Cenaze namazına katılmanın faydaları nelerdir

Soru & Cevap bölümünde yer alan bu konu soru tarafından paylaşıldı.

  1. soru

    soru Üye

    Cenaze namazı kılmak sevap mı? Cenaze namazına katılmanın toplumsal açıdan faydaları nelerdir?

    İnsanlar tanımadıkları merhumun bile cenaze namazını kılıyorlar, hoca soruyor "Merhumu nasıl bilirdiniz" diye, tanımadığımız insana bile iyi bilirdik diyoruz neden?
     
  2. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    İlk sorunuzun cevabı:

    Bâki olan Allah'tır ve her canlı ölümü tadacaktır Doğum gibi ölüm de Allah'ın değişmez sünneti içerisinde doğal bir olaydır Fakat İslâm inancı bakımından ölüm bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır Dolayısıyla bu âlem için ölüm denilen olay, başka bir âlem için mahiyeti farklı yeni bir doğum olarak gerçekleşir Mutlaka yaşanacak olan bu yeni hayat için insanın bu dünyada iken hazırlık yapması gerekir Esasen Allah'ın emirleri ve Peygamberimiz'in tavsiyeleri dikkate alınıp onlara uygun davranışlar sergilenmesi dışında özel bir hazırlık yapmaya gerek yoktur .Bu emir ve tavsiyeler, bu geçici dünyanın en güzel şekilde yaşanmasını sağlamaya yeteceği gibi, müstakbel hayat için de bir hazırlık teşkil edecek özelliktedir.

    İnsanın ölüsü de saygıya lâyıktır Bu saygı bir yönüyle, ölünün yakınlarına bir teselli mahiyeti taşıdığı gibi ölümün hiçlik olmadığını anlatmak amacına da yöneliktir O ölmüştür, fakat yine insandır; bu dünya açısından ölmüştür, fakat başka bir âlem için yeniden doğmuştur Ölünün âdeta yeni doğmuş bir çocuk gibi yıkanması, bir yönüyle bu yeniden doğuş olayını sembolize etmekte, bir yönüyle bu fâni yolculuğun yani dünya hayatının kendisi üzerinde bıraktığı kir, toz ve bulaşıkları gidermeyi temsil etmektedir Bu yıkamanın ardından, yeni doğan çocuğa giydirilen zıbın misali kefene sarılır ve büyük bir ihtimamla beşiğine indirilir Ötesini Allah biliyor, gidenler biliyor Biz de bildirildiği kadarını biliyoruz

    Cenaze, ölü anlamına geldiği gibi, tabut veya teneşir anlamına da gelir Son nefesine yaklaşmış ve ölmek üzere olan kişiye muhtazar, ölen kişiye meyyit (çoğulu mevtâ), ölü için genel olarak yapılması gereken hazırlıklara teçhiz, ölünün yıkanmasına gasil, kefenlenmesine tekfin, tabuta konulup musallâya yani namazın kılınacağı yere ve namazdan sonra kabristana taşınmasına teşyî ve kabre konulmasına defin denir Telkin, muhtazarın yanında kelime-i tevhid ve kelime-i şehâdet okumaya denildiği gibi definden sonra, sorulması muhtemel soruları ve cevapları ölüye hatırlatma konuşmasına da denilir Ölünün yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunmaya tâziye denir ki teselli etmek anlamındadır

    Ölen bir müslümanı yıkamak, kefenlemek, onun için namaz kılıp dua etmek ve bir kabre gömmek müslümanlar için farz-ı kifâyedir
     
  3. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    İkinci sorunuzun cevabı:

    Değerli kardeşimiz;
    Tanınmayan yabancı bir kimse hakkında iyi biliriz demek hüsn-ü zandır. Mü'mine hüsnü zanda bulunmak sevaptır. Bu kişinin iyi bir kişi olmamasınında hüsn-ü zanda bulunanlara zararı olmaz. Böyle bir durumda yabancı bir mevta için müspet ifadelerde bulunmanın ve ona hakkını helal etmenin dinen sakıncası yoktur.

