Cam Süsleme Sanatı Vitray Nedir

Güzel Sanatlar bölümünde yer alan bu konu agent force tarafından paylaşıldı.

  1. agent force

    agent force Harbi Aktif Üye

    Bir süsleme sanatı vitray. Işıl ışıl camların bir araya gelmesiyle oluşan bir renk atmosferi.Bir zamanların camilerinin,saraylarının, konaklarının pencerelerinde parlayan camların armonik dünyası.

    Batılı bir sanat vitray.Asıl vatanı cam yapımcılığının çok eski olduğu Doğu Akdeniz. Varlığı Eskiçağdan beri biliniyor.Arkeolojik kazılar Vitray'ın 1.yüzyıldan beri kullanıldığını gösteriyor.

    O zamanlar kalın ve küçük camlar bronz, mermer,tahta çerçevelere yerleştirilirmiş.Kaynaklar,Vitray'ın gelişimini Bizans'a borçlu olduğunu belirtiyor.

    Olgunluk çağına ise 13. yüzyılda ulaşmış Vitray. 1260'a doğru ise yeni bir dönem başlamış ve renkli camlarla birlikte renksiz camlar da kullanılmış. 14.yüzyıl başında üslubu incelen Vitray minyatüre yaklaşmış daha çok. 14.yüzyılda resim sanatıyla gelişmiş ancak 17.yüzyılda gerilemeye başlamış ve 18. yüzyıla gelindiğinde İngiltere, Almanya gibi vitray zevkinin yaşadığı ülkeler haricinde bırakılmış.20.yüzyılın başında Ruskin, William Morris,Maurice Denis gibi sanatçıların çalışmaları sayesinde gerçek Vitray yeniden doğmuş.

    Bizde de Vitray'ın Selçuklular döneminden beri kullanıldığı yine yapılan kazılardan anlaşılıyor.Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın yaptırdığı Kubad Abad Sarayı'nın kalıntılarında rastlanmış örneklerine. Ancak Selçuklular alçıdan yapılan bu süslemelere Revzan adını vermiş.

    Osmanlı döneminde ise 15. yüzyılda Alçılı Vitray yaygınlaşmaya başlamış. En güzel örneklerini de 16. yüzyıldan sonra vermiş. Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Yeni Camii, Sultan Ahmet Camii, Şehzade Türbesi en güzel örnekler olarak gösteriliyor. Ünlü sanatkârların döktüğü camlarla,servi ağaçları, bahar dalları, lâleler, karanfiller hayat bulmuş. Aynı zamanda cami içindeki diğer süslemelerle de uyumu sağlanmış böylece. 18. yüzyılda başlayan Avrupa etkisiyle klasik motifler yerlerini madalyonlara,Barok desenlere bırakmış. Elbette dönemin gelişmeleri yansımış vitraylara.

    Günümüzde ise gelişmelere koşut olarak tekniği de çeşitlenmiş. Vitrayda kullanılan çok çeşit teknikler var. Boyalı vitray, Tifani vitray, Mozaik vitray, Macunlu vitray,Kurşunlu vitray,Füzyon vitray,Kesme vitray, Alçı vitray,Kumala vitray Bevels Vitray.Giderek daha çok önem kazanan Vitray, bugün yine cami süslemelerinde kullanılıyor ama daha çok iç mimari de kullanım alanı buluyor.

    vitray-sanati.jpg

    Ortaçağın geleneksel mimari ögelerinden olan vitrayların fotoğraflanmasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var...

    vitray-sanati-1.jpg

    Gezi kültürünün önemli parçalarından birini, gidilen yerdeki ibadet merkezlerinin gezilmesi oluşturur. Edirne’ye gidildiğinde Selimiye Camii, İstanbul’da Sultanahmet Camii, Paris’te Notre Dame Katedrali ya da Köln’de Dom. Örnekleri istediğiniz kadar arttırabilirsiniz. İrili ufaklı, iyi korunmuş ya da harabeye dönmüş binlerce ibadet merkezi bütün dünyada hergün onbinlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Bu ziyaretçilerin tamamına yakını, bu yapıların fotoğraflarını çekiyor; ya da çekmeye çalışıyor. Kimi yapıların dışını, kimi içini, kimi de hem içini hem de dışını görüntülemeye çalışıyor. Kiliseler, camiler ve sinagoglar, kimilerince dinsel önemleri nedeniyle, kimilerince “ben burayı gördüm!” demek için, kimilerince de mimari özellikleri nedeniyle görüntüleniyorlar. Nedeni ne olursa olsun, ibadet merkezleri en çok fotoğraflanan yapılardır.

