..::Bilim Adamlarının Biyografileri::..

Yabancı Biyografiler bölümünde yer alan bu konu spettro tarafından paylaşıldı.

  1. spettro

    spettro Üye

    Birçok Ünlü Bilim Adamının Biyografisini Konunun Devamında Bulabilirsiniz..


    Albert Einstein

    Alman asilli ABD'li fizikci. Dindar olmayan Yahudi bir ailenin cocugu olarak olarak 1879 yilinda dogdu. 1902'de Isvicre vatandasi oldu. E=mc² formulunu buldu. 1921'de Nobel Fizik odulunu aldi. Hitlerin iktidara gecmesiyle bir daha ulkesine donemedi. Atom bombasini buldu fakat hic bir ulkeye uygulanmasini istemedi. 1946'da Atom Bilginleri Uyaniklik komitesi baskani oldu ve olumune kadar Nukleer Silahlara karsi cikti. 1955' de vefat etti.

    Not: Albert Einstein'in okul yillarinda basarili bir ogrenci olmadigi bir soylentidir. O aslinda cok basarili bir ogrenciydi. Sadece ogretmenleriyle iyi gecinemiyordu.

     
  2. spettro

    spettro Üye

    Thomas Edison

    Thomas Edison

    Edison cok fakir bir ailenin cocuguydu. Okulunda basarisi yoktu. Bu okuldan atilmasina neden oldu. Sonra icini bir hirs burudu. Copluklerden buldugu dergilerden ve gazetelerle kendini gelistirdi. Ve sonunda en onemli bulusu olan Ampulu buldu. EDISON'un 100'un uzerinde onemli buluslari vardir... (Dogum tarihi:1841, olum tarihi: 1931)
     
  3. spettro

    spettro Üye

    Leonardo Da Vinci

    Leonardo Da Vinci

    Italyan fizikci-astronom ve yazarç Modern mekanigin kurucularindan fizik kanunlari aciklamak icin matematigin kullanilmasinda buyuk rol oynamistir. Bircok deneyin sonucunda cisimlerin boslukta dusmesi yasasini kesfetmis, atalet ilkesini ilk kez formule etmis. Hizlarin olusumu ilkesini sezinlemis ve sarkacin sallanimindaki es zamanligi saptamistir. Astronomide durbunu kullanarak evrenin gozlenmesinde bir devrim yaratmistir.

    Ay'ın engelbelerini, Jupiter gezegeninin baslica uydularini , Venusun safhalarini ve Samanyolunda yildizlarin varligini kesfetmistir.
     
  4. spettro

    spettro Üye

    Louis pasteur

    Louis pasteur


    Fransiz kimyaci ve biyolog. Mikroplarin kendiliginden uremesi diye bir seyin soz konusu olmadigini gosterdi. Saraplari, biralari inceledi. Bira icin pasteurize yontemini buldu. Bulasici hastaliklar uzerinde calisti. Sarbon hastalaginin mikrobik oldugunu kanitladi. Sarbon ve kuduz asısını buldu.(1885)
     
  5. spettro

    spettro Üye

    Galileo Galilei

    Galileo Galilei

    Italyan fizikci-astronom ve yazarç Modern mekanigin kurucularindan fizik kanunlari aciklamak icin matematigin kullanilmasinda buyuk rol oynamistir. Bircok deneyin sonucunda cisimlerin boslukta dusmesi yasasini kesfetmis, atalet ilkesini ilk kez formule etmis. Hizlarin olusumu ilkesini sezinlemis ve sarkacin sallanimindaki es zamanligi saptamistir. Astronomide dubunu kullanarak evrenin gozlenmesinde bir devrim yaratmistir. Ay'ın engelbelerini, Jupiter gezegeninin baslica uydularini , Venusun safhalarini ve Samanyolunda yildizlarin varligini kesfetmistir.
     
  6. spettro

    spettro Üye

    Pierre Curie

    Pierre Curie

    ( Fransiz fizikci 1859-1906) Sarbonne Universitesini bitirdikden sonra bilimsel arastirmalara basladi. 1880'de piezoelektrik olayini 1893'te miknatisin sicakliga bagliligini aciklayan "Curie yasasi" ni buldu. Bu yasaya gote butun ferromanyetik cisimlerin manyetik ozelliklerini "Curie sicakligi" adi verilen bir sicakligin uzerinde degisir. Esi Marie Curie ile birlikte yaptigi arastirmalar sonucu 1898'de uranyumun bozunma urunlerinden olan iki yeni elementi "polenyum" ve "radyum"u elde etmeyi basardilar. 1900 de radyumdan yayilan isinlarin havayi iyonlastirdigini gorerek bu isinlarin elektrik yuklu oldugunu ortaya koydular. 1903'de Becquerel ile birlikte Marie ve Pierre Curie Nobel odulunu aldilar.
     
  7. spettro

    spettro Üye

    maria curie

    maria curie



    1867 - 1934 Polonya asilli Fransiz fizikci) 1895'de Pierre Curie ile evlendi. Toruyumun radyoaktif ozelligini buldu. Yaptigi arastirmalari Pierre Curie sayfasinda bulabilirsiniz.
     
  8. spettro

    spettro Üye

    Isaac Newton

    Isaac Newton

    (İngiliz fizikci, matematikci ve astronom 1642 - 1727)

    1669'da beyaz isigin bilesimi uzerinde bir teori ortaya atti. Newton isigin kucuk cisimlerden meydana geldigini saniyordu. Etki ile tepkinin ayni (esit) oldugunu ileri surdu. Evrensel cekim yasasini kesfetti. Teleskobu icat etti.
     
  9. spettro

    spettro Üye

    Alfred Nobel

    Alfred Nobel

    (İsvecli kimyaci 1833 - 1896) Stockholm yakinlarindaki kucuk laborotuarinda hitrogliserin uretmeyi basardi. Labarotuarinda bir patlamadan kardesini kaybetti. Sonra Vinterviken'de ve Hamburg yakinlarinda laboratuarlar kurdu. Dinamit barutunu buldu. Daha sonra dinamit lokumunu buldu. Olumunden beri edebiyat, baris ve bilim dallarinda Nobel odulu denilen odulleri dagitilmaya baslandi.
     
  10. spettro

    spettro Üye

    Benjamin Franklin

    Benjamin Franklin

    Amerikalı yayımcı, yazar,kaşif, bilim adamı ve diplomat
    Doğumu
    17 Ocak 1706
    Boston ABD
    Ölümü
    17 Nisan 1790
    Philadelphia ABD

    Benjamin FranklinBenjamin Franklin, (1706-1790) Amerikalı yayımcı, yazar,kaşif, bilim adamı ve diplomat. 17 Ocak 1706'da Boston'da doğdu. 17 Nisan 1790'da Philadelphia'da öldü. On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğluydu.

    On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken ba*sımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi William'ın yanına çırak olarak girdi. Ba*sımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730'da Philadelphia'da bir basım evi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac'ı (Fakir Richard'ın Almanak'ı) yayınlamaya başladı:1732*-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Amanac'da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp, kütüphane,hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı.

    Franklin 1736'da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750'de Pennsylvania meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerikası postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Posta servisinde çeşitli düzenlemeler yaptı.Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektriğin korunumu ilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel! Olay olduğunu keşfetti. Elektrikten etkilenmeleri sebebiyle kendisinin kurtulmasına rağmen iki yardımcısının öldüğü bu deneyden yola çıkarak paratoner'i keşfetti, gunes isiginden daha fazla yararlanmak icin saat uygulamasini baslattı.

    1757'de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin’i, şikayetlerini Londra'ya iletmekle; 1765'te de damga resmi kanununa karşı itirazları Lord Grenville'e bildirmekle görevlendirdi. 1772'de Massachusetts Valisi Hutchinson'un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresine milletvekili seçildi. 1776'da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776'da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin'in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa'ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanı Charles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere'ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785'te Amerika'ya döndü. 1787'de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü.

    Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın. Benjamin Franklin
     
  11. spettro

    spettro Üye

    İbnİ SİnÂ

    İBNİ SİNÂ

    Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.

    İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu. Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği bir takım meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu. Defalarca okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı. Buhara çarşısında gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat tellâlı, bunu satın almasını, bu sayede birçok meseleyi kolayca halledebileceğini söyledi. Bir mezat tellâlının bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâ'ya çok güç geldi. Onun okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa kitap satıcıları kendisini tanıyorlardı. İbni Sînâ, kendisine tavsiye edilen Fârabî'nin Aristo'ya ait şerhini satın aldı. Bir defa okumakla, o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu gördü: “Şükür sana Yârabbi!” diye secdeye kapandı ve Fârabî'nin yolunda fukaralara sadaka dağıttı. Oysa, İbni Sinâ doğduğu zaman Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği sırada da hayattaydı.

    Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

    İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir. Kendisinden sonra yetişen Gazâli, Fârabî'yi' ondan öğrenmiştir. Düşünce ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm ilmi olan Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle bağdaştırmaya uğraşmıştır. Eğer o gelmeseydi, Farabî'nin kurduğu temel Gazâli'nin yorumuyla gelişemeyecek, arada büyük bir boşluk hasıl olacaktı.

    Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır. Ama şöhreti her ne kadar tip ilmiyle ilgiliyse de asıl kişiliği, Ortaçağda uzun süre tartışma konusu olan Tanrı varlığının mutlak bir zorunluluk olduğu konusundaki Kelâm meselelerine getirdiği kesin çözüm yolundan ileri gelmektedir.

    Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İnsan bilgisinin Tanrıyı ve kâinatı mutlak şekilde anlamaya elverişli olmadığını söylerken, aklın varlığını kabul eder. İnsandan bağımsız bir ruhun varoluşu, İbni Sînâ'ya göre Tanrıdan yansıyan bir delildir. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.

    Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.
    İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.

    İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.

    İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.
    Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Müslüman doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.
     
  12. spettro

    spettro Üye

    Farabİ

    FARABİ

    Büyük mütefekkir ve ünlü musikî üstadıdır. 870 yılında Türkistan'ın Seyhun ırmağı kenarındaki Farab kasabasında doğdu. Asıl adı Ebu Nasır Muhammed ibn Türkan el Farabî’dir.İlk öğrenimini Farab'da, yüksek öğrenimini ise Bağdat'ta yaptı. Farsça, Arapça, Latince ve Yunanca öğrendi. Mantık, felsefe, matematik, tıp ve musikî üzerinde büyük bilgi sahibi idi. Bu konular üzerinde 100'den fazla eser verdi. Ancak bugün elde sadece 39 eseri kalmıştır. Bu arada Aristo'nun bütün eserlerini de şerh etti. 950 yılında Şam'da vefat etti. Babüssagîr mezarlığında yatmaktadır.

    Onun, İlimler Ansiklopedisi (İhsâu’l-Ulûm) adlı eseri, döneminin filoloji, mantık matematik, fizik, kimya, ekonomi ve siyaset alanlarındaki bütün bilgileri sayıp döker ve özet olarak mahiyetlerini anlatır.Farabi kanun adı verilen sazı icat etti. Bundan başka birçok besteler yaptı ve şark müziği üzerinde değerli eserler yazdı. et-Ta’limü’s-Sanî ve İhsâu’l-Ulûm doğu dünyasının ilk ansiklopedisi sayılan değerli eserlerindendir.Bu büyük dahinin eserleri Hindistan’da ve Mısır’da basıldı, İbranice’ye ve batı dillerine de çevrildi.Büyük bilginlerden, İbni Sina ve İbni Rüşt gibi büyük filozoflar ondan ders aldılar ve onun aydınlığında yetiştiler.

    Farabi’den 300 yıl sonra, Hristiyanlığın en büyük doktrineri Thomas d’Aquinas, onun fikirlerini hemen hemen aynen tekrarlayarak otorite olur. Farabi’nin sosyolojik incelemesi olan el-Medinetü’l-Fâdıla adlı eseri, bütün kainatın ve kainat içindeki varlıkların ancak daimi bir mücadele ile var oldukları tezini işleyerek 5 asır sonra Hobbes ve Darwin’in ortaya atacakları teorilerin öncüsü olmuştur.Aynı zamanda iyi bir matematikçi olan Farabi, logaritmayı da bulmaya çok yaklaşmıştır. Ancak bu araştırması Batı dünyasında duyulmadığından, sadece İslam dünyasında etki doğurabildi.

    Yaşadığı devirde ilim dilinin Arapça olması yüzünden bütün eserlerini Arapça kaleme alan Farabî, doğu âleminin ve Türklüğün ilk büyük fikir adamı sayılır. Aynı devirlerde Batı dünyasında ilim dilinin Grekçe ve Latince olması yüzünden bütün batılı bilim adamlarının eserlerini bu dillerle yazdıkları göz önünde tutulursa, Farabî'nin Türk olduğu halde Arapça eser yazmasını kınamak doğru olmayacaktır.

    Üstün bir zekâ ve kabiliyete sahip bulunan Farabî, Bağdat'ta yaptığı yüksek öğrenimi sırasında Arapça, Farsça, Grekçe ve Latince'yi anadili gibi öğrenmiş, bu lisan zenginliğini çeşitli dallardaki çalışmalarıyla bir kat daha değerlendirmişti. Bu arada Yunan felsefesini de inceledi. Bu konunun büyük üstadı Aristo'nun eserlerini, aslından çok daha anlaşılır şekilde şerh etti. Bu yüzden yalnız doğu aleminde değil, Batı alemi de kendisini Aristo'dan sonra gelen Muallim-i Sânî olarak kabul etti. [Aristo muallim-i evveldir, Fârâbî muallim-i sânî (İkinci öğretmen)].

    Farabî, eski felsefeyi yeni felsefeye aktarırken gösterdiği büyük ustalıkla da dikkat çekmişti. Bu nedenle Montesqieu ve Spinoza gibi ünlü fikir adamları da onun etkisi altında kaldılar. Felsefeye mantık yolu ile giren Farabî, genellikle metafizik üzerinde durdu. Din ile felsefeyi birbirinden ayıranlara karşı dururken bu iki kavramın birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğu tezini savundu. Hayatı boyunca dini, felsefenin temel taşı saydı. Bu arada İslam dinine felsefe anlayışını da sokarak İslam felsefesini ortaya çıkardı. Farabî'nin tek ve şaşmaz ilkesi, “Varlığın ilk sebebi” idi.

    Ona göre insan, gerçeğe varabilmek için mutlak surette dış âlemle ilgisini keserek manevî âlemini arındırabilirdi. Aşk ise, felsefede işte böyle bir ifadenin gerçekleşmesinde yardımcı etkendi. Aşk, insan benliğinin geçici bir eylemi değil, bütünüyle gerçeğe, yani Tanrıya bağlanmaktı. Varlıkların özü Tanrıdan geliyordu. Daima şöyle derdi: “Evrenin tümünü kavramak isteyen bir kişi, önce insana bakmalıdır. Çünkü bütünüyle varlık kavramı ruhta belirmiştir. Tanrı, varlıkların en büyüğü ve en son kademesidir. Bütün insanlık onun özünde birleşmektedir. Varlığı başka varlıklarla kıyaslanmayacak kadar mükemmeldir. Akıl, Tanrının özünden gelir. Ahlâkın temeli ise bilgidir...”



    “Akıl, edindiği bilgilerle iyiyi, güzeli, kötüyü ayırır. İnsan için en yüksek erdem bilgi olduğuna göre, en yüce kattan gelen akıl, davranışlarımızda gerekli doğru yargıyı verebilecek güçtedir.”

    Bu büyük ilim adamı, ilimleri iki bölümde inceledi. Bunlardan birincisi teorik ilimlerdir ki, içinde metafizik, mantık ve biyoloji bulunur. Diğeri pratik ilimlerdir. Bu grupta da ahlâk, siyaset, musiki ve matematik yer alır. Farabî, Aristoteles'in ilim dediği hitabet ve şiiri bu sınırın dışında bırakır.941 yılında Halep'e gelen Farabî, orada hüküm sürmekte olan Hamdanoğulları'ndan Seyfüddevle Ali adlı bir Türk beyi ile tanıştı. İlminin ününü işitmiş bulunan Türk beyi, onun engin şahsiyetine de hayran kaldı. Farabî'yi ağırlamakta kusur etmeyen bey, onun Halep'e yerleşmesini sağladı. Fakat kendisine vermek istediği yüksek maaşı kabul ettiremedi. Ömür boyunca son derece mütevazı bir hayat süren Farabî, yevmiye olarak ancak dört dirhem gümüş aldı.

    Halep Beyi'nin büyük hayranlığını kazanması, bu büyük kültür merkezi ile civarında bulunan yerlerdeki bilginlerin olanca kıskançlıklarını körükledi ve pek küçümsedikleri bu büyük bilgin ile imtihan olmaya kalkıştılar. Beyin huzurunda yapılan bu çetin imtihanda Farabî, bütün konularda büyük üstünlüğünü ortaya koydu. Bunu kendisiyle imtihan olmak isteyen kişilere de kabul ettirdi.O kadar ki, imtihana gelen ve kendilerini bilgin zannedenlerin hepsi, bu imtihan sonunda öğrencisi olarak Farabî'nin yanında kaldılar.

    Farabî aynı zamanda musiki alanında da büyük bir üstad idi. Kanun adı verilen müzik aleti onun buluşudur. Ayrıca rübap denilen çalgıyı da geliştiren ve bugünkü şeklini veren yine odur. Farabi ayrıca akort ve intarvaller nazariyesini de geliştirmiştir.Şark musikisinin nazariyelerini Kitabü'l-Musikiyyu'l-Kebîr, yani Büyük Musiki Kitabı adlı eserinde gösterdiği gibi bir çok besteler de yapmıştı.Arap ülkelerinde yaşamasına rağmen mütevazı hayatının yanı sıra Türkistan millî kıyafetini de asla terk etmedi. Hep bu kıyafet içinde göründü.

    Seyfüddevle Ali Bey'in Şam'ı fethetmesi üzerine Farabî de onunla birlikte Şam'a gitti. Ömrünün son günlerini orada geçirdi. 950 yılında 80 yaşında Şam'da vefat etti. Kendisini Babüssagir’e gömdüler.