Aşık Nüsret SÜMMANİOĞLU (TORUNİ) Hayatı ve Şiirleri

Edebiyat ve Kitap bölümünde yer alan bu konu hasan25 tarafından paylaşıldı.

  1. hasan25

    hasan25 Yeni Üye

    ERZURUMLU BÜYÜK USDAT
    AŞIK NÜSRET SÜMMANİOĞLUNUN HAYATI
    (1945-2003)


    Nüsret Sümmanioğlu,1945 yılında Erzurumun Narman ilçesinin Samikale köyünde dünyaya geldi.Babası Sümmaninin ortanca oğlu olan ve hikaye ustaliğıyla da bilinen Fahri Çavuştur.


    Çocukluğunu çiftçilikle ve ailesine yardım ederek geçirmiştir.Küçük yaşta ailesindeki geleneğe uyarak aşıklığa heves salmış,daha sonraları babası Fahri Çavuş onu yanına alarak hem dedesinin mirasını devam ettirmek,hem de küçük Nusretin kabiliyetini geliştirmek için sazı eline vererek civar kasabaları gezdirmiştir.Sümmanioğlu,böylece aşıklığa adım atmıştır.
    Bir derya olan dedesi Sümmani,nin eserlerini üstün bir başarıyla söyledi.Kendi eserlerini üretip seslendirdi.Kendisine ait iki aşık havası vardır.Köz dergisinde şiirleri yayınlandı.Babasından öğrendiği Celali Ahmet ile Mehmet Han hikayesinin türkülerini kendisi düzmüştür.20 plağı ve 40 kaseti bulunan Nüsret Sümmanioğlu,kültür bakanlığı tarafından devlet sanatçılığı ünvanını almıştır.Yurt içinde gitmediği yer kalmamış ve yurt dışında da bir çok şölene katılmıştır.Aşıklık geleneğinin bir çok dalında sayısız ödüller almıştır.1972 Konya Aşıklar Bayramı atışma dalı birinciliği bunlardan sadece birisidir.Bu birincilik sayısı 1989 yılına kadar 7 ye ulaşmıştır.

    Nüsret Toruni’nin birçok divanı, koşması, şiirleri vardır. Yüzlerce kaseti bulunmaktadır. Toruni sanatı boyunca hiçbir aşığa yenilmemiştir. İrticalen söylemeyi seven Toruni normal şiir yazmaktan ziyade irticalen sazı eline aldığı zaman bir başka Toruni olup sanatını en üst seviyede gösterirdi. Türkiyede sayılı âşıklardan biri sayılan Toruni birçok âşık tarafından da manevi usta olarak da kabul edilmiştir.

    Yaşamı boyunca birçok aşıkla karşılaşma yapmıştır bunlar: Aşık Nihani, Aşık Gülistan Çobanoğlu, Ali Rahmani, Yaşar Reyhani, Hüseyin Sümmanioğlu, Murat Çobanoğlu, Şeref Tşlıova,Mevlüt İhsani,Nuri Çırağı,Aşık Ruhani,Posoflu Aşık Mirza,Sarıkamışlı Dursun Cevlani,İlhami Demir ,Sivaslı Hasan Yüzbaşıoğlu,Ağrılı Aşık İhsani,Ardanuçlu Efkari Baba,Aşık Kul Nuri,Fuat Çerkezoğlu,Ahmet Poyrazoğlu,Nuri Merami,Erol Ergani,Cemal Divani,Aşık Şakir İhsanoğlu,Mustafa Aydın,İhsan Yavuzer,Rahim Sağlam ve ismini sayamadığımız birçok aşıkla karşılaşmalar yapmıştır.

    Yurt dışında 14 ülkeye çeşitli zamanlarda seyahatler yapmış ,Türk kültürünün ve aşıklık geleneğinin usta bir icracısı olarak hep aranır olmuştur.aşık gecelerinde gerçektende sıra kendisine geldiği zaman dinleyicileri coşturmuş ve gönülleri şad etmiştir.Özellikle belirtmek isterim ki,nesilden nesile devam eden aşıklık geleneğinin yaşatılmasında ve bir sonraki nesile aktarımında sanatını üstün bir başarıyla icra eden Toruni için çok iddaalı cümleler kurabiliriz.Şöyleki, gelenekte önemli bir yere sahip olan ve aşık meclislerinde başlangıç bölümünde söylenmesi neredeyse mecburi olan divanı Toruniden daha güzel okuyan yoktur.

