Can Yücel Şiirleri

Şiirler bölümünde yer alan bu konu eVaq0Liq tarafından paylaşıldı.

  1. eVaq0Liq

    eVaq0Liq Bayan Üye

    BULUŞMAK ÜZERE

    Diyelim yağmura tutuldun bir gün
    Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
    Öbür yanda güneş kendi keyfinde
    Ne de olsa yaz yağmuru
    Pırıl pırıl düşüyor damlalar
    Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
    Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
    İşte o evin kapısında bulacaksın beni
    Diyelim için çekti bir sabah vakti
    Erkenceden denize gireyim dedin
    Kulaç attıkça sen
    Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
    Ege denizi bu efendi deniz
    Seslenmiyor
    Derken bi de dibe dalayım diyorsun
    İçine doğdu belki de
    İşte çil çil koşuşan balıklar
    Lapinalar gümüşler var ya
    Eylim eylim salınan yosunlar
    Onların arasında bulacaksın beni
    Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
    Çakmak çakmak gözleri
    Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
    Herkes orda sen de ordasın
    Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
    Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
    Özgürlüğe mutluluğa doğru
    Her işin başında sevgi diyor
    Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
    Bi de başını çeviriyorsun ki
    Yanında ben varım

    İKİMİZİN ARASINDA..

    Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
    Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
    Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
    Canevimin önünden geçersen,
    Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
    Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
    Canevinin önünden geçersem
    Anlatırım nasıl nerde
    Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
    Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
    Anlatırım nasıl nerde...
    Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
    Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
    Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
    Hele ürksün fincancı katırları!

    ÖYLE Bİ

    Temiz gömlegimi giydim talimden sonra
    Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler
    İşte sen öyle bir serindin
    Tuzladan kaptılarla inerken şehre
    Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
    Ve gün-açık penceresinden meselerin
    Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi
    Ufacık bi parça deniz gibiydin

    Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına
    Arnavut Köyünün o muhacir güneşi
    İste sen öyle bi cumartesiydin
    Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar
    Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor
    Köşeleri dönerken, önlükleri altından
    Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu
    Kalkan al tıramvaydın ergenlik durağımdan

    Meyvahoşun orda bir sabahcı kahvesi
    Gün ağarmıştı ama ben günaydın demedim
    İşte sen öyle ışıklı bir yerdin.
    Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu
    Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü'üh!..
    İşçiler ateşler ay çörekleri
    Ve kılıc gibi taze ekmek kokusu...
    Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları

    Yaşamak düğünse, sen orda gelindin
    Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim

    ELLERİMDE BİR GÖZTAŞI

    Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
    Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
    Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
    Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
    Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi
    Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
    Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
    Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
    Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
    Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
    Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
    Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
    Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
    Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
    Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
    Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
    Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
    Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık
    Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick
    Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
    çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
    Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
    Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
    Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
    Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
    Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

     
  2. Can YüceL şiirLeri

    Bu konu var ama şiirlerin az bi kısmı verilmiş..

    [​IMG]








    Ağaçları Kesmeyin

    Düş bir yaş dalından düşerse
    Nereye düşer hiç düşündünüz mü?
    Yerde bir iz kalmayacak mı izdüşüm?
    Düşen yaş dalından düşünce
    ..........
    ..........



    Can Yücel











    Ağıt

    Dün gece seyrimde gördüm cerenim.
    Kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni
    Mosmor olmuş gülyazısı bedenin

    ..........
    ..........



    Can Yücel








    Akdeniz yaraşıyor sana

    Akdeniz yaraşıyor sana
    Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
    Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
    Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
    Köpekler havlıyor uzaktan
    Demin bir çocuk ağladı
    Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
    Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
    Denizi tokmaklıyor balıkçılar
    Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
    ..........
    ..........



    Can Yücel
     
  3. Akis

    Sen çaldıkça Teodorakis
    Bir mor yağıyor üstüme...
    Dudaklarım öpüşmekten mosmor...
    Bir putum sanki ilahilerle
    denize fırlatılmış
    ..........
    ..........



