Evren Oluşum Modelleri...

Coğrafya bölümünde yer alan bu konu SaMeT46 tarafından paylaşıldı.

  1. SaMeT46

    SaMeT46 Moderatör

    PLAZMA EVREN MODELI VE FELSEFE
    - 1 -
    "Evrenbilim her zaman bilim ile felsefe, bazilarina göre ise bilim ile din arasinda sinir çizgisi oldu ve öyle kalacak gibi görünüyor." (Hannes Alfvén) Evren ilgili görüşlerimiz 400 yil önce nasil degişiyorduysa şimdi de degişim içerisindedir.
    Batlamyus evrenbiliminde, üzerinde yildizlarin çakili oldugu kristal küre evreni iki kisma ayiriyordu. Bunlardan biri Dünyanin bir kaç kati büyüklükte betimlenen kürenin içinde kalan "dünyasal alem", digeri ise kürenin dişi olan "kutsal-alem". Bu evren tasvirinin Aristoteles uyarlamasinda da bilim sadece bu kürenin içinde kalan alani, sadece bir yere kadar açiklayabilir, ama kutsal-alemi asla, deniyordu!
    Kopernik Devrimi bu güzel küreyi kaldirdi ve Newton, kendi bahçesinde bulmuş oldugu yasalarin gökyüzüne de uygulanabilecegini, bu yasalarin Güneş dizgesinin mekanigini açiklayabilecegini gösterdi. Böylece doga yasalarinin, en azindan Güneş dizgesi içerisindeki evrenselligi ortaya çikmiş oldu. Ortak kütle merkezi etrafinda dolanan ikili yildiz dizgelerinin gözlemlenmesiyle de hem evreni hem de düşünce sinirlarimizi genişlettik, doga yasalarinin yer yadirgamaksizin evrenin her noktasinda ayni şekilde işledigini gördük.
    Bu gün Big Bang'le beraber, evrenin sinirlarini 400 yil öncekinin on üzeri onsekiz kati dişari taşidik ama hala biryerlere sinir koyuyoruz. Peki, sinir koymamiz gerekiyor mu? Sorunun cevabi "hayir" bir sinir koymak zorunda degiliz, ama günümüzde en yaygin evren modeli Big Bang sinir koyuyor, çünkü buna ihtiyaci var!

    The Big Bang Büyük Patlatmasi

    Bugün evrenin nasil başladigi ve biçimledigi konusunda başi çeken ve en taninan teoridir. Big Bang'in en bilinen iddiasi evrenin bundan 15-20 milyar yil kadar önce sonsuz küçük tekil bir noktanin patlamasi ile evrenin hiçten var oldugu (yaratildigi) iddiasidir. Bence bu senaryo kutsal kitapla inanilmaz bir şekilde örtüşüyor.

    Şekil 1: Big Bang evrenin bir balon gibi şişmekte oldugunu söylemekte.
    Bu şekilde, noktalar gökadalari temsil etmekte. Eger kendimiz bu noktlaradan birindeki gözlemci yerine koyarsak, diger bütün noktalarin bizden uzaklaştigini gözleriz. Bugün gökbilimciler Big Bang evrenbilimini üç sütun üzerinde yükseltmektedirler.
    Bunlardan birincisi Amerikali astronom Edwin Hubble'in Mount Wilson Gözlemevi'ndeki 2.5 Metrelik teleskop ile sarmal kollu gökadalar üzerine yaptigi çalişmaya dayanmaktadir. Bu çalişmada bizim gökadamizdan daha uzaktaki gökadalarin daha hizli, daha yakindakilerin ise daha yavaş olmak üzere bizden uzaklaştiklari gözlemlendi. Diger bir deyişle, evren sanki bir noktadan şişmeye başlamiş gibi her yönde ayni hizla genişlemekte idi. Zamani, filmi geri oynatir gibi geriye dogru izlersek geçmişte bir yerlerde
    evrenin kendi üzerine çökmüş olmasi gerektigi, filmi en başa sardiktan sonra tekrar izledigimizde de evrenin büyük bir patlama ile şişmeye başlamasi gerektigi sonucu çikarildi. Genişleme geriye dogru düşünülerek elde edilen evrenin yaşina, ilk başta 5 milyar yil dediler, tüm zorlamalarla ancak 20 milyar yila çikarabildiler. Söz ettigimiz bu konu Big Bang'in en bilinen söylenceleridir.
    Üç sütundan ikinci ise evrende ölçülmüş olan "hafif elementler" bollugudur. Hafif elementler dendiginde, hidrojen ve onun izotopu olan döteryum, helium ve lityum elementlerini anliyoruz. "Element bollugunun ölçülmesi, kocaman bir kekin pişirildikten sonra malzemenisinin ne oldugunu araştirmaya benziyor." (Jeff Kanipe) Evrenin hamurunun ne oldugu sorusuna küresel kümelerdeki yaşli yildizlara bakarak cevap arandi. Türlü çabalardan sonra Big Bang'i gözlemlenen element bollugunu yaratabilecek hale getirdiler.


