Çirkin Postaci

Hikayeler bölümünde yer alan bu konu agent force tarafından paylaşıldı.

  1. agent force

    agent force Harbi Aktif Üye

    Dünyanin bana zindan oldugu günlerdi. Sanirim birkaç defasinda da
    evden aglayarak disari çikmistim... Hayatim kararmisti da bir isik
    bekliyordum sanki ama yoktu. Iste böyle düsündügüm günlerde
    daire kapima sikistirilmis bir Mektup buldum. Hayretle baktim
    üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtim...
    "Acilari paylasmak insanlarin vazifesidir" diyordu.
    "Senin geçtigin sokakta ben de vardim. Ama bir sokakta ya ben olmamaliydim veya paylasilmamis acilarini içinde gezdiren bir insan!..."
    Mektubun sonunda da isim yazmiyordu.
    Peki kimdi bu? Kimdi, neden yazmisti bu notu ve neden bana yazmisti?
    Aslinda hos sözlerdi...Ve aslinda bir mektuba da deliler gibi
    ihtiyacim vardi. Acaba dedigini yapacak miydi, yazacak miydi her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. Ilk gün kafam karisti.Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de yeni mektuplarin gelip gelmeyecegini düsünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptigini hissettim... Yazi ayniydi, odama girip okumaya basladim mektubu.
    Bu inanilmazdi.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup.Doymadim! Bir bardak su daha almis gibi kendime ve susuzlugumu kandirir gibi yeniden okudum alti sayfayi...
    Sanki taniyordu beni, sanki yillardir dertlesiyordum onunla...
    Altinci sayfanin sonunda diyordu ki;
    "Yarin yine yazacagim..."
    Yarin yine yazdi, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdi...
    Her mektubunun sonunda, yarin yine yazacagina ait not vardi ve her gün de dedigini yapiyordu. Her gün isyerinden dönerken kalbim çarpiyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bugün de bos olmadigini ve gariptir; artik yapayalniz olmadigimi,
    kalbimin bos olmadigini hissediyordum. Bu mektuplar yüregime giriyor sikintilarimi eritiyor ve beni yarinlara dogru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yasayamayacagim.Öylesine alismistim ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacagim!...Vakit buldukça oturup eski mektuplari bile yeniden okuyordum.Zaman geçti ve zamanla beraber sikintilarimda geçti.O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldi. Bir gün içimde karsi koyamadigim bir merak peydahlandi; kimdi bu? Nasil biriydi? Onunla ilgili her seyi merak etmeye basladim. O her gün yaziyordu ve nasilsa her gün yazmaya devam edecekti.Bundan emin oldugum için de, yazilarinda anlattiklarindan çok nasil bir kalemle yazdigina, neden bu kagidi seçtigine, yazi stiline aklimi takmaya basladim... Yazilari öylesine deva olmustu ki bana, onunla ilgili her sey de mükemmel olmaliydi. Ama her sey... O gün evde kalmistim. Kahvalti yapmis ve bu harika mektuplarin en azindan nasil birisi tarafindan getirildigini görmeyi koymustum kafama... Ögle vaktine dogru sokaga giren postaciyi gördüm.
    Kosarak asagi indim. Mektubumu kutuya birakmisti, eli henüz
    havadaydi...Göz göze geldik. Aman Allahim... Aman Allahim,
    bu ne kadar çirkin bir adamdi böyle! Dondum kaldim... O da basini
    egdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum simdi... Kutuyu açip mektubu bile alamiyordum. Bunca zaman, bunca güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi tasimisti? O öptügüm, kokladigim, gögsüme bastirdigim, yastigimin üzerine koydugum mektuplarima benden önce bu adamin mi eli degmisti? Saçmaladigimi biliyordum ama böylesine güzel duygularima bu çirkin yaratik karisti diye az önce getirdigi zarfi alamiyordum. Kapiyi açtim, disari çikip bir adim attim. Çoktan gitmisti. Neye oldugunu bilmiyordum ama çok kizgindim. Zarfa dokunmadan çiktim yukariya. Odama girdim, eski mektuplarima baktim. Biliyordum, onlar benim en zor günlerimle bugünüm arasinda köprü olmuslardi, ama onlara da dokunamadim. Bu güzellige bu çirkinligi yakistiramiyordum!
    Ertesi gün is dönüsü baktim ki, kutuda hâlâ o ayni kirli mektup var!
    Almadim. Sonraki gün baktim; ayni mektup yine yapayalniz beklemekte.
    Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya basladim...
    Alti yedi hafta sonra dünya yine karanlik gelmeye basladi bana.
    Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya basladim...
    Her sey çok agirlasmisti yeniden. Uyku bile uyuyamiyordum.
    Mektup aklima geldiginde gece yarisini geçiyordu. Tereddüt
    bile etmeden asagi indim, kutumu açtim ve mektubu aldim.
    Bir saat içinde üç defa okumus, özlemis olarak gögsüme bastirmis
    ve uzun zamandir ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmistim.
    Bunlar benim ilacimdi biliyordum. En çok o gün merak etmistim,
    bir daha ne zaman yeni bir mektup gelecegini... Ve o aksam gözlerime inanamadim; kutumda mektup vardi. Yazi ayniydi, zarfta yine isim
    yoktu. Üstelik bunda postanenin damgasi da yoktu... Açtim zarfi;içindeki kisacik mektupta sunlar yaziyordu;
    "Sana gelmis bir mektubu kirk sekiz gün okumamakla ne kazandigini
    bilmiyorum... Ama artik benim sana yazmaya vaktim olmayacak.
    Çünkü tayinim çikti ve bugün baska bir sehre gidiyorum. Hosçakal!

    Çirkin Postaci..."

    Donmus kalmistim simdi... Derin bir pismanlik dügümlendi bogazima,
    hiçkirarak eve girdim. Çantami açtim; taraklarin,rujlarin ve diger
    karisikligin arasinda buldugum mavi göz kalemiyle, bir kagida;
    "Lütfen bana tekrar yaz" yazip posta kutuma koydum.

    Bir daha hiç kilitlemedigim kutuda, ayni notum iki yildir yapayalniz bekliyor...