    Nüsret Sümmanioğlundan bir divan dinlemenizi öneririm.Buna bir müstezatı da dahil ederek Sümmanioğlunun hikayeciliği de çok üstündür.Hikaye anlatımı oldukca samimi ve içtendir.Sürükleyici ve akıcı bir üslubu,dinleyicilerle temas kurmadaki ustalığı en önemli özelliklerindendir.En fazla beğenilen hikayeleri ise; Mahiri hikayesi,Elmas ile kahraman hikayesi ve Sümmani ile Gülperi hikayesidir. Şiirlerinde,Allah,vatan,nasihat,insan ve doğa sevgisi ile ölüm teması ağırlıklı olarak yer almıştır.

    İsrafil Taştan,Ebubekir Zamani,Temel Turabi,Baki Çetin ve (merhum) Gıyasettin Eroğlu Toruninin çıraklarıdır. Aşık Sümmani adının yaşatılmasında ve aşıklık geleneğinin devamında önemli katkıları olan Nüsret Sümmanioğlu, 22.Ocak 2003 tarihinde ani bir rahatsızlığı sonucu hakkın rahmetine kavuşmuştur kendisine Allahtan rahmet diliyoruz.


    NÜSRET TORUNİNİN ESERLERİ

    DUMAN ÜSTÜNDE

    Yine bahar geldi söküldü dağlar
    Gezer koyun kuzu çimen üstünde
    Yaylalar al giyer benzer geline
    Karşiki dağlar duman üstünde

    Bulut gürler sesi bağrım deliyor
    Aşağıya rahmetini eliyor
    Koyun doğmuş kuzusuna meliyor
    Süt sağıyor kaşı keman üstünde

    Tabiattır Toruni’nin merağı
    Baharda bezetir bahçeyi bağı
    Bekçisidir sele vermez toprağı
    Hazine yatıyor orman üstünde


    HALİNDEN SENİN

    Yalan dünya sana daha inanmam
    Bir şey anlamadım halinden senin
    Sen de yaşayana vermedin murat
    Her kim geçti ise belinden senin

    Genç yaşımda pırıl pırıl parlattın
    Çektin kemendine koştun zorlattın
    Büyüttün besledin ihtiyarlattın
    Ruhum daralıyor felinden senin

    Işıksın benzersin karanlık hana
    Ettin Toruni’yi deli divane
    Sende yaşayanı aldın altına
    Kimse kurtulmaz elinden senin


    KIR ÇİÇEKLERİ

    Bir bahar ayında yeşil yamaçta
    Name yazıyordu kır çiçekleri.
    Beyaz tül giyinmiş elvan nakışta
    Seyretmeye değer gör çiçekleri.

    Göğsünde çimeni, başında fesi
    Rüzgârının konuşurdu hepisi
    Her insanı Mecnun eder kokusu
    Sual et Leyla’dan sor çiçekleri.

    Bulutlar yağmuru yağmada idi
    Ufuk karanlığı boğmada idi
    Güneş dağ burcundan doğmada idi
    Durmadan çilerdi yar çiçekleri.

    Gayet endazeli, açılmış lale
    Nergis yaprakları ermiş kemale
    Sordu âşık mısın, dedim bir güle
    Dedi uzat elin der çiçekleri.

    Nusret Toruni’yi yaktı çiçekler
    Sanki Yusuf, Zelha kapısın bekler
    Hayalimden gitmez o güzellikler
    Gönlümde dopdolu var çiçekleri.


    DEĞİŞMEM

    Her yönüyle güzel ana vatanım
    Güzelliğin hiçbir cana değişmem.
    Kemiğim, iliğim, damarda kanım
    Tahdigan’a, Hindistan’a değişmem.

    Cennete mi saldın meskenin yerin
    Yüksektir dağların, eksilmez karın
    Yemyeşil yaylalar, serin suların
    Yüz Frans’a, bin Alman’a değişmem.

    Türk kadını nur bağlamış yüzlerin
    Ahu bakışların, şirin sözlerin
    Selvi boylu gelinlerin, kızların
    Irak, İran, Gürcistan’a değişmem.