    - 2 -
    Üçüncü sütun ise büyük patlamadan kaldigi düşünülen kozmik mikrodalga ardalan işinimidir. Ralph Alpher, Robert Herman ve atom bombasinin dogdugu proje olan Manhattan Projesinin başinda bulunan George Gamow'a göre: hayallerini süsleyen büyük patlamanin gerisinde, evrenin her yerini kaplayan bir işinim birakmiş olmasi gerekmeliydi ve buna "mikrodalga ardalan işinimi" dendi. Bu tanimdaki ardalan sözcügü bize ne anlatiyor? Bu işinimin herhangi bir gök cisminden kaynaklanmadigini, Büyük Patlamadan ardakalan fosil işinim oldugunu ve gözlemlenebilir evrenimizin ötelerinden, her yerinden geldigini anlatir. Gerçekten de radyo teleskoplar gökyüzüne çevrildiginde yönden bagimsiz olarak her taraftan ayni dalagaboyunda işinim algiladilar. Bu her yeri kaplayan işinimin sicakliginin mutlak sifirin hemen üzerinde 2.73 K oldugu yani bir dogumgünü mumundan 108 kez daha zayif bir işinim oldugu ölçüldü.
    Ardalan işiniminin en büyük özelligi radyo teleskoplarimizi hangi noktaya çevirirsek çevirelim her bir noktada 2.73 K sicakligina denk gelmesidir. Ancak ciddi bir sorun var çünkü bu gün evrene baktigimizda eşdagilimli görünmüyor, aksine 109 tane gökada aralarinda dev boşluklar olan duvarlar ve tabakalardan oluşmuştur. Peynirlerdeki delikler gibi boşluklar ve yumrulu yapilar sergilemektedir. Astrofizikçiler eşdagilimsiz görünen bu yapilarin oluşmasina neden olan her ne ise onun etkilerinin ardalan işiniminda da gözlemlenmesi gerektigi ortak fikrine vardilar. Diger bir deyişle evrenin her noktasinda 2.73 K olarak ölçülmesi gereken degerin iniş çikişlar yani dalgalanmalar göstermesi gerektigi sonucunu çikardilar.

    Şekil 2: COBE uydusunun mikrodalga ardalan işiniminda dalgalanmalar buldugu açiklandi. Bu şekilde, renkler farkli sicaklik degerlerine denk gelen bölgeleri göstermekte. Ta ki 1992 yilina kadar bu durum ile ilgili yeterli bir sonuç elde edilemedi. 1992 yilinda COBE (cosmic background explorer - kozmik ardalan kaşifi) isimli uydunun ardalan işiniminda dalgalanmalara rastladigini duyurdular. Bu duyuru pek dramatikti. Bir gazete başligi şöyle "Astronomlar Tanrinin Yüzünü Gördü". Bir kitapta da ardalan işinimlarindaki dalgalanmalar "Tanrin Parmak Izleri" olarak yorumladi.
    Peki bu ardalan işinimi gerçekten de "ardalandan" geldigini kanitlayabilecek ya da yanlişlayabilecek gözlemler yapilabilir mi? Evet yapilabilir. COBE, ölçümlerini bu gün bildigimiz en büyük yapilardan daha büyük ölçeklerde gerçekleştirdi. Bugün gökbilimciler bu dalgalanmalari daha küçük ölçeklerde, gökadalar seviyesinde ölçebilecek araçlar kullanabiliyor. Bu araçlarla ardalan işiniminin gerçekten ardalandan mi yoksa gökadalar arasinda tuzaklanmiş olan plazmadan mi geldigi araştirilabilir. Bunu COBE yapamazdi çünkü çözünürlügü yani kullandigi ölçek gökadalarin oluşturmuş oldugu süper kümelerden de büyüktü. Buna karşin hala bir çok biliminsaninin kafasinda COBE'nin ölçümleri, Big Bang için açik seçik zafer olarak durmaktadir.
    Ancak yine de kendilerini bir sorun bekliyordu: Ardalan işinimindaki dalgalanmalar bugün gözlemlenen evrenin 100 milyon işik yili genişliginde 1 milyar işik yili uzunlugunda dev gökada kümelerini oluşturmaya yetebilecek genlikte degildi.