    Vefat eden insanlar hakkında hüsn-ü şehadette bulunmak onlar için bir duadır. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de; "Sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız, Rasul'ün de sizin üzerinizde bir şahit olması için sizi orta (dengeli) bir millet kıldı" (Bakara/143) buyurmaktadır.

    Hz. Ömer'in (ra) rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, Efendimiz'in (sav) yanından bir cenaze geçerken, oradaki insanlar cenaze hakkında senada bulunurlar. Bunun üzerine Allah Rasulü (sav); "Vacib oldu, vacib oldu, vacib oldu" buyurur. Sonra arkadan bir cenaze daha geçer; onu da kötü sözlerle yad ederler. Efendimiz (sav) yine aynı ifadeleri kullanır. Hz. Ömer (ra); "Ey Allah'ın Rasulü! Vacib olan nedir?" diye sorar. Allah Rasulü de (sav); "Öncekini hayırla yad ettiniz ona cennet vacip oldu. İkincisini kötülükle yadettiniz ona da cehennem vacib oldu. Sizler Allah'ın yeryüzündeki şahitlerisiniz."cevabını verir. Görüldüğü gibi hüsn-ü şehadet, müminler için adeta dua olmakta ve Cenab-ı Hak böyle bir hüsn-ü zandan dolayı o kulu affetmektedir.

    Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bunda da sınır korunmalı ve aşırı tezkiyelerden sakınılmalıdır. Çünkü Allah Rasulü (sav), bir başka hadislerinde de, birisi, Osman İbn Maz'un (ra) hakkında, "cennetlik oldu" dediğinde onu ikaz eder ve "Nereden biliyorsunuz? Ben peygamberim, bilmiyorum." buyurur. Oysaki Osman İbn Maz'un (ra), Efendimiz'in vefatına ağladığı iki-üç sahabiden biri ve Medine'de kendisine manevi kardeş seçtiği tek insandır. (M.F.Gülen)

    Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ölü üzerine namaz kıldınız mı ona ihlasla dua edin." [Ebû Dâvud, Cenâiz 60, (3199); İbnu Mâce, Cenâiz 23, (1497).]

    Cenâze için yapılan duanın hâlisâne olması gerekir. Yani ölünün istifade edeceğine inanarak samimi hislerle dua etmelidir. Hadis mutlak geldiğine göre, cenaze sâlih bir kişi de olsa gayr-ı sâlih bir kişi de olsa hüküm aynıdır, ayırım yapılmaksızın hayırlı dualarda bulunulmalıdır. Şârihler: "Çünkü günahlara bulaşan kimse, mü'min kardeşlerinin dua ve şefaatlarına daha çok muhtaçtır. Bu sebeple onlara getirilmiş, önlerine çıkarılmıştır."

    Diğer bir rivayet ise şöyledir: Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Üzerine müslümanlardan, kendisine şefaat taleb eden yüz kişinin namaz kıldığı her ölüye mutlaka şefaat edilir." [Müslim Cenâiz 58, (947), Tirmizî, Cenâiz 40, (1029); Nesâî, Cenâiz 78, (4, 75).]

    Hadis, cenaze namazına katılan mü'minlerin, yaptıkları dua sebebiyle ölü lehinde, Allah nezdinde şefaatçi vaziyetini aldıklarını, bu şefaatin ölü hakkında kabul göreceğini ifâde ediyor. Hadiste cemaate katılanlar yüz kişiyi bulursa denmiştir. Ancak ulemâ, bu babta gelen başka hadisleri de nazar-ı dikkate alarak şefaatin makbuliyeti için yüz rakamını şart görmemiş, rakam üzerinde ısrar etmemiştir. Nitekim, müteakip iki hadisten biri, cemaatin sayısını "kırk" olarak ifâde ederken, ikincisi "üç saf" demekte ve saflarda kaçar kişi bulunacağını belirtmemektedir.( İbrahim Canan, Kütübü sitte,9-370)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet