Çırağan Sarayı'nın Mimari özellikleri

Tarih bölümünde yer alan bu konu SüKuN tarafından paylaşıldı.

  1. SüKuN

    SüKuN Harbi Aktif Üye

    Çırağan Sarayı'nın Mimari özellikleri




    Süslemesi
    Çırağan Sarayı

    Çırağan Sarayı'nın Mimari özellikleri

    Üslup ve Planı

    Çırağan Sarayı, 1863-80'li yıllarda yaygınlık kazanmış olan oryantalist üslubun en önde gelen örneklerinden birini teşkil etmektedir. Geç dönem Osmanlı mimarlığına egemen olan eklektik üslup anlayışı 1860 sonrasında oryantalist eğilimlerin de katılımcılarıyla daha da çeşitlenmiştir. Geçen yüzyılda batı dünyasında büyük ilgi ve beğeni kazanarak farklı türlerdeki yapılarda uygulanmış olan oryantalizm, Türkiye'de ilk kez Sultan Abdülaziz döneminde çok sayıda yapıda uygulanmış ve Osmanlı bezeme geleneğine de yabancı düşmediğinden doğal olarak beğeni kazanmıştır.

    Batı Avrupa çıkışlı olan bu modanın İstanbul'daki yansımasında özellikle Mağrib mimarlığı izlerinin baskın unsur olduğu gözlenmektedir. Model alınan, aynı içerikli Avrupa Oryantalizminin ilk ve ana kaynağının İspanya'daki Elhamra Sarayı olması, bu yapıyı Osmanlı örneklerinde de dolaylı olarak pay sahibi yapmıştır.

    Sarayın iç ve dış mekânların arasında üslup açısından farklılıklar gözlenir. Cephede klasik vurgular arasında neo-gotik motifler kullanılmıştır. İç mekânlar ise oryantalist bir anlayışla düzenlenmiştir.

    Saray plan açısından başlıca dört kısma ayrılır. Bunlar; Mabeyn, Yatak ve Valide Daireleri'nden oluşan Büyük Saray-ı Hümayun, Harem Dairesi, Ağalar Dairesi ve çeşitli yapılardan oluşan müştemilatı. Sarayın bulunduğu alan 115 metre genişliğinde 664 metre uzunluğunda olup toplam 76.360 m2 lik bir alanı kaplamaktaydı.

    Büyük Saray-ı Hümayun; bodrum kat dahil üç kattan oluşmuştu. Toplam olarak 9.850 m2 lik bir alanı kaplıyordu. En üst katta birbirinden şekil itibariyle farklı yapılmış, fakat büyüklükleri birbirine yakın olan üç sofası vardır ve üçü de merkezi tiptedirler. Her birinin deniz ve kara tarafında eyvanlar vardır. Yalnız Ortaköy tarafındaki bölümdekinin o tarafa nazır bir eyvanı daha vardır. Bölümler merdivenlerin iki tarafına alınmış çifte koridorlarla birbirine bağlıdır. Merdivenler iç aydınlıklardan ışık alırlar. Odalar her sofanın dört köşesine muntazam bir şekilde taksim edilmiştir. Yalnız kara tarafından ayrıca bölünmüşlerdir. Binanın planı cephede tamamiyle ifade edilmiştir. Planda mihverler gayet tertiplidir. Orta sofanın cephesi iki yandakilerden biraz daha geniş tutulmuştur. Selamlık hamamı bütünüyle dışarıya çıkarılmıştır.

    Binanın cephe düzenlenmesinde, 120 m.'ye varan uzunluğunun ortası çökmüş görünmemesi için, optik bir düzenlemeye başvurulmuş ve orta kısım biraz yükseltilip iki yana doğru hafif eğilim vererek düzeltilmiş bir algılama sağlanmıştır. Tek bir kitleden oluşan cephe ritmik bir düzen içerisindedir. Pencereler boyut bakımından birbirinin aynıdır. Salon, oda ve balkonlu oda pencereleri yalnızca üst kısımlardaki dekoratif biçimler bakımından ayrılır.

    Saraya deniz tarafında iki yönlü büyük mermer merdivenlerle girildiği gibi, öteki yönlerinde de mermer merdivenler bulunmaktadır. Deniz tarafındaki merdivenlerle "Direkli Salon"a girilir. Bu salon 40 m. uzunluğunda, 20 m. genişliğinde ve 14 m. yüksekliğindeydi. Sarayın dış cephelerinde ve içinde 1.300 mermer, porfir, somaki direk bulunuyordu. İçinin duvarları tümüyle beyaz, pembe ve yeşil mermer ile işlenmişti.

    Harem dairesi, büyük Saray-ı Hümayun dairesi gibi bir bodrum ve iki ana kattan oluşmaktaydı. Toplam on dört odadan oluşan yapı, 6.180 m2 büyüklüğündeydi. Ağalar Dairesi de yine bodrum, birinci ve ikinci katlardan oluşuyordu. Ağalar Dairesi'nin toplam büyüklüğü 2.400 m2 idi.

    Sarayın, cadde üzerinde bulunan köprü ile birleştiği noktada vaktiyle bir Çini Köşkü mevcuttu. 1905 yılı tamiratında harap bir vaziyette olduğu için çinileri sökülüp muhafaza altına alınmış ve 360 m2 büyüklüğündeki yapı yıkılmıştı. Yine, rıhtımda "Mermer Köşk" adında bir yapı daha mevcuttu. Bu da önce 1888 ve daha sonra 1905 yıllarındaki tamiratlarda yıkımına karar verilen yapılardan biriydi.