    - 3 -
    Bu yapilari açiklayabilmek için yeni bir yarabandi daha buldular. Şimdi bir süre masal dinliyor gibi olacagiz! Dediklerine göre, evrendeki madde dagilimi aslinda yumrulu degil, ancak yumrulu gibi görünüyormuş. Gökada haritalarinda açikça görünen boşluklar karanlik yani bizim gözleyemedigimiz bir tür madde ile doluymuş. Bir hayalet, "karanlik madde"! Bu karanlik madde, bizim bildigimiz türden bir madde degilmiş, onlara göre -varsayimsal olan- graviton, axion gibi temel parçaciklardan oluşmuş. Bu nedenle de sadece dolayli olarak kütle çekim etkileri gözlemlenerek varligi gösterilebilirmiş. Bu maddenin büyük patlamadan sonra yaratilan maddenin bugünkü yapilari oluşturabilmesi için gerekli olan kütleçekim kuvvetinin kaynagimiş. Ama karanlik madde o kadar alçakgönüllüymüş ki yaptigi büyük işlerden böbürlenmez, kendini kimseciklere göstermezmiş. Gerçekten de iyi bir masal ki çogu biliminsanini uyutabilmekte!
    Karanlik maddenin kanitlanmasinda sadece gözlemsel degil, mantiksal bir sorun da var. Şimdi soruna deginelim: Güneş dizgesinde, Güneşten uzaklaştikça gezegenlerin Güneş etrafinda dolanma dönemi artar, yani hizlari düşer. Bunun nedeni, kütle çekim ivmesinin uzakligin karesi ile ters orantili olarak azalmasi, dolayisi ile çekim ivmesini dengeleyen merkezcil ivme için gerekli olan hizin düşmesidir. Buna benzer şekilde, kendi gökadamiza baktigimizda da gökada merkezinden daha uzaktaki yildizlarin dolanma hizinin, merkeze daha yakindakilere göre uzakligin karesi ile ters orantili olarak daha az olmasi gerekir. Ancak gözlemler yildizlarin dolanma hizinin beklendigi gibi düşmedigini göstermektedir. Işte bu durum karanlik maddenin varligi ile açiklanmakta. Fakat mantiksal sorun şurada: Zaten karanlik madde varsayimi eksik oldugu düşünülünen kütle çekim kuvvetinin kaynagini bulmak için ortaya atilmadi mi? Çözüm olarak karanlik maddeyi önerdiler, yani sadece kütle çekimi özelligi olan bir madde, kanit olarak yine çözümün kendisini öne sürüyorlar! Bu ne biçim bir kanit! Kanit için çözümün kendisini bir daha aynen söyleyip bu sefer çözüm yerine degil de kanitlama yerine kullaniyorlar.
    Bu bana, Evrim Aldatmacasi isimli kitabin arkasinda ki "Yazar Hakkinda" başlikli yaziyi animsatiyor. Yazida "Harun Yahya" isminin, takma ismi "Cavit Yalçin" olan kişinin takma adi oldugu söyleniyor! Big Bangçiler ise şöyle diyor: "Kütle çekim kuvveti eksik, karanlik madde çözümdür, kanit: gözlemleyemedigimiz karanlik maddenin kütle çekim etkisi." Tam bir kisir döngü, nasil bir kanitlama, bana anlatabilecek olan varsa mutlu olurum?

    Plazma Evren Modeli

    Big Bang evrenbiliminde, kütle çekim evreni biçimlendiren ana etkendir. Plazma evrende ise evreni biçimlendiren, şu an gözlemlenen haline getiren ana etken kütleçekim degil elektromanyetizmadir. Plazma evren modeline göre: elektromanyetizmanin, evrenin %99 undan fazla bir kismini oluşturan plazma ile olan etkileşimi sonucu bugünkü yapilari oluşmuştur.
    Plazma nedir? Plazma maddenin dört durumundan biridir. Kati, sivi, gaz, plazma. Bunlardan plazma maddenin evrende en çok rastalanan durumudur. Bu nedenle maddenin birinci durumu dersek daha dogru olur. Maddenin diger durumlari kati, sivi, gaz bizim en iyi tanidigimiz durumlaridir ve evrenin toplamda sadece %1 inden de küçük bir kismini oluşturmaktadirlar.
    Plazmayi maddenin gaz durumu gibi düşünebiliriz ancak gazi oluşturan atom ve moleküller elektriksel olarak nötr iken plazmayi oluşturan parçaciklar elektrik yüklüdür. Herhangi bir gazi çok yüksek sicakliklara çikardigimizda atomlar elektronlarini yitirerek iyonlaşmiş duruma geçerler. Atom çekirdekleri pozitif yükle donanirken, serbest elektronlar plazma ortaminin negatif elektrik yükünü oluştururlar. Böylece, plazma negatif ve pozitif elektrik yüklü parçaciklar toplulugu olarak karşimaza çikar.
    Plazma ile karşilaştigimiz diger bir örnekte şöyle: Yagmur bulutlarinin alt kisimlarinda negatif yükler birikmeye başlar ve bu birikim yerde de pozitif yüklerin birikmeye başlamasina neden olur. Ayri elektrik yüklü tabakalar arasinda oluşan elektrik alan, atmosferdeki atomlari iyonlaştirabilecek genliklere ulaştiginda atmosferde plazma yapi oluşur. Plazma yapi, altindan da iyi bir iletkendir ve iki tabaka arasinda kanal görevi yaparak yük boşalmasina neden olur ve biz bunu şimşek olarak görürüz.
    Insan yapimi plazma, kisa ömürlüdür. Neon veya flöresan lambalarindaki plazma varligini sadece lamba yandigi sürece sürdürebilir. Ancak, kozmik plazma çok daha uzun ömürlüdür. Örnegin, yildizlar çekimsel olarak birarada bulunan plazma yumagidir; yildizlar arasi ve gökadalar arasi ortam tamamen plazma durumundadir.


