Ahmet Haşim Şiirleri

Şiirler bölümünde yer alan bu konu mahir tarafından paylaşıldı.

  1. mahir

    mahir Harbi Aktif Üye

    Ahmet Haşim Şiirleri, Ahmet Haşim'in yazdığı şiirler

    MEHTABTA LEYLEKLER

    Kenâr-ı âba dizilmiş, sükûn ile bekler
    Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl leylekler...

    Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece
    Onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser...

    MERDİVEN

    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...
    Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
    Bu bir lisân-ı hafidir ki rûha dolmakta
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
    Neden bu âb-ı semâvîde avlananlar yok
    Bu haşr-ı nûr-ı hüveynâtı hangi kuşlar yer?

    Eder bu hikmete gûyâ ki vakf-ı rûh u nazar
    Füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl ley
    Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    Zannetme ki güldür, ne de lâle,
    Âteş doludur, tutma yanarsın,
    Karşında şu gülgûn piyâle...

    İçmişti Fuzûlî bu alevden,
    Düşmüştü bu iksîr ile Mecnûn
    Şi'rin sana anlattığı hâle...

    Yanmakta bu sâgardan içenler,
    Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı,
    Baştan başa efgân ile nâle...

    Âteş doludur, tutma yanarsın,
    Karşında şu gülgûn piyâle...

    YARI YOL

    Nasıl istersen öyle dinle, bakın,
    Dalların zirvesindeyiz ancak,
    Yarı yoldan ziyade yerden uzak.
    Yarı yoldan ziyade maha yakın.

    PARILTI

    Âteş gibi bir nehr akıyordu
    Rûhumla o rûhun arasından,
    Bahsetti derinden ona hâlim
    Aşkın bu unulmaz yarasından.
    Vurdukça bu nehrin ona aksi
    Kaçtım o bakıştan, o dudaktan
    Baktım ona sessizce uzaktan
    Vurdukça bu aşkın ona aksi

    ŞAFAKTA

    Dönsek mi bu aşkın şafağından,
    Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?
    Bizden daha evvel erişenler,
    Ağlar bugün, evvelki hayale...

    Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek,
    Düştüyse gönüller bu melâle?
    Bir eldir ufuklardan uzanmış,
    Zulmet bizi çekmekte visâle.

    BİRLİKTE

    Bütün bizimçündür
    Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül
    Gibi üstünde titreyen bu sema;
    Gecenin dallarında şimdi açan
    Bu kamer,
    Bu altın gül...

    Bütün bizimçündür
    Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim,
    Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa,
    Sana aid lebimdeki buse,
    Lebinin surh-ı bizevali benim.

    BİR YAZ GECESİ HATIRASI

    İsveyle, fısıltıyla, gülüşle
    Olmuş sebi sevda yine bihap
    Oklar gibi saplanmada kalbe
    Düştükce semadan yere mehtap...

    Buseyle kilitlenmiş ağızlar
    Gözler neler eyler neler israp! ...
    Uçmakta bu ateşli havada
    Vuslat demi bir kuş gibi bitap...

    BÜLBÜL

    Bir gamlı hazânın seherinde,
    Isrâra ne hâcet yine bülbül?

    Bil, kalbimizin bahçelerinde,
    Cân verdi senin söylediğin gül.

    Savrulmada gül şimdi havada,
    Gün doğmada bir başka ziyâda.

    O BELDE

    Denizlerden
    Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
    Bilsen
    Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
    Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
    Ne sen,
    Ne ben,
    Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
    Ne de alam-ı fikre bir mersa
    Olan bu mai deniz,
    Melali anlamayan nesle aşina değiliz.
    Sana yalnız bir ince taze kadın
    Bana yalnızca eski bir budala
    Diyen bugünkü beşer,
    Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
    Bulamaz sende, bende bir ma'na,
    Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
    Ne de durgun denizde bir muğber
    Lerze-i istitar ü istiğna
    Sen ve ben
    Ve deniz
    Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
    Topluyor bu-yi ruhunu guya.
    Uzak
    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
    O belde?
    Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
    Mai bir akşam
    Eder üstünde daima aram;
    Eteklerinde deniz
    Döker ervaha bir sükun-ı menam.
    Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
    Hepsinin gözlerinde hüznün var
    Hepsi hemşiredir veyahud yar;
    Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
    Dudaklarındaki giryende buseler, yahud,
    O gözlerindeki nili sükut-ı istifham
    Onların ruhu, şam-ı muğberden
    Mütekasif menekşelerdir ki
    Mütemadi sükun u samtı arar.
    Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
    Mülteci sanki sade ellerine
    O kadar natüvan ki, ah, onlar,
    Onların hüzn-i lal ü müştereki,
    Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
    Hepsi benzer o yerde birbirine...
    O belde
    Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
    Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
    Bir yalan yer midir veya mevcud
    Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
    Bilmem... Yalnız
    Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
    Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
    Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
    Uzak
    Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
    Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz

    GELDİN

    Bir gün
    Akşamın ölgün
    Duran o namütenahi ziya denizlerine
    Gark olan eşcar,
    Gark olan ovalar
    Oluyorken sükut ü hüzne makar
    Geldin alam-ı kalbi teskine
    Ey şebabın hayal-ı cavidi,
    O melul akşamın havası kadar
    Gelişin bir sükun-ı saridi...

    ŞAİRSİZ DÜNYA

    Şairdir şiiri anlatan
    Şairdir seni tanıyan
    Şairdir duyguları yaşayan
    Şairdir size bakan

    SEHER

    Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor
    Tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb.
    Semâyı kaplayacak, şimdi, gâzeler gibi nûr
    Zavallılar kalacaklar esir-i ufk-ı türâb.
    Ve onların gözü eyler nücûm-ı fecre itâb
    Ve onların sesi eyler «nihayet»i işrâb

    SONBAHAR

    Bir taraf bahce, bir tarafta dere
    Gel uzan sevgilim benimle yere
    Suyu yakuta döndüren bu hazan
    Bizi gark eyliyor düsüncelere

    SÜVARİ

    Şu bakır zirvelerin ardından
    Bir süvari geliyor kan rengi.
    Başlıyor şimdi malül akşamda
    Son ışıklarla bulutlar cengi.
    Bir bakır tasta alev şimdi havuz
    Suya saplandı kızıl mızraklar.
    Açılıp kıvranarak göklerde
    Uçuyor parçalanan bayraklar

    AĞAÇ

    Gün bitti. Agacta nes`e söndü.
    Yaprak ates oldu, kus da yakut;
    Yaprakla kusun pariltisindan
    Havzun suyu erguvana döndü

    HAVUZ

    Akşam Yine Toplandı Derinde
    Canan gülüyor eski yerinde
    Canan ki gündüzleri gelmez
    Akşam görünür havuz üzerinde,
    Mehtab kemer taze belinde
    Üstünde sema gizli bir örtü
    Yıldızlar onun guldür elinde..

    KARANFİL

    Yârin dudağından getirilmiş
    Bir katre âlevdir bu karanfil,
    Rûhum acısından bunu bildi!
    Düştükçe vurulmuş gibi, yer yer,
    Kızgın kokusundan kelebekler,
    Gönlüm ona pervâne kesildi

    GECE
    Titreyen ellerimle penceremi
    Açtım afaki leyle karşı... Yine
    Gecenin gölgeden manazırına
    İmtizac eylemiş nücumü bahar...
    Sihri eb`at içinde şimdi gümüş
    Bir sehap andıran miyah uyumuş..
    Kalbi seydayı leyl olan rüzgar
    Esiyor gölgelerde velvelekar..
    Ah o bir aşkı bi-tenahi mi
    Geceden, tudei manazırdan
    Yükselen rasei humarü buhar?
    Sanki hulyayı vasla müstağrak
    Sebi bir itri hisle doldurarak
    Dolaşan, titreşen kadınlardı...
    Sanki bir savti gaibü mühtez
    Kalbe bir aşkı bi-vefa yetmez
    'Seviniz, muttasıl sevin! ' derdi

    GELDİM

    Bir gün
    Akşamın ölgün
    Duran o namütenahi ziya denizlerine
    Gark olan eşcar,
    Gark olan ovalar
    Oluyorken sükut ü hüzne makar
    Geldin alam-ı kalbi teskine

    GELMEDEN EVVEL

    Kalbim
    Benim bir ormandı,
    İsimsiz, asude,
    Bir büyük orman;
    Ve gölgelerinde revan
    Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi
    Dağıtırken sükutu bihude,
    Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman,
    Ne zaman
    Girecektin o kalb-i mes'ude?
    Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem
    Reng-i eşcar ü abı fersude,
    Dolacak mıydı seslerin, bilmem
    O tehi saye zar-ı mesdude?
    Sanki hicrana bir teselliydi
    Şeceristan-ı kalb içinde revan
    Olan hafi suların musiki-i nevmidi.
    Ey şebabın hayal-ı cavidi,
    O melul akşamın havası kadar
    Gelişin bir sükun-ı saridi...


    Bir Günün Sonunda Arzu

    Yorgun gözümün halklarında
    Güller gibi fecr oldu nümayan,
    Güller gibi...sonsuz, iri güller
    Güller ki kamıştan daha nalan;
    Gün doğdu yazık arkalarında!

    Altın kulelerden yine kuşlar
    Tekrarını ömrün eder ilan.
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
    Alemlerimizden sefer eyler?

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Üstümde sema: Kavs-i mutalsam!

    Akşam, yine akşam, yine akşam
    Göllerde bu dem bir kamış olsam!

    AKŞAM YİNE TOPLANDI DERİNDE

    Canan gülüyor eski yerinde
    Canan ki gündüzleri gelmez
    Akşam görünür havuz üzerinde,

    Mehtab, kemer taze belinde
    Üstünde sema, gizli bir örtü
    Yıldızlar, onun gülüdür elinde

    BAHÇE

    Bir Acem bahçesi, bir seccade
    Dolduran havzı ateşten bade.
    Ne kadar gamlı bu akşam vakti
    Bakışın benzemiyor mutade.

    Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar
    Dalmış üstündeki kuşlar yâda.
    Bize bir zevk-i tahattur kaldı
    Bu sönen, gölgelenen dünyada.

    BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

    Yorgun gözümün halkalarında
    Güller gibi fecr oldu nümâyân,
    Güller gibi... sonsuz iri güller,
    Gün doğdu yazık arkalarından!
    Altın kulelerden yine kuşlar,
    Tekrârını ömrün eder i'lân,
    Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
    Âlemlerimizden sefer eyler?
    Akşam, yine akşam, yine akşam,
    Bir sırma kemerdir suya baksam;
    Akşam, yine akşam, yine akşam,
    Göllerde bu dem bir kaçmış olsam!

    TAHATTUR

    Bir Acem bahçesi, bir seccâde,
    Dolduran havzı ateşten bâde..
    Ne kadar gamlı bu akşam vakti...
    Bakışın benzemiyor mu'tade.
    Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar,
    Dalmış üstündeki kuşlar yâda;
    Bize bir zevk-i tahattur kaldı
    Bu sönen, gölgelenen dünyâda!

    KARANLIK

    Aşkın bu karanlık gecesinde
    Bülbül yine vahşi müterennim
    Mecnûn'u terk etti mi Leylâ?
    Vahşî sesi firkat sesi sandım.
    Aşkın bu karanlık gecesinde,
    Hicrânımı duydum, seni andım,
    Firkatzede bülbül gibi yandım

    O ESKİ HÜCREYE BENZER Kİ

    Ziya-yı şemse kapanmış bütün deriçeleri
    Bir öyle hücreye benzer ki ömrümün kederi.
    Gubar-ı ye's ü fena sinmiş orda elvana
    Emel, heves bırakılmış sükut u nisyana.
    Bütün hadayık-ı histen o toplanan ezhar
    Uyur mekaabir-i minada bi-ümid-i bahar.
    Bu penbe gül, bu gül ağır ağır erimiş
    Üzerlerinde değiştikçe her mükedder kış.
    Ocak harab ü tehi, lamba kimsesiz, a'ma
    Bu samt-ı haste eder hüzn ü uzleti ima.
    Soluk cidara asılmış, durur garik-i melal
    O çehreler ki uyur gözlerinde eski hayal...
    O eski hücreye benzer ki ömrümün kederi
    Çekilmiş ufk-ı teselliye karşı perdeleri...

    ORMAN

    Su değil, mesimin havası akan
    Duyduğun yaprağın, dalın sesidir
    Suda yıldızların parıltısıdır
    Bu karanlıkta bazı bazı çakan...