    Fotografik açıdan bu yapıların ortak özelliği ise, hemen hepsinde vitrayların bulunmasıdır. “Dekoratif renkli cam” anlamına gelen vitray, elbette yalnızca dinsel mekanların süslenmesinde kullanılmıyor. Çok farklı mekanlarda farklı içeriklerde vitraylar kullanılıyor. Ama doğrusu, dinsel mekanlardaki ve saraylardaki vitraylar yüzlerce yıllık tarihleri ve olağanüstü işçilikleri nedeniyle çok daha fazla ilgi görüyorlar ve çok daha fazla fotoğraflanıyorlar.

    Perspektif Sorunu

    vitray-sanati-2.jpg

    Vitrayların kullanım amacı, geçirgen renkli zeminleriyle ters ışık altında güzel görünmeleri ve iç mekanı da kısmen aydınlatmalarıdır. Fotoğraflanmalarındaki temel zorlukların başında ise genelde yüksek konumlanmaları nedeniyle perspektifin kontrol edilemeyişi gelir. Yani alçak bakış yüksekliği nedeniyle, vitrayların üst bölümü küçülürken alt bölümü büyür. Bu sorunu giderebilmek için yapılacak en iyi şey, uzun odaklı bir objektif (tele) kullanarak, uzaktan ve olabildiğince vitray ile aynı yükseklikteki bir noktadan çekim yapmaktır. Bunun her zaman olanaklı olmayabileceğini kabul ediyorum, ama en ideal yaklaşım budur. Bu duruma en yakın çözümler, genellikle kabul edilebilir sonuçlar verirler. Yapılabilecek en kötü şey, vitrayın dibine girip, geniş açı objektifle yukarıya doğru bakmaktır. Bu durumda perspektifin bozulması ve vitrayların yamulması kaçınılmazdır. Eğer vitraylar tek tek değil de bir grup olarak görüntülenmek isteniyorsa, o zaman elbette geniş açı objektif kullanılabilir, ama konudan uzaklaşarak yükselmek gerekir. Aksi halde vitraylar yine yamulacaktır.

    Uygun Işık

    Vitrayların görüntülenmesindeki en büyük sorun ışıkla ilgilidir. Sanılanın tersine en uygun ışık, kapalı havalarda elde edilen difüz (yaygın) ışıktır. Vitrayların konu kontrastı yeterince yüksek olduğundan, düşük kontrastlı bir aydınlatma en uygun sonucu verecektir. Havanın açık olduğu bir günde, kontrast çok yüksek olacağı için gölgeden detay almanız zorlaşacaktır. Ayrıca, yapının ışık alan yanındaki vitraylar ile gölgede kalanlar arasında önemli farklılıklar oluşacaktır. Oysa, kapalı bir havada ışık çok daha homojen olacağından, yapının tüm vitrayları eşit koşulda aydınlanacaktır. Belki 1-2 stopluk ışık kaybı yaşanabilir, ama açık diyafram kullanarak bu sorunun üstesinden gelmek kolaydır.

    Işık Ölçümü

    vitray-sanati-3.jpg

    Uygun ışık koşulunun beklenmesinden sonra yapılacak iş, ışığın miktarını doğru olarak ölçmektir. Vitray fotoğrafı çekerken yapılan en büyük yanlışın pozlandırmadan kaynaklandığını düşünüyorum. Yapılacak iş oldukça basit olmasına karşın, kadraj/kompozisyon kaygısı nedeniyle sıklıkla yanlışa düşüldüğünü biliyorum. Unutmayın, kompozisyon en son kontrol edilmesi gereken bileşendir. Öncelikle ışık ölçümünün doğru olarak yapılması gerekir. Bunu yapabilmek için de doğru ölçüm modunu kullanmalısınız. Tüm çerçevenizi konu ile doldurmayı düşündüğünüzde, merkez ağırlıklı (C/W) ya da çok parçalı (multi pattern, matrix, honeycomb, v.b.) ölçüm modu en uygun seçimdir. Eğer vitrayın oranları çerçevenize tam denk düşmüyorsa (ki genellikle böyledir), o zaman vitrayın çevresindeki duvarın da bir parça görüntünüze girmesine izin vermeniz gerekir. Bu durumda, duvarın üzerindeki ışık çok daha az olacağından, çok parçalı ışık ölçümü sizi yanıltacaktır. Yapılacak en iyi şey merkez ağırlıklı ya da noktasal (spot) ölçüm sistemini kullanmaktır. Noktasal ölçümde dikkat edilmesi gereken şey, ölçümü çok koyu ya da çok açık renk tonlarından değil, orta açıklıktaki tonlardan yapmaktır. Hatta en iyisi, en koyu tonları ve en açık tonları ayrı ayrı ölçüp, aritmetik ortalamalarını almaktır. Örneğin vitrayın en koyu parçası olan lacivert bölüm 1/30 sn ve f/8 değerini verirken, açık sarı bölüm 1/60 sn ve f/8 değerini veriyorsa, 1/45 sn ve f/8 değerinde çekim yapmak uygundur.

    Flaş mı? Asla!

    vitray-sanati-4.jpg

    Vitrayların bulundukları mekanlar genellikle loş ortamlardır; yani ışık bakımından zayıf ortamlardır. Bu tip mekanlarda fotoğraf makinenizi otomatik çekim modunda bırakmamanız daha doğru olacaktır. Çünkü otomatik modda çekim yaparken, ışık miktarının az olduğunu düşünen fotoğraf makineleri flaşı devreye sokma eğilimindedir. Oysa flaş, vitray fotoğrafı çekerken kullanılması düşünülebilecek en son malzemedir. Vitrayın bütün güzelliği ters ışık altında ortaya çıkar. Flaş ışığı gibi bir cephe aydınlatması hem ters ışığın etkisini azaltır, hem de yüzeyden yansıma yaparak her şeyi berbat eder. Bu yüzden fotoğraf makinenizin flaşını kapalı tutmalı ve çekim modunu da mümkünse “manuel”e getirmelisiniz. Gerçi diyafram öncelikli ve enstantane öncelikli (S, Tv) modlar da kullanılabilir, ama böyle bir konuda tüm kontrolün sizde olmasında yarar vardır. Öte yandan, makineniz yalnızca otomatik modda kullanılabiliyorsa ya da eğer çok basit bir fotoğraf makinesine sahipseniz, o zaman en iyisi hiç vitray fotoğrafı çekmeye çalışmayın, çünkü sonuç alamazsınız! Zaten her durumda her şeyin fotoğrafını çekebilen makineler olsaydı, o zaman fotoğrafçılık diye bir meslek de olmazdı, kocaman ve pahalı fotoğraf makineleri de üretilmezdi, değil mi?

    Tripod Gerekir mi?

    Yazılarımı düzenli olarak izleyenler, hemen her tür konunun çekiminde tripod kullanılmasının önemine değindiğimi anımsarlar. Ancak vitrayların görüntülenmesinde tripod kullanımına gerek olduğunu düşünmüyorum. Eğer dışardaki hava çok kapalıysa ve vitrayda kullanılan renkler çok koyuysa, o zaman yaptığınız ışık ölçümü size tripodun gerekli olduğunu zaten söyleyecektir. Ama şunu akılda tutmakta yarar vardır: Vitray fotoğrafı çekerken alan derinliği gibi bir sorunumuz olmayacağından, diyaframı kısmamızın bize sağlayacağı hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla, rahatlıkla en açık diyaframı kullanabiliriz. Bu da genellikle, bize yeterince yüksek enstantane değerlerini kullanma olanağını sağlar. Ama örneğin 85 mm’lik bir objektifle ve en açık diyaframda çalışıyor olmanıza karşın, 1/15 ya da 1/30 sn gibi bir değerle karşılaşıyorsanız, o zaman elbette tripod kullanmanız gerekir. Sonuçta, kuralımız basit: “Kullandığımız optiğin odak uzunluğuna eşdeğer bir enstantane, elde tutarak çekim yapmamıza izin verecek olan en uzun süredir. Bu değer ve bundan daha kısa sürelerde elde tutarak çekim yapabiliriz.”

    Yüksek ASA Seçeneği

    vitray-sanati-5.jpg

    Öte yandan, genellikle cami, kilise, sinagog gibi yapıların fotoğraflarını çekmek isteyen bir fotoğrafçı, mutlaka yanında bir tripod taşımalıdır. Çünkü bu mekanlarda yalnızca vitraylar yoktur; eşsiz tavan süslemeleri, kapı detayları, halılar, mumlar, kandiller, ikonlar, hatlar vardır. Genel bir görüntü, ya da bir ayrıntı için genellikle bu ortamların ışığı çok düşüktür ve elde tutarak çekim yapmaya pek elverişli değildir. Bu durumda fotoğrafçının iki seçeneği vardır. 1) Çok geniş açılı ve ışık geçirgenliği yüksek bir objektif (örneğin 20mm, 1:2.8) ile birlikte yüksek ASA (ISO) değerine sahip bir film (örneğin 400 ASA) kullanarak elde çekim yapmak. Bu, rahat çalışmak açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır. Ancak hem alan derinliğindeki kayıplar, hem yüksek ASA’lı filmin iri grenli yapısı, hem de bu filmin renk doygunluğunun az olması gibi olumsuzlukları baştan kabul etmek şartıyla! Artı, eğer dijital bir fotoğraf makinesi kullanıyorsanız, yüksek ASA seçeneğinde, hem çözünürlüğünüz azalacak, hem de “noise” adı verilen görüntü kirliliği de artacaktır. 2) Herhangi bir objektif ve herhangi bir film ile birlikte, maksimum alan derinliği elde etmek için en kısık diyaframı tercih etmek. Bunun için de zorunlu olarak bir tripod kullanmak. Bu durumda oldukça keskin ve doygun renkli görüntülere ulaşma şansınız vardır, ancak çalışma güçlüğüne ek olarak, uzayan poz süreleri nedeniyle ibadet eden insanların flulaşmaları da kaçınılmazdır. Sonuçta hangi seçeneği seçerseniz seçin, mekanı bütün olarak görmek istediğiniz çekimlerde şu sorunla karşılaşmanız kaçınılmazdır: Vitraylardan, camlardan ve kandillerden (mumlardan) gelen ışık pozometrenizi yanıltacaktır. Burada yapmanız gereken şey, makinenizi tavana ya da ışıksız bir duvara doğrultup, buradan yansıyan ışığı ölçmek ve ayarlarınızı bu değere göre yapmak olacaktır. Ya da, çok genel bir yaklaşımla, vitray ve pencerelerden giren ışığın 1-1,5 stop eksik pozlandırmaya neden olacağını hesaplayıp 1- 1,5 stop fazla pozlandırma yapılabilir. Ama dediğim gibi, bu çok genel bir yaklaşımdır ve mekanın özelliklerine göre değişim gösterebilir. Bu yüzden, ışık kaynağı bulunmayan bir yüzeyden ölçüm yapmak daha doğru bir yöntemdir.

    Yalnızca vitraylar söz konusu olduğunda, yüksek ASA’lı film kullanmanızı hiç önermem. Çünkü hem çözünürlüğünüz ve keskinliğiniz, hem de renk doygunluğunuz azalacaktır. Oysa vitrayların asıl gücü renklerindedir ve bu konuda herhangi bir taviz vermenin anlamı da yoktur.

    vitray-sanati-6.jpg
    vitray-sanati-7.jpg

    Türk Vitray Tarihi
    Anadolu uygarlıklarından elde edilen cam işçiliğinin en seçkin örnekleri günümüzde "cam"ın tarihi gelişimi konusuna ışık tutmaktadır. Çeşitli model ve formlarda vitray, Selçuklular döneminde geliştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'un fethiyle camcılığın merkezi bu kent olmuştur. Çeşm-i bülbül, Beykoz işi bu dönemden günümüze ulaşabilen tekniklerden bazılarıdır.

    Anadolu'da camın ilk kez gözboncuğu olarak üretimi İzmir-Görece köyündeki ustalar tarafından gerçekleştirilmiştir. Anadolu'nun her tarafında temelinde nazar inancı olan cam boncukları görmek mümkündür. Nazarlık yoluyla canlı veya nesneye yönelen bakışların dikkatinin başka bir nesneye yöneleceğine inanılır. Bu nedenle nazar boncuğundan yapılan nazarlıklar canlının veya nesnenin görünen bir yerine takılır.

    CAM SÜSLEME (VİTRAY) SANATININ GELİŞİMİ
    Cam süsleme sanatı, çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Antik Çağ'a kadar bu sanat kullanılıyordu. Cam süsleme sanatı aslen Doğu Akdeniz'den gelmektedir. O zamanlarda da cam üretimi yapılıyordu. Kalın ve küçük boyuttaki camlar, mermerler, bronzlar ve küçük cam parçaları ile birlikte bu sanat ortaya çıktı. En eski boyalı vitray örnekleri 9. ve 10.yy'da bulunmuştur. Daha sonra vitray gotik mimarlığının yayılmasına koşut bir gelişme göstermiştir.

    1260 yıllarında yeni bir dönem başladı. Bu tarihte vitray çok canlı ancak ışığı daha az geçiren renklerden yapılıyordu. Osmanlı Devleti de yapılarında Cam süsleme sanatını kullanmıştır. Cami, konak, saray, türbelerde vs. Rastlamak mümkündür. Özellikle bu yapıların tepelerinde görülen camlarda birleştirici madde olarak alçı kullanılmıştır. Topkapı Sarayı, Şehzade Türbesi, Süleymaniye Camii, Yeni Cami bunlara örnek olarak gösterilebilir.

    Günümüzde vitray giderek önem kazanmış, özellikle iç mimarlıkta daha çok kullanılmaya başlanmıştır.
     
  2. goalsmachine

    goalsmachine HARBİ FENERLİ

    eline koluna sağlık gerçekten bu sanat çok zor yapılıyor olmalı