    - 4 -
    Plazma astrofizigi ve evrenbiliminin kökleri 1896'lara kadar uzanmaktadir. 1896 yilinda, hayatini laboratuvarda katot işinlari ve parçaciklari üzerine çalişarak geçiren Kristian Birkeland bir makalesinde şu sözlere yer veriyor:
    "... Kuzey işimasinin (auroranin) nedeninin uzaydan gelen parçacik işinlarindan kaynaklandigi inancimi ilk kez açikliyorum."
    Burada parçacik işinlari dedigi şey henüz adi konmamiş plazmadir. Plazmanin isim babasi ABD General Electric şirketinden Irwing Langmuir'dir. Elektrik boşalmalarinin gazlar üzerindeki etksini incelerken tanişmiştir. Plazmanin canli gibi davranişlar sergilemesi onun tip bilimi termilojisinden seçtigi plazma sözcügünü kullanmasina neden olmuştur.
    Gerçekten de 1974 yilinda yapilan uydu gözlemleri, kutup işimasinin (auroranin) nedeninin, Güneş'ten kurtulup gezegenlerarasi ortamda yolculaga çikan ve Dünya'nin manyetik küresince tuzaklanan plazmanin ortaya çikardigi elektrik akimlarinin sonucu oldugunu göstermiştir.
    Birkeland daha da ileri giderek 1908 yilinda şu sözlerini de yayimliyor:
    "...Bu teori evreni yönlendiren, Güneş dizgesinin diskini, hemen hemen ayni düzlemde olan gezegenlerin, Ay'in oluşumunu saglayan kuvveti, kütleçekimi degil elektromanyetik kuvvet kabul ederek önceki teorilerden ayrilmaktadir."
    Birkeland'in çaginin ilerisinde daha bir çok fikirleri olmuştur ancak biz onu saygi ile anarak devam edelim.
    Kütlesi olan her madde, çekim kuvveti dogurdugu gibi kendisi de çekim kuvetinden etkilenir. Ayni şekilde plazma da çekim kuvveti dogurur ve bundan etkilenir. Ancak elektrik ve manyetik alan ile karşilaştiginda genligi çekim kuvvetinin genliginden 1036 kez daha büyük olan elektromanyetik kuvvetlerin etkisi altina girer. Ayrica elektrik ve manyetik alanlar ile etkileşime girdigi gibi kendisi de bu alanlari oluşturabilmektedir. Bu yapisal özelliklerinden dolayi plazma uzayda eşdagilim göstermemekte, elektrik ve manyetik alanlarin varliginda devinimleri belli yönleri yeglemektedir. Söz konusu olan bu olgularin hepsi laboratuvar ortaminda kontrollü deneylerle dogrulanmiştir.
    Plazmanin salmiş oldugu işinim her zaman isisal olmayabilir. Synchrotron işinimi yani isisal olmayan işinimda üretebilmektedir. Bu işinim, manyetik alan çizgileri etrafinda sarmal yörüngelerde işik hizina yakin hizlarla dolanan serbest elektronlarin ivmelenmelerinden kaynaklanmaktadir. Bu tür işinimlar 1930'lu yillarda parçacik hizlandiricilarda üretilebiliyordu. Bu tür işinimlarin evrende dogal süreçlerde de üretilebilecegine dikkatleri çeken ilk biliminsanlari Hannes Alfvén, Nicolai Herlefson ve Karl Kienpenheuer'dur. Daha sonra Güneş ile ilgili çalişmalarindan dolayi Nobel ödülü almiş olan Alfvén, işik hizina yakin hizlardaki elektronlarin evrenin her köşesinde gözlenebildigini, bu nedenle de evrenin her yerinin akim tabakalari, akim halatlari ile bir ag gibi örülmüş olmasi gerektigini iddia etmiştir. Dolayisi ile evren, en büyük ölçeklerde bile arikovani gibi hücresel ve filamenter yapilar sergilemeliydi. 1980'lerde gökada süperkümeleri gözlemlendiginde, evrenin Alfvén'in dedigi gibi bir yapi sergiledigi görüldügü halde ciddiye alinmadi.
    Şekil 3: Gökadalardann oluşmuş bir küme. Sol üstten uzanarak gelen küme sag altta yayiliyor. Yapinin eşdagilimli olmadigi görülmekte, big bangçiler icad ettikleri karanlik maddeyi öne sürerek bu yapilarin aslinda eşdagilimli oldugunu ama eşdagilimsiz gibi göründügünü iddia etmekte


    - 5 -
    Big Bangçiler, kendi beklentilerini daha büyük ölçeklerde saglayacaklari umudu ile yaşadilar; bu sefer 15-20 süperkümeden oluşan devasal bir yapi daha buldular. VLA adi verilen radyo teleskoplar dizisi ile çalişan bir grup, gökadamiz merkezi yakinlarinda radyo işinimi yapan ve uzunlugu 120, genişlig 3 işik yili olan filamenter bir yay buldular. Gözlemlenebilen evren her geçen gün gelişen teknoloji ile biraz daha büyümektedir. Daha büyük ölçeklerde de evrenin, farkli akim tabakalarindan oluşan farkli sicakliklarda ve yogunluklarda bölgelerden oluştugu, hiyerarşik yapi sergiledigine dair çok güçlü kanitlar vardir.