    Sarayın muhafaza duvarları kısmen taş ve kısmen dökme demirlerden oluşmaktaydı. Rıhtımda bulunan üstü parmaklıklı muhafaza duvarları Marsilya taşından inşa olunmuştu. Muhafaza duvarlarının toplam uzunluğu 3.070 m. idi.








    Süslemesi

    Çırağan Sarayı süsleme açısından oldukça zengin bir görünüşe sahipti. Saray içerisinde ağırlıklı olarak geometrik süslemeler kullanılmıştı. Temelde saray, bütün yönleriyle birbiriyle uyum içinde olan bir düzene sahiptir. Mobilyasından kapılarına, pencerelerinden sütunlarına ve halılarından tavanlarına varıncaya kadar bilinçli bir süsleme anlayışı içerisindedir.

    Sarayın tasarımını yapanlar, genel olarak bütün sarayın bir geometri armonisi içerisinde ayrı ayrı unsurlarda hemen hemen aynı motifi kullanarak muazzam bir denge yakalamışlardı. Bu ince tasarım sarayın inşa faaliyetleri sırasında birer birer siparişleri verilen her üründe kendini göstermekteydi.

    Sarayın inşası devam ederken, Gördes ve Uşak'a sipariş olunan halıların kontratında bir nokta dikkati çekmektedir. Kontratın ikinci bendinde istenilen halıların özellikleri sayılırken, halılarda bulunması istenilen ve "şeşper" adı verilen altıgen bir madalyonun üzerine vurgu yapılmakta ve gösterilen bu motifin uygulanmasına dikkatle riayet olunması istenmekteydi.

    Çırağan Sarayı ile aynı anda yapılmış olan Beylerbeyi Sarayı için böyle bir siparişte bulunulmamıştı. Dolmabahçe Sarayı için dahi motifleri belirtilerek halı siparişi verilmemişti. Burada Çırağan Sarayı için özel olarak halı dokutturma konusunun asıl nedeni , saray içerisindeki önceden plan ve programı yapılmış olan ortak süsleme dengesini yakalama kaygısıydı. Nitekim halılarda kullanılan motifin hemen aynısı sarayın tavanlarına da uygulanmıştır.

    Sarayda kullanılacak olan mobilyalar da özel olarak yaptırılmıştı. Dolmabahçe Sarayı için yurt dışından birçok mobilya getirtilmesine rağmen, Çırağan Sarayı için böyle bir durum söz konusu değildi. Bunun nedeni de; yine sarayda uygulanması düşünülen süsleme bütünlüğünü sağlayabilmekti. Bunu sağlamanın tek yolu da , halı siparişinde olduğu gibi, mobilyada da istenilen tarz ve kumaşın kullanılarak saray için en ideal formda üretimi yapabilecek birine bu işi havale etmekti. Sarayın Doğramacıbaşısı Vortik Kemhaciyan'a, sırf bu amaca yönelik olarak Beşiktaş'ta bir atölye açılmış ve mobilyalarla birlikte, sarayın kapı, dolap ve pencerelerinin üretimi de kendisine verilmişti.

    Sarayın iç süsleme dengesi ile , dış cephe arasında farklılıklar vardır. İçerde bulunan geleneksel motiflere yakınlık ve şark havası, dışarda yerini gotik ve neo-klasik anlayışa bırakır. Cephe süslemesinde kullanılmış olan sütunların rumilerle süslü zar başlıkları ve pencerelerin üst kısmını süsleyen gotik havalı ajur şebekeler yapıya özel bir üslup kazandırmıştır. Döşeme seviyesine kadar inen pencere boşluklarından tam ortadaki diğerlerinden hiçbir fark gözetmeksizin giriş haline getirilmiştir. Merdivenin iki kolunun sarayın cephesine dayandığı bölümü, pencereler, arasına yerleştirilmiş, ileri fırlayan sütunlarla olduğu kadar pencere ayağı sütunlarla da belirginleştirilmiştir. Deniz cephesinde, iki yanda kanatların orta kısımları da aynı şekilde sütunlarla vurgulanmıştır. İki katın arasında ileri fırlamış olan silme, bütün cephe boyunca devam eder, sütunlarla dışarı taşkın olan kısımlarını da dolaşır ve cepheyi hareketlendirir. Ajurlu ve düz panolarla süslenmiş geniş ve ağır bir korniş üstten sarayı taçlandırır. Yakından bakıldığında gotik espiri ile geliştirildiği görülen zarif bir friz iki katı ayıran silme ve kornişin altında iki sıra halinde dolaşır.

    Çırağan Sarayı'nın iki saltanat kapısı son derece haşmetlidir. Fakat bu haşmet ve büyüklük kapıların zarafetinden hayret edilecek şekilde hiçbir şey kaybettirmez.

    Yol üzerinde yer alan köprü iki saltanat kapısı arasındadır. Taştan yapılmış olup üstleri kemerlidir. Bu kemerler sekiz sütun ve aynı sayıdaki payeler üzerinde yükselmişlerdir. Payeler kare olduklarından her bir köşesine birer çift mermer yekpare sütun isabet ediyor. Bunlar kapıların sütunlarının aynı modelindedir. Köprünün korkuluğu da taştan olup geometrik kabartmalarla süslenmiştir.

    Sonuç olarak, Batı sanatı etkisi ile yenilikler arayan ve yerli motifleri ve elemanları değişik bir şekilde yeniden yorumla¤¤¤¤¤ bir üsluba ulaşan XIX. yüzyıl Osmanlı mimarisi, bu üslubu Çırağan Sarayı'nda en güzel ve zarif şekilde uygulanarak dönemin en güzel saray yapısını meydana getirmiştir.