    Can Yücel










    Al Bir Uzun Hava

    Çekirgeydi Raşko’nun elindeki güvercin
    Raşko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
    Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
    ..........
    ..........



    Can Yücel










    Altı

    Geçen gün görüşe gelenlerin isimleri okunurken hoparlörde,
    Otobüs Terminalleri düştü aklıma;
    ..........
    ..........



    Can Yücel










    Anayasası İnsanın

    Ustamız Eluard’ın izinden

    Kan yasası bu insanın:
    Üzümden şarap yapacaksın
    Çakmak taşından ateş
    ..........
    ..........



    Can Yücel











    Anı

    Ne zaman Mühürdar'a gelirsem Çin'den
    Bir güzel susmak geliyor içimden
    Bir kız sevmistim gıllıgışlı
    Yuvamı yapan bir kırlangıçtı
    ..........
    ..........



    Can Yücel

     

  4. Arife Tarif

    Öyle bi aş olsun ki derim...

    'Biraz taş biraz hayvan biraz düş'
    Ve göğe aşırdığım kuş
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Arkamdan Konuşmasınlar Diye

    Her Donkişotun bir yeldeğirmeni vardır
    Benim ki Heybeli’de
    Yarı yarıya yıkık
    ..........
    ..........



    Can Yücel











    Aslandan Al Haberi

    Romalılar aslanlara atarlarmış Hıristiyanları.
    O Hıristiyanlar ki
    Romalılardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir
    düzene
    inanmaktan başka suçları yoktu...
    Romalılar oyalamak için işsiz yığınlarını
    O zamanın gazetesi
    Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda
    ..........
    ..........



    Can Yücel








    Aşk Çocuğu

    Pencerelerin kenarından
    Sarkmış tül perdeleri
    Pembe Evin
    Uçup uçup yüz sürüyorlar
    Karşı tepedeki manastırın selvilerine

    Rüzgârla eğilip doğruldukça
    Sardunyalar, biberiyeler,
    Hiç korkma
    Karada ölüm yok oğlum sana bugün

    Leylekler daldı birden göğün acentasına
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Aşk Dersi

    Yabancı bir televizyon görüncesinde
    Bitkilerin nasıl çiftleştiğin seyrederken ağlıyorum
    ..........
    ..........



    Can Yücel

     
  5. Ay Işığı Son Atı

    Alnımda bir ağustos böceği
    Yapraktan bedenim
    Ağaçtan bademim
    Bu zincirinden boşanmış poyrazda
    Uçuyoruz dolunaya doğru
    Yel yepelek yelken kürek
    ..........
    ..........



    Can Yücel













    Ay!Ay!Ay!

    Şu gökteki ay var ya
    Şu ***tan şu yarım ay
    Bakarsan bakarsan bakarsan
    Bi tek sözüme bakıyor benim
    dolunay olmak için
    ..........
    ..........



    Can Yücel








    Aygün Uğurlar İçin

    Ne nimetleri var şu dünyanın
    Ekmek peynir zeytin yemiş....
    ..........
    ..........



    Can Yücel
     


  6. Baharla **üm Konuşmaları

    I
    Memelerim koparıyor
    Yüzyıl süren bir yalnızlık
    dile gelmişçesine
    Nasıl nasıl bir sevinç yarabbi!
    Ve ağrıya
    ağrıya tabi,
    ağraya
    ağraya ağbi...
    Nakkaş Tepe de ancak
    bezmimize böyle gelmiştir
    Gelincikleri ve Nazım Hikmet’leriyle
    Yerbilimsel bir hapisten sonra