    Şekil 4: NASA'nin Alfvén'i hakli kabul ederek oluşturdugu, gözlemlenen evren ile ilgili üç boyutlu model. Eşdagilim arayişinin temelinde Einstein'in kozmolojik ilkesi yatar. Einstein, evren modelini ortaya koyarken en büyük ölçeklerde düşünüldügünde evrende maddenin -eşdagilim- gösterdigini düşünmüştür. Einstein sirf felsefi ve estetik inançlarindan dolayi bu yolu seçmiştir. Çünkü büyük hacimlerde az yogunluk, küçük hacimlerde çok yogunluk varken evrenin bir küre olarak kendi üzerine kapanmasina gerek kalmayacakti, yani sinirsiz bir evrende yaşiyor olmamiz gerekecekti.Einstein zamaninda yapilan gözlemler evrenin eşdagilimsiz oldugunu göstermesine karşin ömrü boyunca evrenin daha büyük ölçeklerde eşdagilim sergileyecegi
    inanci ile yaşadi. Bugün Big Bangçiler bu inanç peşinde koşmaya devam ediyorlar ama bu inançlari onlarin sonunu getirecege benziyor. Bilim inançlari sadece biryere kadar kaldirabilir, çünkü inançlar doganin umrunda degil gibi görünüyor!
    Bugün radyo astronomi gözlemleri evrende eşdagilimi destekleyebilmek için kuazarlara sarilmiştir. Ancak bu gözlemlerden çikan sonuçlarin hemen hemen hepsi kuazarlarin kozmolojik uzakliklarda oldugu varsayimina dayalidir. Ancak bu varsayim da ileride deginilecegi gibi sorgulanabilecek ve çürütülebilecek bir varsayimdir. Kuazarlarin gökada merkezlerinden firlatilan yüksek erkeli plazma olduguna dair güçlü kanitlar vardir.
    1995'te Lerner, COBE ölçümlerinden elde edilen mikrodalga ardalan işinimindaki dalgalanmalarin genliginin, bugünkü yumrulu yapilari oluşturabilecek büyüklükte olmadigini kanitlamiştir. Plazma evrende, gözlemlenen yumrulu yapilari ve devasal tabakalari oluşturmak için karanlik madde gibi hayaletler yaratip karanlik işlere girme geregi kalmaz. Bir biliminsanina karanlik işlere girmeyi yakiştiramiyorum!
    Laboratuvarlarda yapilan deneyler, filamenter akim tabakalari içerisinde kalan plazma güç kaynaklarinin evrenle karşilaştirdigimizda küçük hacimlerde de olsa mikrodalga ardalan işinimi üretilebilecegini göstermişitir. Bu durumda, dev filamenter akim tabakalari, yildiz gibi işinim kaynaklarindan çikan erkeyi bir kafes gibi tutabilir. Böylece evrenin başlangicindan kalma oldugu iddia edilen mikro dalga ardalan işinimi bilinen fiziksel süreçlerle açiklanabilmelidir. Gerçekten de gözlem verilerinden elde edilen erke yeginliginin bu gün gözlemlenen evrenin 2.87 K degerinde olan karacisim işimasini saglayabildigini göstermiştir. Bu degerin COBE'nin 2.73 K degerindeki ölçümüne yakinligi plazma modelinin tutarliligini gösterir. Laboratuvar koşullarinda plazmanin tabakali yapilar oluşturdugu deneysel olarak gösterilebiliyor. Tabakali yapilarin oluşmasi için gereken koşullar biliniyor ve gerek koşullarin evrendeki varligi gösterilebilmektedir. En önemlisi plazma bilimsel yöntemin dişina çikmiş degil! Böylesine bir durumda Big Bang'in üçüncü sütunu yikilmaya yüz tutmuş bulunuyor. Çatiyi taşiyan sütunlardan birinin içi boş çikti, diger sütunlar bu çatiyi taşiyabilecek mi acaba?


    - 6 -
    Big Bang'in ikinci sütunun, ölçülmüş olan hafif element bolluguna getirmiş oldugu çözüm oldugunu söylemiştik. 1991 yilinda bazi bagimsiz gözlemciler tarafindan yapilan çalişmalar yilidizlar oluşmadan önceki helyum bollugunun, Big Bang'in önerdigi en düşük degerden de düşük oldugunu göstermişitir. (Lerner, 1995)
    Bence, çatiyi taşiyan üç sütundan ikisi çökmeye başladigina göre buralarin terk edilme vakti gelmedi mi? Üstelik tüm çabalara karşin sütunlar onarilamiyor da!
    Son olarak, sira Big Bang'in en saglam sütununa geldi. Animsarsak eger en başta Big Bang'in, evrenin genişledigini iddia ettigini yazmiştik. Çünkü, genişleme sürecini geri çevirdigimizde evreni 20 milyar yil öncesinde tek bir noktaya çökertiyorlar. Bu iddia, gökadalardan alinan işimalarin Doppler etkisinden kaynaklandigi söylenen kirmiziya kaymalarina dayanarak yapilmaktadir. Ancak, 1986 yilinda Hawai Üniversitesi'nden Brent Tully, milyarca işikyili uzunlugunda, 300 milyon işikyili genişliginde, 100 milyon işikyili kalinliginda gökada kompleksleri bulmuştur ve 1990'da buluşun dogrulugu kabul görmüştür. Ancak gökadalarin devinim hizlari ölçüldügünde ve gerekli düzeltmeler yapildiginda bu yapinin oluşmasi için gereken sürenin evrenin iddia edilen yaşindan beş kat fazla yani 100 milyon yil oldugu hesaplanmiştir.
    Bu olay bana çok yabanci gelmiyor. Dünya'nin yaşinin nasil gelişim gösterdigini animsiyorum. Önceleri 4500 yil dediler, jeologlar sayesinde şimdi 4.5 milyar yil oldugunu biliyoruz.
    Bu olguya getirebilecek olasi başka bir açiklama yok mu? Gözlemler, çogu gökadanin tayf çizgilerinin kirmiziya kaydigini göstermektedir. Bu durum genelde bize gökadalarin bizden uzaklaştigi dolayisi ile evrenin genişledigi anlamina geldigi şeklinde aktarilir.
    Uzun bir süre kirmiziya ve maviye kaymanin sadece iki nedeni oldugu düşünülüyordu. Bunlardan biri işinim kaynaginin gözlemciye göre hizindan kaynaklanan dopler etkisi, digeri ise kaynaktan çikan bir işinimin gökada, karadelik gibi gökcisimlerinin oluşturdugu büyük kütleçekim alanlarindan etkilenmesidir.
    Ancak, 1989 yilinda Rochester Üniversitesinden Emil Wolf, plazma evrenbilimcilerince desteklenen yeni bir teori geliştirdi. Bu yeni teori, kirmiziya kayma için, kaynagin gözlemiciye göre devinimden ve kütleçekiminden başka, bunlardan bagimsiz, üçüncü bir etken daha oldugunu önermektedir.
    Bu, 3. etken işinim erkesini demet halinde salan, yani, Lambertian olmayan işinim kaynaklari için geçerlidir. Bu tür işinimlara laser,maser, ve synchrontron işinimlari örnek olarak verilebilir. "Wolf-etkisi" olarak bilinen bu etken, işinimin saçilma sürecinin, tayf çizgilerinde kirmiziya kaymaya neden olabilecegini söylemektedir. Gökadadan ayrilan bir işinim farkli yogunluklarda plazma ortamlarindan geçer ve bu ortamlardaki atomlar rastgele yönlerde sürekli devinim halindedir. Bu sirada işinim enerji kaybedebilir yani frekansi düşer ve işinim, tayfin kirmizi ucuna dogru kayabilir. Ölçülen kayma miktari da gözlemcinin kaynaga göre duruş açisina baglidir.
    "Wolf-etkisi" loboratuvar yapilmiş olan birçok deneyle desteklenmektedir. Bu teori birbirleri arasinda madde akişi olan ve buna karşin çok farkli kirmiziya kayma degerleri gösteren gök cisimlerini açiklamakta başarili bir teoridir.


    Şekil 6 : NGC 4319 sarmal kollu gökadasi ve hemen altinda daha küçük olan dairesel yapi Markarian 205 kuazari. Halton C. Arp'a göre NGC 4319 sarmal kollu gökadasi ile Markarian 205 kuazari arasindaki madde aktarimi Big Bang'in çöküşünü başlatmiştir. (Şekil 6) Çünkü bu iki gökcismi çok farkli kirmiziya kayma degerleri sunmaktadir. Kirmiziya kaymadan hesaplanan hizlarina göre; kuazar bizden 21000 km/s hizla uzaklaşirken gökadanin hizi 1700 km/s olarak hesaplanmiştir.Bu ne anlama geliyor? Bu, gökada bizden 17 birim uzakliktaysa kuazar bizden 210 birim uzakliktadir anlamina geliyor. Durum böyle oldugunda aralarinda nasil
    olur da madde akişi olur, yani bunlar nasil olur da birbirleri ile temas halinde olur? Bunun gibi birçok örnek H. C. Arp tarafindan yayinlanmiştir ve Big Bang'in en saglam görünen sütunu, en sert şekilde yikilan sütun olmuştur. Big Bang'in can simidi gibi sarildigi kuazarlarin da demet halinde işinim saldigini biliyoruz. O zaman kuazarlar Big Bangçiler'in dedigi gibi evrenin en uzak gök cisimleri oldugu savi dogru olmayabilir.
    Diger yandan, kuazarlarin gökada merkezlerinden firlatilan cisimler oldugu hipotezi her geçen gün güçlenmektedir. Dolayisi ile kuazarlar hiç de sanildigi kadar çok uzak gökcisimleri olmasi gerekmez. Bu gökcisimlerinin sergiledikleri kirmiziya kaymanin bir kismi kütleçekimsel etkiden veya Doppler etkisinden olabilir. Ancak kuazarlarin kirmiziya kaymalarinda asil etkenin Wolf etkisi olabilecegi çok kuvvetli bir olasiliktir.

    - 7 -
    Kisacasi Big Bang'in üç sütunu da yerinden oynatilmiştir, ama hala direniyor, neden? Bu sorunun cevabi: "idealist felsefe ve egemen ideoloji Big Bang'i seviyor da ondan". "Nedensellik, Ereksel Nedensellik ve Evren Modelleri Üzerine" başlikli yazida bu soruya detayli olarak deginiliyor.
    Big Bang'in sütunlari çökerken plazma evren modeli kendi sütunlarini yükseltmektedir.

    Plazma Evren Modelini Big Bang'ten Üstün Yapan Bilimsel Olmasi

    Plazma evren modelinin en büyük sorunu, manyetik alan içinde bulunan, filamenter yapiya sahip ve elektriksel olarak iletken plazmayi tanimlayan denklemlerinin non-lineer olmasidir. Bu tür denklemlerin lisede görmüş oldugumuz denklemler gibi çözüm yollari yoktur. Bu tür denklemlerin çözümü ancak süper bilgisayarlar ile mümkündür. Ancak, doga çözümlerin zorluguna aldirmiyor gibi!

    Şekil 7: Radyo gökadalar. Üst sirada radyo dalgaboylarinda gözlemlenmiş üç tane gökada görülüyor. Alt sirada ise plazma simülatörleri ile elde edilmiş görünütler. Benzerlik ilk bakişta dikkat çekiyor. Plazma kuramcilari, plazma simülasyonu adi verilen bir yöntem kullanirlar. Bu yöntemde, daha önce teorik veya deneysel olarak elde edilmiş denklemler ile yasalari önceden koyulmuş sayisal bir doga oluşturulur. Sonra bu sayisal, sanal dogaya milyonlarca parçaciktan oluşan
    sayisal parçaciklar eklenir. Bilgisayar çaliştiril ve beklenir. Bilgisayarin hizina bagli olarak bir süre sonra bu parçaciklarin deviniminin oluşturdugu yapilari görebiliriz.
    Sayisal olarak elde ettigmiz bu yapilari, laboratuvar deneyleri ve gökyüzü gözlemleri ile karşilaştirarak denklemlerin dogrulugunu sinayabiliriz. Ancak yapilan ilk simülasyonlarda milyonlarca parçacik kullanilmasina karşin gerçege daha yakin sonuçlar elde etmek için çok daha yüksek sayida parçacik kullanilmasi lazim. Bunun için de elimizde daha güçlü bilgisayarlarin olmasi gerekiyor. Gökadamiz Samanyolu, 1065 tane özgür elektron ve iyon içerdiginden simülasyonda kullandigimiz bir parçacik aslinda devasal parçacik gruplarina denk gelmektedir. Yine de 50 milyon parçacik ile oluşturulmuş olan simülasyonlar evrende gözlemlemiş oldugumuz gökada yapilarini, sayisal ortamda şaşirtici derecede benzerliklerle oluşturabilmektedir.
    Şekil 8: Yukarida iki damla plazmanin birbirlerin eetkimeisnin laboratuvar gözlemleri üzerine oluşturulmuş simülasyonu görülmekte. Sonuç, spiral kolu gökada şeklindeki yapilar, tamamen plazmanin fiziksel süreçleri ile elde edilebilmekte. Altaki fotograf Halto Arp'in gözlemlerinden alinmiştir. Benzerlige dikkat ediniz.

    En önemlisi simülasyonlarda kullanilan denklemler ve degerler laboratuvar deneyleri ile elde edilmiştir. Sonuçlar gözlemlerle uyuşmaktadir. Bunu başarabilmek içinde ne oldugu belirsiz bir takim karanlik madde isimli hayaletler yaratma geregi duyulmamiştir.
    "... bir takim yeni fizik yasalarini gerçek oldugunu kabul etmeden gözlemlenen kozmik görüngüler anlaşilabilmektedir. Göründügü kadariyla hiç bir görüngü yeni bir fizik yasasi icat etmemizi gerektirmiyor. Plazmanin temel özellikleri her yerde, laboratuvardan Hubble uzakliklarina kadar aynidir." (Alfvén)

    - 8 -
    Plazma Evrende Olbers Açmazi (Paradoksu) Yok!

    H. W. Olbers (1758-1840) kendisine şu soruyu sorar: "Eger evrende sonsuz sayida yildiz varsa, geceleyin gökyüzü niçin karanliktir? Aydinlik olmasi gerekir, çünkü, hangi yönü seçersek seçelim, bakiş dogrultumuz eninde sonunda bir yildizla çakişacaktir. Bu nedenle gökyüzünün Güneş gibi parlak olmasi gerekir." (1823)
    Dünyamizdan dişariya, ötelere baktigimizda, baktigimiz uzakligin kübü kadar bir hacime bakmiş oluruz, iki kat uzakliga bakmak demek sekiz kat fazla hacime bakmak demektir. Eger evreni eşdagilimli kabul edersek bizim ile iki kat uzaklik arasinda, bir kat uzakliktakinden sekiz kat daha fazla işinim kaynagi olmasi gerekir. Kaynaktan çikan işinimin birim yüzeydeki erke miktari uzakligin karesiyle ters orantilidir. Bu durumda işik kaynagi yeginligi uzakligin kübü ile artarken, birim yüzeye düşen erke uzakligin karesi ile ters orantili oldugundan, biz gök yüzüne baktigimizda uzaklik ile dogru orantili olarak artan miktarlarda işinim gözlemlemeliyiz, yani gökyüzünün herzaman aydinlik olmasi gerekirdi. Bugün biliniyor ki evrendeki madde eşdagilim göstermemekte yildizlar, gökadalar, gökada kümeleri şeklinde hiyerarşik yapi sergilemektedir. Dolayisi ile, Olbers açmazinin eşdagilim varsayimi geçersiz bir varsayimdir.
    Olbers, çözümün yildizlar arasi madde oldugunu önerdi ama bugün biliyoruz ki çözüm bu olamaz çünkü yildizlar arasi sogurdugu kadar erkeyi yine salmalidir.
    Diger bir çözümde, Olbers açmazina çagcil(?) Big Bangçiler'in getirmiş oldugu çözümdür. Genişleyen evren içerisinde yayilan işigin dalgaboyunun uzayacagi, kirmiziya kayacagi ve genelde bir sönükleşme olacagidir. Diger bir grup evrenin henüz genç oldugunu, çok uzaklardaki gökcisimlerinin işinimlarinin henüz bize ulaşmadigidir. Bir üçüncü grupta her iki nedenin birlikte geçerli olduguna inaniyor.
    Plazma evrenbilimcilerin bu konuda ki düşünceleri şöyledir: Olbers açmazi dogru olmayan bir varsayimdan yola çikmaktadir. Evrendeki yildiz sayisi sonsuz olmak zorunda olmamakla beraber madde dagilimi da tekdüze olmayabilir.
    Olbers açmazi, evreni yalnizca görsel bölgede gözleme saplantisina takilmiş olanlar için vardir. Bu kişiler sicak plazma varligini gözardi ediyorlar. Plazma evren modelinde Olbers açmazi yoktur, çünkü eşdagilim varsayimi yoktur!


    Eric Lerner, "The Big Bang Never Happened" (Big Bang Hiçbir Zaman Olmadi) isimli kitabinda, evrenin sürekli evrimleştigini söylemektedir. Kaos teorisi, herşeyin sürekli olarak düzensizlige gittigini söyleyen Termodinamigin II. Yasasi'nin sinirlarini çizmiştir. Evrende madde daha üst düzeylerde düzen oluşturmakta, yildiz oluşumlarindan, dev gökada kümlerinin oluşumlarina, basit canlilardan insanin oluşumuna ve toplumun oluşumuna kadar açilabilmektedir.
    Evrenin, Big Bangçiler'in kullandigi salt usavurma dişinda gözlemsel ve deneysel olarak açiklanabilecegi düşüncesinin başini çeken Nobel ödüllü Hannes Alfvén'dir. Kendisi evrenin kökeninin hem laboratuvarda hem de gökyüzünde gözlemlenen olgular ile açiklanabilecegine inaniyordu. Sonuç olarak evren insan anligi tarafindan bilinebilir ve insanin bilgisi daima bir öncekinin ötesine geçebilir. Bizlerin evreni tanima çabamiz Big Bangçiler'in tanrinin ne planlamiş oldugunu anlama çabasindan bambaşka bir şeydir.
    Plazma evrenbilimi gözlemlerinden sürekli evrimleşen sonsuz, sinirsiz bir evren içeren bir teori kurabilmektedir. Lerner, plazma evren seneryosuna sonsuz büyüklükteki plazmadaki rastgele bir noktadan başliyor. Senaryoya göre plazmanin bir kisminda 2 trilyon yilda manyetik filamentler oluşur. Dogal olarak plazma bu manyetik filamentlerden etkilenerek eşdagilimli yapisini kaybederek tabakali yapilar oluşturmaya başlar. Diger bir trilyon yilda milyarlarca işik yili uzunlugundaki filamenterler çevresinde, plazmanin kütleçekimsel çöküşü etkin duruma gelir. Süper kümelerin oluşmasi için 100 milyar yil daha geçmesi gerekir, daha sonra gökada kümeleri için bir 10 milyar yil daha ve son olarak yildizlarin oluşmasi için bir kaç milyar yil gereklidir. Ne bir patlama var, ne de yaratilişin başladigi bir tekillik. Anlattigimiz senaryo sonsuz tane noktada gerçekleşmiş olabilir, teori buna izin veriyor.

    - 9 -
    Evrimin diger bir basamaginda yildizlarin çekireginde füsyon tepkimeleri ile hidrojen ve helyumdan, karbona, aradaki bir çok elementten sonra demire kadarki agir elementler üretilir. Süpernova gibi olaylarda da demirden daha agir elementler oluşur. Biyolojik evrim erkeyi çok daha verimli kullanan yapilar oluşturur. Biyolojik evrimin en gelişmiş yapisi olan insan vücudu ve sonunda bilinç oluşur. Erke sürekli daha karmaşik yapilarin kontrolü altina girmekte!
    Big Bangçiler özellikle Stephen Hawking bilinebileceklerin sinirina yaklaştigimizi söylüyorlar. Karanlik çagin herşey kutsal kitapta yazar savindan henüz kurtulamamişlar olsa gerek! Bilginin bir sonu yoktur. Her zaman hakkinda daha fazla bilmemiz gereken birşeyler olacaktir. Idealist düşünceler Big Bang'i kurtarmak için epey bir çabalayacaga benziyor, ancak diger taraftan diyalektik materyalist felsefe her yeni gözlem tarafindan kendini tekrar tekrar daha üst düzeylerde kurabilmektedir, çünkü o evrime açiktir, bütün evren evrimleşiyor! Işte hemen önümüzde ya da her tarafimizda sonsuz büyüklükte bir evren var ve biz bu evrenin bir parçasiyiz, bir kaç kişi degil hepimiz düşüncelerimizi zincirlerinden kurtarip gerçek gerçegin peşinden gitmeliyiz!