiniz. Bu kafe Paris'in en meşhur kafelerinden biri olup; varoluşçu felsefenin babalarından Jean Jacques Rouseau burada oturup ince fikirlere dalarken varoluşçluğun ana fikri olan “varlık özden önce gelir” yargısını dile etmiş. Herhalde burada insana ilham veren bir şey ler olmalı demekten kendini alamıyor insan.



    Les Deux Magots
    İçerisinde iki çinli tüccarın heykelinin bulunmasından ötürü adı Deux Magots. Buranın da müdavimi Victor Hugo, Sefiller'i burada kafasında yazmış. Deux magot'un mutfağı oldukça iyidir. Şayet fırsatınız olursa "Molue à la Créme"i deneyebilirsiniz.
    Ayrıca Café le Départ St-Michel de uğramanız gereken Paris'in en meşhur ve saygın kafelerinden biridir.