    II
    İçimdeki karanlığı patlatacağım
    Zifiri bir su akacak
    kamışımdan toprağa
    Bir kedi yavrulayacak
    köpek dişli bir kedi
    Ve böğürtlenler köpürecek ağzından
    Yedikçe
    kendi
    kendini
    mayhoş
    Ya da Posta Nazırı dedemden kalma
    Mors’un en morundan bir karga
    Konacak karşıki direğin doruğuna
    Düşmanlarım öyle doldurmuşlar ki onu
    Ne kadar taşlasan boş
    oynamıyor yerinden
    Ben kargadan korkmam ama
    bunun gözleri baykuş
    Ve tüyleri güngörmedik deniz dipleri kadar ıslak
    Ve ötüyor
    ötüyor
    ötecek
    Beni ışığa bağlayan
    (Bağlayın beni ışığa!
    Gerin telleri gerin!)
    beni ışığa bağlayan
    o gelin telleri
    o gelin telleri
    kopuncaya dek...
    Akpembe bahar yelkenleriyle
    Güneşin rüzgarına gerilmiş
    bir badem ağacı gibi...
    İçimdeki karanlığı patlatacağım
    Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
    ağlaya
    ağlaya
    Yepyeni bir insan
    pırıl pırıl bir can
    bitecek toprağa...

    III
    İki çöpçü geliyordu karşıdan.
    Biri
    (Aynen Selahattin-i Eyyubi Haçlılar
    Seferinden, sanırsın, pos bıyıklarıyla
    Tarihin, süpürmeye gelmiş Prens Adalarını)
    Öbürüne
    (Marmara’yı bizim Yaşar Küklopsunun o
    Anavavza gözüyle dünyanın en güzel
    atlarının neredeyse ineceği e biraz
    ..........
    ..........



    Can Yücel




     
  7. Barış İçin

    Gözleri görmeyen Eşber,
    Dünyayla barışık
    Gözleri açıklar
    Dünyaya kapalı,
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Baştan Kara

    Başlayan bir şey vardı unuttum
    Anımsamaya çalışıyorum şimdi
    Emekdar kelimelerle:
    Bahar
    ..........
    ..........



    Can Yücel










    Bayramlık

    Koyunlar keçiler ve koçlar için
    Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Belkim Bir Kertenkeleydim

    Belkim bir kertenkeleydim
    *** edilmiş bir yağmurun serini
    bir güzelin çirkiniydim
    çirkinlerin en güzeli
    yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
    ben en hızlı yeşiliydim
    kurbağa yarışlarında annemin

    çatal matal kaç çataldım kimbilir
    bin dereden bir kendimi getirdim
    haydan gelip huya giden bir huysuz
    heyheyler içinde bir heydim
    ..........
    ..........



    Can Yücel

     
  8. Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

    Hayatta ben en çok babamı sevdim
    Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
    Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
    Nasıl koşarsa ardından bir devin
    O çapkın babamı ben öyle sevdim

    Bilmezdi ki oturduğumuz semti
    ..........
    ..........



    Can Yücel



    Benden De Koyu Mai Bir Blues

    Senlen raks rakına kalktıkta
    Başım ayaklarınla
    Ayaklarım başınla beraber,
    Ve oran orama değdikçe,
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Benzetmeyi Benzetme

    “Susurluk” ismi su sığırından geliyor
    “Manda” demek yani
    3 Kasım 1996`da
    ..........
    ..........



    Can Yücel
     

  9. Bir Doğaç Daha

    Ben bu evi
    Bu baba evini
    Manolyalarıyla, fıstık ağaçlarıyla, gülibrişimleriyle
    Ve televizyonun üstüne asılı Onun resmiyle
    Helasının işlemeyen sifonuyla
    Kitaplarıyla ve rütubetiyle
    Güler'le aşktan her zaman dağınık yatağıyla
    ..........
    ..........



    Can Yücel









    Bir **üm İlanı

    Zaten hayalet olan
    Gölge yazar Oğuz’un ölümü de
    Herhalde kendinden rivayet

    ..........
    ..........



    Can Yücel



    devam..