    Toruni yaşarken anlatır çağın
    Minel iman hübbül vatan ocağın
    Gökyüzünde dalgalanan bayrağın
    Şöhretini tüm cihana değişmem.


    SÖYLE GELMESİN

    Al rüzigar sana var müracaatım
    Tez götür canana söyle gelmesin.
    Yıllar boyu ben aşkına muhtacım
    Sevdiğim sultana söyle gelmesin.

    Ruhumdan doğuyor bendeki acı
    Olmuşum dünyada aşkın muhtacı
    Bu tür yaraların olmaz ilacı
    Zülfü perişana söyle gelmesin

    Ecel beni bir köşede aralar
    Talihimin defterini karalar
    Ciğerimde fiske fiske yaralar
    Benzedi çıbana söyle gelmesin

    Akıl ermez onun sır esrarına
    Yaktı kül eyledi aşkın narına
    Çevirdi çağımı güz aylarına
    Oldum piri fani söyle gelmesin.

    Der Nusret Toruni, paslandı teller
    Durum hikâye bu bizdeki haller
    Açıldı kapılar, göründü yollar
    Döndü kabristana söyle gelmesin.


    SILADAN BİR HABER

    Sıladan bir haber aldım gel diye
    Yazmış bir pusula yar sabahınan.
    Gözyaşıyla sitem etmiş bil diye
    Okudum nameyi zor sabahınan.

    Yüzü gülmez gurbet kahrını çeken
    Yastığı taş olur yorganı diken
    Yatarken uykudan uyandım erken
    Yağmaya başlamış kar sabahınan.

    Ayrılık ölümden acıdır acı
    Başvurdum tabibe yokmuş ilacı
    Sana ricam budur canım postacı
    Götür mektubumu ver sabahınan

    Kime sorsam gurbet elden dert yanar
    Oturup ağlasam el deli sanar
    Gökte uçan kuşlar sahile iner
    Söyleşir bülbüller gör sabahınan.

    Nusret Toruni'yim dert benden bile
    Her ne yana gitsem çekerim çile
    Dökülen yağmura savrulan yele
    Yaralı gönlümü sor sabahınan.

    ALMANYA AĞITI

    Döndük Almanyadan sılaya doğru,
    Dağlara sis çöktü, boran ağladı.
    Neşeli neşeli çıktık asvalta,
    Acı korna çaldı, süren ağladı.

    Rüyada gördük korku çöktü yüreğe,
    Bir soğukluk geldi kola, bileğe.
    Arabadan kaçıp çarptık direğe,
    Motor kederlendi, fren ağladı.

    Döndü cenazemiz Gümüşhane'ye,
    Varın gidin haber verin Suna'ya.
    Saat Onda teslim olduk haneye,
    Bahçeli sızladı, Şiran ağladı.

    Şerafeddin, Selahattin dediler,
    Fehime'nin sesi dağları deler.
    Hüsameddin, Sinan yetim yavrular,
    Başucunda boyun buran ağladı.

    Der Toruni kederliyiz bu sıra,
    Başınız sağolsun der komşulara
    İki dağ devrilip girdi mezara,
    Üzerinde talkın veren ağladı.


    AKŞAM OLDU

    Birgün sabah ile erken
    Yoruldum yola giderken
    Sadık dostum görim derken
    Güneş battı akşam oldu.


    Kır çiçekler elvan elvan
    Görse dayanmaz hiçbir can
    Dolaşırken oyan buyan
    Güneş battı akşam oldu.

    Ela gözlü, sürmeli kaş
    Ak yanağa dökülmüş yaş
    Gölgeye girdi ablak taş
    Güneş battı akşam oldu.

    Bir yanım gül bir yanım diken
    Gurbettir ömrümü söken
    Toruni saz çalım derken
    Güneş battı akşam oldu.

    SENDEN İZİNSİZ

    YÜCE RABBİM YERİN GÖĞÜN SAHİBİ
    DURUR AKMAZ SULAR SENDEN İZİNSİZ
    BU EŞYAYI ALEM HEP SANA TABİ
    ZERRE ESMER RÜZGAR SENDEN İZİNSİZ

    HER HİKMETİN BİZE GÜZELLİK VERİR
    YAZI KIŞ KIŞI YAZ EYYAM GÖSTERİR
    NE ÇİÇEKLER AÇAR NE CANLI YÜRÜR
    VERMEZ AĞAÇLAR BAR SENDEN İZİNSİZ

    BİR DAMLACIK DAHİ RAHMETİN YAĞMAZ
    TAN YERİNDEN SÖKÜP ŞAFAK AĞARMAZ
    EMRETMEZSEN DÜNYA ÜSTÜNE DOĞMAZ
    GÖKTEN ŞEMSİ KAMER SENDEN İZİNSİZ

    HAŞA SENİ KİMSE EDEMEZ İNKAR
    SENİN RAHMETİN BOL ALEME YETER
    NE SİNEK CANLANIR NE TURNA ÖTER
    GELMEZ EZEL BAHAR SENDEN İZİNSİZ

    DER NÜSRET TORUNİ SENİNDİR BU CAN
    GÜN GELİRKİ TOPRAK OLUR BU BEDEN
    SENİN LÜTFİ İLAHINDIR SÖYLETEN
    NE SÖYLER AŞIKLAR SENDEN İZİNSİZ


    NEREDE

    CİĞERLERİM KEBAP OLDU YANIYOR
    SEPİP SÖNDÜRMEYE ÇARE NEREDE
    GÖZYAŞLARIM DOLDU İÇİM KANIYOR
    TABİB BANA DERKİ YARA NEREDE

    FERYADIMDAN DAĞLAR TAŞLAR İNLESİN
    ÖLDÜĞÜMDE MEZAR TAŞIM DİNLESİN
    SEN BENİM DERDİMDEN ANLAYAMAZSIN
    BENİM GİBİ BAHTI KARA NEREDE

    TORUNİYİM DUMANDAYIM SİSTEYİM
    GEL DOKUNMA GÖNLÜM KIRIK YASTAYIM
    VİCDANIM RAHATSIZ RUHEN HASTAYIM
    KAYIP OLDU USÜL TÖRE NEREDE



    YÜZÜNE SENİN

    SANA LAZIM OLMAYANI KONUŞMA
    HATIRI BULUNMAZ YÜZÜNE SENİN
    OLUR OLMAZ YERDE SIRRINI AÇMA
    ELOĞLU SEYREDER TOZUNA SENİN

    GURURLA KİBİRLE ALINMAZ SONUÇ
    NEFSE ESİR OLMA VİCDANAN DANIŞ
    BİLMİYORSAN ÖĞREN BİLİYORSAN KONUŞ
    DÜNYA KULAK VERSİN SÖZÜNE SENİN

    OLUR BE TORUNİ GAM YEME OLUR
    ÖMÜR GEÇİCİDİR HAYAT KAYBOLUR
    DUVARDA ASILI BİR RESMİN KALIR
    GELEN GEÇEN BAKAR POZUNA SENİN


    FAYDASI NE

    Hedefi görmeden mermi atmanın faydası ne ?
    Tembellik züğürt düşürür yatmanın faydası ne ?
    Elinden geldikçe çalış kula kulluk eyleme
    Muhannetin lokmasını yutmanın faydası ne ?

    Akıl ermez bu dünyanın ahvaline haline
    Gece hapishane olur, gündüz benzer geline
    Şayet bülbül değil isen konma gülün dalına
    Karga olup gül dalında ötmenin faydası ne ?

    Daima karanlık gider cehaletin dünyası
    Sırtına günah bağlayıp Mevlâ’ya olur âsi
    Söz götürüp, söz getiren münafığın kendisi
    İki dostun arasını katmanın faydası ne ?

    Şerefle, şöhretle yaşa edebinle arında
    Gir insanlık çemberine dolaşma kenarında
    Şahsan uygun hareket et, ağır otur yerinde
    Davetsiz, teklifsiz yere gitmenin faydası ne ?

    Belki de sözün yanlıştır ey NUSURET TORUNÎ
    Laf bir kez namludan çıktı, bulacaktır yerini
    Yersen mazlumun hakkını çekersin ecirini
    Hakk’ın huzurunda inkâr etmenin faydası ne ?



     
  2. hasan25

    hasan25 Yeni Üye

    BU BÜYÜK USDADI HEP BİRLİKTE ANALIM MEKANIN CENNET OLSUN NÜSRET SÜMMANİOĞLU
     

Bu sayfa için etiketler

  1. nusret sümmanioğlu kimdir
  2. nusret sümmanioğlu şiirleri